HAN SARHOŞ HANCI SARHOŞ

HAN SARHOŞ HANCI SARHOŞ

İletigönderen Feza Tiryaki » Çrş Kas 30, 2022 15:55

HAN SARHOŞ HANCI SARHOŞ

Böyle der Âşık Mahsuni bir türküsünde. Ağlamaklı bir sesle ağıt yakar gibi söylemiş türküsünü, bir zamanların sorunlarını dile getirirken. Bu günlerin yaşanacağını bilseydi, bu ortamı görseydi eski dönemlerin dertleriyle içini yakmazdı, olanlara aldırmazdı bile.

“Han sarhoş, hancı sarhoş / Yolda yabancı sarhoş” Bir deyimden yola çıkılmış.

Deyimin doğrusu; “Hancı sarhoş, yolcu sarhoş.” Kim ne yaptığını bilmiyor. Kimse olana bitene aldırmıyor. Herkes kendi havasında yaşayıp gidiyor anlamında.

Günümüzde olduğu gibi. Havanda su dövüp duruluyor TV’lerde. Hep aynı kişiler konuşuyor, aynı laflar kabak tadı veriyor. Paramızın değeri, alım gücü düşmüş. Geçim sıkıntısı akıl almaz boyutlarda. Eğitim sistemi çökmüş. Sınavlı sınavsız, uzman, baş derken bölük pörçük edilmiş öğretmenler. Türbanlı öğretmenlik olağan. Öğretmenler saçlı sakallı. Özenli giyineni ara ki bulasın. Taksim’deki patlamada ölen çocuğun adı, Adana’daki okuluna ad olarak veriliyor anında. Böyle günah çıkarılıyor. “Mithatpaşa” okulunun adına kıyılıyor. Okul adlarının kültürel, tarihi bir önemi kalmamış. Orta sınıfı kaybetmek üzereyiz. Ticaretle para kazananlar, bir şey alıp satanlar kendini kurtarıyor, turizmle uğraşanlar, bir şirketin başına çökenler bir memurun aylığını bir günde alıyor. Asgari ücret şaka gibi. Beş bin beş yüz lirayla yer misin, içer misin, insanca yaşar mısın?

“Gaziantep'te kalp krizinden ölen komiser, Bursa’da toprağa verildi” haberi günün en önemli haberlerinden olmalıydı. Otuz yaşındaki bir genç polis neden kalp krizi geçirir, sağlık kontrolleri zorunlu mudur kamuda, kontrolleri aksamış mıdır, nedeni nedir? diye soran olacağını sanmıyorum. Ölen öldüğüyle…

Okuyana, öğretmene, doktora eski saygı kalmamış… Her gün bir doktor dövülüyor. En son bir hasta yakını haydut, doktorumuzun burnunu kırmış yumruğuyla…

“Karlı dağlar kara bulut içinde”/ Yaylası hüzünlü, yöresi bir hoş.”

Karlı dağların kara bulut içinde olması normal bu mevsimde. İşe gidenlerin, okula gidenlerin, öğrencilerin karanlıkta kalmasına ne demeli?
Ülkemizin saat ayarı, altı yıl önce aniden değiştirilmişti, kışın karanlıklarda kaldık o günden beri, hiç bilinmedik durumlardayız. Elektrik tasarrufuyla da ilgisi yok, çünkü kış mevsimindeyiz, günler kısa. Bilim insanları böyle söylüyor. Sabah ezan okunmadan zifir karanlıkta, çalışanlar çoktan yollarda.

Avrupa ile aramız bir saatken artık iki saat. Mekke ile ise nedense aynı saat ayarını kullanıyoruz. Kimse de bunu eski durumuna getirmek için parmak oynatmıyor, sesini bile çıkarmıyor, bu tartışılmıyor. Kendi kendine söyleniyor insanlar, o kadar.

Mahsuni o türküde doktorlara da seslenir:

“El çek tabip kalbimden/ İçimdeki sancı sarhoş.”

Şimdi olsa onu da diyemezdi doktorlarımıza. Kim sahte kim değil nasıl ayıracak? Çerkezköy devlet hastanesindeki sahte kadın doktor ortalığı kırdı geçirdi. Yirmi yaşında “bir çocuk.” Hastane binasına bakarsanız orası Amerika’da olmalı, uzay merkezi gibi, gösteriş, büyüklük o biçim. Ne zaman eski hastanelerini yıktılar da, böylesini bir ilçeye yaptılar? Düşündürücü. Dışı seni içi beni yakar misali.

