GAZETECİLİK

GAZETECİLİK

İletigönderen Feza Tiryaki » Cum May 28, 2021 17:14

GAZETECİLİK


Her şeyin cılkı çıktığı gibi, günümüzde gazeteciliğin de cılkı çıktı. Hepsi bir örnek oldular. Siyasi partilerimizin hepsinin neredeyse birbirinin aynı olmaları gibi. Aynı sesi çıkarmaları. Ara sıra kavga eder gibi yapmaları…

Ne reklamdı o, bir zamanların banka reklamı: “ Yok aslında birbirimizden farkımız ama biz Osmanlı Bankasıyız!” Günümüzde de siyasetçilerimiz aynı: “Yok birbirimizden farkımız, hepimiz de aynı yolun yolcusu, Atatürk Cumhuriyeti’nin karşıtı, aynı amacın savaşanlarıyız.” diyor gibiler.

Siz, hiçbir siyasetçiden şu günlerde gündeme aykırı bir söz duydunuz mu? İnsanların özgürlükleri kısıtlanarak, eğitim hakkı gibi temel haklar askıya alınarak, toplum baskılanarak, küresel çete eliyle Yeni Dünya Düzeni kurulurken, dünya, tek elden yönetilen tek devlete, sanal bir yönetime dönüştürülürken hangi siyasetçi buna karşı çıkıyor, tehlikeyi söylüyor? Birdenbire ortaya çıkardıkları, uzun yılların hazırlığı olduğu belli, nedenine insanları inandıramadıkları bu aşı çılgınlığı döneminde, siyasetçilerde, sizleri aydınlatan, düşündüren, olan biteni bilimsel inceleten, toplumu aydınlatan, endişeleri ciddiye alan, araştırtan, bu duruma karşı çıkanların yanında olan, onları koruyan bir siyasi tavır gördünüz mü?

Sonunda tek sesli bir topluma dönüştürüldük.

Hepsi, Osmanlı Bankası gibiler, dün de öyleydiler, bugün de…

Haber alma, haber verme hakları bile alındı ellerinden bu küresel salgın masalına inanmayanların.

“Haber;” Arapça kökenli bir söz. Yeni bir durumla, olayla ilgili bilgi demek.

Bilmek, bilgi vermek, bilgilenmek.

Haber vermek, haber almak… Haber salmak, haber göndermek, haberi olmak, haber atlamak, haberdar olmak…

Gazete; haber veren yayın. Gazeteci; gazete çıkaran, gazeteye yazı yazan, geçimini böyle sağlayan.

Gazetecilik, bu işin mesleği.

Tarafsızlık da gazeteciliğin olmazsa olmazı… Haberi taraf olduğu, yandaş olduğu yöne göre değil, doğrudan, olduğu gibi, değiştirmeden vermek.

Haberi doğru vermekle de iş bitmiyor. Haberin verilip verilmemesi de toplumu yönlendiriyor. Hangi haber verilecek, hangisi görmezden gelinecek?

İncelemişler, kitle iletişim araçlarının (basın – yayın –bilişim) öne çıkardığı, izleyicilerini, okurlarını, öne çıkardıkları konularda bilgi bombardımanına soktukları, çok sık işledikleri konular, toplum tarafından benimseniyormuş, taraftar buluyormuş kendine. Görmezden gelinen olaylar da, unutulup, önemsizleşip gidiyormuş…

Kamuoyunun ne hakkında nasıl düşüneceğini bu haber alma araçları belirliyormuş. Toplum korkutulacaksa, haberler o yönde, sindirilecekse, o yönde… Oyalanacaksa o yönde… Basın yayın bu kadar önemliymiş…

Yoksa bu kadar eğitimli insan, bu derece yan yatar çamura batar mı?

Sicili kirli bir küresel örgütün peşinden, ortalıkta bol paranın döndüğü, paragöz şirketlerin şirket kasalarını doldurmak için kırk takla attığı bir dönemde, hipnoza tutulmuş gibi, “aşı aşı” diye feryat figan ederek koşturulur mu? Kişi, kendine söylenenlerin ne kadarı doğru, ne kadarı uydurma araştırmaz mı? Genlerle oynama, insan yapıtaşına el atmak, yaratılışı değiştirmek ne demek, bu işin meyvelerdeki, bitkilerdeki sonuçlarını görmediniz mi, genetiği değiştirilmiş gıdalarla beslenmenin sonuçlarını, tarım arazilerinin durumunu duymadınız mı, bu “aşıların içinde ne var, kime göstermelik olarak içi boşu, kime bu bilinmezi vuruluyor, bilmek istemiyor musunuz?

Bir fıkra kitabından aldım şu sözleri. Tam da insanlığın durumu. İki kişi konuşuyor:

“Yalnızca aptallar emin olur. Akıllı insan daima şüphecidir.”

