Suriye’ye müdahale küresel düzeni çökertme riski taşıyor / Henry KİSSİNGER

Ubi solitudinem faciunt, pacem appelant

Suriye’ye müdahale küresel düzeni çökertme riski taşıyor / Henry KİSSİNGER

İletigönderen Başkomutan » Pzt Haz 04, 2012 15:31

Suriye’ye müdahale küresel düzeni çökertme riski taşıyor

Arap Baharı, demokrasinin gelmesi ihtimali açısından tartışılıyor genelde. Eş değerde önemli olan, rejim değişikliği için (son olarak Suriye’de) dış müdahalenin, uluslararası düzenin hâkim nosyonlarını altüst eder şekilde gitgide cazip hale gelişidir.

Modern dünya düzeni kavramı, Otuz Yıl Savaşlarını nihayete erdiren 1648 Westphalia Antlaşması’ndan doğmuştur. Bu çatışmada, rakip hanedanlar kendi dini normlarını dayatmak amacıyla siyasi sınırların ötesine ordularını gönderiyorlardı. 17. Yüzyılın bu rejim değişikliği versiyonu Orta Avrupa nüfusunun galiba üçte birini yok etmişti.

Westphalia Antlaşması, bu kıyımın tekrarını önlemek için uluslararası olanı iç politikadan ayırdı. Ulusal ve kültürel birimlere göre inşa edilen devletler kendi sınırları dâhilinde egemen addedildi; uluslararası politika, yerleşik sınırlar arasındaki etkileşimle sınırlı tutuldu. Ulusal çıkar ve güç dengesi gibi yeni kavramlar kurucu figürler nezdinde güç kullanımının genişletilmesini değil onun sınırlandırılmasını ifade etti; halkların cebren din değiştirmeleri, yerini dengenin korunmasına bıraktı.

Westphalia sistemi Avrupa diplomasisi eliyle dünyaya yayıldı. İki dünya savaşının ve uluslararası komünizmin ortaya çıkışı zorlanmalarına neden olduysa da ulus devletler, belli belirsiz bir şekilde, uluslararası düzenin temel birimi olarak ayakta kaldılar.

Westphalia sistemi Ortadoğu’da hiçbir zaman tam olarak hayata geçmedi. Bölgenin Müslüman devletlerinden sadece üçünün tarihi temelleri vardır: Türkiye, Mısır ve İran. Diğer devletlerin sınırları, Osmanlı İmparatorluğundan kalan ganimetler üzerinde I. Dünya Savaşının galipleri arasında yaşanan - etnik veya hizbi hatların hiç dikkate alınmadığı - ayrılıkları yansıtmıştır. İşte bu sınırlar o tarihten beri (genelde askeri) meydan okumalara maruzdur.

Arap Baharının yol açtığı diplomasi, Westphalia sisteminin denge ilkelerini genelleştirilmiş bir insani müdahale doktrini ile değiştirmektedir. İç çatışmalar, bu bağlamda, demokratik yahut hizbi/mezhepçi endişeler prizmasından bakılarak uluslararası nitelikte görülmektedir. Dış güçler, mevcut hükümetten iktidarın devri için muhaliflerle müzakere yürütmesini talep etmektedirler. Fakat mesele her iki taraf nazarında genelde bekâyla ilgili olduğundan dolayı bu çağrılar duymazlıktan gelinmektedir. Tarafların mukayese edilebilir güce sahip olduğu yerlerde açmazdan çıkmak için askeri güç dâhil bir miktar dış müdahale istenmektedir.

Bu nevi bir insâni müdahale, ahlâki boyutu eksik denilerek reddedilen ulusal çıkara veya güç dengesine başvurmaktan kaçınarak, kendisini geleneksel dış politikadan ayırmaktadır. Kendisini stratejik bir tehdidin üstesinden gelerek değil evrensel yönetim ilkelerinin ihlali addedilen şartları ortadan kaldırarak haklı çıkarmaktadır.

Bu nevi bir müdahale formu, bir dış politika ilkesi olarak benimsenmesi durumunda, Amerikan stratejisi adına büyük sorulara neden olmaktadır. Amerika, uluslararası sistemi ayakta tutmak için şimdiye değin önemli sayılanlar dâhil, gayri demokratik herhangi bir hükümete karşı her halk ayaklanmasına destek vermeye kendisini mecbur mu hissediyor? Örneğin, S. Arabistan, yalnızca topraklarında halk ayaklanması başlayana kadar mı bir müttefiktir? Diğer devletlere kendi dindaşları veya akraba toplulukları adına müdahale etme hakkını vermeye hazırlıklı mıyız?

Aynı zamanda, geleneksel stratejik zaruretler ortadan kalkmış değil. Rejim değişikliği, neredeyse tanım gereği, ulus inşasını da zaruri kılar. Bunu yapmakta başarısız olunduğu takdirde uluslararası düzen çözülmeye başlar. Tıpkı Yemen, Somali, kuzey Mali, Libya ve Pakistan’ın kuzeybatısında olduğu gibi (Suriye’de de aynısı olabilir) haritaya hukuksuzluk/kanunsuzluk anlamına gelen boş alanlar gitgide hâkim olabilir. Devletin çöküşü, merkezi otoritenin olmaması yüzünden karşılık vereceği araçlardan da yoksun olan komşuların aleyhine, topraklarını bir terör üssüne veya silah tedarik üssüne çevirebilir.

