ULUSAL BAYRAMLAR BİTERKEN (Şoför Amca Gaza Bassana)

ULUSAL BAYRAMLAR BİTERKEN (Şoför Amca Gaza Bassana)

İletigönderen Feza Tiryaki » Cum Nis 28, 2023 15:46

ULUSAL BAYRAMLAR BİTERKEN
(Şoför Amca Gaza Bassana)

-İki bölümlük yazı-

“23 Nisan nerede?” diye soralı üç yıl oluyor. Hadi bu yıl, “dünya salgın oyunu” tamamen sahneden kaldırıldı, maskelenen çocuklarımız bu maskelerden kurtuldu. Geçen eski yıllarda olduğu gibi, 23 Nisan, artık camda balkonda, uzaklardan temsili kutlamalarla değil, doğrudan meydanlarda, sahalarda kutlanacak diyorduk. Halkın katılımıyla, tüm okulların katılımıyla yapılan geçit törenleriyle, askerlerimizin temsilcileriyle… Geleneksel kutlamalara yeniden dönülecek, çocuklarımıza ulusal bilinç, böylece verilebilecek diye seviniyorduk.

Dört ulusal bayramımızdan tarih sırasıyla ikincisi, Kurtuluş Savaşını yönetmek için açılan Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluş günüdür, egemenliğin ulusa verildiği gündür 23 Nisan. Öyle çocuk şenliği, dünya çocuklarıyla kutlanan, palyaçolarla çocuk eğlendirilen, bebek avutulan bir festival falan değildir. Sokak eğlencesi hiç değildir… Bayramlarımızı sırasıyla yazarsak:

19 Mayıs, Atatürk’ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı, 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı, 30 Ağustos Zafer bayramı, 29 Ekim Cumhuriyet Bayramı.

Ulusal bayramlarımız; Kurtuluş Savaşıyla, zaferlerimizle, Cumhuriyetin kuruluşuyla ilgili kutlu günlerdir.

Kurtuluş Savaşı’nın başlangıcı, Samsun’a çıkışın tarihi (1919), Ankara’da, Kurtuluş Savaşı’nın halkın eliyle yönetilmesi için Meclis’in açılması, böylece Cumhuriyetin temelinin atılışı (1920), Kurtuluş Savaşı’nın büyük bir zaferle sona erdirilmesi, işgalci düşmanın denize dökülmesi, ordumuzun zaferi (1922), kurulan devletin adının konulması, Türkiye Cumhuriyeti’nin dünyaya duyurulması (1923).

Ulusal bayram demek, yüce Önderimiz Atatürk’ün önderliğinde, başkomutanlığında, Cumhuriyetimiz kurulurken yaşanan işte bu dört önemli günün anılması, kutlanmasıdır. Diğer bayramlarımız gibi, diğer ulusların kendi bayramlarını kendilerinin kutlaması gibi, 23 Nisan da ulusça kutlanır. Türk askerinin savaşarak vatandan kovduklarıyla, işgalcilerin, topraklarımızda gözü olanların, yayılmacıların çocuklarıyla değil. 23 Nisan 1920 günü “Ulusal Egemenliğimizin” bayramıdır. Dünya çocuklarıyla da en küçük bir ilgisi yoktur, tarihimizle ilgilidir, Türk çocuklarına yüce Önderimiz Atatürk tarafından armağan edilen bir ulusal gündür 23 Nisan’da kutlanan gün! 19Mayıs’ın da, aynı şekilde Türk gençliğine armağan edilmesi, bu bayramı da gençliğin kutlaması gibi… Bu günler, ülkemizin çocuklarını, gençliğini onurlandıran kutlu günler…

