"Hepsi “Çok İyili” Karne!"

"Hepsi “Çok İyili” Karne!"

İletigönderen Feza Tiryaki » Cum Oca 27, 2023 15:01

"Hepsi “Çok İyili” Karne!"

Ne ne?

“Hepsi çok iyili”. Ne anlarsınız bunu duyunca? Baştan sona tüm derslerden iyi almış, pekiyi alamamış bir karne.

Siz öyle sanın, daha birçok şeyi, kurumu, kavramı hiç değişmemiş, bozulmamış, değiştirilmemiş sandığınız gibi…

“Hepsi “Çok iyi”li karnenin sahibini arıyoruz.” haberiyle öğrendim yeni durumu. Meğer Cumhuriyet boyunca kullanılan “Pekiyi” notuna çoktan el atılmış. Not sistemimiz, küçükten büyüğe herkesin bildiği “Pekiyi” notu, bundan böyle, “Çok iyi.”

Karne, belge demektir. Öğrencilere verilen notların yazıldığı, öğrenci velisini (ana baba) çocuğunun durumuyla ilgili bilgilendirme belgesi. Savaş yıllarında ekmek karnesi varmış, şimdilerde sağlık karnesi, aşı karnesi, kredi karnesi… gibi belgeler var.

İlkokulda öğrenci başarısı 1’den 5’e kadar numaralandırılır. Beş; en iyidir, pekiyi, dört; iyi, üç; orta demektir. İki ve bir; zayıf, pek zayıf. Başarısız. Sınıf geçmeye yetmeyen not.

Bu arada, “pek”, “çok” ne demektir, bir bakalım:

“Çok”, miktarca çok olan diye tanımlanıyor sözlüklerimizde. “Pek”in birkaç anlamı var.

Biri, çok fazla, ziyade demek. Diğer anlamları da, sert, katı, sağlam, sıkı... Birleşik sözcük olarak “Pekiyi” çok güzel, başarılı, en üstün anlamına geliyor. Pekiyi birleşik sözcüktür, sert sessizle biten pek, sesliyle başlayan iyi ile kolayca kaynaşır, birleşik bir sözcüğe dönüşür: “Pekiyi”.

Çok sözü de, sert sessizle, yani aynı sesle biter ama birlikte tek sözcük oluşturamazlar. Ayrı yazılırlar. TDK, pekiyi sözünü şöyle tanımlamış;

“Öğretimde, öğrencinin değerlendirilmesinde kullanılan en yüksek başarı derecesi”. Örnek olarak da; “Sınıfımı pekiyi ile geçtim.” sözünü vermiş.

Bir düşünün; “Sınıfımı “çok iyi” ile geçtim!” demeyi. Dilimizle dalga geçmek gibi… Yerleşmiş bir deyişi dışlamak. Bunun adı dili bozmak değil midir?

Habere yeniden dönersek:

“Başkan Taban’dan karnesini kaybeden 1. Sınıf öğrencisine: “Hepsi “çok iyi” karnenin sahibini arıyoruz, karnesi belediyemizde.” diye başlıyordu haber. Olayın geçtiği yer; Bursa, İnegöl. Belediye başkanının, diğer çalışanlarının boy boy resimleri. Ellerde süslü karne resimleri, üzeri karikatürlü, renkli, oynayan çocuk resimli.

Eskiden bayramlarda sınıflar süslenirdi, karneler değil. Karneler sade, süssüz olurdu. Belge değeri taşırdı.

Bu karne haberi de tıpkı “Annem bana karne hediyesi et aldı!” haberi gibi. Uydurulup üstünde tepinilmiş… Üstünde tepinilmek için hazırlanmış özel tasarım. Et haberi, et fiyatının pahalılığına dikkat çekmek için kurgulanmış olmalı, sonra da zengin olmanın, evi arabası olmanın, haftada üç kez et almanın faziletleri (?) ortaya dökülmüş...

"Annem karne hediyesi et aldı" diyen çocuğun annesi: "Muhabir çocuğumun kulağına eğilerek fısıldayıp söyletti. Evim de arabam da var. Eşim karne hediyesi olarak tablet alacaktı." (A Haber) diyormuş.

Ne yanından tutsan iç ürperten pis bir algı çalışması yapılmış.

Karne düşürme de, karnelerin nasıl değersizleştirildiğini dolaylı yoldan göstermek için kurgulanmış olmalı. Sağır sultan bile duysun, duyduk duymadık demeyin artık karnelerde “pekiyi” yazmıyor, çok iyi yazıyor, annenizin babanızın, dedenizin, ninenizin, onların da dedelerinin ninelerinin devrinde olduğu gibi değil, bundan böyle bu da değişecek, anlaşıldı mı? Aldınız mı bomba haberi? Daha da anlamayana; “Kapiş?” denecek.

