Personeli Türk de olsa, İstanbul Boğazı'nda NATO karargâhı kurmak, Montrö'ye her durumda aykırıdır.

Personeli Türk de olsa, İstanbul Boğazı'nda NATO karargâhı kurmak, Montrö'ye her durumda aykırıdır.

İletigönderen İlteriş Kağan » Prş Nis 02, 2026 23:24

Milli Savunma Bakanlığı tarafından Adana'da ve Boğazlarda kurulmakta olan NATO karargâhlarıyla ilgili açıklama yapıldı. Açıklamada, “Her iki karargâhta da hâlihazırda sadece Türk personel görevlidir. Bilgilerini paylaştığımız üç adet deniz ve bir adet kara karargâhı ülkemizin güvenlik ihtiyaçları ve Karadeniz’e yönelik politik duruşumuz ile uyumlu olarak teşkil edilmektedir. Savunma ve güvenlik konuları, eksik bilgi ve sığ bakış açısıyla yorumlanamayacak ve günlük tartışmalara konu edilmeyecek kadar önemlidir. Bu kapsamda Bakanlığımız tarafından yapılan resmî açıklamaların takip edilmesi ve dezenformasyon içeren haber ve yorumlara itibar edilmemesi önem arz etmektedir." denildi.

MSB yetkilisi, “Bölgesel sahiplik ilkesi ve Montrö Sözleşmesi’nden taviz verilmesi söz konusu değildir. Bütün çalışmalar buna göre yapılmaktadır. Türkiye, Rusya-Ukrayna savaşı sürecinde Montrö hükümlerini kararlılıkla uygulayarak çatışmanın deniz boyutuna yayılmasını önlemiştir” dedi.

***

Bir defa, İstanbul Boğazı'na NATO karargâhı kurulacağını açıklayan Milli Savunma Bakanlığı'dır. Bu karargâhın, Türk personelden oluşacağını ise şimdi söylüyorlar! Yani başlangıçta “eksik bilgi” veren bakanlıktır.

Personeli Türk de olsa, İstanbul Boğazı'nda NATO karargâhı kurmak, Montrö'ye her durumda aykırıdır. Montrö, Boğazların güvenliğini sağlamayı, sadece Türkiye'ye bırakmıştır. Bu sebeple, NATO'nun Boğazlarda adı bile geçmemelidir. Yoksa Boğazlar, NATO yolu haline gelir... Bugün bir adım atılır, kamuoyu alıştırılır, sonra arkası gelir...

Böyle düşünmemin sebebi, bundan önceki uygulamalardır. Çekiç Güç de 1991'de böyle başlamıştı! Amerikan dayatması, kamuoyuna Türkiye'nin talebi olarak gösterilmiş ve Irak böyle bölünmüştü.

Yine Nevzat Bölügiray, emekli olduktan sonra, Birinci Körfez Savaşı sırasında Genelkurmay Başkanı olan Doğan Güreş ile de 1995 yılında görüşmüştü. Bu görüşmede Doğan Güreş, Bölügiray’a aynen şu sözleri söylemişti:

“Cumhurbaşkanı Turgut Özal, Başbakan Yıldırım Akbulut ve ben bir toplantıdaydık. Bir ara telefon çaldı. Arayan, ABD Başkanı Bush muydu yoksa ona yakın biri miydi bilmiyorum. Turgut Özal, arayan kişiye, ‘Bir dakika, Genelkurmay Başkanı burada, bir fikrini alayım’ dedi ve bana dönerek, ‘Paşam, Amerikalılar B-52 bombardıman uçaklarını Türkiye üzerinden geçirerek Irak’a saldırmak için izin istiyor. Suudi Arabistan çok uzakmış. Ben uygun görüyorum, siz ne dersiniz?’ diye sordu. Ben, ‘Bu, Türkiye’nin Irak’a saldırısı demek olur ve savaş kararını da ancak TBMM verir. Yoksa ben şimdi Hava Kuvvetleri Komutanı’na emir vereceğim ve B-52’ler Türkiye’ye girecek olursa düşürmelerini söyleyeceğim’ diye cevap verince, Özal’ın yüzü kıpkırmızı oldu. Telefondaki kişiye ‘İnceleyip size bildireceğim’ deyip telefonu kapattı.

