Çanakkale Kanlıdır Geçilmez! Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsun

Tarih olan olayları burda paylaşabilir, yorumlayabilir ve öğrenebilirsiniz

Çanakkale Kanlıdır Geçilmez! Şehitlerimizin Ruhları Şad Olsu

İletigönderen iso » Pzr Mar 18, 2007 11:00

[marq=left][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][/marq]
[size=134][b]BU BİRLİK 18 MART 1915'DE KURULDU.BU BİRLİĞİ VATANI UĞRUNA GÖZÜNÜ KIRPMADAN ÖLÜME KOŞAN MEHMETÇİK KURDU.BU BİRLİK ASLA ÖLMEYECEK.ÇÜNKÜ ÇANAKKALE ASLA GEÇİLEMEYECEK....[/b][/size]
[marq=left][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][/marq]

[align=center][img]http://img25.imageshack.us/img25/700/aari3.png[/img][/align]

[align=center][GVideo]http://video.google.com/videoplay?docid=1012113797548414244&hl=en[/GVideo][/align]

[align=center][img]http://img96.imageshack.us/img96/8600/24980705uy0.jpg[/img]

[img]http://img96.imageshack.us/img96/900/99380548lj9.png[/img]

[img]http://img96.imageshack.us/img96/1184/69532069xt5.jpg[/img]

[img]http://img96.imageshack.us/img96/1583/90316316je8.jpg[/img]

[img]http://img149.imageshack.us/img149/2534/30971016lg6.png[/img][/align]


[b]BİR ZIRHLILARINI BATIRDIK[/b]

[i]RUMİ 6 MART 1331/MİLADİ 19 MART 1915, S.1[/i]

Karargâh-ı Umûmi’den dün vuku’ bulan tebligâtla gark edildiği bildirilen Fransızların “Bouvet” zırhlısı (resim altı)

Birkaç gündür Çanakkale’ye karşı harekâtını ta’til ve tebdîl etmiş gibi görünen düşman donanmasının dün yeniden ve şiddetle ta’arruza başlaması oldukça gayr-ı muntazır bir vak’a gibi telakki olunabilir. Birkaç günkü sükût ve sükûnetin düşman donanmasının kat’i bir ric’ati sûretinde add edilmesi lazım gelmeyeceğini biliyorduk fakat yeniden esaslı muhâcemâtın da ancak yeni bir takım istihzârât ve tertîbâttan evvel vuku’a geleceğine ihtimal vermiyorduk. Galiba müşterek Fransız ve İngiliz zırhlıları, bir aylık ta’arruzlarından hâsıl olan ehemmiyetsiz netâyicin Balkanlarla sâir muhitlerde tevlîd eylediği sui te’sîrâtın sevk ve ilcâsıyla olmalı ki Boğazlara karşı yeniden şiddetli hücûma başladılar. Bu muhâcemâtın şimdilik hâsıl ettiği netice ise büyücek bir düşman gemisinin Çanakkale pişgâhında batmış olmasıdır. Bu gark-ı keyfiyeti Boğaz müdafa’ası hesabına şüphesiz büyük bir muvaffakiyettir. “Bouvet” zırhlısına gelince, bu gemi Fransız filosuna mensup oldukça eski bir zırhlı olmakla beraber yine hatırı sayılır sefâin-i harbiyeden add edilebilir. “Bouvet”nin ib’âd ve kuvvetini ber vech derc eyliyoruz:

Sefînenin Cesâmeti12,205) tona

Eslihâsı:2 aded 30 buçuk santimlik (45) çap tulunda büyük top,2 aded (27) santimlik (45) çap tulunda keza büyük top,8 aded 14 santimlik (15) çap tulunda mütevessit top, 8 aded 10 santimlik ve (45) çap tulunda keza mütevessit top, (24) aded de (4) buçuk santimlik küçük top.

Sür’ati:18 mil _ Fiyatı (1,200,000) İngiliz lirası,mürettebâtının miktarı,vakt-i hazırda (621) kişi, vakt-i seferde (1000) kişi.

Bu (Bouvet),1896 senesinde deryaya tenzîl edilmiş olup ( 18 ) senelik hayata mâlik demektir.


