Ne Oldu? İp mi Çekildi?

Ne Oldu? İp mi Çekildi?

İletigönderen Feza Tiryaki » Sal Mar 07, 2023 13:05

Ne Oldu? İp mi Çekildi?


Günün birinde siyasette biri ipi çekti. Görünüşte ip çekildi!

Kral çıplaktır dendi bir şekilde. 3 Mart Cuma günü. İkinci büyük muhalefet partisinin kadın lideri, “Bu adayı bize dayatamazlar!” dedi, seçilemez dedi. Sözü, “Başka kimse kalmadı mı?” aday gösterilecek demeye getirerek iki popüler ismi önerdi.

Günlerdir içimizi yakan bir bilmece çözüldü. Sessiz çoğunluğa bir oh dedirtti.

Aylardır belli ettiği davranışlarından, bu kez gözü kararttı, umutları tüketecek ikinci bir Ekmelettin vakası yaşatacak CHP’nin başı, kendini önertecek aday olarak diye korkuluyordu. Atatürkçüleri temsil etmeyen, vatanda yaşamamış, kürsülerinin üstü Atatürk resimli, Andımız yazılı Türk okullarında okumamış, okul avlusunda İstiklal Marşı söylememiş, yaşı geçmiş bir siyasi İslamcıyı yani Ekmelettin’i bize dayattıkları gibi zamanında, şimdi de aynısını yapacaklar, diye düşünüyorduk. Atatürk’ün partisini ele geçirmiş güçlerce, tepeden inme parti lideri yapılmış, seçim yenilgileriyle, etkisiz muhalefetiyle bu günlere gelmiş, partisinden Atatürkçüleri ayıklamış, Cumhuriyetin altın yıllarını anlayamamış, o yıllar için özür dileyen, helallik istemeye kalkışan birine kim dur diyecek diye kara kara düşünüyorduk. Yaşın kemale ermiş, yetmiş beşe dayanmışsın, ne bu hırs diyen diyeneydi… “Birileri yeniden bir Muharrem İnce olayı yaşatacak gelecek seçimlerde, gece yarısı ortadan kaybolunacak, adam kazandı dedirtecekler, bıkmadan usanmadan aynı şeyleri yineletecekler, umudumuz bir mucizeye kalacak…” seslerini duyuramayanların, kurgulu basın yayından olmayanların kanısı böyleydi.

Sonra baktık ki bacakları kırık masa iyice kırılıverdi. İki bacağı iktidar partili, biri “Saidi Nursi”ci, biri yine Siyasal İslamcı, dört bacakla sallanan masa, halkta oy karşılığı olmayanlara kucak açan, onlarla vekil pazarlığına oturulan, güç paylaşımı yapılan masa bir anda dımdızlak ortada kalıverdi. Hem de 1921 anayasasını temel alacakların söyleyen bir masaydı bu. Cumhuriyet öncesini. Yüce Önderimiz Atatürk’ün kurduğu Ulus devletten öncesini… Bölücülüğe göz kırpan. Masa içinden birinin açık açık anayasadan Türklüğü çıkaracağız dediği, yine CHP liderinin Türksüz anayasa yapacağını söylediği, "eşit vatandaşlık" gibi bölücülüğe açık bir söylem geliştirdiği bilinirken… Kimse bu durumu eleştirmezken… Olmuşu denmişi olmamış denmemiş sayarken… Bölücülük, TV’lerde konuşturulan herkesin iliğine kanına kadar işlemişken, toplum buna iyice alıştırılmışken…

Bir ay önce ülkemiz büyük bir kırım yaşamış, on binler, şu anın bilgisiyle elli bine yakın insanımız bir anda enkaz altında kalıp ölüvermiş, ölenlerin daha nicesine ulaşılamamış, yüz bini aşkını yaralanmış, organ kayıpları yaşanmış, yuvalar yıkılmış, yakınlarını yitirmiş insanlar acı içindeler… Değil aradan bir ay geçmesi aylar geçse bile bu yaraları kapatamayacağımız belliyken, akılların iki ay sonra yapılacağı düşünülen seçimde olması ne kadar üzücüdür aslında. Savaş kayıpları gibi enkazdan ölü çıkarılanların çoğunun kimliği belirlenememiş, numara verilip topluca sıra sıra gömülüyor çocuk, genç, yetişkin, yaşlı… Kim öldü kim kaldı bunu daha aylarca tam bilemeyeceğiz. Yeni seçmen listeleri ne zaman hazırlanacak, nasıl hazırlanacak, bölgeyi terk edenlere nasıl ulaşılacak, yaralar tazeyken nasıl seçim yarışına girişilecek, ağızlar başka konulara nasıl açılacak, nasıl seçim yapılacak iki ay içerisinde, bunu kimse tartışmıyordu. Gözümüz kulağımız yıkılan kentlerimizde, deprem yaşayanlarda, yardım bekleyenlerde olacağına erken seçim düşünebiliyordu siyasiler. Zamanında bile değil, birkaç ay gecikilerek bile değil. Çünkü planlar bozulacak. Kızılay’ın durumunu tartışıp kurumu düzelteceklerine, yönetimini iş bilen ellere vereceklerine, yanlış yapanları yargıya teslim edeceklerine, yardımları doğru yerinde ulaştırmak tek amaç olacağına, akıllar çöplükte. Paylaşılacak yerlerde…

