SALYA, HER YAN SALYA

SALYA, HER YAN SALYA

İletigönderen Feza Tiryaki » Prş Haz 03, 2021 22:31

SALYA, HER YAN SALYA

Salya; ağızdan istemsiz akan sıvının (tükürük) adıdır. Saldırgan insana, küfürbaza, bağırırken tükürük saçanlara, kendini kontrol edemeyenlere kuduz köpek gibi ağzı salyalı derler.

Öfkeli deliler, boş bakışlılar ellerinde olmaksızın ağızlarından salya akıtırlar. Sapıkların da salyası akar, cinsel dürtülerini engelleyemez, kendini tutamaz, hastadır.

Salya, durmadan akan bu tükürük, mikroplu yapışkan akıntı, denizlerimizi de sarmış... Marmara’yı sardı, Ege’de görülüyor, Akdeniz’e de yakında inecektir.

Denizde salya, deniz kirliliğinden oluşuyor, deniz bu yapışkan sıvıyla (deniz salyası) alarm veriyor, ölüyorum diyor. Alarm veriyor da ne oluyor? Bunu bir magazin haberi gibi yalnızca okuyoruz, bakıyoruz. İlgimizi çekmiyor bile! Neden mi böyle? Bugünün gazetelerinden:

“CHP İstanbul Milletvekili Ali Şeker, Marmara Denizi'nde yaşanan müsilaj (deniz salyası) sorununun araştırılması için verdikleri önergenin AKP ve MHP oylarıyla reddedildiğini duyurdu.”

Aynı deniz salyası gibi gittikçe yayılan çoğalan bir salyamız daha var bizim. Toplumu çürüten, içten içe yiyen bir salya. Aileleri sardı, çocukları etkiliyor, toplumun yapısını hızla bozuyor.

“İkinci eş salyası, çift eşlilik, çok eşlilik salyası, imam nikâhlı eş, aynı evde iki eş salyası…”

Denizleri belki kurtarabiliriz, çözüm üretebiliriz ama bu konuda çözüm çok zor gözüküyor çünkü çözüm arayan, soruna dokunan, tehlikeyi söyleyen uyaran yok gibi… Böyle olunması, bu duruma alışılması, çok eşliliğin geri gelmesi isteniyor gibi…

Bu salyaya bulaşmış, bu nedenle suç işlemiş kişilerin haberleri her gün ortalıkta. Suç işlemeseler belki bu durumdan haberimiz bile olmayacak, ortalık güllük gülistanlık sanacağız.

Bu ne, bunlar da kim, böyle şey olur mu, bu devirde bu gerilik, bu rezillik ne, utanma - sıkılma nerede kalmış, duygularımıza, bizi biz yapan yüksek değerlere ne olmuş, kimse sormuyor.

Anne, 15 yaşındaki kızını altı ay önce kaç çocuklu bir adama kuma olarak veriyor. Adam da bu kızı, çocuk kumayı, bir tartışma sonunda bıçaklayarak öldürüyor. Geçen haftadan bu kıyım. Eğitim yaşındaki bir kız çocuğuna yapılanlar, burası neresi, hangi çöl - kabile devletinde olmuş bu rezillik dedirtiyor insana.

Bu da iki ay öncesinden: İki eşli adam, en büyüğü 15, en küçüğü altı yaşındaki dört çocuğunun önünde altı yıl önce dini nikâhla ikinci evliliğini yaptığı kadın yüzünden tartıştığı resmi nikâhlı eşini öldürüyor. Aynı evde altı yıldır yaşanan çift eşlilik. Üstelik çocukların gözü önünde yaşanıyor bu rezillik. Sonu da cinayetle bitiyor. Bitmese zaten haberimiz olmayacak, salya çocukları da sarıyor, saracak… Ne diyor gazete (Sabah):

“Tartışma dini nikâhlı ikinci kadın yüzünden çıktı.”

Böyle durumların kiminde de kadın erkeği öldürüyor. Kim kime denk getirirse…

Bu örneklerin en ünlüsü, eşini evde elde silah bekleyerek öldüren Melek Hanım.

Öyküsü de, yargılanması da çok ilginç. Kendisi çift eşlilerin tipik bir örneği.

Çift eşliliği benimse, daha evliliğinin ilk aylarında bunu kabul et, üstelik bu durumdayken ardı ardına iki çocuk doğur, yıllarca böyle yaşa, çıt çıkarma, her aşağılanmaya boyun eğ, sonra eşini öldür, mağduru oyna, iki ay içinde de seni salıversinler.