[b]DÜŞMANLARIMIZIN İKİ BÜYÜK ZIRHLISINI DAHA BATIRDIK[/b]

[i]RUMİ 7 MART 1331 /MİLADİ 20 MART 1915, S.1[/i]

İngilizin (Afrika) zırhlısı Fransızın (Bouvet) zırhlısı İngilizin (İrresistible) zırhlısı

(16,600) tona (12,205) tona (15,250) tona

Müşterek Fransız ve İngiliz donanmasına bir mezar olacak gibi görünen Çanakkale Boğazı’nın medhali ile, boğaz müdafi’lerinin kahramanlıkları sayesinde batırılan düşmanın üç büyük zırhlısı

Düşmanın miktar ve ehemmiyet-i zâyi’âtı:

İsim Tonilato Top miktarı(büyük,küçük) Zırh kuşakı Nüfus zâyi’âtı Sefâinin kıymeti

Bouvet 12205 34 400 milimetre 230 1200000
İrresistible 15250 39 229 milimetre 780 1000000

Afrika 12200 44 229 milimetre 780 1500000

Üç zırhlı 44055 114 2190 3800000
İngiliz lirası

Boğaz medhalinde batırılan üç büyük düşman zırhlısının evsâf-ı harbiyeleri hakkında ma’lûmâtı, ber vech bilâ derc eyledik. Evvelki gün gecenin yarısına kadar düşman sefâin-i harbiyesine karşı müessir bir ateş etmiş olan topçularımız ‘uhdelerine mevdu’ büyük ve mühim vazifeyi güzîde bir liyâkatle îfâ eylediklerini ispat ettikleri gibi Fransızların “Bouvet” zırhlısı ile beraber İngilizlerin de iki büyük zırhlısını batırmakla hiç bir zaman unutamayacağımız “Sultan Osman” ve “Reşadiye”mizin en muvâfık bir sûrette intikamını almış oldular. Gerçi intikam henüz tamamen alınmamıştır. Fakat İngilizlerin mu’âmele-i gâsıbânelerine nâdim olacakları gününde ...


[b]YİNE ÇANAKKALE’MİZE DÂİR [/b]

[i]RUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.1[/i]

Çanakkale’mizin manzara-i umûmiyesi ile boğaz medhalinin açıktan görünüşü (resim altı)

Müdafa’a-i kahramânânesiyle tarihte yeni bir fasıla-i mebde teşkîl eyleyecek olan Kal’a-i Sultaniye Boğazı’nın medhalden (Gelibolu)ya kadar kuş bakışı umûmi haritası(resim altı)

Düşmanlarımızın son def’a büyük bir şiddet ve savletle zorlamak teşebbüsünde bulundukları Çanakkale’de Perşembe günü ihrâz olunan galibiyet ve muzafferiyet harb-i hâzırın cidden en mühim vak’alarından birini teşkîl etmiştir. Denilebilir ki Çanakkale’nin Perşembe günkü musâra’a-i müdhişe esnasında ibrâz eylediği müdafa’a-i kahramânâne tarihte yeni bir fasıla-i mebde teşkîl eyleyecek kadar parlak idi. Dünki telgraflardan anlaşılacağı üzere Almanya ve Avusturya metbû’âtı da bi’l-hassa bu noktaya işaret eylemiş ve kahraman müdafi’lerin mukarr hilafetin kapılarını tecavüz-i i’dâya karşı muhâfaza ve siyânet eylemek hususundaki ehliyet ve liyâkat-ı mümtâzelerini şâyân-ı takdir ve tebrik bulmuştur. Bilâdaki resimlerden biri Çanakkale Boğazı’nın bir kısmını vâzihan gösterdiği gibi diğer resimde Çanakkale’mizin manzara-i umûmiyesini irâe eyliyor.


[b]ÇANAKKALE MUZAFFERİYETİ[/b]

[i]RUMİ 8 MART 1331/MİLADİ 21 MART 1915, S.4[/i]

Muhâbir-i mahsûsamızdan:

Çanakkale 6 Mart _ (gecikmiştir) Dün (perşembe günü) sabahı hava güzel, deniz râkid idi. Saat on buçukta altısı önde dördü biraz geride olmak üzere on düşman sefinesinden mürekkeb bir filo boğaz medhaline takarrub etti. Fedakâr tayyarecilerimiz daha evvel tayarân ederek istikşâfât icrâsıyla donanmanın harekâtını ihbâr eylemiş olduklarından mevki’-i müstahkem düşmanın takarrubuna muntazır bulunmakta idi. Düşman filosunun saff-ı harbi soldan başlayarak sırasıyla “Triumph, Agamemnon, Nelson, Queen Elisabeth, İnflexible, Majestic” zırhlılarından ve beş torpidodan mürekkeb bulunuyordu. Saat onbirde sefâin-i mezkûre ateşe başladılar. Birinci hatt-ı harbin arkasında ikinci bir hat teşkîl eyleyen Fransızların “Golva, Charlemagne, Suffren, Saint Lui” zırhlıları da onbir buçukta endâhte iştirâk ettiler. Saat onikide İngilizlerin “İrresistible” ve “Afrika” isminde altı zırhlısı ile üç kruvazörü daha evvelki sefâine iltihâk eylediler.