Bu biraz da ülkemizin kaderiydi.

“Gün var yılı besler, yıl var ayı beslemez.”

Öyle olduğunu yaşayarak gördük.

"Her işte bir hayır vardır. Meral Hanım ülkeyi isteyerek veya istemeyerek bir çıkmazdan kurtardı." diyorduk bunu ilk duyduğumuzda. Şimdi elimizi başımıza dayayıp düşünmenin, soluklanmanın zamanı diyeceğimize, anında ortalık panayır yerine döndürüldü. Biraz kaba olacak ama ağzı olan konuştu. Kıyıda köşede kalmış kim varsa hepsi açtı ağzını yumdu gözünü İYİ parti başkanına. Hakaretlerin bini bir para havada uçuştu…

“Hayırsız adam Pazar bozar” örneği pazarın bozulmasına fena bozuldular hem kaç hem saç diyenler…

Her ağaç kökünden çürür, bizim çürümemizin nedeni nedir, ne de yanlış yapıyoruz ne yapmalıyız deneceğine ağza alınmayacak sözler söylendi son iki gün, bir hanıma hem de…

Sonra çok şey öğrendik bu patlamada, bu kral çıplak söyleminde.

Meral Hanım ne mi demişti? Bir iki sözünü yazarsak.

“Millet bizi çağırıyor.” Sözlerinin altında dedikleri:

“Bir dayatmaya mecbur bırakılmış, partimiz ölümle sıtma arasında bırakılmıştır.

Şahsi hırslar Türkiye’ye tercih edilmiştir.

Dün itibariyle altılı masa özelliğini kaybetmiştir. Tek bir adayın tasdiki için çalışan bir noter masasına dönüşmüştür.”

Ülkemizin içinde bulunduğu duruma da dikkat çekilmiştir o konuşmada:

“Kurumlarımız yıpratılıp içleri boşaltılırken…” saptaması çok önemlidir. CHP’li Ankara – İstanbul belediye başkanlarına seslenirken diyor bu sözleri de:

"Tıpkı yüzyıl önce olduğu gibi bugün de vatanın bütünlüğü ve milletin bağımsızlığı tehlike altındayken; kurumlarımız yıpratılıp içleri boşaltılırken; devletimizin itibarı, ciddiyeti ve hafızası her gün birer birer yok edilirken; yüz yıl önce olduğu gibi bugün de saray hükümeti üzerine düşen sorumluluğu yerine getirmeyip milletimizi yokluğa mahkûm ederken yüz yıl önce olduğu gibi bugün de milletimiz istiklâlini yine kendi azim ve kararına bağlamıştır. Size de ateşten bir gömlek giymeyi vazife kılmıştır.
Bu vazife cumhuriyetimizin yeni asrının şafağında yepyeni bir sayfa açma vazifesidir. Bu vazife sadece bir dayatmayı değil top yekun bir dayatmacılığı yıkma vazifesidir.
Bu vazife sadece bir kişiyi değil, kendini milletten büyük gören çirkin bir zihniyeti yenme vazifesidir.”

*
Meğer basının yayının gülleri bülbülleri, neredeyse hepsi, bir ikisi dışında, çoktan yer değiştirmişler. Tek ses olmuşlar. Biri zile basıyor hepsi bir ağızdan çığırıyorlar. Dün, önceki gün üşenmedim, bunları, gelişigüzel, önüme hangisi çıkarsa dinledim, kısa kısa notlar aldım, ibretlik. Bakın!