Bu bayramımızın içini boşaltmaya 1979 yılında devletin televizyonu TRT eliyle başladılar. “Unesco Dünya Çocuk Yılı” kutlanırken bayramımıza o yıl için “dünya çocuk bayramı ” yaftası da yapıştırılıverdi, öyle de kaldı bu yapıştırma. Evren döneminde, Özal döneminde başladı ilk bozulma, ilk yozlaşma. Bayram hem statlarda kutlanıyordu o yıllar, aynı zamanda da o buldukları yeni kutlama, yabancı ulusların çocuk şenliği aynı tarz sürdürülüyordu. Son yıllarda da, bu sözü Atatürk söyledi, Türk çocukları demedi, dünya çocukları dedi diye kuyruklu bir yalan bile uyduruldu. Bayramın ulusal yanı kaldırılmaya çalışıldı. Karşı çıkanlara, belgeleriyle gerçeği anlatanlara kulak asılmadı. Bizi dönüştürmek isteyenlerce, kuyruk acılılarca, iç dış güçlerce, ulus devlete savaş açılıyordu çünkü. Özal zamanında bu yozlaşma iyice yol aldı... Gerisini biliyorsunuz. Geldik iki binli yıllara. İlk kez bu son dönemde türlü bahanelerle bayram iptalleri başladı, erteleme değil, iptal. Bayramın kutlanmama kararı. Şu oldu bu oldu denilerek, nedenler üretilerek… Bayramların statlardan kaldırılması, TRT’nin bayramı canlı yayınlaması yasa çıkarılarak önlendi… Bayramların ertesi günü resmi tatil olurdu okullara, bu bile kaldırıldı, bayramlarımız bir günle sınırlandırıldı. Bu arada 2009- 2010’lu yıllarda yavaş yavaş başlatılan “Açılım”, bölücülüğe taviz, bayramlarımızı iyice etkisiz duruma getirdi, gözden sildirdi… Cani başı Öcalan meydanlardan seslendi, bayramımızda teröristler sınır ötesine geçtiler davul zurnayla.

Bayram sabahları Anıtkabir törenleri canlı yayınlanırdı bir zamanlar, tüm yetkililer orada buluşurdu. Bayramları alanlardan izlerdi devlet büyükleri, halkı selamlarlardı, geçit törenleri yapılırdı asker sivil, törenlerde selam dururdu… Askerin paraşütlü gösterileri, Türk yıldızları göz kamaştırırdı… Daha da güzeli marşlar çalınırdı bütün gün. Radyolarda televizyonlarda bayram konserleri verilirdi. Türk Sanat Müziği, Türk Halk Müziği konserleri. Yürüyüş ritimli, hareketli, askeri bandolarca çalınan marşlar dinleyene heyecan verirdi.

Kulaklarımızın pası giderdi, coşardık marşlarımızı dinledikçe, kahramanlık türküleri söylendikçe…

Şu anda Milli Eğitim Müdürlükleri sayfalarına girip bakınız, ulusal bayramları kutlayan en üst makam artık il ilçe müdürlükleri. Anıtkabir’e de, bayramlarda meclis başkanı önderliğinde gidiliyor. Çoktandır bu işler böyle yürüyor. Anadolu Ajansının yayınladığı bu yılın 23 Nisan duyurusuna bakınız:

“Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği “ diye başlayan duyuruya. Tarihi gerçek çarptırılmış, en üst düzeyde bile bu çarptırma. Bu son yılların yalanına inanmayanın hatırı kalacak. Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramımızın, Ulusal Egemenlik yanı kaldırılmış, bayram, Dünya Çocukları Şenliği olmuş, dünya çocuklarının çocuk bayramı olmuş.

Çok acı çok! Bu durumu artık kimse düzeltemez. Bir süre sonra da bu bayram ulusal bayram olarak hiç kutlanmayacaktır. Şenlik olarak kalacak, ulusal günümüz ortadan tamamen silinecektir. Uzun yıllardır buna alıştırılan toplumdan tek bir cılız ses bile yükselmeyecektir… Bu durum kırk yıl önceden boşuna mı başlatıldı, adım adım gidildi… Belleklere işlendi…

“Atatürk'ün tüm dünya çocuklarına armağan ettiği 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı coşkuyla kutlandı.” Yazılı, resmi bilgi ağı sitelerinde, gazetelerde… Bitirmişler çoktan bu işi… Atatürk Dünya Çocuklarına armağan etmişmiş. Etmedi, edemezdi, akıldan bile geçmedi, geçemezdi.

