MAŞALLAH, ŞUNA BAK

MAŞALLAH, ŞUNA BAK

İletigönderen Feza Tiryaki » Cmt Şub 20, 2021 23:32

MAŞALLAH, ŞUNA BAK

(Geçen yılın son yazısıydı)

Madem gündem oldu bu söz, takılmayan, lafa söze girmeyen, baş göz yarmayan kalmadı, niye geri durayım, benim başım kel mi?

Maşallah; “Allahın istediği, Tanrı her ne isterse” anlamında, Osmanlıca - Türkçe Nihat Özön sözlüğüne göre. Kemal Demiray Türkçe sözlüğünde ise, ”Beğenme, şaşma, sevinme bildirme, Allah nazardan saklasın” demek diye tanımlanıyor maşallah. Maşallahın ikincil anlamı da vardır. Beğenilmeyen durumlarda, yermek, kınamak için, sitem etmek için, “Hay maşallah yaptığını beğendin mi? Şuna bak, utanmazlığa bak!” anlamında da kullanılır. Biri için, sağlıklı, iyi, güzel... anlamında bir şeyler demek istersek, maşallahı var, deriz. Hırsıza, uğursuza “Maşallah, malı götürdü. Kimse onun gibi çalamaz.” diye öfkelenmez miyiz?

“Kırk bir kere maşallah” derken, genellikle, kulak çeker, tahtaya vururlar. Birinin üstün özelliklerine, güzelliğine, kötünün iyi yöndeki değişimine, iyileşen hastaya nazar değmesin anlamında söylenir bu söz. Argoda, kızlara, kadınlara laf atma sözüdür, maşallah: “Maşallah, şu gidene bak, maşallah yürüyüşe bak! Maşallah Allah özenerek yaratmış.” Halk ağzında, kestirmeden, sözü uzatmadan, beğenilene; “Maşallahı var.” derler. Ya kamyon kasalarındaki “Maşallah” yazıları?

Olan şu:

Tanınmış, ekranlara sık sık çıkarılan günümüzün bir saray tarihçisi, canlı yayında, söyleşide. Yayının sunucusu bir bayan. Söyleşinin sonunda, tarihçiye el sallayıp teşekkür eden sunucu bayan, yayını ağzı kulaklarında neşeyle bitirirken, ünlü tarihçi, kıza bakmış bakmış da; “Maşallah, şuna bak!” deyivermiş, yayının kapandığını sanıp.

Sunucu bayan mahçup olmuş, aman hocam falan derken, nihayet ekran kararmış…

Sunucuya “maşallah” çeken tarihçimizin durumu açıklaması şöyle:

“Vallahi ben çok akıllı, güzel ve kendini geliştirmiş buluyorum yayın yaptığım hanım kızı. Hakikaten de maşallah. Güzel olduğu zaten belli. Giyimi, makyajı, duruşu, soru soruşu, konuya hâkimiyeti, Türkçeyi doğru ve güzel kullanışı... Buna tabii ki maşallah denir. Başka ne denir?”

*
Hak söz ağudan acıdır diyelim, söze girelim:

“Maşallah, şuna bak!” diyeceğimiz, konuştukları konuya hâkimiyetleri (!) belli olan kişileri maşallahtan mahrum etmeyelim, son günlerin ekran ünlülerini, bunların dediklerini tek tek sayalım. Eksiklerimizi de siz tamamlayın.

Akıllara ziyan şekilde dokuz ayda bulunan, denenen, hem de kullanıma sunulan jet hızla insanlara vurulmaya başlandığı söylenen bir grip virüsü aşısını bir doçent doktor, aşı bilim kurulu üyesi (Kayıpmaz) şöyle savunuyor:

"Ünlü halk ozanımız Âşık Veysel, âmâ (kör) idi. Çiçek hastalığı dolayısıyla. İki kardeşini çiçek hastalığından kaybetmişti. Şimdi çiçek aşısı var. Ve insanlar artık çiçek aşısı sayesinde hastalık ortadan kalktığı için şu anda böyle bir sorunla uğraşmıyor. Ama bundan 70-80 yıl geriye gittiğimizde bir çiçek hastalığı probleminin olduğunu görüyorsunuz. O yüzden aşılar bu bulaşıcı hastalıklardan korunmada bizim olmazsa olmazımız.”

Burada verilen örnekle (çiçek hastalığı), şu an, her yıl değiştiği bilinen, kimini hiç etkilemeyen grip virüslerinin, isteyene gereken, keyfe keder yaptırılan grip aşılarının arasında nasıl bir ilgi kurulabilmiş bakar mısınız?

