NEDEN KIZ ÇOCUKLARI?

NEDEN KIZ ÇOCUKLARI?

İletigönderen Feza Tiryaki » Pzt Mar 15, 2021 19:35

NEDEN KIZ ÇOCUKLARI?

(Bu yayının videosu (çok kişiyle söyleşi – panel) bana gönderilince, kısacık sembolik bir haber yazısı olarak yayınlayacaktım. Her konuşmacıdan üç beş tümce alıp işi bitirecektim. Olmadı.
Konu ve anlatılanlar ilginç, değişik, düşündürücü. Hele ABD’den burs alan Yüksekovalı Özlem’in anlattıkları… Yedi yaşında okula başlayınca Türkçe öğrenmişmiş. İnanırsanız tabii. O kadar çok söylerler ki bunu, kendilerini başka, ayrı göstermek isteyenler. Üstelik desteklenirler böyle dediklerinde dış ülkelerce.
Siirt / Pervari adında, yöresinde dönen o dönemin siyaseti, bilinmezlik… Niye yurdumuzun geri kalmış, yoksul kalmış başka bir yeri değil de Siirt? sorusunu sorduruyor insana.
Yine karşımıza çıkan Fulbright bursları, devletin işini özel derneklerin üstlenmesi, eğitimimizin 1950’den beri ABD eliyle yönlendirilmesini bir kez daha anlamamız… Sahipsiz bırakılan ülkemiz. Gizli - izinli bölücülük... Konuşmalarda bazı güzel, anlamlı yerler de var. Öğrenilmesi gereken.)


Amerika’da yaşayan Türklerden, yurdumuzla bağlantılı “Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği - Kız Çocuklarının Eğitimi “ üzerine bir söyleşi sesli kaydı (video) aldım. Bu söyleşi Amerika’daki “Türk Eğitim Vakfı”nın bir kutlama ve tanıtım çalışmasıymış. Derneğin İngilizce adı:
“Turkish Educational Foundation tef –usa.org”.

Konuşmacılar, bulundukları yerlerden sunucuya bağlanarak; televizyon yayınlarında, evden yapılan iş görüşmelerinde olduğu gibi, aynı yerdeymişçesine görünüyorlar.

Konuşmaları, olabildiği kadar, anlatımı koruyarak sizler için yazıya geçirdim. Bu konulara, bu tür çalışmalara ilgi duyanlar, konuşmacıları tanıyanlar, tanımak isteyenler, konuşmaları dinleyebilir, isteyen, yazılanları okuyarak bu konularda kısaca bilgi edinebilir, durumu kendince yorumlayabilir…

Oradaki kurum temsilcisinin sunumuyla, konuşmacıların tanıtımıyla yayın başladı.

ABD’deki (San Francisco) bu eğitim vakfı, ülkemizdeki Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği (ÇYDD, kuruluş 1989) ile ortak ( “partner” kardeş dernek olarak) çalışıyormuş.

Sunucu, “Anadolu’nun her köşesinde binlerce çocuğa eğitim imkânı sağladık. Dünya Kadınlar Günü’nde sizinle bu çocukların eğitimi hakkında konuşmak istiyorum. “ diyerek söze başladı.

“Neden kız çocukları? diye ilk sözü Filiz Hanım’a verdi.

ÇYDD, dernek olarak 32. yılını kutlamış yakınlarda (21 Şubat). Söyleşi kaydı bir saat sürüyor. Sizlere konuşmaların önemli yerlerinden, olabildiği kadar, kaseti dinlerken notlar aldım, yazdım.

Söyleşiyi yorum katmadan vermeye çalışacağım. Ayraç içindeki sözler benim açıklamalarım.