Aradan hafta geçmeden yine gazetelerde görün. Gazetecileri çağır, yaşadığın çiftlikte hayvanlarla pozlar ver, üstelik onca rezaletten, açığa çıkan onca çirkin ayrıntıdan, çift eşli yaşantından sonra, üstüne üstlük işlediğin cinayetten sonra, hızını alama, bir de karar verdim, öğretmen olacağım de… Öğretmenliği de ayağa düşürün…

Burada, magazin gündeminden düşmeyen İpek Hanım, ikinci eşe ses çıkarmadığı, dert bile etmediği için korunmasın?

Bir insanı öldürmek bu kadar kolay olmamalı… Bu şekilde iki eşli yaşantılar da, eğitimle önlenemiyorsa, yasalarla önlenmeli, öyle değil mi?

Çift eşliliği benimsemiş onca yıl… Adam şiddet göstermese, sapıklıkta sınır tanımasa, bu daha sürecekmiş… Kardeş kardeş yaşayacaklarmış iki kadın. O çocuklar da bunları göre izleye büyüyecekler, ülkemizin geleceğini şekillendirecekler…

Cinayetten iki ay sonra salıverilen katil örneği çok az bulunur bir örnek.

Bu böyle olur da tek örnek olarak kalır mı?

Daha beteri, daha çirkini, daha mide bulandıranı anında gündeme düşmez mi?

Bu kez, birinci eş değil, ikinci eş, kocayı öldürüyor. Nedeni kıskançlıkmış. Kıskançlığı da ayağa düşürdüler, sevgi sözünü kirlettiler, evlilik kurumunu rezil ettiler, insanlık kavramını, kadınlık onurunu yok ettiler.

Kuşlar bile eşini bilir, yuvasını kurar, ana baba kuş yavrularını birlikte büyütür. İnsanlık, hayvanların da gerisine böyle ne zaman düştü?

Anlı şanlı gazetelerimiz de bu tür konuları hiç yadırgamadan, eleştirmeden, bu durumu düzeltin, çok eşliliğe eskiden olduğu gibi ceza gelsin, buna izin verilmesin, zina yeniden yasalarımızca suç sayılsın, aile korunsun demeden, olayı aynı sözlerle veriyorlar, bakınız var mı birbirlerinden farkları:

“Ankara'da dini nikâhlı kocasını bıçaklayarak öldürdü.”

“Ankara'nın Pursaklar ilçesinde, dini nikâhlı eşi tarafından göğsünden...
“Ankara'da Önder Çelik cinayeti - Ankara Masası; İki eşli yaşayan adam bıçaklanarak öldürüldü.”

Sözcü yazmış bunu da:

“İki eşli yaşayan adam bıçaklanarak öldürüldü. Ankara'da tartıştığı imam nikâhlı eşi tarafından göğsünden bıçaklanarak yaralanan Önder Çelik...”

Bu adam müzisyenmiş üstelik. Müzik ruhun gıdasıdır dediğimiz, müzikle ilgilenenlerin, ince ruhlu sandığımız insanların mesleğindenmiş, bu aynı evde iki eşli.

Olayı çok tiksindirici bir özet başlıkla vermişler:

“İlişki sırası” cinayetinde sevgiliye müebbet hapis talebi.”

Sevgili sözü de çirkinleşmiş, kirlenmiş, çöpe gitmiş bu kadınların eliyle ve bu çirkinliği bu şekilde haber yapan gazetecilerin eliyle…

“Sevgilisi ve sevgilisinin eşiyle birlikte yaşadığı evde ilişki sırası tartışması cinayetle sonuçlandı!”

“Ankara'da bir tuhaf cinayet! Odaya gelmeyince kendimi kaybettim (Yaşam haberleri).”

“Akla zarar cinayet! Eşi ile sevgilisini aynı eve yerleştirdi.”

“Hürriyet'ten Fevzi Kızılkoyun'un haberine göre; Önder Çelik, 34 yaşındaki Seher Çelik'le ile evlendikten iki yıl sonra sevgilisi Gül Yeşim Kavuştuk'u da aynı eve getirdi.”

Ortadoğu gazetesine bakınız, aynı yolda diğer gazetelerle:

“Ortadoğu; “Önder Çelik cinayetinde inanılmaz detaylar: Eşi Seher Çelik ve sevgilisi Gül Yeşim Kavuştuk'la aynı evde sırayla kalıyormuş!”

Haber Global denilen yayın bile atlamış bu kirli habere, hiç yadırgamadan, gayet de normal sayarak durumu: “Resmi nikâhlı eşiyle yaşadığı evde, dini nikâhlı eşi tarafından...”

Geçen yılın sonunda olan bu olay, dün yine aynı başlıklarla gündemdeydi. Neden mi?