Bir zamanların eser kükrer muhalifleri şimdi ne durumdalar? Meğer hepsi Kemal Beyci imişler. İktidarın da yanındalarmış. Bölünmeye çoktan razıymışlar:

Mütercimler (sunucu): “ Bu kadar akılsızlık olur mu?” diye söze başlıyor, sonrasında sayıyor kafasındaki saçmalıkları, denmemişleri:

“Sünni inanç konusunda tutuculuk bu, utanılacak bir şeydir bu, bir rezalet!”

Cevizoğlu ( sunucu): “Masa beşli masa haline dönmüştür! Masaya tekme atıldı, birbirlerine tekme atmayı bıraktılar.”

Metin Uca (TV’ci): “Bir yıldır konuşulan… Dün mü dayatma oldu.”

Kimi ünlü konuşmacı, yazar her kimseler bunlar, hızlarını alamayıp acayip algı avcılığına çevirdiler durumu. Sanki hırsızlık yapmamak, doğru insan olmak normal bir vatandaşlık durumu değil de bir meziyetmiş gibi:

“KK neden aday olmasın? Dürüst olduğu için mi, hırsız olmadığı için mi, halkı soyanlardan hesap soracağı için mi, 2019 yerel seçim zaferini sağladığı için mi?” diyen diyene. Akıllara bölücülük tehlikesi hiç gelmiyor. Açılımcı iktidara yardımcı mı olunacak, hep birlikte ulus devleti bitirecek miyiz sorusu akla gelmiyor.

Özdil (gazeteci): “Dün patlak veren kriz aylardır devam ediyor. Meral Akşener altılı masayı dağıttı deniyor. Linç yiyor. Hâlbuki masayı dağıtan Meral Akşener değil. Çok uzun süredir devam eden bir kriz. İYİ parti masada en zayıf halkadır.”

Can Ataklı (gazeteci): ”Bu belediye başkanları üzerinde dayatırsa Meral Akşener, tarihi bir hata yapar.”

Türker Ertürk: “Ama açık ama kapalı olarak mezhepsel kökeni engel olarak görmek çağdışılıktır. Atatürk’ü, Cumhuriyet projesini anlamamaktır. Ayrıca iç barışımız ve uzak geçmişte yaşanan ve günümüze kadar gelen hassasiyetlerin aşılması ve demokratikleşmek açısından…”

Görüldüğü gibi herkes korumada, kendisine "Ben Dersimli Kemal" diyebilen, 1937 Dersim isyanında taraf olan bu bölücü söylemli şahsı…

Gazeteci Deniz Zeyrek, konuşmasının başlığında "Meral Akşener ile ilgili bomba açıklama" diyerek KK’yi korumaya almış.

Süheyl Batum (eski CHP’li vekil): “Bir çukura ilk defa düşene yazık oldu derler, defalarca aynı çukura düşene…”

Can Dündar (gazeteci): “Kendi kurduğu masayı terk eden, millete ihanet etmiş olur.”

Ersan Şen (medyatik avukat): “ Meral Akşener’e katılıyorum. Zamanlama, içerik, yöntem hatalı.”

Gürsel Tekin (CHP’li vekil): “Dün hiçbirimizin beklemediği bir haber aldık. Gönül isterdi ki, tek adaylı çıkalım.”

Murat Gezici (gazeteci): “ Akşener’in Pazartesi günkü toplantıya katılacağını öngörüyorum.”

Cemal Enginyurt (DP’li): “Kimse heveslenmesin bu masa dağılmayacaktır.”

S. Önkibar (gazeteci): “Akşener’den masayı dağıtacak hamle. Büyük skandal!”

Merdan Yanardağ (gazete patronu): “Ortada beşli çetenin bir operasyonu var."

Turhan Çömez(İYİ partili): “ Siz onay vermezseniz biz beş genel başkan bunu onaylarız, dediler.”

O. Bursalı (gazeteci): “Akşener konuşmalarıyla bir beş yıl daha Erdoğan’ın iktidarda kalmasına imza attı.”

Hüseyin Baş (parti başı):” Biz masaya alınmayınca böyle oldu. Altılı masa Türkiye’nin mozaikini göstermiyordu.”

Hakan Şükür( futbolcu, eski AKP’li vekil, ABD’de kaçak): "Meral Akşener Türkiye için hayırlı bir iş yaptı.”

Bu arada Hakan Şükür hemen eski sıfırlama kasetlerini yeniden yayına koymuş. Bu tipler rüzgâr ne yandan eserse oradalar.