Dernekten Deniz Demiray Hanım bu izlencenin sunuculuğunu yapıyor. Katılımcıların hepsi kadın. Söyleşiye katılanlar:

ÇYDD Yönetim Kurulu Başkanı Prof. Dr. Ayşe Yüksel.
ÇYDD kurucu üyelerinden Prof. Dr. Filiz Meriçli.
ÇYDD ilk kurulduğundan beri derneğin gönüllü destekçisi Prof. Dr. Nilgün Özer.
Bursla okuyan bir öğrenci, Özlem. (Hakkari Yüsekova’dan)
Bir köy öğretmeni: Şükran Kaya. (Doğu Anadolu’dan)

*
İlk konuşmacı Filiz Hanım. Filiz Hanım, izleyenlere bir demet çiçek gösterip, günün sembolü mimozalar getirdim sizlere, diyerek söze başlıyor.

(Sarı renkli mimoza çiçeği, 2. Dünya Savaşı sonrası kadın dayanışmasının sembol çiçeği seçilmiş İtalya’da. Sonraları Dünya Kadınlar Günü’nün sembol çiçeği sayılmış.)

Neden kız çocukları?

Filiz Meriçli:
(Başta Türkan Saylan hocam olmak üzere diye söze başladı, günü kutladı.)

“Neden kız çocukları? Çünkü onlar, geleceğin anneleri. Ülkelerin geleceği, dünyanın geleceği olan yeni nesilleri dünyaya getirecekler. Onları büyütecekler. Onları eğitecekler. Anneler eğitimli olmalı ki, çocuk haklarını bilen, insan haklarını bilen, doğaya çevreye saygılı, üretken, yaratıcı, girişimci, donanımlı anneler olmalılar ki, yarınlarda toplumlar, dünya barışı gelişebilsin, dünya daha güzel bir yer olabilsin.” diye söze başlıyor Filiz Meriçli, sözlerine şöyle devam ediyor:

“Türkiye’de 750 bin civarında okula gidemeyen çocuk (6-17 yaş) var. Bunların yarıdan fazlası kız çocuğu. Tüm kız çocuklarının yüzde on ikisi okula gidemiyor buna göre, erkek çocuklarda bu oran yüzde on bir. Bunlar resmi sayılar. Kendi görüşüme göre okula gidemeyen kız çocuklarının sayısı daha fazladır.

On, on beş yıl önce kız çocuklarının okullaşma oranı çok daha düşüktü. Ürkütücü boyutlardaydı. ÇYDD derneğinin 1997’de, Siirt Pervari’de, 20 kadar kız çocuğunun okula gitmesini sağlayarak başlattığı projeyle bu iş (kız çocuklarını okutma projesi) başlatıldı. Türkan Saylan, ilköğretim kesintisiz sekiz yıl olunca, orada (Pervari) liseye gitmeyen kız çocuğu olduğunu öğrenince 17 kızımızla, onları liseye göndermeyi sağlayarak bu işi başlattı. Böylece başlatılan kız çocuklarını okutma projelerinin başarısı, ÇYDD projelerinin başarısı, toplumda yaratılan farkındalık, duyarlılık nedeniyle bu sayı (okula gidemeyen kız çocuğu sayısı) azaldı…

Kızlarımızla ilgili iyi şeyleri de sizinle paylaşayım… Son istatistiklere göre, Türkiye’de bilim teknoloji mühendislik… alanlarında kız çocukları daha başarılı olmuşlar.

Daha çağdaş bir Türkiye için, ulusal evrensel değerleri benimsemiş, kendi hakkını yedirmeyen ama başkasının hakkını da yemeyen nesiller yaratabilmemiz için kız çocukları mutlaka okutulmalı.

“Neden kız çocukları?” sorusuna bu cevabı verebilirim.”

*
Sunucu:

“Sivil toplum örgütlerinin çabalarıyla bu durum çok gelişecek.
ÇYDD olarak pek çok programa imza attık. Baba beni okula gönder, Kardelenler, Anadolu’da bir kızım var öğretmen olacak… gibi projeler… Ayşe Hanım, otuz iki yılda, özellikle kız çocuklarına yönelik bu çalışmalarınızı anlatır mısınız?”