Bu sûretle ondokuz gemiye bâliğ olan düşman donanması ateşinin şiddetini bir kat daha tezyîd etti. En ileride İngilizlerin “Queen Elisabeth” deridnotu bulunuyordu. Sahilin Rumeli cihetinde ilerleyen iki Fransız zırhlısı o taraftaki bataryalarımızın müessir endâhtı ile ric’ate mecbûr oldular ve Anadolu sahiline geçmek için dümen kırdılarsa da o cihetteki istihkâmlarımızdan da ayn-ı müthiş ateşe ma’rûz kaldılar. Büyük bir isâbetle ateş püsküren ağır toplarımızın mermileriyle evvela bir torpido muhribi gark oldu. Arkasından da Fransızların “Bouvet” zırhlısına da batmazdan evvel büyük çapta iki mermi isâbet ettiği görüldü. Muhârebe kemâl-i şiddetle saat ba’de’z-zahir altıya kadar devam eyledi. Bataryalarımızın müessir mukâbelesinden “İrresistible” zırhlısı fena halde hasara uğramış ve hareket edemeyecek bir hale gelmişti. Gemi, burada topları kâmilen suya girecek kadar sancak tarafına meyl etmiş batmak üzere bulunuyordu. Bu zırhlının imdadına şitâb eden “Afrika” sefîne-i harbiyesi dahi toplarımızın taharrub ateşine ma’rûz kalarak biraz sonra yan tarafına batmış ve her iki gemi gruptan sonra büsbütün gark ve nâbûd olmuşlardır. Sâir düşman sefâininin kâffesine müte’addid isâbetler vuku’ bulduğu sûret-i kat’iyede müşâhede edilmiştir. Büyük rahnelerle hatt-ı harbden çıkarak boğazdan firara muvaffak olan diğer bir zırhlısı da ancak Bozcaada’ya kadar gidebilmiş, orada baş tarafından dalmak sûretiyle o da gark olmuştur. Muhârebe tamam yedi saat ve kemâl-i şiddetle devam etmiştir. Düşman gemileri tarafından atılan yedibin mermiye mukabil şehit ve mecrûhlarımızın miktarı pek cüz’i olduğu gibi istihkâmâtımızın hasârâtı da son derece ehemmiyetsizdir. Düşmanın insanca telefâtı ise binlerce kişidir. Bataryalarımızın cümlesi hal-i fa’aliyette harbe hazır bulunmaktadır. Zabitân ve efradın gösterdiği bi-misal metânet, mahâret ve şeca’at bu müthiş muhârebede galibiyetimizi temîn eylemiştir.

Tayyarelerimiz oraya gelen düşman tayyaresine hücûm ederek def’ etmişlerdir. Muhârebe boğaz kasabası ahâlisinde hiçbir heyecanı mûcib olmamıştır. Şimdi Çanakkale’de biraz evvel dağları tepeleri inleten o müthiş top sedâları yerine i’timâd-ı zaferden doğan neşeli bir sükûn ve sükûnet hükm-ü fermâdır.


[b]YİNE ŞANLI SAHNE-İ ZAFERİMİZ[/b]

[i]RUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.1[/i]

