TÜRBAN BİR ÖZGÜRLÜK TALEBİ MİDİR?
İrfan Tuna
Karşınıza birisi geçse ve ’’Esarete Özgürlük İstiyorum!’’ dese, o kişi hakkında ne düşünürsünüz?
Herhalde böylesi akıl dışı ve saçma sapan talepte bulunan birinin pek sağlıklı birisi olmadığını düşünürsünüz.
Haklı olarak, esaretin olduğu yerde özgürlüğün olmayacağını, özgürlüğün olduğu yerde esaretin olmaması gerektiğini anlatmaya çalışırsınız…
Dolayısıyla, esarete özgürlük istemenin aslında bir özgürlük talebi değil, esaret talebi olduğunu belirtirsiniz.
* * *
Peki; ‘türbana özgürlük’ isteyenlerin durumu ile esarete özgürlük istemek arasında ne fark var?
‘Türbana özgürlük’ talebi bir özgürlük talebi midir, esaret talebi midir?
Şunu çok iyi belirlemek ve altını kalın çizgilerle çizerek vurgulamak gerek; adına türban denen örtü bir özgürlük simgesi değil, esaret simgesidir.
Her kim ki, ‘Türbana Özgürlük’ talebini bir özgürlük talebi sanıyorsa, en iyimser yorumla, çok büyük bir yanılgıya düşüyor demektir. Türbana özgürlük istemek, hem ülkemizdeki kadınlar açısından hem de Türkiye’miz açısından bir özgürlük talebi değil, esaret talebidir…
Türban; Amerikan emperyalizminin atölyelerinde dokunup Türkiye’mizin ve bölgemizin başına örtülmeye çalışılan işbirlikçi-karanlık rejimlerin, Büyük Ortadoğu Projesi’nin ülkemizdeki simgesidir. Bu anlamda, ülkemize özgürlük ve bağımsızlık değil, uşaklık ve esaret getirecek olan bir rejimin simgesidir.
İkincisi, türban kadınlar açısından da, kadına özgürlük değil esaret getirecek olan, kadının saçından başından rahatsız olan, tahrik olan kadını esaret altına almaya çalışan çağdışı bir anlayışın simgesidir… Kadının saçlarını örttürerek namusunu korumayı amaçlayan böylesi bir anlayış; bilim ve teknolojiyle insanlığın önünde yeni ufukların açıldığı, uzayın derinliklerinin keşfedildiği, genetik devrimlerle canlıların kopyalandığı bir çağda, içinde bulunduğumuz çağa değil ortaçağ karanlığına yakışan bir anlayıştır…
Garip olan durum ise, türbanı bir din ve vicdan özgürlüğüymüş gibi savunan kadınların durumudur. Bu kadınlar, türbanı eğer gerçekten ‘özgür’ iradeleriyle savunuyorlarsa, bu çok daha vahim bir durumdur. Bu, zincirle bağlanan birinin: ’’Sizin elleriniz bağlı olmadan yaşama özgürlüğünüz varsa benim de zincirle bağlanma ve beni zincirle bağlayacak olana itaat etme özgürlüğüm var, bu özgürlüğümü elimden alamazsınız’’ demesi kadar garip ve hastalıklı bir durumdur…
Dahası, Kuran’da, kadının saçının örtülmesi konusunda bir ayet bulunmadığı, baş örtmenin bir Yahudi geleneği olduğu da en seçkin ilahiyatçılarca saptanmış bir gerçektir. Yani türbanın din ve vicdan özgürlüğü açısından dinle, dini siyasal çıkarlarına alet etmeye çalışan din tüccarları dışında hiçbir ilgisi yoktur. Nitekim türbanın siyasal bir simge olduğunu Recep Tayyip Erdoğan da İspanya’da 14 Ocak 2008 günü düzenlediği basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken itiraf etmiştir. Aralarında Türkiye’mizin de bulunduğu 24 ülkenin sınırlarını ve rejimlerini Amerikan emperyalizminin çıkarlarına göre değiştirmeyi amaçlayan Büyük Ortadoğu Projesi’nin Eşbaşkanı olan Recep Bey, bu basın toplantısında gazetecilerin sorularını yanıtlarken, türbanı kast ederek "Velev ki bir siyasi simge olarak taktığını düşünün. Bir siyasi simge olarak takmayı suç kabul edebilir misiniz?" demişti.
Şu açık gerçeği çok açık ve kalın çizgilerle ortaya koymak gerekir ki, çoğunlukla Müslümanların yaşadığı bu coğrafyada Buşoğlubuşların Müslümanlara karşı kanlı projesine Eşbaşkan sıfatıyla hizmet eden Recep Bey’in siyaseti ne kadar İslam dostuysa; bu siyasetin simgesi olan türban da o kadar İslam dostudur…
Evet, karanlıkla aydınlık, esaretle özgürlük arasında keskin bir hesaplaşmanın yaşandığı tarihsel bir süreç içinde bulunuyoruz…
Ve bir kez daha Amasya Genelgesi’ndeki ifadelerle söylemek gerekirse, özgürlüğümüzü ve bağımsızlığımızı, milletimizin bu konudaki ’’azim ve kararlılığı’’ kurtaracaktır…