Bu gerçeği, Türk tarihini bilen, Türk Kurtuluş Savaşından haberi, bilgisi olan herkes bilir. Öğretmenlerimiz, tarihçilerimiz, gazetecilerimiz özellikle bilir…

Aynı şekilde, 19 Mayıs Türk gençlerine, 23 Nisan da Türk çocuklarına armağan edilmiştir. 30 Ağustos, Türk Ordu’sunun, 29 Ekim de Türk ulusunun bayramıdır…

“Dünya çocukları” uydurmacası: Göl maya tutmuş… Cumhuriyetin bir dalı daha koparılmış…

Yalancı söylediği yalana inanırmış. Bizde de öyle oldu. Yalan gerçeği örttü. Bu yalan bilerek söylendi, bilerek de yayıldı. Bulaşıcı bir hastalığın yayılmasına benzer şekilde yalan belleklere yerleştirildi, yayılmacının bizi dönüştürme, ulusal duygularımızı körleştirme, Atatürk sevgisini çocukların gönlünden uzaklaştırma planı tuttu.

Bizi, bir yerlere götürüyorlar. Ne ulusal bayramımız kalacak bu gidişle, ne ulus devletimiz... Bu, en büyük ulusal bayramımızı, devletimizin temelinin atıldığı günü, bize, çocuklarımıza neredeyse unutturdular. Bayramda görevli çocuklar dışında çocuklarımız ulusal bayram görmüyorlar. Sanıyorlar ki palyaçoyla eğlenme, bayram!

Bu yıl en garip şekilde kutlandı bayram. Veda kutlaması gibiydi bizim izlediğimiz kutlama. Antalya’nın Demre ilçesinde. Halka duyurulmayan, ilçenin girişine, caddelerine bayraklar asılmayan, yol kıyılarına kutlama yazıları konulmayan… Meraklısının katıldığı, bir de gösterilerde rol alan çocukların, bu çocukların yakınlarının katıldığı bir ufak gösteri. Küçücük bir meydanda. Yasak savma… Dostlar alışverişte görsün benzeri bir kutlama. Bir burada değil, her yer aynı.

Bilgi ağında, diğer kentlerimizdeki 23 Nisan kutlamalarına bakınız. Hepsi birbirinin neredeyse aynısı. İl veya ilçe milli eğitim müdürü anıta çelenk koyuyor, “Saygı Duruşu, İstiklal Marşı.” Bazı yerlerde oracıkta bir iki şiir okunuyor, folklor gösterisi veya dans gösterisi yapılıyor, dağılınıyor. Ardından başka görevliler devreye giriyorlar. Çocukları bir yere toplayıp yabancı müzikleri bağırtarak hoplatıp zıplatıyor, yüz boyama etkinliklerinden tutun, her türlü şımarıklığı, şaklabanlığı yaptırıyorlar çocuklara. Gün boyu sürüyor hem de bu şımarıklıklar, çocukları kandırmaca, küresel çapta oyalamaca… Bunun da adı oluyor bayram. Ulusal Bayram. Bu çocuklar bizim çocuklarımız, nereye götürülüyorlar böyle?

“Ulusal Egemenlik” kavramı silinmiş, unutturulmuş bir bayrama dönüştü en çok sevdiğimiz bayram. Adı artık “Çocuk Şenliği.” Üstelik uluslararası çocuk şenliği… Vatanı kurtarırken kovduğumuz düşmanın çocukları davetlimiz, neredeyse onlardan özür dileyeceğiz. TRT Çocuk dergisinin Nisan 2023 tarihli sayısında, kapakta yazıldığı gibi, herkese “Seni kardeşim ilan ediyorum!” dedirtecekler. Niye? Dünyadan savaşlar kalktı mı? İşgaller son mu buldu? İngiliz kışkırtmayacak mı yine komşularımızı? Yunan’ın gözü yok mu artık Anadolu topraklarında? Yurtlarındaki savaş çoktan biten Suriyelileri başkanları çağırıp duruyor, dönün vatanınıza diye, niye dönmüyorlar? Niye gönderilmiyorlar? Bu gidişle vatanı kurtaran, vatan uğruna can veren atalarımızın kemiklerini sızlatacağız!