Bahr-i Sefid Boğazı’nı zorlamak isteyen düşman donanmasına karşı kal’a müdafi’ ve muhâfızları tarafından ihrâz olunan zaferin ehemmiyeti gün geçtikçe daha iyi anlaşılıyor. Boğaz medhalini üç düşman zırhlısına medfen yapan bu şanlı gal****** kıymeti hakkında Avrupa metbû’âtında ve tahsîsen Almanya ve Avusturya gazetelerinde görülen takdîrât ve âsâr-ı mücerret pek ziyade câlib-i nazar-ı dikkattir. Almanlar şimdiye kadar müthiş düşmanlarına karşı şâyân-ı hayret himmetler ve şeca’atlerle emsâline tarih-i alemde nadir tesadüf olunur muzafferiyetler ihrâz ettikleri halde bizim Çanakkale’de gösterdiğimiz hamâset ve besâletimiz söz edilemeyecek derecede şevk ve sûruda düşmüş gibi görünüyorlar. Bu yiğit ve yaşamak için ölmeyi bilen fedakâr adamlar tarafından Çanakkale’de gösterdiğimiz şiddet-i müdafa’anın bu sûretle alkışlanması ise bizler için hiç şüphesiz mûcib-i memnûniyettir. Alman ve Avusturyalıları İngiliz ve Fransız donanmasına karşı kazandığımız zaferden pek ziyade mesrûr eden cihet ise şüphesiz bu zaferle kendilerine dolayısıyla ettiğimiz hizmetin ehemmiyetidir. Fi’l-hakika birkaç gündür izah ettiğimiz vechile İngiliz ve Fransız donanmasının Çanakkale’ye karşı pek ciddi hücûma te’addisi üzerine uğradıkları âkıbet İngiliz ve Fransızlar için bahiren boğazları geçmenin hemen tamamıyla gayr-ı mümkün olduğunu ispat eylemiştir. Bu hakikatin sübûtu ise harb-i umûmi üzerinde bizim ve bizim olduğu kadar Almanya ve Avusturya’nın lehinde büyük büyük te’sirler gösterecektir. İngilizlerin boğazları zorlamak teşebbüsü bir taraftan Rusya ile ittisâl peyda etmek diğer taraftan âlem-i İslâmın mübbesi olan makâm-ı hilâfeti can evinden vurmak gibi ne büyük emel ve ümitler rabt ettikleri düşünülecek olursa üç gün evvelki Çanakkale muhâcemesini akîm bıraktırmakla kendimize ve Avrupa’daki dostlarımıza ne hizmetler îfâ ettiğimiz layıkıyla anlaşılmış olur. Biz şu ilk mühim tecrübe ile neler yapabileceğimizi tamamen anlamış olduğumuzdan düşmanlarımızın yeni ve daha akurâne hücûmlarına kemâl-i sükûnet ve i’timâd-ı nefs ile intizâr edebiliriz. Herhalde şimdilik ihrâz eylediğimiz galibiyetin ehemmiyeti ve netâyici pek büyüktür. Buna binâendir ki Çanakkale’nin şimdiye kadar cereyan eden muhârebâta sahne olan sahasının mufassal bir haritasını daha vazi’-i enzâr kareyn eyliyoruz.


[b]ÇANAKKALE MÜDAFA’ASI – İTİRAFLAR[/b]

[i]RUMİ 9 MART 1331/MİLADİ 22 MART 1915, S.2[/i]

Berlin 20 Mart – Londra’dan iş’âr olunuyor: “İngiltere Bahriye Nezareti İngiltere’nin “İrresistible” ve “Ocean” zırhlıları ile Fransa’nın “Bouvet” zırhlısının Çanakkale önünde torpile çarparak batmış olduklarını tebliğ ediyor. İngiliz tebliğine göre İngiltere’nin insanca zâyi’âtı vahim değildir. Buna mukabil “Bouvet” mürettebâtı hemen (K.)

Berlin 20 Mart – Paris’ten iş’âr olunuyor: Bir tebliğ-i resmîde deniyor ki: “18 Martta icrâ edilen Çanakkale bombardımanı esnasında Fransa’nın saff-ı harb zırhlısı “Bouvet” bir torpile çarparak gark olmuştur. İki İngiliz zırhlısı da gark olmuş ve “Bouvet” mürettebâtından bir kısmı kurtulmuştur.” (K.)

“Bouvet” Mürettebâtından Yalnız (30) Kişi Kurtulmuş

Atina 19 Mart – Çanakkale önünde gark an “Bouvet” zırhlısı mürettebâtından yalnız (5) zabit ile (25) neferin kurtarılmış olduğu haber veriliyor.(K.)“Ametist” Kruvazörünün Mahv ve Tahribi Bir daha tamir edilemeyecek bir sûrette hasârzede edildiği evvelce haber verilen “Ametist” nâmındaki İngiliz kruvazörünün tamamıyla tahrip edilmiş bulunduğu İngiliz menâbi’inde de ketm edilmemektedir. Dün akşam gelen Bulgar gazetelerinde okuduğumuz bir Paris telgrafnâmesine göre İngiliz gemisine yirmiiki Osmanlı güllesi isâbet etmiş ve tamamen hatt-ı harbden hariç kalmıştır