Ayşe Yüksel

“Elli iki yıldır eğitim çalışmalarımız sürüyor (Sanırız burada 1969 yılında kurulan Vehbi Koç Vakfı’ndan söz ediliyor. Türkiye’nin ilk özel vakfı imiş.).

Türk Eğitim Vakfı San Francisco olarak, bu toplantıyı düzenlediğiniz için, desteğiniz için sizleri kutluyoruz.

Filiz Hoca’nın dediği gibi ÇYDD ilk defa 1995 yılında üniversite öğrencilerine burs vermeye başlamış. Karma bir burs programı. Fakat, Pervani’de okula gidemeyen kızlar duyulunca (Demek başka yörelerimizde tüm kızlar okula gidiyormuş (!).), kızlara burs başladı. 17 kızımızla işe başladık. Projeler devam etti. “Şimdi benim bir kızım var öğretmen olacak” projesi devam ediyor.

Sadece burs vermek yeterli olmuyor. 21. yüzyılın yetkinlikleri olan konularda da kızların yetişmeleri lazım. Digital (sayısal) dünyayı çok iyi bilmeleri lazım. Kodlama, yabancı dil, liderlik, girişimcilik, çeviklik gibi, koşullara adapte olmak… gibi onları güçlendirecek yetkinlikler hakkında da eğitimler veriyoruz.

Sonuç olarak 23 yılda çok sayıda kız çocuğu okuyabildi.

91 bin 183 kız öğrenci bursu verdik. Üniversiteye hazırlık sınavı da başlattık.

Türkan Hoca’nın hayali yüz bin kız öğrenciydi. O hayale çok yaklaştık.

Neden iki yüz bin öğrenciye ulaşmayalım?

Kadınların eğitimi, ailenin eğitimi demek. Ben de, 15 yıl Van’da yaşarken erkek öğrencilerin öğrendiklerini evlerine hiç taşımadıklarına tanık oldum.

Kız çocuğu öğrendiği her şeyi evine ailesine taşıyor. Evini, ailesini, dönüştürüyor, geliştiriyor…

118 şubemizle, bu yıl dokuz bine yakın liseli kıza burs veriyoruz. Sekiz bin üniversiteli öğrenciye de burs veriyoruz.
Gönül istiyor ki; “Ben çok okumak istiyorum imkânım yok” diyen hiçbir kız çocuğu kalmasın.”

*
Sunucu:

“Sizin sayenizde pek çok çocuk eğitim alabiliyor.”

(Dernek, 1995 yılında burs vermeye başlamış.)

Sunucu, orada konuşma sırasını bekleyen öğrenci kıza dönerek ona soruyor:

“Bir süre ÇYDD bursu aldın. Çok başarılı oldun. Önce Erasmus arkasından Fulbright burslarını kazandın. Şu anda “mastır” (yüksek lisans) yapıyorsun. ÇYDD sana neler kazandırdı? Çalışmalarından bahseder misin?”

Özlem:

“Bir üzüntümü dile getirmek istiyorum. 21. yüzyılda hâlâ okula gidemeyen kızların yüzdesini konuştuğumuz için üzüntümü bildirmek istiyorum.

Kendimden bahsedeyim küçük küçük. Bu şekilde “çağdaş yaşamla”(ÇYDD) nasıl tanıştığımı da açıklamış olacağım.
Ben Hakkarili’yim. Yüksekova’da doğdum büyüdüm.

Yedi yaşında, evet yedi yaşında (?)Türkçe öğrendim.

Ama çok bilinçli ebeveynler (?) sayesinde okulda hiç sıkıntı yaşamadım. Her zaman iyi notlar aldım. Lisenin son iki yılında üniversite heyecanı yaktı kavurdu beni…

Işık Üniversitesi’nden tam burs aldım. Orada, Psikoloji eğitimi aldım.

Erasmus (Yüksek öğretimde öğrenci değişimi) programıyla bir yıl İngiltere’de eğitim aldım.

Yüksek lisansımı da yurtdışında yapmak istedim. Eğitim Psikolojisi alanı yüksek lisans olarak Türkiye’de hiçbir yerde yok.