Ataol Behramoğlu(şair): “En son söyleyeceğimi en baştan söyleyeyim. Akşener’in bu tutumu çok kötü oldu.”

Hakan Bayrakçı(anketçi): “Erdoğan siyasi bir dahi.” Bir zamanların hızlı CHP’lisi idi bu kişi, ne zamandır böylesi bir u dönüşü yapmış, bilen biliyordur.

Memduh Bayraktaroğlu (Gazeteci):” Adam dürüst, çalmıyor, çaldırmıyor, pırıl pırıl bir adam. Erdoğan’a karşı yedi kere seçim kaybetmiş.”

Bizde dürüstlük çalmamayla çaldırmamayla sınırlı demek. Cumhuriyetin kuruluş ilkelerine, bu ilkelerin ortadan kaldırılmasına aldırmamak, laiklik tehlikede değildir demek, Cumhuriyetin ilkelerini yok saymak, Atatürkçü adları partiden çıkartma,bölücü bir anayasa hazırlığında olmak (eşit vatandaşlık) dürüstlüğünü bozmuyor bir adamın demek…

Bunlar denirken kürsüde bir HDP’li “Türkiye Halkları!” diyerek esip savuruyor. “Hep birlikte…” diye kükrüyor. Tüm siyasiler sus pus! Algılar bölücülüğe tutsak, toplumu iyi kotarmışlar iktidarı da muhalefeti de suskun… Akıllar oy hesabında, Kurtuluş Savaşıyla kurulan Cumhuriyet siyasilerce masada bırakılmış.

Yeniçağ yazarı Arslan Bulut üç ay önce yazmıştı: “Eşit vatandaşlık eşittir etnik vatandaşlık.” Bunu ilk kez PKK başı Öcalan dile getirmiş. Arslan Bulut açıklıyor:

"Eşit vatandaşlık" sazını, 15 Nisan 2015'te AKP ele aldı. Dönemin AKP Genel Başkanı ve Başbakanı Ahmet Davutoğlu, AKP'nin seçim bildirgesini açıkladı. Bildirgede "Yeni anayasada herhangi bir etnik veya dini kimliğe referans olmayacak" ifadesi kullanıldı. Bildirge, Türklüğün etnik bir referans olarak görüldüğünün açıklanmasıydı... Bildirgede, "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartında getirilen ilkeler doğrultusunda" merkezi idarenin bazı yetkilerinin yerel yönetimlere devredileceği belirtiliyor ve Yeni Anayasa'da, 1921 Anayasası'nın referans kabul edileceği ve "eşit vatandaşlık" anlayışının esas alınacağı bildiriliyordu. 1921 Anayasası'nda millet adı belirtilmemişti. Dolayısıyla AKP'nin "Türksüz bir Anayasa" tasarladığı anlaşılıyordu.
Aslında "Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı'nı kabul edeceğiz" vaadinde ilk bulunan da 2011 seçimlerinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu idi. ”


***

Buraya kadar yazılanlar dün sabah yazılanlar. 3 Mart Cuma’dan, cumartesiye, 5 Mart Pazar ve 6 Mart Pazartesi sabahına kadar olanlar. Tarihe not düşülen gelişmeler, ortalıktaki sözler, siyasetin üç günlük durumu, içler acısı halimiz… Olmuşu, denmişi, olmamış denmemiş sayma hastalığımız…

Sonrası?

“Tornistan!” Dön geri, ceketin içini dışarı, dışını içeri çevirt!

Ben henüz sonrasını izleyecek gücü kendimde bulamadım. İçi yeten izlemiştir, görmüştür… Yolun sonu gözüküyor.

Bir zamanlar Türk filmlerinde çokça izlediğimiz, âşıklara çiçek satarken fal da bakan Çingenelerimiz vardı:

“Ne olacak halimiz, çıksın falimiz…”diyene, duymak istedikleri masalsı sözleri döktürürlerdi.

“Üç gün mü desem, üç ay mı desem…”

Bakla falından sonuç alamadık.

İşimiz papatya falında…

“Seviyor, sevmiyor…

Geliyor, gelmiyor…

Gidiyor, gitmiyor…

Ulus devlet duruyor, durmuyor…"

Can pazarında erken seçim düşünenler,

Bu duruma neden olanlar, Cumhuriyetimizi koruyup kollayamayanlar;

"Utanıyor, utanmıyor…"

Feza Tiryaki, 7 Mart 2023
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 986
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x