Karneci belediyenin iktidar belediyesi olması da insanı hiç şaşırtmıyor. Et haberine yandaş basın yayının bir anda karışması gibi… Bir önceki denileni, ertesi gün ters yüz etmeleri gibi. Haber muhabiri bile kovulmuş inanırsanız… İşin ciddiyetini anlatmak için her yola başvuruluyor… Dönem, algıları yönetme dönemi…

Burada, karne haberinde haberi ters yüz edecek kimse yok, kurum yok. Öyle bakıyoruz… Anlamadan, ne oluyor demeden. Bu haber de belli, kurgu haber, et haberinden de beter, yolda karne düşürmek, birinin karneyi derhal belediyeye getirmesi, sosyal iletişimden duyurmak, “Çok iyili” karne diye defalarca söylenmesi, gazetelere, televizyonlara geçmek, çocuğun çıkıp gelmesi, yanında annesi, okulunun karneyi hemen yenilemesi. Okulun adına bakalım mı? Okulun adı, ne “Kurtuluş” ne Atatürk” ne Cumhuriyet, ne, Barbaros, ne, “Sakarya” ne, Namık Kemal… Ne, Ziya Gökalp…

“İnegöl Ticaret ve Sanayi Odası, İlkokulu.”

Madem bir ilkokul yaptırmış oranın sanayicileri, okulun adı konurken neden Türk tarihinden, Cumhuriyetten yola çıkılmamış, Türk toplumunun değerlerinden biri ad olarak konulmamış. Böyle reklam kokan bir ad yakışmış mı bir Cumhuriyet okuluna? Karne düşüren çocuk haberi okulun adı için kurgulanmış olmasın? Bedava reklam hem de en üst düzeyden. Sonra okul müdürlüğü durumdan vazife çıkarmış olmalı ki anında yeni karne hazırlanmış. Ne isteyen var, ne dilekçesi var, ne gerekçesi var, ne aradan zaman geçmiş, saniyesinde her şey hazır, nazır…

Belediye Başkanı, “Eski karne yenilendi, Aziz Kutay yavrumuza teslim edildi.” duyurusu yapmış sosyal iletişimde… Neden, bulunana ne oldu?

“Yere düşen karne yenilendi” demişler. “ Yere düşen karne.” Ne düşmeymiş ama… Saniyede çocuğun öğretmeni bulunuyor, imzalar mühürler atılıyor… En üstte sanayi odasının tam adı sanı… Demek bu işler o kadar kolay… Aslında bu konuda yazacak fazla bir şey yok, okuduğunu anlayana… Başkanlı haberin yanına bir yazı fotoğraf kopyalanmış: “Bir başkan var, başkandan öte candır.”

Belediye tabelası önünde, belediyede çekilmiş bir resim. Ellerde, “yolda düşen” üstü uğur böcekli şaka gibi bir karne resmi, yanda karnesini düşüren çocuk resmi, altta süslü karneler, üzeri, başı bereli karda oynayan çocuk resimleriyle dolu bir karne, sanırsınız yuva çocuklarına eğlencelik olarak verilmiş kâğıtlar bunlar… Boyama kâğıtları…

Karne günü için düzenlenen diğer haberler de birbirine pek bir benziyor, tek elden hazırlanmış haberler.

Normal karnelerde, karnelerin dış ön sayfasında, Atatürk'ün Gençliğe Hitabesi, arkada, karnenin not sistemiyle ilgili açıklamalar bulunur. Karnenin içinde; öğrencinin kimliği yazılır, gördüğü dersler, karşısında notları, devamsızlığı, öğretmenin görüşleri yazılır.

Şair Özdemir Asaf “Pekiyi “ adlı bir şiir yazmış, karşı çıkmama, her söyleneni kabul etme, pekiyi deme anlamındaki pekiyi ile:

Pekiyi
Ne sordularsa söyledim.
Ellerim değdi dedim,
Gözlerim değdi dedim.
Ne sordularsa söyledim.

Şair Cemal Süreya da bir çocuk kitabı yazmış vaktiyle, yeni baskılarıyla ortalıkta dolaşımda:

“Aritmetik İyi Kuşlar Pekiyi ”

Bir de eskiden karnelerde “Hal ve Gidiş” notu bulunurdu. Bu adla çıkan bir Turhan Selçuk kitabı vardır: "Hal ve Gidiş Sıfır". Yabancı bir roman da var.

Şu duruma göre, Hal ve Gidiş durumumuza, her konudaki algı yönlendirmelerine bakarsak;

“Hal ve Gidişimiz” pek de iyi gözükmüyor.

Vatan sevgisi, Cumhuriyet sevgisi, Atatürk sevgisi Çumhuriyetin altın yıllarındaki gibi “pekiyi” olmalı ki… Bölücülere dur diyelim…

Andımız’ı nasıl bıraktık, arayanı soranı bile kalmadı, uçan uçuyor, kaçan kaçıyor, tam duymuşken terk durumunu, kovulmasını, bari “Pekiyi” ye sahip çıkalım, bırakmayalım!

Karnelerimiz “Pekiyi” ile dolsun!

Feza Tiryaki, 27 Ocak 2023
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 987
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x