Popçu konserleriyle ulusal bayram kutlama, son yılların modası. Sanmayın Batı taklitçisi bu popçular marşlar söylüyorlar, kahramanlık türküleri okunuyor konserlerinde… Tam tersine, anlamsız sözlerle aşk şarkıları vızıldıyorlar, gençliğimiz de dinliyor bunları, yerel yöneticilerin ayıplarına ortak olunuyor.

Bakın 23 Nisan İstanbul kutlamaları, kopyalayıp buraya aldım:

“Müze- Gazhane 23 Nisan Çocuk Şenliği / Dalin ile Yüz Boyama- Maskotla Eğlence-Meydan
Saat 11’den saat 17’ye kadar sürecek etkinlikler:
Tüm gün Sirk Eğitimleri; Jonglörlük(havada top zıplatan cambaz demek), Temel Denge, Poi (ipe bağlı cisimleri çevirme oyunu), Tahta Bacak, Tabak Çevirme
Sosis Balon – Meydan /Dans, Zumba Kids( müzikli danslı çocuk sporu anlamında)- Meydan / Sihirli Kağıt (6-10 Yaş) Sihirbazlık Gösterisi – Meydan
Mimas ile Büyüyen Düşler (Mimas, dev demekmiş eski Yunan’da, bu adla bir oyun) – Mim Çocuk Oyunu (taklit oyunu demek) – Meydan / 23 Nisan Bandosu – Meydan”

Bu nasıl bir programdır, bu nedir? İngilizce sözlerle program yayınlamak. Ayraç içinde yazdıklarımla açıklasalar eksik mi olurdu acaba diyecekleri? Ya o Yunanca “Mimas ile büyüyen düşler” duyurusu. Bir eski Yunanca bilgimiz eksikti. Utanç verici bir program. En iyi dediğimiz belediye bunu yaparsa?

Maltepe’nin programı daha beteri:

“Arı Maya, Niloya, Kukuli tiyatroları
İllizyon gösterisi, Bubble balon gösterisi.

Durun bunu unutmuşuz: Aleyna Tilki konseri.” Kimlere ? Çocuklara. Ört ki ölem!

“BKM Çocuk Şenliği” başlığıyla duyurulana, bu programa ne demeli?

23 Nisan’ın cılkını çıkarmışlar, dilimiz de uçmuş gitmiş, sömürge ülkesi olmuşuz:

“12:00 Rahmi M. Koç Müzesi yelken boyama etkinliği /13:00-15:15 Rahmi M. Koç Müzesi dört ayrı yelken turu/ 13:00 Rahmi M. Koç Müzesi otomobil boyama etkinliği /14:00 Capacity Alışveriş ve Yaşam Merkezi’nde Sunay Akın çocuklarla buluşacak/ Pera Müzesinde 23 Nisan Hayal Kurma Şenliği
10:00-11:30 Hamid Tolouei Fard, Maximum Uniq ‘ÇOCUK FESTİVALİ’nde 2 atölye çalışması/ (Hatay ve Kahramanmaraş’a ‘Renkli Hayaller Sahnesi’ kurulacak.)”

Yarısı yabancı dilli bu program da yeter mi neler olduğunu görmemize?

Burası da Antalya ve ilçelerinden 23 Nisan’ı kutlama haberleri:

“Uluslararası Antalya Çocuk Festivali'ne katılan çeşitli ülkelerden çocuklar da törende halk oyunları gösterisi yaptı.”
“Kaş'ta 15 bin çocuğa oyuncak dağıtıldı.”
“Kaş Belediyesinin programı kapsamında araçlarla 54 mahallede müzikli etkinlikler düzenlendi, 15 bin çocuğa oyuncak ve çeşitli hediyeler verildi.”