Toplantıdan çıkınca, Başbakan Yıldırım Akbulut’a döndüm ve ‘Sen nasıl Başbakansın? Asıl senin konuşman ve itiraz etmen gerekirken susuyorsun’ dedim. Yıldırım Akbulut, ‘Özal, bize kızıyor, size bir şey diyemez. Sizin konuşmanız daha iyi olur’ diye cevap verdi.

Özal, gece telefonla beni aradı ve ‘Size yalvarıyorum paşam, ne olur, şu B-52’lere izin verelim’ dedi ama ben kabul etmedim. Turgut Özal, son derece Amerikan bağımlısı ve ABD’nin sözünden çıkmayan biriydi. Bir gece de bana telefon ederek, ‘Musul’u almak istiyorum’ deyince çok şaşırdım ve ‘Siz ne diyorsunuz? Böyle şey olur mu?’ deyip telefonu kapattım."

Görüldüğü gibi, Türkiye'nin ve bölgenin kaderi bu tür siyasi ve askeri kararlarla belirlenmektedir. Bu itibarla, kamuoyuna her zaman “eksiksiz bilgi” vermek gerekir.

***

Bir de İran'dan Türkiye'ye füze fırlatıldığı ile ilgili Milli Savunma Bakanlığı açıklamaları var. Bakanlık, bu açıklamalarda, NATO'nun verdiği bilgileri yansıtmıştır. Oysa Türkiye'ye düşen füze parçaları, Amerikan önleme füzelerinin parçalarıdır. Füzelerin iz haritaları açıklanmamıştır! Türkiye, bu tür tuzaklarla, İran’a müdahaleye zorlanmaktadır.

Diğer taraftan, Cumhuriyet gazetesinden Deniz Bektay, Ukrayna Cumhurbaşkanlığı Ofisi Başdanışmanı Mihaylo Podolyak ile NTV için yaptığı görüşmede, İstanbul Boğazı yakınlarında bir tankere yapılan dron saldırısıyla Ukrayna'nın ilgili olduğu iddialarına ne cevap vereceğini sorduğunda “Biz yapmadık” diyememiştir.

Rusya merkezli enerji şirketi Gazprom da Ukrayna'nın Türk Akım ve Mavi Akım doğal gaz boru hatlarının Rusya'daki alt yapısına insansız hava araçlarıyla saldırılar düzenlediğini açıkladı.

Yani Karadeniz'de Türk çıkarlarına yönelik tehdit, NATO ülkelerinin desteklediği Ukrayna'dan gelmektedir. Dolaylı da olsa NATO'dan gelen tehdidi, NATO karargâhı mı önleyecek?

Arslan BULUT

https://www.yenicaggazetesi.com/bogazlarda-natonun-adi-bile-gecemez-1015196h.htm
Aklı Başında Bir Toplum Her 5 Yılda bir Meclisi Ve Yönetimi yenileyen Toplumlardır.
Bir hamalın yükü geçicidir; fakat sahtekâr bir politikacının yükü kalıcıdır çünkü onun dolandırıcılıklarının muazzam yükünü her daim akılsız toplumlar taşımaktadır.
Üçkâğıtçı politikacılar tarafından sürekli olarak kandırılan, tekrar tekrar aldatılan bir millet için hangi sıfat kullanılabilir? Şaşkın? Çok hafif! Ahmak? Yeterli değil! Beyinsiz? Evet, işte tam da sıfat budur! Aptal kalabalıklar, sahtekâr politikacıların en büyük servetidir!

@MK-Müzik.Kutusu

Müzik Kutusu Müzik Kutusu
Kullanıcı küçük betizi
İlteriş Kağan
Üye
Üye
 
İletiler: 2705
Kayıt: Cmt Şub 08, 2020 18:53

Şu dizine dön: Arslan BULUT

x