TOPLUMSAL KURTULUŞ
Her toplumun bireysel ya da toplumsal konulara yönelik ders alınacak fıkramsı öyküleri vardır. Bizde Nasrettin Hoca, Bektaşi, İncili Çavuş, Bekri Mustafa anlatıları oldukça yaygındır. Espriler yaparak güldürücü fıkralar anlatan nekrelerin nüktelerinin de ayrı bir tadı vardır. Eskiden eviçlerinde, kahvehanelerde bu tür anlatılarla kahkahalar atılırdı.
Kıssa, “ders alınması gereken kısa öykü” anlamına geliyor. “Kıssadan hisse” deyimi bu anlatılar yoluyla girmiştir dilimize. Genellikle ünlü ya da ünsüz kişilerin başından geçenler anlatılır kıssalarda. Harun Reşit, Binbir Gece Masalları’nın birçok bölümünde bilge kimliğiyle öne çıkıp, kişileri uzlaştırıcı hukuksal kararlar verir.
İbret alınacak öykülerin anlatıldığı kıssalarda genellikle din büyüklerinin iyilikleri, erdemli davranışları, özverileri yüceltici bir üslupla anlatılır. Şu kıssada olduğu gibi...
Hz. Ali’nin yeğeni Cafer’in, çöl sıcağının bunalttığı bir gün, bir kabilenin hurmalığına yolu düşer. Orada çalışan bir köleye yemek olarak üç parça ekmek verildiğine tanık olur. Köle, ekmeğin bir parçasını tam yiyecekken karşısına ağzından salyalar boşalan bir köpek dikilir. Hiç duraksamadan ekmeğin o parçasını köpeğin önüne atar. Ekmeği bir anda yalamadan yutan köpeğin doymadığını anlayan köle, öbür iki parçayı da ona yedirir. Öylesine açtır ki, köpek o iki parçayı da anında siler süpürür.
Cafer, aç aç işine başına gitmeye hazırlanan kölenin yanına gidip sorar: “Ey köle, bugünkü yiyeceğin ne idi?” / “Üç parça ekmek.” / “Peki, neden onları köpeğin önüne attın?” / “Onun benden de çok acıkmış olduğunu görünce dayanamayıp ekmeğimi ona verdim.” / “Güzel de, şimdi sen ne yiyeceksin?” / “Oruç tutacağım.”
Cafer, köleye, sahibinin adını, nerede oturduğunu sorar, kölenin yanından ayrılıp doğru adama gider, hurmalığı köleyle birlikte satın alır. Köleye, “Ey köle, bu hurmalığı sana bağışlıyorum. Seni kölelikten de azat ediyorum.” der.
Bir sohbette, Cafer’e, yaşadığı köle olayı anımsatılarak, “Köle, köpeğe üç parça ekmek vermiş, sen ona koskoca bir hurmalık bağışlamışsın; üstelik onu özgürlüğüne de kavuşturmuşsun...” Cafer’in buna yanıtı şu olur: “O, elindekinin tümünü verdi, bense ancak küçük bir bölümünü bağışladım...”
Öykünün mantığı sağlam. Anlatımsal akışımına da diyecek yok. Yine de, kitlesel bağlamda yorumlandığında, inandırıcı olmayan bir yanı var. Düzen aynı düzen... Cafer mal mülk sahibidir; köleye bağışladığı, kesip attığı tırnak değerinde bile değil. Kurtulan da tek bir köle; peki, öbür köleler nasıl kurtulacak?..
Sorunun yanıtını, yazınımızın yüksek beğenili öykücüsü Sait Faik’in, “Sinağrit Baba”daki iç konuşmasında arayalım...
“Gidip o yakamoz yapan ipe bir diş vurdu mu idi, tamamdı. Ama hiçbirini kurtarmıyor, hareketsiz duruyordu. Sinağrit Baba onları kurtarmanın bu kadar kolay olduğunu biliyordu ama bildiği bir şey daha vardı. O da ister su, ister kara, ister hava, ister boşluk, ister hayvan, ister nebat âleminde olsun bir kişinin aklı ile hiçbir şeyin halledilemeyeceğini bilmesidir. Ancak bütün balıklar oltaya tutulan hemcinslerini kurtarmanın tek çaresinin koşup o yakamoz yapan ipi koparmak olduğunu akıl ettikleri zaman bu hareketin bir neticesi ve faydası olabilirdi. Yoksa gidip Sinağrit Baba oltayı kesmiş, biraz sonra Sinağrit Baba tutulduğu zaman kim kesecek? Kim akıl edecek yakamozu dişlemeyi?..”
İşte toplumsal kurtuluşun gerçek yolu!..
ADNAN BİNYAZAR, Cumhuriyet / Pazar, 15 Ağustos 2010

