HAYDİ ABBAS

HAYDİ ABBAS

İletigönderen Feza Tiryaki » Çrş May 12, 2021 0:40

HAYDİ ABBAS

Sürü gütme; küçükbaş - büyükbaş hayvanların istenilen yöne sürülmesi, yönlendirilmesi demek. Sürüyü çoban güder. Çoban köpekleri de çobana yardım ederler.

Bir de algı güdülmesi var. Bir düşünceyi gerçekleştirmek için insanları etkileyerek gütme…

Deveyi eşek güdermiş, en çok buna şaşırır develer âlemini pek bilmeyenler. Boyuna posuna, gösterişli duruşuna bakmayın; “Deveyi yeden eşektir” demiş atalarımız. “Devede de boy var ama kırkını bir eşek çeker.” Atalar sözü de, güdülenlerin düşünmeyi bıraktığının, her denilene uyulduğunun, güdülmede boyun posun, gösterişin pek önem taşımadığının, güçlünün, asıl güden olduğunun, onun da pek matah bir şey değil, alt tarafı bir eşek olduğunun açıklamasıdır. Akıl yürütmeyi, düşünmeyi bıraktı mı insan, deveden bir farkı kalır mı? Eşekten buyruk alınır mı?

Her denilene, her gösterilene inanıyoruz. Adı sanı büyük mü diyenin, eski devirlerdeki gibi neredeyse “Çok yaşa padişahım!” havalarında bizi güdenin eteklerine kapanıyoruz, güdene kul köle oluyoruz… Hele adının önünde prof murof kısaltması varsa güdenin, “bilim ilim insanı” diye geçiyorsa bunların adları, toptan önlerinde el etek öpmedeyiz. Korkutsunlar bizleri istedikleri kadar. Saçmalasınlar... Türkçemizdeki soru sözlerini, kullanmaya kullanmaya unuttuk… Şüphe yok, merak yok! Neden, niçin, nasıl, ne, neyi, niye, nerede, kim, kiminle… Güncel olaylarda, durumu anlamak için sorsak bu tür soruları kendimize, ufkumuz açılmaz mıydı? Aynanın arkasını görmez miydik?

Aylar önce, adı sanıyla denize salınmıştı o şey. Haberlerde şöyle bir geçirdiler, müjde gibi de verdilerdi, denize indi diye. Denizde bir küçücük gemi resmi. Gemiciğin üstünde kocaman bir “ULAQ” yazısı. Ne bu? Bizim gemimizmiş. Son teknikmiş, insansız işliyormuş. Üç ay önce Anadolu Ajansı duyurmuş:

“Türkiye'nin ilk silahlı deniz aracı ULAQ, Mavi Vatan ile buluştu.”

Önce gözlerimi ovuşturdum. Bir yerlerimi çimdikledim. Gerçek mi bu diye! Sonra günlük hay huyla karıştı aklım, bunu unuttum gitti…
Herkes ayağa kalkar nasıl olsa, kimse onaylamaz bu durumu, aydınlarımız feryat eder, siyasetçiler kükrer dedim içimden…

Üç gün önce bir kez daha, aynı yazımlı ad, CNN Türk’te: “ULAQ füze atışına hazır!” yazıyor.

Hayal görmemişim demek, gerçekmiş, böyle bir ad takılmışmış, yeni buluş bir araca.

Aman, yine haberlerde bu şey. Sağdan bakıyorsun Q ile biten bir ad. Soldan bakıyorsun, aynen! Bağışlayın; “Ula, bu ne?”

Geminin karnındaki bu kocaman tokmak ne? Davul tokmağı gibi, bu şey neyin nesi? Bizim dilimizde Q diye bir ses var mı? Oldu mu hiç? Olmuş mu? Olur mu? Dilimizin sesleri Anayasamızda kayıtlı değil mi? Öfkeyle, ey diye seslenmenin “ulan”ından kısaltılan “ula” desek değil, ulaks desek, ne o? Kulak mı? O zaman tertemiz “kulak” diye yazılmaz mıydı? “Kulak.” Hiç sorunsuz okunurdu. Ulak, u-lak, haberci desek, işte 93 yıldır kullandığımız, sular seller gibi okuduğumuz, yazdığımız, başka dillere mükemmel bir şekilde çevirdiğimiz, başka dilleri de dilimize hiç eksiksiz çevirebildiğimiz Türkçemizin sesleriyle, 29 harfiyle yazdığımız “ulak!” Başı u, sonu lak hecesinin “ ke” sesiyle bitişi; Ulak ulak ulak… Kı, kı, kı ulak! Ulak!