“Emin misin?”

“Kesinlikle!”

Yeniçağ yazarı Arslan Bulut’tan başka, bizde zaten bu konuyla ilgilenen de yok. Diğerleri saf çocuk pozundalar… Arslan Bulut’un bu sözü de ayındırmadı mı insanımızı?

"Dünyayı aşıya zorlamak" deyişi bana Hristiyan Siyonistlerin "Tanrı'yı kıyamete zorlamak" projesini hatırlattı. Yoksa Tanrı'yı kıyamete, savaşla değil aşıyla mı zorlamaya çalışıyorlar?”

Bu da aynı yazıdan olayın açıklaması:

“mRNA türündeki aşıların geri dönüşü olmadığını, bir kere vücuda girdi mi her hücrede insan DNA'sının bir parçası haline geldiğini biliyoruz. Bu teknik daha düne kadar yasaktı Avrupa'da; korona ile birlikte kaldırıldı o yasak. Uzun zaman içindeki etkileri kesinlikle bilinmiyor...”

On gün kadar önce, Viranşehir Cumhuriyet Savcısı Eyüp Akbulut vatandaşı uyarmıştı:

“Aşı konusunda vatandaşı zorlayamazsınız. Bu bir zorbalıktır. Haysiyetli hukukçular bu konuda gereğini yapar, benim ümidim bu yöndedir. Ben mesleğim gereği neyin ne olduğunu biliyorum. Hiç kimse bizi kedi köpek gibi aşılayamaz. ‘Keyfine bak ben aşılıyım’ demek ne demek oluyor? Kimse korkmasın hukuk devletinde yaşıyoruz.”

Yine bu ayın gündeminde bir suç örgütü liderinin ardı ardına yayınladığı geçmişteki olayları sorgulama canlı yayın kasetleri vardı. Yalnızca bir gazeteci, gazetecilik yapmaya kalkışmıştı milyonların izlediği bu kasetler hakkında.

Bakanlara soru soran gazeteci şaşkınlık yaratıyor. Gazeteci soru sorar mı hiç? Hele de soru sorma yok denmişse, diğerleri suskunsa.

Anadolu Ajansı durumu açıklıyor:

“Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank ve Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli’ye, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’ya ilişkin soran Anadolu Ajansı muhabiri Musab Turan’ın işine son verildi.”

Gazetecinin bir gün sonraki açıklaması:

“Normal haber telaşıyla gündemi takip eden biri olarak oradaydım. Sayın Bakan'ın danışmanı Rıdvan Tezel, kulağıma eğilerek soru sormuyoruz dedi. Benim burada kayışım attı.

Orada zaten TRT, DHA ve AA var. Bu adamlar zaten size ne sorabiliyor ki? Bir tane soru sordum, baktım bu özgüven hayra alamet değil.”

Burada Musab Turan’ın soru soramayan, emir kulu gazetecilikle ilgili şu açıklaması da önemli:

“Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün kurduğu Anadolu Ajansı’nın durumuna bakınız…” diye başlayıp gazeteciliğin geldiği son noktayı açıklaması… Ülkemizdeki gazeteciliğin resmini çekmek gibi.

Sonra gazeteci, babasının iktidar partisindeki yerinden söz ediyor, partili gazeteci olduğunu belirtiyor, bu soruyu da partim için sordum diyor.

Ardından, gazetecinin babasından jet açıklama:

“Oğlumun Türkiye kamuoyunu meşgul etmesinden dolayı rahatsız olduğumu beyan eder, saygılarımı sunarım.”

İşten alınırken kendilerini işten alan makama teşekkür edenler gibi bir açıklama.

Bu olay suç örgütü başına kadar uzanıyor. Muhabire olaydan altı gün sonra soruyorlar:

"Sedat Peker de çektiğiniz videoyu sosyal medyada paylaşarak size destek verdi. Peker'in verdiği destek hakkındaki görüşünüz nedir?"

"Teşekkür ediyorum. İddialarını inandırıcı buluyorum."

Suç örgütlerinin başı muhatap alınabiliyor, görüyorsunuz, teşekkür bile ediliyor; Sözcü’nün ünlü yazarı (Y. Özdil) da aynı kişiye aynı tavrı göstermedi mi?

“ Sedat Peker işini namusuyla yapanları tenzih ederek, gazetecilerin şerefsiz olduğunu söyledi. Bu konuda kesinlikle haklı... Bunca somut iddia varken, bunları haber yapmayan, kenardan kenardan başka konuları yazan gazete ve gazeteciler süzme şerefsiz değildir de nedir?”

Partili gazeteci tarafında parti içi çekişmesi var. Bir yanda iç çekişme, paylaşım kavgası, bir yan ise tüm bunlara seyirci…

Yine Birgün muhabiri, soruyor:

“Size yöneltilen "partili gazeteci" eleştirilerini nasıl değerlendiriyorsunuz?”

