Basını hiç sevmediler -19- / Macit SOYDAN

Basını hiç sevmediler -19- / Macit SOYDAN

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş Şub 17, 2010 3:03

Basını hiç sevmediler -19-

Basının çınarları yerinden söküldü

AKP iktidarı hem kendi basınını yarattı, hem de basın kuruluşlarının parti ve Başbakan aleyhine yazdığı durumlarda derin medya savaşlarına başvurdu.

AKP iktidarının basın ile ilişkilerini incelerken bir önceki bölümde ifade ettiğimiz teknolojik boyutu unutmamak gerekiyor. İktidar olduğu sürece batılı tarzda söylersek P&R olanaklarını her fırsatta sonuna kadar kullanan AKP, özel televizyon kanallarına ve TRT’ye de aynı açıdan yaklaşmayı ihmal etmedi. Bunun olumlu sonuçları da oldu, olumsuz sonuçları da oldu. Öncelikle yandaş medya yaratmada ciddi bir TMSF operasyonu gerçekleştirildi. Tekrar etmekte fayda var ki Türkiye bir hukuk devleti ve hukuksuz olan her adım, davranış ve tutum hukukta karşılığı olanı elbette alacaktır. Burada söz konusu olan kamuoyunda yapılan tartışmalardan hareketle hukuk boyutunun tartışmaya açıklığıdır. Bu nedenle medya siyasi tavırlarla iktidara yakın tutulmak istendi, bir noktaya kadar da başarıldı. Bu nedenle günümüzün favori kavramı yandaş medya oldu. AKP gazetecilere karşı yargı yolunu diğer iktidarlar döneminde olduğu gibi sıkça kullansa da öncelikli olarak aynı yoldan yani medya üzerinden yine günümüzün favori kavramıyla derin bir mücadele başlattı.


Derin medya savaşları

Yani hem iktidar partisi olarak tüm iletişim olanaklarını sonuna kadar kullandı, hem de medyayı tüm ince ayrıntısına kadar bir araç olarak gördü. Artık, derin medya savaşlarının yaşandığı bir döneme gelinmişti. Bunu malum dava ile ilgili olarak açıkça zaten yaşadık. Tarih daha AKP’nin basınla ilişkilerini yargılayacak boyutta değil. Ancak kayıtlar tutulmaya elbette başladı.

Bizim de burada yaptığımız AKP ile diğer dönemlerin arasındaki farkları ve benzerlikleri ortaya koymaktır. AKP hem kendi basınını yarattı, hem de basın kuruluşlarının kendi lehine yazmadıkları durumlarda derin medya savaşlarına baş vurdu. Elbette bundan medya patronları, basın kuruluşları, gazeteciler de nasibini aldı. Sonuçta etkilenen yine basın emekçileri oldu. Kimisi yargılandı, kimisi de kurum değiştirmek zorunda kaldı.

AKP basının çınarlarının bazılarını yerinden sökerken, bu zeminde dengeleri değiştirmek istese de diğer dönemlerde olduğu gibi muhalefeti yine de tam olarak ortadan kaldıramadı. Demokrasilerin vazgeçilmez unsuru olarak kabul edilen dördüncü kuvvet yine kendine akacak mecra buldu. Ancak iktidar partisi AKP’nin de basınla ilişkilerdeki karnesine ciddi zayıflar yazıldı.


Dört kanaldan ulusa seslendi

ANAP dönemindeki tek kanallı dönemde “İcraatın İçinden” programının yerini bu dönemde, “Ulusa Sesleniş” aldı. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, belirli aralıklarla başta TRT olmak üzere çeşitli televizyon kanallarından Türk milletine seslendi. AKP bunu da iyi bir halkla ilişkiler yöntemi olarak kullanmayı açıkçası başardı. AKP iktidara geldiği günden bu yana eleştiri konusu yapılsa da, yapılmasa da halkla ilişkilere ve medya ile ilişkilere, günahıyla sevabıyla önem verdi. Özal’ın meşhur kalemi ve “Onu da açık ve seçik olarak ifade edeyim” sözlerinin yerini, Recep Tayyip Erdoğan’ın kararlı duruşu, el hareketleri, ve meşhur prompteri aldı. Başbakan’ın her ne kadar sinirli ruh halinden ve sinir gazabına endeksli söylemlerinden, sözlerinden bahsedilse de, Erdoğan’ın danışmanları bunun üzerini örtebilmek için her türlü iletişim yolunu devreye soktu. Hatta okuduğu şiir yüzünden ceza alan Erdoğan, televizyondaki sabah programına katılıp şiir okuyarak, herkesi şaşkına çevirmeyi de başardı.