Bu haber duyurularından en acıklısı minibüslerden çocuklara hediye dağıtmak olmalı. Plastikten toplar… Plastik toplar piyasadan kalktı da bizim mi haberimiz olmadı? Ulusal bayramda, ulusal duyguları yaşatmak canlandırmak yerine dilenciye sadaka verir gibi oyuncak vermek. O top benzeri oyuncakla ne yapacak o çocuk? Tarihini mi öğrenecek, Atatürk’ü mü tanıyacak? Atalarıyla gurur mu duyacak? Sanırım bunun dünyada bir örneği yoktur, olmamıştır. Bu çağda, bu anlayış, hem de Türk çocuklarına layık görülen şey… Bari dağıtacaksınız bir şeyler, kitap dağıtsanız olmaz mıydı? Tarih kitapları, ders verici Türk masal kitapları, örneğin Ömer Seyfettin’den eski Türk kahramanlığını anlatan öykü kitapları… Kurtuluş Savaşı öykü kitapları…

Haluk Levent adlı popçu da boş durmamış, 22 Nisan’da, 23 Nisan için değil, Ramazan Bayramı için çocuklarla şarkı söylemiş deprem bölgesinde. Şarkı söylemek çocuklar için ihtiyaçmış da…”Çocukların da şarkı söylemeye ihtiyacı vardır, diyor neden konser veriyorsun diyenlere bu popçu. Çocuk şarkısı olmayan, çocuk şarkısı okumayan popçu çocuklara örneğin şu şarkısını okumuş:

“Ölürüm aşkına yar /Ölürüm diyar diyar/Beni biraz anlasana/Ooof, sarıl bana”

Bu nasıl güzel bir çocuk şarkısı ama… Okuyana, dinleyene aşk olsun!

Atatürk’ün Gençliğe Hitabesi’nden Türk sözünü çıkaran, yerine Türkiye sözünü getiren, “Ey Türk Gençliği” yerine, oradaki Türk sözünü kaldırmaya cüret ederek, Ey Türkiye Gençliği diyen, böylesi daha birleştirici olur diyen, Türk sözünden rahatsız olan kişi başka ne yapacaktı ki? Biliyorsunuz şu anda bütün siyasetçiler neredeyse hepsi Anayasa’dan Türk sözünü çıkaracaklarını söylüyorlar. Türk Ulus devleti bitirilirse Türk gençliği kalır mı geride? Parçalanmaz mıyız? Lime lime edilmez miyiz?

Bu yapılanları araştırırken şuna tanık oldum. Neredeyse tüm yurtta Mart sonunda başlayan, Nisan ayında devam eden çocuk festivalleri yapılmış. Daha önceki yıllar yokmuş böyle şeyler, en azından yılın başka aylarında yapılırmış. Bir düğmeye basılmış gibi her yanda Nisan’da çocuk festivalleri. Eskiden Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri olurdu, F. Gülen’in doğum günü için yapılıyor denirdi, şimdi o ihanetlerin yerini bu almış.

“AKM'de 23 Nisan coşkusu” haberi geldiğimiz yeri iyi anlatıyor:

“Atölyeler, tiyatro oyunları, çizgi film gösterimleri, danslar ve animasyonlarla 17 Nisan’dan bu yana çocukları ağırlayan AKM Çocuk Sanat Festivali, 23 Nisan kutlamalarıyla rengârenk görüntülere sahne oldu.”

*
- Yazının ikinci bölümü-

Bunca anlatıdan sonra gelelim izlediğim bayrama.

Demre’de Bayram

Törenin duyurusunu bilgi ağında bulamadık akşam. Bir tanıdık bizim için araştırdı, ilçeden tanıdığı bir öğretmene sordu. Sabah Atatürk Anıtı önünde tören varmış, dedi. Tören saatini de bilemedik, dokuz, – dokuz otuz arası orada olmalı dedik. Kimse olmasa da Atamızın anıtı önünde saygı duruşunda bulunacaktık.