İl Sağlık Müdürlüğü, denildiği gibi değil, yok bir yıl çalışmadı, dört ay çalıştı, reçete yazmadı, hasta bakmadı, yalnızca orada dolaştı diye savunmaya geçerken, sahte doktor kızın (Çerkezköy’den, Lise mezunu) ifadesi ortalığa saçılıyor. Bir de kişisel verilerin gizliliği yasalardan çıkarılmış olmalı, kim olursa olsun, savcılıktaki, polisteki ifadelerin nasıl oluyorsa böyle ortalığa yayılma durumları da var. Sağlık müdürlüğünün tüm dediklerini kızın söyledikleri yalanlıyor. Yaptıklarını tek tek anlatmış. Ameliyatlara katılmış, hastaya ameliyat sonrası ameliyatı yapan doktorun yerine dikiş atmış… Doktor odalarının anahtarı verilmiş kendisine, yemekhanede yemek yemiş. Suç işlemede tecrübesi yokmuş demek. Olsa inkâr ederdi, sağlık müdürlüğünün dediklerini tekrarlar kurtulurdu…

Böyle bir olayda zincirleme istifalar beklenir, bu duruma göz yumanlar, hastaların yaşamını tehlikeye atanlar, attıranlar tek tek hesap verir değil mi? Ne gezer… Suçlanan, yargıya verilen bir hastane çalışanı şu ana kadar duyulmadı. Üstelik aynı kızın söylemesiyle, arkadaşı sahte beyin cerrahı biri daha yakalandı. İfadesinin ardından serbest bırakılan.

“Mardin’de, sokak köpeklerinin saldırısına uğrayan altı yaşındaki çocuk yaralandı.”(DHA) haberi, günün akşam haberi. Daha kaç hafta geçti aradan, kudurarak Ankara’da hastanede ölen 12 yaşındaki çocuğumuzun haberi üzerinden. Bu çağda kudurarak ölen çocuğumuzun ayıbını, günahını, bu insanlık suçunu, çocuklara güvenli bir ortam verememe suçunu kim üstlenecek? Kimse üstlenmedi tabii. Köpekler sokaklarda dolaşacaklar, çünkü hayvan sever rolündeki çığırtkanlar böyle istiyor.

Mardin Kızıltepe’de ısırılan altı yaşındaki çocuğa hastanede kuduz aşışı yapılmış. Yenice. Çocuk, eve gönderilmiş. Kapıları önünde oynarken iki köpek saldırmış çocuğa. Çocuğu ölümden çevredekiler kurtarmış. Saldırgan köpekler toplanmış mı, ısıran köpek kontrol altına alınmış mı bir süre sonra uyutulmak üzere? Sokak köpeği kavramı aynı gün TV’lerde tartışılmış mı, siyasetçiler durumu düzeltmek için parmak oynatmışlar mı? Hiçbiri olmamış. Sokak köpekleri aşılanıp salınmış. O da inanırsanız. Saldırgan köpekler, başka birilerine saldırana kadar görmezden gelinecekler. Kuduzsalar kuduzu yayacaklar.

Bu da kuduz kedi alarmı. Bugünün başka bir haberi:

Haber Giriş: 29 Kasım 2022 Salı - 11:50
“Kars'ın Kağızman ilçesine bağlı Denizgölü köyü ölen bir kedide kuduz tespiti üzerine karantinaya alındı”
İşte çağdaş bir ülkede herkesi ayağa kaldıracak, korkutacak bir kara haber. Ayrıntılarıyla:
“Denizgölü'nde bir kedinin saldırgan hareketleri ve ani ölümü üzerine köylüler, durumu İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü ekiplerine bildirdi.
Köye giden ekiplerin kediden aldığı numune, Erzurum Veteriner Kontrol Araştırma Enstitüsü Müdürlüğüne gönderildi.
Buradaki analiz sonucunda kedide kuduz virüsü tespit edildi.”

Açık açık yazmışlar. Soralım, tedbir olarak ne yapılmış? Haberde açıklanıyor.

“İlçe Tarım ve Orman Müdürlüğü Komisyonu kararıyla karantinaya alınan köyde sahipsiz hayvanlara kuduz aşısı yapıldı.”

Sokak hayvanları kavramına devam. Sokakları saldırgan hayvanlarla kuduz tehlikesiyle baş başa bırakmaya devam… Sokak hayvanları yüzünden evlere kapatılmaya, hapishane hayatı yaşamaya devam… Köpekler çocukları kovalasın, kaçarken arabaların altında kalsın çocuklar…

Kapısı önünde 200 kediye bakan kuruyemişçiye ne diyeceğiz? Şu an kırk kedisi varmış sokakta baktığı, yavruları gece dükkânına alıyormuş. Ve bu kişiye yiyecek sattırılıyor, dükkânı mühürlenmiyor, temizliğe uymadı diye. Gazetelere poz veriyor mahalleyi kirleten bu adam. Tavuk haşlayıp kedilere yedirmesiyle de övünüyor. Hayvanları kısırlaştırma akla bile gelmiyor üstelik. Yavruları içeri alıyorum dediğine göre kediler yavrulamaya devam edecekler, sokak kedisi kavramı hiç bitmeyecek… Kuduz tehlikesi, sokak kirliliği hep sürecek…

Sitede “katil” varmış, bu habere göre de. Asıl katil buna sebep olan değil mi? Sınırlarını bilmeyen, başkalarının yaşam alanını kendi egosu için kullanan çığırtkan değil mi?