Yüksek Lisans için, Almanya, İngiltere’ye, Amerika’ya başvurular yaptım. “Almanya’dan kabul aldım.” “Amerika’dan da kabul aldım.” Amerika’ya gelmek istedim.

Fulbright bursuna başvurdum, Fulbright bursunu aldıktan sonra buradaki eğitim maceramı çok hevesli hırslı başladım. ÇYDD ile tam hatırlamıyorum, üçüncü sınıfta veya 4. sınıfın başlangıcında tanıştım. Serpil Hanım, Şile şube başkanı aracılığıyla.

Üniversiteli bursiyerler olarak kendimizden küçüklere özel dersler veriyorduk. Orada bir şeyleri değiştirebileceğimi (?) fark ettim. Öğrendiğim şeyleri günlük hayatta da, bir insanın hayatına dokunabilmek (?) için kullanacağımı fark ettim. Ayşe Hoca’mın dediği gibi kız öğrenciler okulda öğrendiklerini uygulayabiliyorlar.

ÇYDD bünyesinde burs alan diğer üniversiteli öğrencilerle değişik programlar yaptık. Öğrencilerle ilgilendik. Bana hem örnek hem destek olan insanlarla tanıştım. Fulbright (Fulbright, o çok tartışılan, ünlü Amerikan kültür / eğitim bursu) bursu alınca hemen üniversiteniz başlamıyor, bir yıl boşluk var arada. O boşlukta okulların başvuru süresi gerçekleşiyor. O zaman Yüksekova’daydım. Etrafıma bakmaya başladım. Bana sorular soruluyordu. Hangi üniversiteye gidersek iyi sonuç alırız diye. Psikoloji Bölümü, artık, E 5 yolu üzerindeki her üniversitede (?) açıldığı için, hangi üniversiteye gidersek iyi sonuç alırız gibi sorular aldım.

Denildiği gibi, kız öğrenciler öğrendiklerini hayatta uygulayabiliyorlar.

Altmış kişiyi bir platformda (Türkçe anlamı yüksekçe yer demek, toplanılan yer, kürsü) topladım. 62 öğrencimiz başvurdu bu danışmanlık için. Biz 62 öğrencinin 42 tanesini istedikleri bölümlere, istedikleri şehirlere bilinçli bir şekilde yerleştirdik. Bundan sonraki süreçte Amerika’daki arkadaşlarım da o öğrencilere destek olmak istediler.

Ben de her birinden yüz dolar, iki yüz dolar, birinden 500 dolar aldım ben de bir miktar katarak bir bütçe oluşturdum platformumuz için. Beş bursiyer seçtik. Dört kız, bir erkek. Tabii kızlar her zaman önde tutuluyor.

Önümüzdeki yıl eminim ki, 62 öğrenciden daha çok kişiye danışmanlık vereceğiz. En azından bilinçli olarak bir üniversiteye gitmiş olacaklar.

Dört kişilik yönetim kadromuz, maddi anlamda da beş öğrencimiz var. Bütün platformda yetmiş kişi var. Şimdilik bu şekilde ilerliyoruz.

Bunu Yüksekova ile sınırlı (!) tuttuk.”

*
(Özlem, soyadı söylenmedi, bu açıklamalarını bitirince kafalarda ne sorular oluştu. Örneğin neden Yüksekova, neyi, neden orayla sınırlı tutmak? Neyi değiştireceğini fark etmiş? Neden insanları değiştirmeye kalkışıyor? Ne yönde? Bunu kim belirliyor?

Sonra bu ne demek? “Biz 62 öğrencinin 42’sini istedikleri bölümlere, istedikleri şehirlere bilinçli bir şekilde yerleştirdik.” “Bilinçli bir şekilde yerleştirmek.” Nasıl, ne anlamda? Hangi yetkiyle?)