Alman Metbû’âtının Sitayişleri

Berlin 20 Mart – Alman metbû’âtı Çanakkale’ye kuvve-i muhâfazasının ihrâz ettiği parlak muzafferiyetten dolayı Türkiye’yi tebrîk ve Türklük şeca’at ve muhabbet-i vataniyelerini takdîr eyliyor. “Magdeburg” gazetesi diyor ki: “Bugün cesur Osmanlı müttefikimize elimizi büyük bir samimîyetle uzatıyoruz. Onun muzafferiyetinden kendi zaferimiz gibi memnun oluyoruz. Biz esasen ayn-ı da’va üzerinde ayn-ı düşmanla harp ediyor ve âtîdeki ayn-ı maksadı ta’kib eyliyor: müşterek ve kat’i bir muzafferiyet ihrâz etmek!..


[b]SON HABERLER – ÇANAKKALE’DE[/b]

[i]RUMİ 11 MART 1331/MİLADİ 24 MART 1915, S.2[/i]

Düşman Donanması Dün de Görünmedi

Çanakkale 20 Mart – (Muhâbir-i Mahsûsamızdan Çanakkale’de bugün de sükûnet-i tamah-ı hüküm sürmüş, düşman filosu hiçbir teşebbüste bulunmamıştır.

Çanakkale Muzafferiyeti Te’sîrâtından

Berlin 22 Mart – “Lokal Anchaiker” gazetesi Roma’dan telgrafla istihbâr ediyor: Müttefikler donanmasının Çanakkale önünde uğradığı zâyi’ât-ı azîme Roma muhafil-i siyasiyesinde pek çok taksîrâta meydan vermiştir. İstanbul’a tevcîh olunan tehdîdâtın te’sîriyle mütezelzil olmaya başlamış olan bî-taraflık mürûclarını bu adem-i muvaffakiyet tahkîm ve mürevviclerini temîn etmiş olduğu gibi müttefikler Çanakkale’yi bu bombardımana başlayalıdan beri İtalya’nın harbe atılmasını şiddetle arzu eden fırkaya da sükûnet gelmiştir. (M.)

Berlin 22 Mart – Milan’da münteşir “Perse Veranza” gazetesi Çanakkale Boğazı’na ilk ciddi hücûmun akîm kaldığını dermiyan ettikten sonra bu adem-i muvaffakiyetin âlem-i İslâmda ve bi’l-hassa Balkan müslümanları arasında azîm bir te’sîr icrâ edeceğini beyan ediyor. Müttefikler Çanakkale Boğazı’na son hücûmlarında 2000 kişi zâyi’ etmişlerdir. (M.)

Berlin 22 Mart – İtilâf-ı müselles taraftarı olan “Telgraf” gazetesi yazıyor: Çanakkale Boğazı önünde müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin Roma ile Balkan pây-i tahtlarında hâsıl ettiği heyecan-ı vekâyi’-i âtînin cereyanı üzerine azîm te’sîrât icrâ edecektir. Müttefikler donanmasının Çanakkale Boğazı’nda ma’rûz kaldığı müşkülât ziyadeleştikçe İtalya ve Balkan hükümetleri itilaf-ı müsellese karşı daha ziyade ihtiyatlı bulunacaklardır.

Neden Muvaffak Olamamışlarmış?

Roma 23 Mart – 22 Mart tarihli İngiliz tebliğ-i resmîsi müttefikler donanmasının uğradığı adem-i muvaffakiyetin bir itiraf-ı baliğini mütezemmindir. Mezkûr tebliğ-i resmîye göre havanın fenalığı tayyarelerin tayarân ederek 18 Mart bombardımanının istihkâmlarda îfâ ettiği hasârâtın ehemmiyetini anlayabilmelerine mani’ olmuştur. Donanmanın düçâr olduğu zâyi’ât sebebiyle hücûma devam edilemediğinden ta’arruz-ı vaki’in netâyici hakkında büyük ümit beslemenin fazla olduğu mezkûr tebliğ-i resmîde beyan olunmaktadır.