Aşıyı savunma da şöyle, arapsaçı gibi dolaşık sözcüklerle:

“Şu anda ön plana çıkan aşılarda zaten beklediğimiz, istediğimiz etkinlik düzeyinin üzerinde bir etkinliğin olduğu ilan edildi. Zaten Türkiye'de yapılacak değerlendirmenin ardından devreye girecek."

Ya genetik aşı için, şu ana kadar hiç denenmemiş, insan bedeninde kalıcı olan, gelecekte neler yapacağı kesin bilinmeyen eksi yetmiş derecede saklanması gereken aşı için diyebildiği bu kadar:

“Bu mRNA aşılarında en büyük karşılaşılan sorun; ciddi bir soğukluk derecesi gerektiriyor aşının saklanacağı koşullar.”

Hemen çekelim maşallahı: “Maşallah şuna bak!”

*
“Kayseri Şehir Hastanesi'nde 113 gönüllü aşılandı, yan etki yok.” Haber, uzman doktor Toker’den. Çin aşısının Faz 3 çalışmalarını DHA'ya 9 Aralık’ta açıklıyor. 113 kişi, o da yarısına içi boş sıvı (çift - kör çalışma) verilmiştir; 113 bin, bir milyon 130 bin değil… Yalnızca 113 kişi.

“Maşallah, şuna bak!”

*
İngilizce öğretmeni de sanki bir çeşit uzmanmış, döktürmüş gazetecilere:

A. Azakoğlu: "Öncelikle devletin ve hükümetin aldığı kararlara güveniyorum. İngilizce öğretmeni olmam nedeniyle yurt dışı kaynakları da takip ediyorum. O yüzden Çin aşısında karar kılınması bence iyi oldu. Dün sonuçlar açıklandı. Yüzde 97 başarı oranı ortaya çıktı. Zaten aşı olmak niyetinde idim. Sonuçlara göre aşı olacağım.”

Bu da Diyarbakır’dan aşı gönüllüsü denek Mahmut, toplum zabıtası mübarek, aşı şirketinin de yedek müdürü (!):
"Herhangi bir yan etki yaşamadım. İlerleyen zamanlarda herkes aşı olacak. Bu fırsatı değerlendirmek için gönüllü oldum. Herhangi bir yan etki olmadı. Sonuçta herkes bu aşıyı olacak.”

“Maşallah, şuna bak!”

*
Maskeyi destekleyen, ne sıfatla maske takın dediğini bilmediğimiz biri, soyadı Kök, eşi doktormuş, bütün yaşadığı sıkıntı azıcık koku duygusunun azalması ve evde kalması. Ne ölen ne kalan var, ne yoğun bakım, şu bu:

"Eşimden iki gün sonra da bende ateş, baş ağrısı oluştu. Yaptırdığım testimin sonucu pozitif olunca karantinada kaldım. Evdeki karantinamın 7'nci gününde de koku kaybı yaşadım. Hala koku kaybı yaşıyorum. Eşim ve bende koronavirüs çıkınca çocuklarımız da koronavirüse yakalandı. İnsanlar açıklanan tedbir kurallarına uysunlar. Maske takmayarak kimse bir başkasının hayatını riske etmesin!”

Aklınıza, o belirtiler grip belirtileri gibi diye bir kuşku gelmesin, artık grip diye bir hastalık yok, tedavülden kalktı, yoksa duymadınız mıydı?
Aşıcılardan, bir hastanenin başhekimi (Prof. Dr. Cantürk) söylüyor:

“Aşı karşıtlığının bir anlamı yok.”

Yoksa siz bunun bir anlamı olduğunu mu sanıyordunuz? Verdiği örnek aynı, çiçek aşısına kızamık eklemiş. Bu hastalıklar ne; grip yapan, bazen hiçbir şey yapmayan, değip geçen yeni virüslü grip ne? Ne alâka kel alâka diyeceğiz, yok yok diyemeyiz kolay mı hekim konuşuyor, hiç denenmemiş bir aşı türünü savunuyor üstelik:

“Aşı ile kızamık, çiçek hastalığı gibi birçok hastalığın üstesinden geldik. Koronavirüste de aşı olmak çok önemli.”

Bu sözü de kendisi demiş, cami imamı vaazı değil, karıştırmayın:

“… İnsanlar kendilerini riske etmek istiyorlarsa aşı olmayacaklar ama sadece kendilerini riske etmekle kalmayacaklar, çevrelerindeki insanları da riske ederek bunun vebalini üstlenecekler.”