Gazeteci zaten bunu inkâr etmemiş ki… Çoktan alışıldı bu duruma. Kimse garipsemiyor, böyle gazetecilik olmaz denmiyor.

Partili gazeteci sorusunu Musab Turan şöyle yanıtlıyor:

“Aslında partiyle ilgili konularda konuşmak istemiyorum. Ben daha genel bir perspektiften bakıyorum.” Burada konuyu açıyor:

“Ülkede gençlerin o dönemin iktidarı tarafından ötekilenerek yaftalandığı, hapislere doldurulduğu 60 ihtilali, 80 ihtilali, 28 Şubat gibi tüm bu dönemlerden gelerek Türkiye'de ciddi bir altındakini yeme, gençlerini ezen bir ülke görünümündeyiz.”

Soruyorlar:

“Bundan sonra yaşanabileceklere ilişkin bir öngörünüz var mı?”

“Yani sadece bizi değil, yedi sülalemizi bile içeri alabilirler. Bu onurlu davranışın devamını, onurlu duruşumuzla sürdürmek istiyoruz. Bundan sonra başıma gelebilecek her şeye de razıyım, hazırlıklıyım.”

*
Savcımız açığa alındı hemen yukardaki açıklamayı yaptığı gün. O soruyu soran gazeteci de aynı gün işten atıldı. Gazeteci bu kadar kolay işten çıkarılamaz diyeni duydunuz mu? Ya savcımız? Durumunu takip eden gazeteci var mı?

Televizyonda bir haber yayını izleyin, eğer hiç izlemiyorsanız, görün habercilik ne durumda, haber mi veriliyor, magazin yayını mı yapılıyor, görün. Bu akşamın haberlerinden:

Üç kedi yavrusunun kurtarılması, çağrılan itfaiye, polisler…

Felçli köpeğini bebek arabasıyla gezdirirken kök hücre tedavisiyle köpeği artık yürüyen kadının anlattıkları…

Köpeği falezlerden denize inmiş, sahibi ne yapmış…

Köpek, kedi yavrusunu emzirmiş…

Sokak kedilerini beslemek yüzünden sitede kavga…

*
Dün 27 Mayıs’tı. Yirmi yıla yakın (1963 – 1981) yalnızca adıyla bayram olarak kutlanan bir günün yıldönümü. “27 Mayıs Hürriyet ve Anayasa Bayramı.” Bu gün, doğal olarak, halkla değil yalnızca resmiyette kutlandı, bayram değil, resmi tatil günüydü.

Menderes döneminde, üç yüze yakın gazeteci iktidar karşıtlığı yüzünden hapisteydi, kırkı aşkın kişi de idam edilmişti, toplum ikiye ayrılmıştı, iktidarın “Vatan Cephesi"ne kayıt olmayanın başına her iş gelirdi.

1980 basımı 5. Sınıf Sosyal Bilgiler kitabından 27 Mayıs Devrimi ve Yeni Anayasamız başlıklı bölümün hazırlık kısmına bir göz atalım: Orada öğrencilere soruyorlar:

“Sınıfta arkadaşlarınız, yakındaki bir yüksek dağa sınıfça gezi yapmayı önerdiler. Öneri oylandı. Çoğunluk evet dedi, bir kısmı istemedi. Çoğunluk, böyle istendi diye geziye gitmek istemeyenleri zorlayabilir mi? Hayır diyen yalnızca bir kişi olsaydı bile o kişi buna zorlanabilir miydi?”

Daha o dönemde öğretilmiş öğrencilere, özgür düşünce, düşünceye saygı…

Orada öğrencilere; “Kanunlar Anayasa’ya uygun olarak hazırlanır. Tüzükler ve yönetmelikler de Anayasa’ya ve öbür kanunlara uygun olmalıdır.” diye de öğretmişler.

Günümüzde ise, adının önünde profesör doktor yazılı biri, aşı olmak istemeyenlere, henüz deneme safhasındaki, ruhsat almamış, şirketlerin sorumluluk almadığı, gelecekteki etkileri bilinmeyen bu çok yeni aşıya şüphe ile bakanlara, “Köpek gibi aşı olacaksınız!” demedi mi? Ya, “o şeyi” olmayanlar vatan hainidir, diyen profesöre ne demeli?

Son olarak, günümüze ışık tutacak, Atatürk’ten üç özdeyişle sözü bitirelim:

“Kişilerin özgürlükleri, devletin bağımsızlığını korumasına bağlıdır.

Kimsenin düşüncesine ve vicdanına egemen olunamaz.

Hiçbir ulus yoktur ki, ahlaki temellere dayanmadan yükselsin.”

Feza Tiryaki, 28 Mayıs 2021
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 877
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x