İlçeye gelirken yollardaki tüm köyler (şimdi her birine mahalle diyorlar) bayraksızdı. İlçeye girerken de, ne bir yol kıyısı afişi, kutlama duyuru yazısı ne de ana caddeye asılı bayrak süslemeleri vardı. Ramazan Bayramı kutlamaları dışında tek bir ulusal bayram afişi yoktu. Bunun yerine yeşilimsi karışık renkli futbol takımı arması gibi bir şeyler asılıydı, caddenin üstündeki, gerili ipe. Bu bezler eskiden asılmış olmalı, onlar da rüzgârda katlanmış, neyi simgelediklerini anlayamadım. Kocaman caddede tek bir binada bayrak asılıydı yalnızca. Caddenin iki yanında sıra sıra uzanan apartmanlar öyle soluk, renksizdi, yani bayraksızdı… Ara sokaklarda da durum aynıydı. Sonradan gördük, yalnızca Migros gibi, küçük esnaf benzeri bazı alışveriş yerleri bayrak asmıştı.

Ana caddenin sonundaki Cumhuriyet Meydanı ipe dizili küçük bayraklarla donatılmıştı, anıtın karşı yönüne büyükçe bir Atatürk resmiyle, aynı boyda bir bayrak yan yana asılıydı havada. Çok az sayıda kişi toplanmıştı anıt önüne. Arkadaki kapalı bölmede de (kahvehane) oturanlar da vardı. Alana gelenler; görevlendirilmiş öğrenciler, anneler babalar, halktan kişiler… Küçük çocuklarıyla gelen genç aileler. Görevli çocuklar dışında tek bir okul çocuğu yoktu. Akşam, niye bayrama katılmadın diye sorduğumuz tanıdık bir kız çocuğu, ben görevli değildim ki dedi bize. Öğretmeni gelmeyin demiş. Biz okul açılınca kutlayacağız bayramı sınıfta, dedi. Anıt karşısına bir sıra plastikten koltuk sandalye konmuştu protokol için. Biz gittiğimizde hepsi boştu. Alanın karşısına yarım ay şeklinde dizilen beyaz plastik sandalyelere törene önceden gelenler oturmuştu. Bayrak tutan gençler, millî kıyafetli, Atatürk resimli gömlek giyen öğrenciler, dans gösterisi için özel giyinmiş çocuklar. Anıtın yan tarafında da bayram kürsüsü hazırlanmış.

Sunucu seslendi orada toplananlara, önem sıralarıyla: Kaymakama, belediye başkanına, Cumhuriyet başsavcısına, öğrencilere, halka…

Askerin temsilcisi yok muydu, adı neden geçmedi, bilmem. Geleneksel eski kutlamalarımızda ulusal bayramlarımızı Kaymakam (Vali), Belediye Başkanı, Bölgedeki Askeri Birliğin Komutanı üçlü olarak bir araya gelir kutlarlardı. Biri seçilmiş, biri atanmış biri de ordumuzu temsil eden üst rütbeli subay. Asker her bayramda önemli bir yer tutardı. 30 Ağustos kutlaması onlarındı.

“Milli Egemenliğin yüz üçüncü yılını kutlamak için… diyerek söze başlayan sunucu;

“Sayın kaymakamım programı arz edeceğim…”diye devam etti.

Törende 80 yıl Cumhuriyet İlkokulu, Atatürk İlkokulu, özel Demre Ekol İlkokulu, Ortaokulu… öğrencileri görevliydiler.

Ulusal bayramların en güzel anı da, bilirsiniz İstiklal Marşı’nın okunmasıdır. Marş kasetten çalınırken, küçük büyük herkes marşa katılır, marş birlikte söylenir. En azından her katılımcının dudağı kıpırdar.

Atatürk’ün en güzel resmiyle, resmin yanına asılı bayrağımıza diktik gözlerimizi, bir kez daha, yüce Önderimiz Atatürk’e olan gönül borcumuzu ta içimizde hissettik, gözlerimiz buğulandı, hüzünlendik…

Ulusal bayramların sunumunda, sunucunun her sunduğu gösterinin, etkinliğin öncesinde okuduğu kısa kısa ulusal duyguları coşturan şiir bölümleri vardır. “Atatürk diyor ki” başlığıyla okunan, Atatürk’ten özlü sözler vardır. Gelenekleşmiş bir sunum şeklidir bu. Burada da öyle oldu. Az da olsa, bir iki sözle de olsa aynı sunum sürdürüldü törende.