Çanakkale’de Düşman Zayi’âtı Bir İtalya Mütehassısının Mütâla’ası

Milano 22 Mart – (Korya Dellasara) gazetesinin muharrir-i bahrîsi yazıyor: “İrresistible” sefînesinin ziyâ’ı Türk toplarının müessir atışından mütevellittir. Çanakkale istihkâmâtı vazifelerini hüsn-i îfâ edecek kuvvet ve mahârette olduklarını ispat ettiler. Müttefikîn donanmasının ise vazifesini bî-hakk-ı icrâya muktedir olduğu iddi’â edilemez. Biri batmış olan iki Fransız zırhlısının saff-ı harb haricine çıkarılması Fransa için zâyi’ât-ı azîmeden ma’dûddur. Zirâ hükümet-i mezkûre garbî Bahr-i Sefid’den uzaklaşabilecek daha pek çok zırhlıya mâlik değildir.

(Sakolo) gazetesi Çanakkale muhârebesine iştirâk etmiş olan bir Fransız zırhlısının hasârât-ı vahimesini tamir etmek üzere (Malta)ya gelmiş olduğunu istihbâr ediyor. (K.)


[b]SABİH KALE... FAKAT ÇANAKKALE KARŞISINDA NÂÇÂR VE MÜNHEZİM![/b]

[i]RUMİ 22 MART 1331/MİLADİ 4 NİSAN 1915, S.1[/i]

Yalnız İngilizlerin değil dünyanın en büyük ve en kuvvetli sefîne-i harbiyesi olup Çanakkale’ye karşı (5) Mart bombardımanına iştirâk eden ve dehhaş kuvvetine rağmen bataryalarımızın ateşiyle hasârzede olan “Queen Elisabeth” deridnotunun en yeni ve hakiki resmi (resim altı)

İngilizlerin (5) Martta Çanakkale’ye karşı vuku’ bulan ta’arruzlarından maksatları, boğazı ciddi sûrette zorlamak olduğuna hiç şüphe yoktur. Bunun en büyük delilini ise bu hücûm ve ta’arruzu icrâ için (Queen Elisabeth) gibi filolarının en müthiş ve kuvveli sefîne-i harbiyesini de isti’mâl eylemiş bulunmaları teşkîl eder, ma’lûm olduğu üzere Çanakkale ta’arruzunun bidâyetinden beri “Queen Elisabeth”in de bombardımana iştirâk ettiği ve hatta bu meyânda yaralandığı defa’ât ile iddi’a olunmuş ve fakat bu rivâyetlerin derece-i sıhhati meşkûk kalmıştı. Ma’a-mafiyh ta’arruzu müte’akip İngiliz ve Fransızlar tarafından neşr olunan telîgât-ı resmîde bu sefînenin ismi de zikr edildiği cihetle “Queen Elisabeth”in de Çanakkale harekâtına tahakkuk etmiş ve sefînenin paralandığı ise (5) Mart bombardımanı safhatini temâşâ eyleyen râsıdların ve muhâbirlerin müşâhedâtıyla tebeyyün eylemiştir.”Queen Elisabeth”gibi dünyanın en cesîm sefîne-i harbiyesinin de mu’âvenetiyle vuku’ bulan bir ta’arruza karşı (5) Martta Çanakkale’nin gösterdiği müdafa’a ile ne kadar iftihâr etsek azdır. Bâ-husûs ki İngilizler bu sefîne-i harbiyelerinin fevk’al-‘ade kuvvetli ve mükemmel olduğunu kendileri de i’lân edip duruyorlar. Nitekim geçenlerde “Satan” gazetesi İngiliz Harbiye Nâzırı (Churchill)e müraca’ât etmiş ve (Sabih Kale) ünvânını verdiği (Queen Elisabeth) hakkında ma’lûmât istemiştir.

İngiliz Bahriye Nâzırının bi’z-zat vaki’ olan ifâdâtına nazaren “Queen Elisabeth” ayn-ı sistemde inşâ edilmekte olan beş cesîm deridnottan birincisidir.

“Queen Elisabeth” eski planlarda görülen şekilde olmayıp yukarıdaki resimde gösterdiğimiz şekli hâiz ve yalnız bir bacalıdır. Sefînenin cesâmeti (27,000) tonilatoyu mütecâvizdir ve eslihâsı başlıca ( 38 ) santimetre çapında kıt’a büyük toptan mürekkebtir. Bu toplar (900) kilo sikletinde gayet cesîm mermileri yirmi kilometre mesafeye atacak bir kuvveti hâizdir.