Bu arada cinayetin mahkemesi görülmüş, katil kadın için müebbet istenmişmiş… Boşuna yaygara yapılıyor, diğer cinayet örnek alınarak bu da salıverilir yakında. Çift eşlilik, çift eş olayları korunur, bu toplum yarası sürer gider.

Bu çirkinlikleri kimse üstüne alınmaz. Ne tartışılır televizyonlarda, ne Meclis’te konuşulur, ne sorun edilir…

DHA, arsız kadınlardan birinin resmini koymuş haberine, öldürülen kocanın afili bir pozu, sanırsınız film artisti, iki kadınlı, iki kadınla aynı evde yaşayan bir aykırı örnek değil, olumlu bir tip. Söyleşi yapılmış ilk eşle, nikâhlı eşi onu çok seviyormuş da bu nedenle bu durumu kabullenmiş. Sevgi sözü yerlerde… Kaba, çirkin bir cinsellik tutmuş güzel insani duyguların yerini… Temiz, güzel ne varsa büyük bir hızla kirletiliyor, salya akıyor, sayla çevremizi sarıyor, sayla sevgiyi, aileye, bağlılığı, geleceğimizi öldürecek…

Bu haberleri hiç mi çocuklarımız okumayacak, hiç mi ana babaların yüzü kızarmayacak bu işleri konuşulurken? Nerede aileyi koruyan yasalar?
Dini nikâh denilen kılıfa sarılan sarılana. Daha bugünün haberi:

“Ankara'da, dini nikâhla birlikte yaşarken, kendisini terk eden Sevgi Tekin'i (33) yakınlarının gözü önünde tabancayla öldüren Gökhan Ağtaş'ın (26) tutuklu yargılanmasına devam edildi.”

Bu da eli kanlı bir koca kişi haberi:

“Diyarbakır'da yaşlı adam, dini nikâhlı 25 yıllık eşini kıskançlık yüzünden öldürdü.”

Nasıl da normal bir durum gibi yazıyorlar: “Dini nikâhlı eşini.”

Kanun koyucu, aileden sorumlu kurumlar, yetkililer hiç mi üstlerine almayacaklar bu sonu genellikle kanlı biten, çirkin, toplumu çürüten çok eşlilik durumunu…

Bu kadar mı ilkelleştik, ne zaman imam nikâhıyla, ikinci bir kadınla aynı evde yaşamaya başladı insanlarımız? Ne arada ne derede bu erkekler böyle utanmaz oldular? Uyuşturucu ne zaman girdi Türk aile yaşamına?

Bu insanlar birbirlerini kesip biçmeye başlamasalar haberimiz olmayacaktı demek ikinci eş salyasından, aileyi saran salyadan…

İnsanlığını unutmuş bu tür kişilerin çocukları da var üstelik. Topluma çocuk yetiştiriyorlar. O çocuklar böyle bir kötücül ortamda yetişiyor. Her pespayeliği görüyor, duyuyor, yaşıyor… Evlerindeki yaşam cinselliğe indirgenmiş. Utanma kalkmış. Tek değerleri o, içlerine Yeni Dünya Düzeni’nin cinleri girmiş, aileyi bitirmeye yeminli “Siyonist cinler…”

Kolay mı kaç yıldır televizyonlar bunlara çalışıyor, yasalar bunları kolluyor, diziler, insanlarımızı bu tiplere çevirmek için uğraşıyor… Son modamız, yazar Budayıcıoğlu’nun kitaplarından dizi çevirtme modası. Aile içi tecavüzlü, iki eşli yaşam öyküleri, psikologlara gitme, içini arkadaşa eşe dosta değil de, bir görevli kişiye, ele, yabancıya para karşılığı dökme alıştırmaları…

Toplum, bir kez değerlerini yitirmesin, güzeli iyiyi unutmasın, kötülüğe bir adım atsın, gerisi çorap söküğü gibi gelmez mi?

Bu kadınlar, Esra Erol’un, kocalarını bırakıp birlikte aynı yufkacıya kaçan kadınları gibiler. Bu tür yayınlar ortamı hazırlamış, seyredeni avlamış…

Bu son olayın öyküsünü azıcık kurcalarsak, gizli pislik, salya gibi akıyor.

Müzisyen adam, 19 yıllık evliymiş. İki çocuğu var. Müzisyenin evine getirdiği ikinci kadın da evliymiş, o da iki çocuklu. Bu iki çocuklu evli kadın, 12 yıl kocasını aldatmış, bu evli müzisyenle. Sonra iş açığa çıkınca, ilk eş, durumu kadının kocasına açıklayınca yani, kocası onurluymuş ki boşanıyor ondan. Bu da müzisyenin evine yerleşiyor, çok katlı çirkin ruhsuz bir yapı oturdukları apartman. Resmini koymuşlar. Her iki kadına birer oda. Öyle çiftli çubuklu, köşklü konaklı da değil iki eşli Önder. Müzisyen, bu köhne yapıda, eski Arap öykülerindeki gibi yaşıyor, sıralarını aksatmıyor evdeki kadın görünümlü canlıların… Biri resmi nikâhlı, diğeri dini nikâhlı.