Sunucu:

“Özlem çok gurur verici. Hikâyeni duymak bizleri çok çok sevindirdi. Bundan daha güzel bir örnek düşünemiyorum. Sağ ol var ol iyi ki varsın.

Şimdi tekrar Filiz Hanım’a dönelim:

Pandemideyiz. Covit 19 salgını…

Pandemi (!) bütün dünyayı olduğu gibi Türkiye’yi de çok etkiledi. Eğitimde bu dönemde neler yapılabilir?”

*
“Pandemi (salgın), Türkiye’yi de etkiledi her yeri olduğu gibi.
Her yer kapanınca esnaflar zorda kaldılar. İnsanlar geçinemez duruma geldiler. Uzaktan eğitimde yetkililer iyi durumdayız dedilerse de, yüzde altmış bir oranında EBA’ya (M.E. Bakanlığı uzaktan eğitim sistemi) katılım var, yüzde kırkı EBA’ya ulaşamamış.

ÇYDD olarak yapabileceğimiz şey bu çocuklara ulaşabilmek.

Çocuklar kar kış ellerinde annelerinin telefonu, dağlara çıkarak ancak internete ulaşabiliyorlar yani internet sorunu da var.

Evinde tableti - bilgisayarı olmayan çocuklara ulaşabilmek…

Biz çağdaş yaşamda, bu bize Türkan hocamızın öğretisidir, sorunları hemen projelendiririz, çözüm üretiriz. Şu ana kadar 3 bin öğrenciye tablet – bilgisayar göndermeyi başardık. Altı bin öğrenci var.

Altı bin öğrenciye de ulaşmak için destek istiyoruz. O desteğe de katkılar sürüyor. Altı bin öğrencinin hâlâ ihtiyacı var.

Her bilgisayarı biner liradan düşünseniz altmış bin liralık bir bütçeye ihtiyacımız var. Bursiyer (burs alan) çocuklarımıza tablet gönderebilmek için. Kuzey Kıbrıs’ta da benzeri sıkıntılar var ama…

Çocuklar uzaktan eğitimden çok kötü etkilendiler. “Online” (uzaktan) eğitim yüz yüze eğitimin yerini tutmuyor. İlkokul çocuğu sosyalleşme çağında… Rol modeli almayı, paylaşmayı, saygıyı öğrenmek, kendi öz bakımını yapma becerilerini böyle kazanmak mümkün değil.

Yapacak çok iş var.”

*
Sunucu: “Yapacak çok iş var. Böyle dünyayı sarsan bir “pandemi” (pandemi, salgın demek) ortamında. Ben bu konuda;

Yeni tanıştığımız, öğretmenlik yapan Şükran’a da bu konuda sormak istiyorum. Sevgili Şükran, biliyoruz bütün çabalarınla çocuklara eğitim vermeye çalışıyorsun. Bize anlatabilir misin tecrübelerini, karşılaştığın zorlukları? Bize biraz bilgi verebilir misin?”

Şükran:

“Ben, Şükran Kaya.”

“Pandemi (salgın) sürecinde ciddi anlamda zorlandık. Köy okulunda öğretmenim. Ağrı (?) köy okulu, Yukarı Toplu Şehitler (Şehit Er) Osman Koç İlkokulu’nda(?) sınıf öğretmeniyim. (Okulun adını en az on kez kendim dinledim, başkalarına da dinlettim, anlayabildiğim kadarıyla okulunun adı böyle, tuhaf.)

Burada imkânlar çok kısıtlı. Ne kadar bilgi verirsek o kadar iyidir diye düşünüyorum. Oyun çağındaki bir çocuğu karşımıza alıyor ona yalnızca bilgi aktarımı yapıyoruz. Etkileşimim çok yoğun onlarla. Köy çocukları çok sevgiye aç çocuk oluyorlar. Burada, aileden sevgiyi az hisseden çocuklar… Sevgiyi yüzeysel derine inmeden hisseden çocuklar… Onlara anaç bir duyguyla yaklaşmaya çalışıyorum. Dokunmanın gücüne inanan biriyim.