“Kurtuluş Savaşı’nda tek bir yürek olan Türk Ulusu… Bu günün 103’ncü yıldönümünde de aynı kıvancı yaşıyor…”

“Atatürk diyor ki” diye başladı İstiklal Marşı’ndan sonraki sunum:

“Özgürlük ve bağımsızlık benim karakterimdir. Biz Türkler, bütün tarihimiz boyunca hürriyet ve istiklâle timsal olmuş bir milletiz .”

Ardından günün konuşmasını daha önce anıta çelenk koyan İlçe Milli Eğitim müdürü yaptı:

“Bugünün ve yarının yüz akı, sevgili öğrenciler…”

…”Gençler burada, yarınlar onlara emanet…” “O gençlik ki, atasını bilen…” diye başlayarak, günün anlam ve önemini kısaca belirtti.
Atatürk’ün “Bütün ümidim gençliktedir.” sözü de yinelendi.

Ardından sunucu;

O çok bilinen, hepimizin ezberinde olan “Bugün” şiirinden bir dörtlük okudu:

“Durmadan dalgalan şanlı bayrağım,/Yurdumun en büyük bayramı bugün.
Ufuklar gül açsın, gülsün toprağım,/Yurdumun en büyük bayramı bugün.”

Özel Ekol okulunun öğrencilerinin ront gösterisine sıra geldi. Siyah pantolon, mavi gömlek giymiş çocuklar, müzik eşliğinde oynadılar. Aralarına, geleneksel giyimli, “Aşık ile Maşuk” oyuncuları katıldılar (Göbek bölümü kafa gibi boyanan elleri kafalarının üstüne gizlenmiş.). Oyunun sonu halay çeker gibi hareketliydi…

Yine sunucu, Arif Nihat Asya’nın - milliyetçi olduğu gerekçesiyle yakın dönemde ders kitaplardan çıkarılan- “Bayrak” şiirinin bir bölümüyle gönülleri aldı:

“Dalgalandığın yerde ne korku, ne keder... /Gölgende bana da, bana da yer ver.
Sabah olmasın, günler doğmasın ne çıkar/ Yurda ay yıldızının ışığı yeter.”

Burada okunan şiir, her bayramda okunan, Rakım Çalapala’nın (1906-1995) ünlü 23 Nisan şiiri:

“Bu yurdun, bu devletin,/Yüce Cumhuriyetin / Sahibiyiz çocuklar!
Bunları koruyacak / Bu ülkeye uyacak,/ Yine biziz çocuklar!”

Şiirin son dizeleri bizi ne güzel anlatır, bu bayramın Türk çocuklarına armağan edildiğinin de kanıtıdır ayrıca bu dizeler, her 23 Nisan’da uzun yıllardan beri okunan:

“Atalardan şan alan,/Böyle temiz kan alan,/Yalnız biziz çocuklar!
Türk'üz, ne mutlu bize!/ Bu bayram kutlu bize! / Eğleniniz çocuklar!”

Yine sunucudan:

“Sen Mustafa Kemal’sin!/Alın terim, göz nurum !
Sen ölümsüz en yüce Türk!/ Sevincim, kıvancım, onurum…
Sen yeni Türkiye’nin ilk mimarı/ İlk harcı karan,/ Çatıyı ilk atansın !
Sen ilk öğretmen,/ Başkumandan,/ Ulu Önder / Şavkı yarınlara vuransın!
Çarpan yürek, akan kansın/ Sana nasıl sesleneyim?
Sen baştan başa Vatan'sın! /Sen Mustafa Kemal’sin!”

Bu tüyleri ürperten seslenişten sonra çocukların halk oyunları gösterisi başladı. Harman dalı oynadı minikler, giyimleriyle de göz doldurdular.

Burada, “Atatürk Diyor ki”, bölümünde yine Atatürk’ten güzel bir söz söylendi:

“Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlatları!
Yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz…
Dinlenmemek üzere yürümeye karar verenler, asla ve asla yorulmazlar.
Türk Gençliği gayeye, bizim yüksek idealimize durmadan, yorulmadan yürüyecektir.”

