ŞAHSIM DEVLETİ (11) : Yönetim ‘bilim’ine doğru

Türkiye ve dünya gündemindeki gelişmeler hakkındaki fikirleriniz, yayınladığımız izlencelerin bölümleri hakkındaki düşüncelerinizi paylaşabileceğiniz alan.

ŞAHSIM DEVLETİ (11) : Yönetim ‘bilim’ine doğru

İletigönderen Habip Hamza Erdem » Cmt Mar 06, 2021 21:05

ŞAHSIM DEVLETİ (11) : Yönetim ‘bilim’ine doğru
Yinelemek gerekir ki, bu yazı dizisi boyunca, salt ‘Şahsım Devleti’ni kavramlaştırma çabası içinde değiliz.
Sadece, tarihe kuşbakışı gözatarken, ‘Şahsım Devleti’nin kimi ‘özellikler’inin kökenlerine değinmekteyiz.
Örneğin, günün birinde ‘Şahsım Devleti’ eline cetvel ve pergel alıp, ülke topraklarını, salt ‘yönetim’ kolaylığı olsun diye, bölgelere, illere ve ilçelere ayırmaya kalkabilir.
Nitekim Fransız ‘Sosyal Liberal’lerinden Guizot da, o dönem Fransız departmanlarının işte böyle bir ‘yönetim’ kaygısıyla ve keyfî olarak ‘çizildiği’ne karşı çıkmıştı.
İşte Devrim’in bir ölçüde ‘öznel’ (subjectif) denilebilecek ‘liberalizm’ine XIXncu yüzyıl boyunca ‘nesnellik’ (objectivité) kazandırıldı denilebilir.
Dahası, yine aynı dönemde, bir ölçüde ‘moda’ denilebilecek bir ‘bilimsellik’ yarışı da başlamış oldu.
Böylece, 1819’da Paris’te Hukuk Fakültesi kurularak, özellikle 1830 Monarşisinden itibaren, Alexandre-François Vivien’in çabalarıyla bir ‘yönetim bilimi’ (science de l’administration) oluşturulmaya çalışıldı.
Oysa o günlere değin, daha doğrusu bir yüzyıl öncesinden başlayarak, Almanya’da ortaya çıkan Kameralist Düşünce’ye göre ‘Ülke’ demek, “bir zorba, bir prens ya da bir cumhuriyet ‘yönetim’i altındaki toprak paraçası” demekti.(*)
Yeter ki, görünürde kamunun gönenci gözetiliyor olsun.[État du bien public (Wohlfahrtsstaat)]
Kameralizme göre, ‘Ülke’ (territoire) için ‘Gebiet’, ‘Staatsgebiet’ ya da ‘Land’ terimlerinden herhangi birinin kullanmanın önemi yoktur; tümüne birden ‘Staat’ da denilebilir.
Başa dönersek, sözcük, terim ve deyimler ile ‘kavram’ları gelişigüzel kullanmanın nelere yolaçabileceğini, bir kez daha, görmüş oluruz.
O nedenle, sizinki ‘İnsan Hakları’ dediğinde, ‘İnsan Hakları’ndan ne anladığını, ‘Millet’ dediğinde kimleri kastettiğini, ‘Devlet’ dediğinde ‘ne’yi anlatmak istediğini, özenle ayırdetmek gerekmektedir.
Fransa’ya dönüldükte, madem ki ucunda ‘halkın gönenci’nden sözedilmektedir, öyleyse bu Kameralist Okul’un görüşlerinden yararlanılabilir denilmiştir.
Ne var ki, başta J.Ch. Bonnin olmak üzere yeni ‘kamu hukukçuları’, Napolyon tarafından belirlenen yönetim şemasının ‘normatif’ yönlerinden arındırılarak, kimi ‘genel ilke’lere dayanan bir ‘öğreti’ oluşturmaya çalışmışlardır.
Hatta toplumsal bilimlere bir ek ‘disiplin’ olarak ‘yönetim bilimi’nin temellerini atmış olacaklardır.
O arada, ‘bilimsel sosyalizm’in etkisiyle olsa gerek, ‘liberal’lerin ‘sosyalizan’ bir niteliğe kavuştukları bile söylenebilir (**)
Hatta bir ‘uç örnek’ olarak, ‘Devlet’in yadsınması’na (negation de l’Etat) ve ‘ekonomi’nin yüceltilmesine yönelenler de olacaktır.
‘Karnın doyduğu yer Vatan’dır’ da denilebilir.
Oysa, ne kadar ayrık ve etkileyci olursa olsun Proudhon’un görüşleri hem çelişkili ve iğretidir (imprécise) ve hem de ‘politik dil’le bağdaşmamaktadır.
Örneğin kendisinin de kabul ettiği üzere, “anarşi bir ‘ideal’den başkası değildir; ona yönelmek gerekir ama asla ona ulaşılamayacaktır” (***).
Yani Proudhon’un savunduğu ‘özgürlük’ ve aynı anlama gelmek üzere ‘liberalizm’, ‘hukuk’ kavramıyla ‘sosyalizm’i badaştırmayı tasarlasa da; G. Gurvitch’in altını çizdiği üzere, ‘Devlet’ ile onun karşısında olan ‘Toplum’ arasındaki dengeyi ancak ‘toplumsal hukuk’ (droit social) sağlayabilir.
Demek ki, salt ‘Hukuk Devleti’ olmak yetmemekte, ‘Sosyal Hukuk Devleti’ olmaya yönelmek gerekmektedir.
Oysa Proudhon ‘Devlet’i topluma yedirmeyi (réduire), toplum içinde eritmeyi (dissoudre), yani ona özgü nitelikleri bireylere değin dağıtmayı tasarlamaktadır.
Nasıl ki bireyler öz-eleştiri (auto-critique) yapabiliyorlarsa, öz-yönetim (auto-géstion) de yapabilirler ve yapmalıdırlar.
Ancak bunun için toplumun tüm bireylerinin ‘eğitilmiş’ ve ‘aydınlanmış’ olmaları gerekmektedir.
Bu pencereden bakıldığında ise, Proudhon’un, o gelişigüzel kullanılan ‘anarşizm’den değil ama ‘Gönenç Devleti’nden (Welfare State) sözettiği bile söylenebilir.
Ve, buradan kalkarak, Leibniz’ci anlamda, ‘liberalizm sen her şeye kadirsin’! bile denilebilir.
(*) Guilaume Garner, « Caméralisme et territoire. État, espace et économie dans le discours économique allemand au XVIIIe siècle », Dans Revue du Nord 2003/4 (n° 352), pp : 729-745
(**) Gérard Sautel, a.g.e, p.398
(***) Philipepe Ch.A. Guillot, « ‘Anarchiser, c’est décentraliser’ : Proudhon et le fédéralisme libertaire », a.g.e.pp :85-108
Kullanıcı küçük betizi
Habip Hamza Erdem
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 1182
Kayıt: Cum Haz 26, 2009 20:01

Şu dizine dön: Tartışma ve Fikir Meydanı

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

cron

x