(“Sevgiyi az hisseden çocuklar?” Orası neresi? Afrika mı? Hangi ülke?)

Etkileşimi seven biriyim. İmkânsızlıklar yüzünden derslere katılmayan çok öğrencimiz var. Tablet bulmanız yeterli değil, internet ulaşımı yetersiz. Çok fazla öğrenci var çok fazla imkânsızlık var. Dileğim yüz yüze eğitimin devam etmesi.

Kadınların eğitimi ailenin başarısı demek. Kız çocuğu öğrendiği her şeyi evine ailesine taşıyor, evini - ailesini değiştiriyor.”

*
Sunucu: “Bugünün kahramanlarının öğretmenler olduğunu düşünüyorum. Şimdi:

“Nilgün Hanım, burada bir öğretim üyesi olarak (San Francisco’da bir üniversitede uzun yıllar öğretmenlik yapan) binlerce öğrenciye kılavuz oldunuz.

Eğitimde fırsat eşitliği bakımından Amerika’daki tecrübelerinizi anlatır, Türkiye’de bu konuda neler yapılabilir söyler misiniz?”

Nilgün Özer:

“ Ben bir öğretmen çocuğuyum. Babam öğretmendi, Fizik öğretmeni. İlkokul öğretmenimi de anmak istiyorum. Güzide Tuzcu. Şükran gibi bir öğretmendi. Bize sarılan, saçımızı okşayan bir öğretmenimiz oldu, çok şanslıyız.

İlkokul dönemimden, sınıfımdan, altı öğretim üyesi arkadaşım çıktı.

ABD’nin, eğitim olanağından istifade edemeyenler için eyalet programları, politikaları var. Dokuz eyalet. (Eyaletlerin adlarını sayıyor.) Bu, burada hükümet politikası.

MESA programı. Bu program;

Burs sağlıyor, danışmanlık sağlıyor, eğitim politikaları izliyor. Bu dokuz eyalet arasında şampiyon Kaliforniya.

1970 yılından beri, çok ısrarlı bir şekilde dezavantajlı gruplara – topluma, Fen - Mühendislik Teknoloji alanlarında hizmet verilebilmesi için bütçeden para ayrılıyor. Kaliforniya da on tane üniversite, 18 lisede de MESA programı var.

Türkiye’de olduğu gibi, sivil toplum örgütleri değil de, bir eyalet politikaları olarak bunlara bakılıyor. Siyahlara, Latinlere (Latin Amerika kökenliler) ve bayanlara hizmet eden kuruluşlar…

Genelinde bu programlar çok iyi işliyordu. İki önceki valimiz (Arnold Schwarzenegger gelince) bütçeyi oldukça kesti. Bu durumda özel kuruluşlar devreye girdi. Kesilen bütçemizi bu kuruluşlardan gelen parayla bir nevi “mekup” yapmaya (telafi etmek)çalıştık.

Türkiye’de eksik olan şey benim görüşüme göre:

On sekiz yıl öğretim üyeliği yaptım.

Türkiye’de üç ayrı üniversitede çalıştım.

Boğaziçi Üniversitesi, İstanbul Teknik Üniversitesi, İstanbul Üniversitesi. Ve maalesef, Türkiye’de bu devlet politikası değil. Sivil toplum örgütleriyle çalışma yapılıyor. Bu derneklerin en başarılısı bence ÇYDD’dir.

Devletin bu işe el atması gerekiyor.

Annem Anadolulu, Sivaslı. Oralarda, “Öküzünü, ineğini satarak oğlunu okutan aile, maalesef kızını başlık parası için evlendirmek üzere planlanmış bir yaşam… Sivas’ın köylerinden söz ediyorum. Burası Orta Anadolu.

Doğu Anadolu’ya, Güneydoğu’ya gidince durumun ne olacağını arkadaşlarımızdan biliyoruz…”

( Nilgün Hanım’ın dikkat çektiği özellik çok önemli. Eğitime, gelişmiş Batı ülkelerindeki gibi, sivil toplum örgütleri yerine devletin el atması gerektiği konusu.)