Suriye’de insani ve stratejik müdahale çağrıları birbirine karışıyor. Beşşar Esad yönetimindeki Suriye, İslam dünyasının ortasında, İran’ın Akdeniz ve Doğu Akdeniz’deki stratejisine yardım etmektedir; İsrail devletini tanımayan Hamas’ı ve Lübnan’ın bütünlüğüne zarar veren Hizbullah’ı destelemiştir. ABD’nin Esad’ın düşmesi lehinde tutum sergilemek ve uluslararası diplomasiyi bu doğrultuda yüreklendirmek için hem insâni hem de stratejik nedenleri vardır. Ancak öte yanda, her stratejik çıkar savaş nedeni değildir; aksi varit olsaydı, diplomasi için alan olmazdı.

Söz konusu olan askeri güç olduğunda ise temelde yatan çeşitli meseleler ele alınmalıdır: ABD, Suriye’ye komşu Irak ve Afganistan’daki askeri müdahalelerden çekilişi hızlandırırken aynı bölgede yeni bir askeri mükellefiyet (ki bunun da benzer meydan okumalarla yüz yüze helmesi ihtimali vardır) nasıl haklı kılınabilir? Diplomatik ve ahlâki meselelere daha bir odaklı, stratejik ve askeri niteliği daha az belirgin bu yeni yaklaşım, Irak’taki veya Afganistan’daki çabalara musallat olan, geri çekilmeyle ve bölünmüş bir Amerika’yla neticelenen ikilemleri çözer mi? Yoksa Amerikan itibarını ve moralini ülke içinde gelişecek sonuçlara – ki Amerika bu sonuçları şekillendirmek için daha az araçlara ve daha az kaldıraç gücüne sahiptir - yatırarak güçlüğü artırır mı? Hasıl olan sonuç, insâni durumu ve güvenlik durumunu iyileştirecek mi? Yoksa Sovyet işgalcisiyle savaşsın diye Amerika tarafından silahlandırılan ama sonra bize karşı bir güvenlik sorununa dönen Taliban’la yaşadığımız tecrübeyi tekrar etme riskine mi düşüyoruz?

Stratejik ve insâni müdahale arasındaki fark konuyla alakalıdır. Dünya toplumu, insâni müdahaleyi oybirliğiyle tanımlamaktadır ve bu öylesine zordur ki müdahale çabalarını sınırlandırmaktadır. Diğer yandan, tektaraflı yahut isteklilerden oluşan bir koalisyon, bu politikanın kendi topraklarında uygulanmasından korku duyan başka ülkelerin (mesela Çin ve Rusya) direnciyle karşılaşmaktadır. Dolayısıyla da bunun için ülke içi destek bulmak daha da güçleşmektedir. İnsâni müdahale doktrini kendi düsturları ile onların icra olunabilme imkânları arasında askıda kalma tehlikesi içerisindedir. Bunun aksine, tektaraflı müdahale, ulusal ve uluslararası destek pahasına olmaktadır.

İster insâni isterse stratejik olsun, askeri müdahalenin iki önşartı vardır: Birincisi, statüskonun devrilmesinden sonraki yönetim üzerinde oybirliği sağlanması can alıcıdır. Şayet amaç, muayyen bir yöneticinin tahttan indirilmesiyse, neticede ortaya çıkacak olan boşlukta yeni bir iç savaş patlak verecektir zira silahlı gruplar halef olmak için yarışa girecek ve diğer ülkeler farklı tarafları tercih edecektir. İkincisi, siyasi amaç açık ve dayanılır bir sürede ulaşılabilir olmalıdır. Suriye vakasının bu kriterleri karşıladığından şüphe ediyorum. Gittikçe hizipçi/mezhepçi karaktere bürünen bir çatışmada tanımlanmamış bir askeri müdahalenin içinde çareden çareye koşuşturmaya güç yetiremeyiz. Bir insâni trajediye tepki verirken bir başka trajediye imkân vermemek için dikkat etmeliyiz. Vazıh bir şekilde dile getirilmiş stratejik bir kavram olmadığında, sınırları aşındıran, uluslararası savaşları ve iç savaşları birleştirip kaynaştıran bir dünya düzeni asla soluk alamaz. Mutlakların ilanına perspektif kazandırmak için bir nüans hissi de lazımdır. Partiler-üstü bir meseledir bu ve başlamakta olan ulusal tartışmada bu şekilde muamele görmelidir.

Henry Kissinger, 3 Haziran 2012
Kaynak: Washington Post - Çeviren: Ertuğrul Aydın

İm (Kod): Tümünü seç
http://www.dunyabulteni.net/?aType=yazarHaber&ArticleID=17934

"Henry Kissinger" Yazarın diğer yazıları
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Şu dizine dön: Novus Ordo Seclorum | Ordo Ab Chao

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x