Yeter, karar milletindir

AKP iktidarının burada dikkat edilmesi gereken bir başka unsuru da DP’den devşirilmiş parti işaretleri oldu. “Yeter söz milletin” söylemi yerini el hareketi değişmeden, “Yeter karar milletindir” söylemine bırakarak, muhafazakâr demokrasinin önünü açtı. Partinin amblemi ve renklerinin bile seçmeninin dikkatini çekecek şekilde kurgulandığı yine iletişim uzmanları tarafından söylendi.


Şikâyet edilecek nesne

AKP döneminde özellikle de basın kuruluşları ve gazeteciler direkt yasaklanmak yerine şikayet edilecek bir nesne haline getirildiler. Basına kızan halka şikayet ediyordu. Taraflısı da, tarafsızı da sorunları çözemeyenlere “Neden çözüm yok” demek yerine, basın kuruluşlarına kızıyordu. Bir tarafta yandaş medya, diğer tarafta vergi borçları ağızlardan düşürülmeyen basın kuruluşları. Bilgi kirliliği ve bölünmüş medya anlayışı, ortalık toz duman gidiyordu. Basın sadece bir reality-show mekanizması olarak algılanmaya başladı. AKP döneminde birikerek gelen sorunların yorumlanması bu şekilde oldu. İktidar partisi hem bunun bir nedeni, hem de bu anlayışın bir parçasıydı.


Gerilim politikaları

Toplumsal gerilimleri arttırmak için basın önemli bir araç olarak görülüyor, gerilim politikaları geriye tepince bunun günahı basına yükleniyordu. Başbakan Deniz Feneri e.V. davası patlak verince bu konuyu manşet yapan gazetenin sahibi ile polemiğe girmekten hiçbir zaman çekinmedi. Hukukun işleyişi, davanın Türkiye’ye iadesi gibi yargıyı yakından ilgilendiren konular günlük şov malzemesi yapılıyor, bir kısım medya savunmaya geçmekten çekinmiyordu. Hukuk tartışma konusu yapıldığı gibi, bunun aracı olarak medya kullanılıyordu. Gerilim politikalarının yansıtıcısı medya olmuştu.


Hukuk tartışma konusu

İnsanlar istedikleri kanalları seyrediyorlar, istediklerine inanıyorlardı. Bunun için zaten servis de hazırdı. En tehlikelisi hukukun tartışma konusu yapılması ve basının buna alet edilmesiydi. Basına artık sansür uygulanmıyordu ama, basın kuruluşlarını tehlikeli polemiklerin içine çekmekten kimse kaçınmıyordu. Muhalefetten bir iddia geldi mi hemen cevabı bir kanaldan kamuoyuna iletiliyordu.


Bizden olanlar, olmayanlar

Bilgiyi kirletip bunun üzerinden politika üretmek, bir siyasal yöntem oldukça, basın bunun için araç olarak kullanılıyordu. Yandaş medya bunun için tehlikeli bir kavram olarak ortaya çıktı. Bu tehlikeye işaret etmek için bu kavramı kullananlar oldu. Yandaş medya aynı zamanda kendi karşısına ötekini de yerleştirmekte inanılmaz bir araçtı. Artık kimse basını, basın olarak algılayamamaya başladı. AKP’nin politikalarının uzantısı olarak bizden olanlar, bizden olmayanlar basın kuruluşlarına da sıçradı.


Taşlar yerinden oynadı

AKP iktidarı başından beri ifade etmeye çalıştığımız gibi sadece basın dünyasında taşları oynatmadı. Aynı zamanda basın, medya gibi tehlikeli olguların anlamlarıyla oynamak istedi. Bir noktaya kadar bunu da başardı. Andıçlandık diye bir dönem feryat ederek, demokrasi çığlıkları atanlar, AKP’nin bu politikaları karşısında sessiz kalmayı tercih edince, basın patronları arasında bir dönem yaşanan ayrılık nedeniyle, sansür konusunda nasıl yol alınamadıysa, sivil andıçlama konusunda da yol kat edilemedi.