*
Son sorular Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı ile ilgiliydi.

Sunucu;

“Ayşe Hanım Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı yaklaştı, sizin hedefleriniz nelerdir? Nasıl sizinle işbirliği yapabiliriz?”

Ayşe Yüksel: “Evet Cumhuriyetimizin yüzüncü yılı yaklaştı. İki yıl sonra…

Pandemiyle de bu durum olumsuz hale dönüştü.

Kız çocuklarının okuldan uzaklaşması söz konusu.

Eğitimdeki 4 artı 4 artı 4 ile açık lise olanağı getirildi. Bir buçuk milyon kız – erkek öğrenci bununla örgün eğitim dışında kaldı.
Cumhuriyetimizin yüzüncü yılında;

Nitelikli eğitim, karma eğitim, ücretsiz eğitim, çağdaş laik eğitimi… hedefliyoruz. Bu zaten yüz yıl boyunca olması gerekiyordu.
Okul dışında kalan çok sayıda öğrenci var.

Bu nedenle, büyük önder Mustafa Kemal Atatürk’ün bize emaneti olan Atatürk Cumhuriyeti’ni kuruluş durumuna taşımak, laikliği yaşatmak, nitelikli eğitimi çağdaş eğitimi yeniden inşa etmek, bilimsel düşünceden, eğitimden teknolojiden uzaklaşmamak… Bu en doğal haklara kavuşulduğu bir yüzyıl olmasını diliyorum.

Bunu başaramadık, Atamıza borcumuzu ödeyemedik… Okumak isteyen her kız çocuğunun yanında varız… Elli iki yıl bir vakfı sürdürebilmek kolay değil.

Türkiye’de el ele verdikçe… bu sorunların hepsini çözeceğimize inancımız tamdır.”

*
Sunucu: “Türkiye’nin dört bir yanını dolaştınız. Okullar açtınız. Unutamadığınız bir anınızı anlatır mısınız?”

Filiz Meriçli:

“Benim akademik alanım, çalışma alanım da bitkiler. Tıbbi bitkiler.

Türkiye’de 12 bin bitki türü var. Çoğu endemik. 4 bin beş yüzü endemik. Sadece Türkiye’de yetişen bitkiler, tıbbi bitkiler… Fulbright bursunu bu alanda kazandım. Türkiye’nin her yanını dağını taşını… biliyorum, her yerden bitkiler toplamıştım…

Okullar açtık, yatılı bölge okullarda (YİBO) iyileştirme çalışmaları yaptık.

Çanakkale Yenice ilçesindeki bir iyileştirme çalışmasını hatırlıyorum, yatakhane düzenlemesi için çocuklara çiçekli nevresimler (yatak örtüleri, çarşaf) almıştık. Bir öğrenci, “Bu çarşaftan eve de götüreyim mi dedi. “ Çok duygulandım. Çok etkilenmiştik.

Esenler de bir ilkokulu iyileştirmiştik. Laboratuvar, Fizik, Astronomi laboratuvarı… yapmıştık. Gökyüzünü göstermiştik taktığımız aletle. Fen lisesini seçenler olmuştu sonra. Çok etkilenmiştim.”

*
“Ayşe Hanım, sizin anlatacağınız anınız var mı?”

“Hakkari merkezde yatılı bölge okulu vardı: YİBO. (Yatılı, İlköğretim Bölge Okulu.)

Türkan Hoca Hakkari’yi marka yapmak istiyordu. Hakkari için çok güzel projeler yaptık senelerce. Türkan Hoca, “Çağdaş Yaşam Kız YİBO” yaptı buranın adını.