Hocamızdan öğrendiğimizi diyelim hemen:

“Maşallah, şuna bak!”

*
Bu hekim de, profesör doktor (Çalışkan), öngördüğü şey toplumu tümden aşılamak, yüzde altmışlar da kesmemiş, seksen beşe kadar uzanmış, gönül onun, size ne?

“Aşılama yüzde 60'ın, 85'in üzerine çıkana kadar maskeli yaşama kış mevsiminde uzunca bir süre devam etmek zorunda kalabiliriz.” “Koronavirüs aşısında, üretim teknolojisi ve koruyuculuğa bakıyoruz”.

Yine, doktor prof.’lardan Ünlüçerçi geri kalmamış, demeci patlatmış:

"Aşılama ile etkin bağışıklık kazanımı için toplumun en az yüzde 60’ının aşılanmış olması gerekmektedir".

Çarpıtmaya karşı çıkanları, gribin aşısı olmaz, hele hele yedi sekiz ayda bulunan şeye aşı denmez, bu bulduk dediğiniz şeye karşıyız, geleneksel aşılara sözümüz yok diyenleri dışlıyorlar:

“Her toplumda olduğu gibi ülkemizde de aşı karşıtlığı söz konusu.”

“Maşallah, şuna bak!”

*
Şimdi de aileye göz dikildi. Ne demek isteniyor? Boşanılsın mı? Ayrı ayrı odalarda mı kalınsın, yemekler ayrı mı yensin, ayrı tuvalet banyolar mı inşa edilsin, ne edilsin? Kimse kimsenin yüzünü aylarca yıllarca görmesin mi?

“Ailede virüsün yayılma oranı yüzde altmış.”

Bu sözler de yine Prof. Çalışkan’dan:

“Ailedeki bireylerin koronavirüsü birbirlerine bulaştırma olasılığı yüzde 60, yani yüzde yüz değil. Ailede birisi hasta olduğunda herkes hasta olacak diye bir kural yok. Eğer tedbirlere uyulursa bulaş oranı giderek düşecek. Özellikle konut koşulları kötü olan, kalabalık olan hanelerde bu risk daha fazla.”

Bu nasıl salgınsa, bulaşıcı hastalıksa, isteyince bulaşmıyor. Aynı evde yat kalk virüs canı istemezse herkese bulaşmıyor, seçici bir virüs. O zaman neden maskeleniyorsunuz demezler mi insana? Hem “bulaş” ne demek? Bulaşma oranı denir ona. Kim uydurduysa bu sözü, herkesin dilinde.
Hem aynı evde nasıl tedbir alınacak? Ev var, konak var, gecekondu var, betonlukların bodrum katı var… Ev derken hangi ev?
Bu kadar mı toplumdan uzaksınız? Akıldan mantıktan uzaklaştınız?

Ne oluyor, neler deniyor?

Bu nasıl bir ağızbirliği etmek öyle? Nasıl bir bilinmeyen şeye sevgi, şirketlerin işlerini destekleme, övme, iyi bilinmeyeni önerme, korkutma, toplumu sıkıştırma, teslim alma…

Bir genetik aşının (Alman – Amerikan ortaklığı) sözcüsü mü, bulucusu mu, her kimse, ön plana çıkarılan U. Şahin adlı kişi, işin içyüzünü saf saf deyivermiş.

“E…e…e… Ağğ... ağ...

Aşı… aşı… aşı…” diye diye, bozuk bir Türkçeyle: “Ben aşılanmadım. Şirket izin vermiyor. Ama işçilerimize izin çıktı. Bu virüs on yıl sürecek, hazırlıklı olun.”

Sen, buldum dediğin şeyi kendinde denemeyeceksin, başkaları senin kendine vurdurmadığını baskıyla vurduracaklar öyle mi? Hem de gelecek on yıl boyunca aşıyı üret üret vur, yine vur! Bir de kullanma kılavuzunda iki ay içinde çocuk yapmak isteyenler vurulmasın demişsiniz yani kısır olunur denmiş dolaylı olarak. Gelecekte neler olacak, onu da Allah bilecek… Çok iyi.

Maskeli hayata alışın, salgınlar yıllarca sürecek diyen de sözüm ona hekim. Maske üreticileri köşeyi dönecek. Kimler, bilinmiyor.

Ya bunların aşılarını reddedene vatan haini diyene ne demeli? Bunları diyenlerin hepsinin hekim olması, hepsinin aşıcı kesilmesi neyin nesidir?

Maşallah, şunlara bak!

Feza Tiryaki, 30 Aralık, 2020
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 864
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x