AKP çok tartışılacak

AKP iktidarını basın tarihi TMSF ve sivil andıç dönemi olarak yazarsa buna kimse şaşırmasın ve kimse bundan gocunmasın. AKP iktidarı basın ile ilişkilere önem verse de, basının teknolojik imkânlarından ortaya çıkan kitlelere ulaşma imkanından sonuna kadar yararlanmak istese de geride bıraktıkları tarih açısından son derece tartışmalı olacağa benziyor.


Davalardan kazanılan paralar kime gidiyor?

Medyadaki polemiklerin bedeli Başbakan Erdoğan için ağır oldu. Bir özel televizyon yöneticisi canlı yayında Erdoğan’a bana açtığınız davadan kazandığınız parayı nasıl harcadınız diye sorunca, Erdoğan açıkçası şaşırdı. Televizyon programcısı, “Aldığınız paranın size gittiğini sanmıştım. Demek ki başkalarına gitmiş” diyerek konuyu uzatınca aslında AKP’nin gazetecilere açtığı davaların bir başka boyutu da, nedeni de bir anda gözler önüne serildi.


Televizyonları iyi kullandı

Başbakan Erdoğan ve AKP kurmayları medyanın şen yüzü televizyonları kullanmayı hiç bir zaman ihmal etmediler. Gittikleri her kongre, açılış ve mitingler televizyonlarda canlı olarak yayınlandı. Muhalefetin bir kısmı ise buna, “Biz televizyon kanallarında sizin kadar yer bulamıyoruz ama olsun” diyerek tepki gösterdi. Başbakan’ın özellikle seçim dönemlerinde katıldığı her açılış programı, miting canlı yayınlanınca ulusa seslenişin yeni yöntemi de ortaya çıkıyordu. Artık her açılış programı, her miting sadece seçmenlerle diyalog kurmak için yapılmış bir organizasyon değil, ulusa seslenişin aracı olmuştu. Türkiye’nin her hangi bir şehrinde miting düzenleyenler bir müddet bölgenin ve şehrin sorunlarından bahsediyor, ardından şehre ya da bölgeye yapacakları yatırımlardan dem vuruyor, konuşmanın geri kalan kısmını ise Türkiye üzerine yapılan polemiklere ayırarak hem muhalefete göndermeler yapıyor, hem de yerel seçimleri bile genel seçim havasına sokuyordu. Buralardan da ulusa sesleniliyordu.


Kitle iletişim araçları

Başbakan’ın konuşmaları ise bir çok kanaldan canlı yayınlandığı için ulusa sesleniş boyutu kazanıyordu. Artık Edirne’deki vatandaş, Hakkari’ye yapılacak yatırımlardan haberdar olabiliyordu. Bundan bir zarar gelir mi? İlk etapta cevap hayırdır. Ancak kitle iletişim araçları ülke yönetiminde çok güçlü birer araç olarak karşımıza çıkıyordu. Gazete ve televizyonlara yasak getirmek yerine, televizyonlardan kitlelere seslenip, siyasilerin birbirlerine cevap verme yöntemi baş döndürücü bir hız kazanmıştı. Yeni dönem kitle iletişim savaşlarında derinlik kazanan bir dönemdi. AKP iktidarı ve başbakan ise bunları çok iyi kullanmayı biliyordu. Basın zaman zaman amaç, zaman zaman ise araç oluyordu. Yine değişmeyen tek şey, basın kuruluşları her an namlunun ucunda olmasıydı. Bu sefer sadece siyasi polemikleri yansıtan değil, aynı zamanda onun aracı olacaktı basın kuruluşları. Basın halka şikayet edilecek bir kuruluştu. Basın değişiyor, çağ değişiyor, ancak Türkiye’de basın kuruluşlarına bakış açısı bir türlü değişmiyordu.

YARIN: SÖZ KONUSU BASINSA YARGI DA BAĞIMSIZDIR...


Macit SOYDAN, YENİÇAĞ, 17 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11883
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Basını Hiç Sevmediler - Macit SOYDAN

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x