Okunduğu gibi ulak!

Yazıldığı gibi okunan ulak!

Türkçemizin “ke” sesine kıran mı girdi? “K” sesi kime neye battı? Önüne ardına gelen seslilerle incelip kalınlaşan K sesine ne oldu? Nedir bunda amacınız?

Bu yapılan nedir sizce? Bölünme için mi bu atak? Sıra dilimizde mi?

Gerçek sahici silahlar bizde artık önemsizleştirildi, geçit törenlerinde, yolda, belde asker görmeyeli on yıllar oldu, Ruslar gibi övünemiyoruz zaferlerimizle, askerimizin geçit törenleri çok gerilerde kaldı, tanklar toplar geçmiyor bayramlarda büyük alanlardan. Varsa yoksa, son yıllarda silah denilince, insansız oyuncaklar akla getiriliyor… Bakın bunlarla nasıl düşmanı korkutuyoruz masalları anlatılıyor, yandaşın ticaretini yaptığı bu işe hayran olunsun isteniyor. Tank palet fabrikası Arap’a satılmış, ne olmuş? Ne gerek var tanka topa, insansız silahlar varken, değil mi ama…

Tokmak elde. Vakit tamam! Cahit Sıtkı Tarancı’nın dizelerindeki gibi:

“Haydi Abbas, vakit tamam /Akşam diyordun işte oldu akşam.”

Tokmak (Q) ülkemizin adıyla birleştirilmiş. Kimse yasak hemşerim, ne o öyle? dememiş…

Sonra, Q (kû) gelir de, X (iks) durur mu? Bu eve kapanılan günlerde, turistin serbest gezdiği halkın denize bile girmesinin yasaklandığı bu günlerde, televizyonlar eliyle bir ses daha bindirildi tepemize. Bu kerpetenlisi (iks).

Bir buçuk yıldır, eve kapatılma günlerinde bizim algımızı bir uyduruk vahşi yaşam yarışmasıyla (Survivor) kesintisiz yönlendiren bir ünlü var. Eskiden, elinde mikrofonla plajlarda turist peşinde dolanırken birdenbire ülkemizin sayılı zenginlerinden oluveren biri. Televizyon kanalları alıyor, yabancı futbol kulüpleri alıp satıyor, yeni televizyon kanalları kuruyor. Okullar kapalı, bu kişinin mağara adamı - kadını görünümlü, saçlı – sakallı, şortlu robotları ise yayındalar. Bu tiplere yasak yok. Bayramları kutlamak yasak, ipsiz sapsız yarışmalar serbest. Ahlaksız sabah yayınları da tam gaz sürdürülüyor. Yeni bir de kanal kurmuş bu TV’ci kişi. Algılara dönük, ne olduğu belirsiz bir ad koymuş kanalına. İş FOX TV’yi falan geçti. O nihayet yabancı bir televizyon kanalının gerçek adıydı. Bunda virüs çiftlendi. Bu yan yana iks sesi nereden çıktı, değiştirin o yazımı, bu dilimize ihanettir bile diyemiyoruz. Tek iks sesi de kesmemiş ki, bakınız, çift iksli bu ad: Exxen.

Hay maşallah! Q’su tamam, iktidar eliyle denize salınmış, Şubat’ta. X’de tamam, yandaş TV’ci eliyle girmiş evlere, Ocak’ta. Ne kaldı geriye? “Çift ve” sesi (w)! Onu zaten bölücülerimiz yıllardır kullanırlar, bir matah gibi bu çirkin yabancı harfe, dilimize gerekmeyen, dilimizde karşılığı olmayan bu harfe sarılırlar. Yoksa nasıl ayrılık yaratacaklar. İşe Van ilimizi Wan diye yazmakla başlamışlardı, bilirsiniz…

Virüsü, dışarıda aramamalı, asıl virüs dilimize sokulmaya çalışılan bu üç ses.