Van gezisine geldi, Türkan Hoca’nın arkadaşı Kenan Mortan Hoca, eşi de Fransız. (Fransız madamlar eskiden beri yurdumuzun güneydoğusunu pek bir severler! Çok da ilgilenirler!) Türkan Hoca, kızlarıma götürsünler seni demiş. İşten izin aldım onları arabamla Hakkari’ye götürdüm. Onlarla YİBO’ya gittik. Epey konuştuk konuştuk. Van’a geri döneceğiz, biz kalktık, lobideki kızlar kayboldular bir anda. Utandım yani neden kayboldular. Güle güle bile demediler dedim. Müdür bey bize eşlik etti.,, Dışarı çıktık. Arabaya doğru yürürken üst katlardan demek ki görünür olduk o sırada, kızlar, meğer yukarılara, çıkmışlar, camlara balkonlara yerleşmişler. Sesleniyorlar: “Biz Mustafa Kemal Atatürk’ün torunlarıyız.” “Türkan Hoca sen çok yaşa.” “Türkan Hoca seni çok seviyoruz.” “Senin sayende okuyoruz.”

Hakkari’de, kız yatılı ilköğretim bölge okulunda 6- 7 - 8. Sınıf öğrencileri bizi böyle uğurladılar.”

( Mustafa Kemal’in askerleriyiz denir de, torunlarıyız dendiğini hiç duymadık. Atatürk adı, zaten Türklerin atası demek. Başka bir söz eklemeye gerek var mı? Türk Ulusu O’na bu sanı vermiş.)

*
Sunucu: “Programımızı bitirirken bağışçılarımıza söylemek isteğiniz bir şeyler var mı?”

“Sizler Türkiye’den çok uzaklarda yaşıyorsunuz.

Sizler ülkenizin çocukları için emek veriyorsunuz, onları unutmuyorsunuz… Benim yaşamım gayet iyi başkaları beni ilgilendirmez demiyorsunuz. Bu ne yüce bir duygu.

Sakın vazgeçmeyin…”

“Bağışlarınız bizim için çok kıymetli!”

“Çocuklarımıza emek veren destek veren tüm dostları selamlıyorum.”

Son söz:

Sunucu:
“San Francisco’da 52 yıl önce kurulan derneğimizin uzun ve başarılı bir geçmişi var, bir aracı olarak iş görüyor.

Bağışçılarımız sayesinde ÇYDD destek olmaya çalışıyoruz. Bundan sonra da umut kapısı olacağımıza inanıyoruz.”

*Özgün Haber: Feza Tiryaki, 11 Mart 2021

https://www.youtube.com/watch?v=7D1Dd_jKxDw
En son Feza Tiryaki tarafından Sal Mar 16, 2021 17:18 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kez düzenlendi.
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 864
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Re: NEDEN KIZ ÇOCUKLARI?

İletigönderen Gönül Pınar Atacı » Sal Mar 16, 2021 15:59

GELECEĞİN ANNNELER olan tüm KIZ ÇOCUKLARI'nın ve bütün yurdun ve ulusun medarı iftiharı ÇYDD kurucusu ve ebedi genel başkanı büyük insan ve DAHİ hocamız Prof.SAYLAN'a sonsuz rahmet, sükunet, şükran ve minnet. O'nun bu ulu ve kutsal, eşsiz ve emsalsiz, ulusal ve toplumsal davasını ve çalışmalarını aynen sürdüren ÇYDD'nin çok değerli yöneticileri sevgili hocalarımız Prof.Yüksel'i, Prof.Meriçli'yi, Prof.Özer'i, seçkin öğretmen sevgili Kaya'yı, üstün öğrenci sevgili Özlem başta olmak üzere MUSTAFA KEMAL'İN ASKERLERİ VE TORUNLARI'nı ve de bu muhteşem ve çok derinden etkileyen belgesel ve bilgisel makalenin yazarı sevgili FEZA'yı en yürekten tebrikler, derin saygılar ve en iyi dilekler sunarak kutlamak,kucaklamak,öpmek hatta kutsamak gerek.
Kullanıcı küçük betizi
Gönül Pınar Atacı
Üye
Üye
 
İletiler: 1038
Kayıt: Sal Ara 01, 2015 9:02


Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x