D. Cameron’un Resminde Görünen Aptallığımız
Başbakan Erdoğan önceki gün Ankara’da İngiltere Başbakanı David Cameron’u ağırladı. Bir de keyifli ortak basın toplantısı yaptılar. O toplantıda Başbakan, konuğuna verdiği değeri dile getirecek şekilde şöyle seslendi:
- Değerli dostum David.
Cameron da, Başbakanımıza, Amerikalılarda âdet olduğu şekilde, adıyla hitap etti:
- Tayyip.
Bu keyifli basın toplantısının fotoğrafını dünkü Milliyet’te gördüm.
Gördüm de, benim pek hoşuma gitmedi.
Çünkü hemen resimle birlikte verilen haberde Cameron’un şunları söylediği yazılıydı:
- Kıbrıs sorunu, Türkiye’nin AB sürecinin önünde duruyor, bu sorunu ne kadar hızlı çözersek, süreci o kadar hızlandırırız.
Bir an düşündüm, acaba Bay Cameron’un bu kaba aldatmaca tümcesini kurup, medya önünde açıklarken, aklından neler geçiyordu?
Yoksa orada rastladığı ev sahibi, Ankara’daki görevliler, havaalanında rastladıkları, karşılaştığı basın mensupları gibi Türklerin alnında “enayi” mi yazıyordu?
Öyle ya! Türkiye’nin AB süreci önünde Kıbrıs sorunu duruyormuş, onu ne kadar çabuk çözersek, o kadar çabuk süreci sonlandırırmışız.
***
Bu masala inanmak için enayi olmak gerek, ya da bu masala inanacağımızı sananların bizim enayi olduğumuza içtenlikle iman etmiş olmaları şart.
Bay David Cameron gibi biri, Türkiye’deki meslektaşına söyleyeceği sözü son anda bulmuş olmayıp, çok önceden tasarladığına göre, son gelişinde havaalanından başlayarak karşılaştığı kişilerin alnındaki enayi yaftasından yola çıkmadığı kesin.
Zaten, insanlar gibi ulusların zekâ düzeyleri de alınlarına yaftayla yapıştırılmıyor.
O zaman Bay Cameron’un alnımızda yaftalı olmayan alın yazımıza (Ben, her şeye rağmen tarihi durumun kader olduğuna inananlardan da değilim) bakarak hareket etmeyip, Foreign Office’ten aldığı bilgilerden saflığa meyleden hasletimizden haberdar olduğu söylenebilir.
Eğer, Bay Cameron dışişleri kayıtlarına baktı ve hele hele 19. yüzyıla kadar gitti, 1838’e ulaştıysa, orada İngiliz tarihinin ünlü politikacılarından aynı zamanda başbakanlık da yapmış olan o günün Dışişleri Sekreteri Lord Palmestron’un, Londra ile İstanbul’un, Mustafa Reşit Paşa’nın Baltalimanı’ndaki köşkünde imzaladıkları ticaret antlaşması için “coppo d’opera”, “şahı eser” sıfatını kullandığını da, Mustafa Reşit Paşa’nın zekâsı konusunda kimi tereddütler dile getirdiğini de görmüştür.
Koca Reşit Paşa’nın saf mı olduğu, yoksa ne olduğu konusunu bırakalım bir yana.
O günden bu yana Türkler İngilizlere çok inanmışlar ya da inanmış görünmek zorunluluğunu hissetmişlerdir.
***
İngiltere’nin sempatik yeni başbakanının Türkiye’nin AB üyeliğine taraftar olduğunu biliyorum.
Bu tutumun kendilerinden mi, yoksa ABD’den mi kaynaklandığını ise bilmiyorum.
Bay Cameron’un Kıbrıs sorunu çözülünce, AB üyeliğimizin önünün açılacağını, inanacağımızı sandığı için mi söylediğini, yoksa “laf olsun, torba dolsun” diye mi telaffuz ettiğini de bilmiyorum.
Ama şunu biliyorum ki, ister Bay Cameron olsun, ister herhangi bir başkası, bu ve benzeri konuşmalar artık birçok aklı başında insan gibi benim de çok canımı sıkıyor.
Hatta bu sözleri söyleyen centilmenin basın toplantısındaki fotoğrafına bakarken, gülümseyerek sülaleme söven birinin yüzünü görür gibi oluyorum.
Hep içimden bir ses şunu söylüyor:
- Ne zaman bir Türk devlet adamı bu lafları yemediğimizi, artık bunların kabak tadı verdiğini gülümseyerek bunlara anlatacak acaba?
Öyle biri çıksa, çok sevineceğim, bağrıma basacağım, başıma taç edeceğim.
Ama çıkmıyor ki, bir türlü!..
David Cameron’un resmini görünce, kendi enayiliğimizi görmüş gibi ifrit oluyorum.
Ama kendisine hiç kızmıyorum.
Onun işi bu, söyler.
Yersen!..
Ali Sirmen, Cumhuriyet, 29/07/2010
http://www.ilk-kursun.com/2010/07/d-cameron’un-resminde-gorunen-aptalligimiz/