2017’de Cumhuriyet gazetesi duyurmuştu:

“Alfabede olmayan w, x ve q harfleri müfredata girdi.”

“Öğrenciler, 4. sınıfta Türkçe dersi kapsamında klavye karakterleriyle birlikte Türkçede olmayan w, x, q harflerini de öğrenecek.”

İşte kıyıdan köşeden başlanmış.

Bu üç sesi bir sokabilseler dilimize Türkçemiz bitirilecek.

Yabancı dillerdeki, W, bizde, ve diye, q, kû diye, x, iks diye okunur. “Ve”ye “Dabılyu” demek ne öyle? Yıllarca buna susuldu. Hem, Q’(kû)nun, X’(iks)in Türkçede ne iş var? Neredeyse yüz yıl sonra, durmuş oturmuş, kendini kanıtlamış dilimizle neden uğraşılıyor? Dilimizin kurallarına neden uyulmuyor? Buradaki niyet ne? Ne isteniyor, ne? Burnunuza bölücülük kokusu, bölücü bir açılımın pis kokusu gelmiyor mu?

Sonra bu “ULAQ” nerede yapılmış biliyor musunuz? Ares tersanesinde. Ares ne mi? Basın sözün üstüne, arayın, öğrenin: “Zeus ile Hera'nın oğlu, harp tanrısı.” Neymiş neymiş? Yunan savaş tanrısıymış. Ares neredeymiş? Antalya serbest bölgede, bir anonim şirketin adıymış, son yılların en hızlı büyüyen şirketiymiş…

Takvim gazetesi övgüde: “Türkiye'nin ULAQ serisinin ilk silahlı insansız deniz aracı SİDA…”
Seriymiş bu Türkçe olmayan gemi adı, seri dediklerine göre peşi gelecek, tokmak kafalara inip duracak… Bu adın küçük harfle yazılışı daha bir garip; “ulaq”. Bakınca bu yazıma, şamar yemişe dönüyorsun!

Önceki yıllarda, bu virüslerin klavyede serbest bırakılmasında en çok w ile uğraşılmıştı. Adlarındaki “ v” leri, içinde “v” geçen sözleri bu “virüs”le değiş tokuş eden edeneydi. Bunu bilerek yapan vatan millet düşmanlarına, dilini bilmeyen, eğitimsiz, beyni tutsak edilmişler de katılmıştı… Bir suskunluk dönemi sürdü sonra…

Demek, başımıza ilk tokmak denizden inecekmiş, indi. İlk deneme. İlk sınama… Etki – tepki denemesi gösteriyor ki, vakit tamam… Ortalık süt liman… Gerisi gelecek.

"Türk dili, Türk milletinin kalbidir, beynidir." demişti Yüce Önderimiz… 93 yıl sonra, bizi yücelten, birleştiren, ulus yapan, bağlayan, bir arada tutan, tutkalımız Türkçemize, Türk yazı diline, beynimize geldi sıra… Atatürk devrimleri gidiyor tek tek…

Okullar kapalı, insanlar evlere kapalı, oyun çağındaki çocuklar haftalardır kapalı alanlara kapalı, algılar güzele, iyiye, doğruya kapalı…
Televizyonlar eliyle güdülüyoruz…

Ulaklar salındı denize… Korktuklarımız başımıza geliyor! Dilimiz gitti gidiyor!

Uzun yaşayan çok görürmüş…

Bu günleri görmesem iyiydi…

“Haydi Abbas!”, gözünü aç, bir bak! Dilini yutmadınsa konuş! Görsene şunu:

“Uyumakla yol alınmaz!” olan şu:

“Ne sihirdir ne keramet, el çabukluğu marifet!” Dilimizi değiştiriyorlar!

Sıra dilimizde…

Feza Tiryaki, 11 Mayıs 2021
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 881
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x