Türkiye'deki sol-devrimci örgüt ve partilerin yakın tarihimizden
günümüze en büyük süregelen hataları ,şabloncu-hazır reçetelere dayanan
çözüm modellerini kendi topraklarımıza uyarlamaya çalışmalarıdır.1960'lara
dayanan ve Deniz Gezmiş,Mahir Çayan önderliğindeki, o dönemin devrimci
yapılarını bu değerlendirmenin dışında tutuyorum.Çünkü ismini saydığım
önderlerin yürütücülüğünde örgütlenen o dönemin solu en başta kendi
topraklarına ve Türkiye'nin nesnel ve öznel gerçekliğine dayanarak hareket
ediyordu.
O dönemin devrimci hareketi anti emperyalist,millici olmasının yanı
sıra Türk Ulusunun manevi değerlerine duyduğu saygı;Atatürk'ü devrimci
önder olarak ele almaları,Türk Bayrağını esas devrimci simge olarak
görmeleri gibi nedenler, Türk Devrimci hareketinin halkta kök salmasını
sağladı.Fakat özellikle 1974'ten sonra kendisini Marksist-Leninist olarak tanımlayan
sol yapılar , kendi ulusal devrimci değerlerimizden adım adım
uzaklaşmaya ,uzaklaştıkça da Atatürk'e,Türk bayrağına,Türk Ulusal Kurtuluş
Savaşı'mıza dudak bükmeye hatta karşı tavır almaya başladılar.Kendisini
anti-komünist olarak tanımlayan sağcı-gerici grupların Amerikan destekli
örgütlenmesi sürecinde,Türk bayrağına ve milliyetçiliğe sözde sahip çıkması
ise devrimci örgütlerle Atatürk ve Türk bayrağı arasına iyice mesafe koydu.
Ortaya çıkan tablo1974-1980 arasında şuydu:
Bir tarafta anti-kapitalist ,anti-emperyalist olduğunu iddia eden ama Sovyet-Çin devrimlerini şablon olarak alıp Türkiye'ye uyarlamaya çalışan "sol" bir tarafta;kendisine milliyetçi diyen ama Amerikan emperyalizminin desteğinin arkasına alan "sağ" diğer tarafta örgütlendi.
O dönem "sağ-sol" çatışması dedikleri mevzunun aslı da farklı
emperyalist ülke ve kapitalist tekellerin Türkiye üzerindeki egemenlik
savaşına dönüşmesi sürecidir.Bunun kamuflajı da "sağ-sol" çatışması olmuş
nihayetinde günümüzde bölücü örgütü ve politik islamı doğuran 12 Eylül
Askeri Faşist Diktatörlüğü de bu zeminde ortaya çıkmıştır.Neyse konudan
uzaklaşmadan şunun altını çizmek lazım:Bilimsel sosyalizm adı üzerinde
bilimsel bir metodolojiye dayanır.Diyalektik de bunun bel kemiğini oluşturur.Buna göre her ülkenin kendine özgü koşulları ve nesnelliği vardır.O ülkenin tarihi,halkının yapısı,ekonomik-politik koşulları,işçi sınıfının örgütlenme ve bilinç düzeyi v.b farklı şekillenir.Dolayısıyla devrim stratejisi de,örgütlenme modeli de ve hatta sosyalist pratik-politika da saydığım koşullara göre farklılık gösterir.
Bizim devrimimiz anti emperyalist,bağımsızlıkçı yönüyle ön plana çıkan bir devrim olarak tarihteki yerini almıştır.
Türk Devrimi'nin öne çıkan belirgin özellikleri,hem ulusal hem de evrensel yönleriyle bir çok devrimci örgüt ve devrim gerçekleştiren ulusa örnek olmuşken, kendi ülkemizin sol-devrimci hareketlerinin Atatürk'e ve Türk Devrimi'ne dudak bükmesi traji komik olmanın ötesinde sonuçlara yol açmıştır ve açmaktadır.Anti emperyalizm,halkçılık,devletçi-kamucu ekonomik model,bağımsızlık,aydınlanmacı laik atılımlar,bilimi ve diyalektiği esas almak Bağımsızlık Devrimimiz ile beraber bütün ezilen uluslara örnek olan esaslardır."Karşıt" noktadan yaklaşacak olursak milliyetçi olmak, anti emperyalist olmakla koşut ele alınması gerekirken,bizim ülkemizde kendisini "milliyetçi" olarak tanımlayan "sağ" cenahın kuruluş sürecinden beri Amerikan emperyalizmi tarafından, anti emperyalist sol harekete karşı kullanılması ise çelişkiler yumağının bir başka örgüsü olarak karşımızda durmaktadır.
Ezilen ulusların kendi özgül koşullarında geliştirdiği devrim modellerinin ortak özelliği anti emperyalist olmalarıdır:Uzun Süreli Halk Savaşı,Öncü Savaş Teorisi,Politikleşmiş Askeri Savaş Stretejisi,Milli Demokratik Devrim v.b v.b. program ve modeller o ülkelerde,o ülkenin ekonomik-toplumsal ve hatta coğrafi özelliklerine göre değişim gösterse de bu ayrı ayrı şekillenen devrim modellerinin her biri anti emperyalist,milli yönleri ile ön plana çıkar.Bizim devrimimizin temelini oluşturan Kuvvayı Milliye'nin 1.Emperyalist Paylaşım Savaşı sonrası,paylaşılmak istenen Türk topraklarında doğması da bizim ülkemizin kendine özgü koşullarından biridir.
Ancak bizim "sol" kendi tarihsel ve toplumsal gerçeklerinden kopuk olduğu için farklı farklı alanlara savrulup durmaktadır. Örneğin "enternasyonalist olayım" der ;ama bir taraftan da etnik bölücülüğe destek verip emperyalizmin yedeğine düşer.Atatürkçü olmaya gayret eder ama bu kez de işçi sınıfı ekseninden uzaklaşır,burjuvazinin yedeğine düşer.
Peki ne yapmalı?Kendi koşullarından kaynaklanan Türk devrimini iyi analiz etmeli ve içinde bulunduğumuz koşullara göre ,temel kurallarını bozmadan Türk Devrimini yeniden yorumlayarak günümüzde alternatif olacak bir program geliştirmeliyiz.
Tabi bunun için sosyalist hareketin kendi milli özüne,milliyetçi olarak da kendisini tanımlayan hareketin ise anti emperyalist zemine oturması lazım gelir.Yani Kuvvayı Milliye'yi örgütsel olarak halklaştırmakla beraber Mudafai Hukuk Doktrinini esas alacak bir modele gitmemiz şart olmuştur.. Milli Kurtuluş Hareketini programatik olarak Türk Ulusuna ulaştırmamız bu süreçte ivedi bir görev olarak karşımızda durmaktadır.