“Evde beslediği kedisinin her sabah bahçeye çıktığını söyleyen ve yaşadıklarını gözyaşlarıyla anlatan iki çocuk annesi Karabulut, "Sabah pencerelerimi açtığımda mutlaka kedilerimi kontrol ediyorum. Bakıyorum; iyiler mi, değiller mi, diye. Baktığımda karşılaştığım manzara bu oldu. Daha önce de bu sitede kedi yakıldı.”

Kuduzdan ölen çocuk haberinden daha çok yer verilmiş bu yalancıya. Hem kedisini evde beslediğini söylüyor. İkinci sözünde yalanını ele veriyor. “Sabah pencerelerimi açtığımda kedilerimi takip kontrol ediyorum.”

Nereden ediyor? Penceresinden, site bahçesini kontrol ediyor.

Bir evcil hayvan bakacaksan evinde bakmalısın. Kayıt ettirmelisin hayvanını. Site kurallarına uygunsa, yasalsa o evde hayvan bakman. Köpekse bu hayvanın, tasmayla gezdirmelisin.

Batı’da, gezi yollarında çok ender de olsa, köpek ısırırsa birini, kuduz aşısı yapılmaz, tetanosla iş biter. Çünkü tüm ev hayvanları zorunlu aşılıdır. Bizde ısıran hayvan aşılıysa bile aşıya güvenilmiyor ki ısırılana mutlaka kuduz aşısı yapıyor doktorlar.

Avrupalı bu sorunu çözeli yarım yüzyılı geçmiş. Sokaklarında tek bir sokak hayvanı görülmez, bu kavram çoktan kalkmış. Barınak işini de abartmazlar. Sokaklarda bulunan, evden kaçan, sahibi ölen üç beş hayvan, ihbar üzerine tutulup barınağa götürülür, çipli değillerse çiplenirler, sahiplenilmesi için bir süre bırakılır, bu sürede sahiplenilmeyenler uyutulur… Kuş barınakları bile var. Yaralı kuşların bakıldığı, sonra salındığı.

Diyarbakır Yenişehir’de çocuğuna işkence eden onu aç bırakarak ölüme terk eden dört çocuk annesi zihinsel engelli haberi de bir çeşit kuduz haberi. Zihinsel engelli birinden dört çocuk sahibi olan babayı nereye koyalım? O kadar mı ortalık boş, düzen yok, yasa yok… Aile yasası yok, ailenin koruyanı yok.

Şehit haberlerinin önemsenmediği haber olmadığı günlerdeyiz… Temel kazısında işçi ölüyor, yaralanıyor, bir diğeri inşaattan düşüyor, haber değeri yok; kedi ağaç budağına başını sıkıştırmış, kremlesen, yağlasan çıkacak, onlarca resimle, manşetlerde.

Yeni Dünya Düzeninin bir amacı da, bunu araştırmacılar söylüyor, insanları yalnız bırakmak, birbirinden koparmak, onları evlerinde evcil hayvanlarla avutmak, sevgiyi hayvanlarda aratmak…

Tüm bunlar bir tür sarhoşluktan olmalı.

“İtfaiyeli kedi kurtarma, köpek barınağı, ırkı yasak köpek barınağı, gelin bakın, görün nasıl iyiyiz, barınağımızı gezme saatleri…” haberleri tüm haberlerin önünde… Kadın cinayetleri sıradan olmuş, dönüp bakılmıyor bile, gündemi değiştirmek için, belli, bilerek yaptırılan, filmleri dağıtılan hayvan işkencesi görüntüleri herkesi ayağa kaldırıyor. Bir denge yok!

Suriyeliler emlak işlerine el atmışlar, pıtrak gibi bürolar açmışlar büyük kentlerde, gazeteler yenice yazdı, vatanı vatansızlara mı sattıracağız? Turizmin göz bebeği bir Akdeniz köyünde Katarlılar otuz milyona üç dönüm yeri kapmışlar geçen ay, ilçede anlattılar, hem de yapılaşmanın yasak olduğu koruma bölgesinde. Kimsenin çivi çakamadığı, ekilip dikilemeyen denize bakan tarihi bir alanda. Bunları birbirimize anlatarak mı, hayalimizde mi ülkemizi koruyacağız? Köy koruma yasaları nerede? Mahalle demekle köy mahalle olur mu?

“Sevdalı yolcular umut içinde /Hayalin düğünü, töresi bir hoş” der türküsünün bir yerinde Mahsuni.

Ülkesine sevdalılar hâlâ umut içindeler. Böyle olmasa umutlarını Haziran seçimine bağlarlar, gece gündüz kim aday olacak diye kafa patlatırlar mıydı?

Hayalin düğünü töresi bir hoştur, doğrudur…

Hayal kurmaktan öte bir şey yapılmazsa, “Hancı sarhoş yolcu sarhoş” teranesine sığınılıp gününü gün ederse aydınlarımız nasıl olacak Cumhuriyetimizin düğünü?

Ayınalım!

Feza Tiryaki, 30 Kasım 2022
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 955
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x