Ülkemiz bu durumlara da düşecekmiş. Cumhuriyet öncesi dönem böyle hortlatılacakmış.

Durumu kimse yadırgamıyor, sinsice alıştırıldık. Dizilere, dizilerde gösterilenlere bakmak yeter bunun için. İki kadını da seviyorum diyen, bu sözlerle başlangıçta tepki toplayan “Sadakatsiz” dizisi aynen sürüyor aylardır. Kadın da kocayı aldattı, koca zaten ilk günden aldattı. Alan memnun veren memnun. Kazanç için kanallar bu tür dizileri yayınlıyor, izleyenler de can sıkıntısından ne verilirse alıyor, bunların öyküsünü evine sokuyor, çoluk çocuk izliyorlar, hiç sansürsüz. “Camdan Kız” yeni sezonun gönülleri bulandırma, iki eşi benimsetme dizisi. İki eşi benimsemiş kadınların öyküsü. Burada, biri köylü kadını, diğeri sosyete gülü, aynı adamın nikâhlı, nikâhsız eşleri, birbirlerinden haberleri var, hamurları aynı… Adam bir de üçüncü eşe özenince… O zaman olaylar başlatılıyor. Salya yayılıyor, büyüyor.

Boşuna mı Nasrettin Hoca öykülerine, masallara bile sokmuşlardı bu iki eşliliği. Ağaç yaşken eğilir misali… Bir yazımda anlatmıştım, Tudem yayınlarının bastığı böyle pis bir kitabı. Şöyle başlatıyorlardı öyküye:

“Nasrettin Hocanın iki eşi varmış… İlk eşi leyla ile onun teyzesinin kızı Ceren.”

Buradaki iki eş, aynı ailenin kızları, teyzekızları, salya daha da irinli…

“Nasrettin Hoca ile Düşünmeyi Öğrenmek” idi, bu kitabın adı. Neyi öğrenecek çocuklarımız bu iki eşli öykülerde belli değil mi?

Bu kitap ne toplatıldı, ne yayıncısı cezalandırıldı, ne de bu konunun üstüne düştü eğitimciler…

İki eşli yaşamaya ses çıkartmayan kadın katil, yenice salıverildi. Diğer haberdekine müebbet isteniyor denmesine kanmayın, yakındır onu da salıverirler…

Plan büyük, iki eşlilik salyası yayılıyor, bu salya öldürücü…

Bu salya, toplumun temel yapısı aileye düşman!

Bunu anlamak için daha nasıl örnekler görmek istiyorsunuz!

Bir yanda salya, diğer yanda dayatılan genetik şırıngalar…

Devamlı toplumu uyaran Gazeteci Arslan Bulut en son ne dedi?

“ Tabii bu arada, Türk Milleti, kendi kanındaki DNA’ların aşılarla değiştirilmesine de izin vermemelidir.”

Denizimizin, kurtarın beni, ölüyorum diye saldığı salyalar da ayrı...

Bölücülük salyası da nöbette. O, yaptık, hazır denilen “Yeni Anayasa” ile, topluma, “Ce!” diyecek.

Doğamıza, bedenlerimize, kültürümüze, kadın ve erkeklerimize, en çok da yeni yetişen gençlere, çocuklarımıza saldırılıyor!

Çağdaş Cumhuriyetimiz salyalarla kirletiliyor!

Feza Tiryaki, 3 Haziran 2021
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 877
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Re: SALYA, HER YAN SALYA

İletigönderen Gönül Pınar Atacı » Cum Haz 04, 2021 10:00

Çok özlü ve özel, ayrıntılı ve mükemmel bir irdeleme. Çok değerli yazarı sevgili FEZA'nın en içten ve gerçek vatansever kalbine, öpülesi zarif ve usta eline, altın gibi pak ve parlak kalemnine sağlık. İnsanı, halkı, ulusu ve vatanı, en iğrenç ve korkunç bir SALYA denizine sürükleyen ve iten bu BOP'cu manda ve mafya düzenine ise sonsuz nefret ve ebedi lanet.
Kullanıcı küçük betizi
Gönül Pınar Atacı
Üye
Üye
 
İletiler: 1060
Kayıt: Sal Ara 01, 2015 9:02


Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

cron

x