Bu sunumdan sonra bir öğrencinin (Ceylin) okuduğu Yarın şiirinden:

“23 Nisanlar benim bayramım /Çünkü biz yarınız / Ata’nın yolunda gideriz/ Çünkü biz yarınız, / Yarının çocuklarıyız.”

Sunucudan:

"Toplandı Türk'ün Büyük Millet Meclisi /Bütün cihana karşı yükseldi Türk'ün sesi/
Tam 23 Nisan'dı doğdu bir güneş o gün/ Parladı bir yıldız gibi talihi Türk'ün."

Törenin burasında “Hayat Sevince Güzel” müziğiyle ront (küçüklerin müzikli dansı) gösterisi başladı. Küçük çocuklar Atatürk desenli beyaz gömlek, siyah pantolon, beyaz ayakkabı giymişlerdi.

Yine sunucudan, Adnan Ardağı’nın dizeleri:

“Bugün bir başka aydınlık yeryüzü, /Bir başka ağaçların, evlerin yüzü.
Bugün çocuklar güzel. / Bugün sokaklar güzel.../Elimizden tutan her el
Daha sağlam / Daha mavi gökyüzü.”

Bayram töreninin sonunda da, son yıllarda her bayramda yapıldığı gibi, kutlanan bayramla ilgili okul yarışmalarında dereceye giren öğrencilerin ödülleri verildi. Çocukların resimleri sergilenmeyen, yazıları basılıp dağıtılmayan bir yarışmanın ödülleri (şiir-resim-kompozisyon)… Törenin bu kısmında halkın ilgisi dağılıyor, herkes kalkıyor, bir karışıklıktır gidiyor…

Bayramın bundan sonrası ilk başta da anlattığım gibi:

Çocukları alanda müzik yayınında topladılar. Anında da onları hoplayıp zıplatmaya yabancı müzikle, bağırtıyla gürültüyle eğlendirmeye başladı görevli birileri.

Bu sesleri duymamak görüntüyü görmemek için hızlı hızlı alandan uzaklaşırken bu gürültü müziği bitti, Türkçe sözlüsü başladı. Ne o? Biz mi yanlış duyuyoruz, ne oluyor derken tüm caddeye şu sözler yayılmaz mı?

“Bas gaza, bas gaza!”

Zor anlaşılan, kaba, çirkin sözlerle bağırıyordu bir kadın sesi. Çocuklar hoplayıp zıplıyor, el kol oynatıyor, bu sözlerle herkes havaya giriyor. Sanki az önce okunan şiirler, ulusal duyguyla taşan, gözleri buğulanan, atalarıyla, çocuklarıyla, gençleriyle onur duyanlar, bu toplum, bu çocuklar değil. Birden bire yere çarpıyor kafalar, bir el yüreğimizi sıkıyor…

“Şoför amca şoför amca /Ne var?/Araban var mı?/Var var/Benzinin var mı?/Var var/Yolcular var mı?/Var var/Ne duruyorsun?/Ne yapayım?/Gaza bassana/Gaza bassana/Gaza bassana vay vay”

Oltaya yakalanan ülkemiz…

Gazına basılan, değerleri unutturulmaya çalışılan ama yine de direnen, bölünmeye zorlanan, buna hazırlanan ülkemiz…

Bu yılın 23 Nisan’ı bizim son 23 Nisanımız olmasın! Bunun arkası, dünya çocukları şenlikleriyle mi gelecek? Yüz göz boyatarak, onları şebek kılığına sokarak, hop hop hoplatarak mı çocuklarımıza bayram kutlatacağız?

Ulusal yönü kaldırılan, çirkin bir karnavala dönüştürülen en büyük bayramımız…

Cumhuriyetimizin temelinin atıldığı günün, Ulusal Egemenliğimizi kazandığımız günün bayramı.

Utanmayın basın gaza! “Gaza bassana!”

Feza Tiryaki, 25 Nisan 2023
Kullanıcı küçük betizi
Feza Tiryaki
GM Yazarları
GM Yazarları
 
İletiler: 986
Kayıt: Sal Kas 09, 2010 14:12

Şu dizine dön: Feza TİRYAKİ

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x