(Queen Elisabeth)in makineleri tamamen petrol müteharrik ve sür’ati ise saatte yirmibeş mildir. Bundan ma’dâ sefînenin üzeri tayyarelerden bomba ile vuku’ bulacak hücûmlara mukavemet eylemek üzere çelik levhalarla da mahfûzdur ki bu da sefâin-i harbiyede birinci def’a olarak tatbîk edilmektedir.

Çanakkale bombardımanını bidâyetinden beri idare eden ve (5) Mart ta’arruzunun müneccer olduğu inhizâm üzerine hastalık bahanesiyle tebdîl edilen bedbaht İngiliz amirali (Carden) (resim altı)

ALıntıdır..



[align=center]ÇANAKKALE SAVAŞINDA İLLERE GÖRE ŞEHİT SAYISI


[color=red][i]Detayli bilgi icin illerimizin üzerine tiklayabilirsiniz[/i][/color]

[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ADA.zip]ADANA (842)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ADY.zip]ADIYAMAN (11)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/AFY.zip]AFYONKARAHISAR (95)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/AKS.zip]AKSARAY (285)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/AMA.zip]AMASYA (32)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ANK.zip]ANKARA (1772)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ANT.zip]ANTALYA (183)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ART.zip]ARTVIN (10)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/AYD.zip]AYDIN (1746)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BAL.zip]BALIKESIR (2779)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BAR.zip]BARTIN (254)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BAY.zip]BAYBURT (21)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/B.zip]BILECIK (854)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/B2.zip]BINGÖL ( 8 )[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/B3.zip]BITLIS (59)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BOL.zip]BOLU (1405)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BUR.zip]BURDUR (606)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/BURSA.zip]BURSA (3737)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/CAN.zip]CANKIRI (972)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/CANAKKALE.zip]CANAKKALE (1788)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/CORUM.zip]CORUM (1333)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/DEN.zip]DENIZLI (2195)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/D.zip]DIYARBAKIR (49)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/E.zip]EDIRNE (858)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ELA.zip]ELAZIG (159)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ERZ.zip]ERZINCAN (282)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ERZURUM.zip]ERZURUM (109)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ESK.zip]ESKISEHIR (843)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/GAZ.zip]GAZIANTEP (502)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/G.zip]GIRESUN (114)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/GUMUSHANE.zip]GÜMÜSHANE (39)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/HATAY.zip]HATAY (283)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ice.zip]ICEL (1218)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/isp.zip]ISPARTA (55)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/I1.zip]ISTANBUL (1648)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/I2.zip]IZMIR (1720)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KAH.zip]KAHRAMANMARAS (213)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KAR.zip]KARAMAN (455)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KARS.zip]KARS (1)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KASTAMONU.zip]KASTAMONU (2425)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KAY.zip]KAYSERI (771)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/K1.zip]KIRIKKALE (232)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/k2.zip]KIRKLARELI (366)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/K3.zip]KIRSEHIR (448)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KOC.ZIP.zip]KOCAELI (583)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KONYA.zip]KONYA (2488)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/KUTAHYA.zip]KÜTAHYA (1487)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/MALATYA.zip]MALATYA (141)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/MAN.zip]MANISA (2174)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/MAR.zip]MARDIN (7)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/MUGLA.zip]MUGLA (671)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/MUS.zip]MUS (7)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/NEV.zip]NEVSEHIR (525)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/N1.zip]NIGDE (509)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ORDU.zip]ORDU (56)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/R1.zip]RIZE (71)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/SAKARYA.zip]SAKARYA (526)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/SAMSUN.zip]SAMSUN (44)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/S3.zip]SIIRT (40)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/S1.zip]SINOP (1488)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/S2.zip]SIVAS (25)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/TEK.zip]TEKIRDAG (646)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/TOKAT.zip]TOKAT (47)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/TRABZON.zip]TRABZON (155)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/TUN.zip]TUNCELI (30)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/URFA.zip]URFA (383)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/USAK.zip]USAK (818)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/VAN.zip]VAN (36)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/YOZGAT.zip]YOZGAT (661)[/url]
[url=http://www.gallipolidigger.com/2004.site/005.sehitlerimiz.sehitlerimiz.bilgi.bankasi/sehitlerimiz/sehitlerimiz/sehitlerimiz.zipler/ZONGULDAK.zip]ZONGULDAK (753)[/url]

[color=red]TOPLAM : 48148[/color][/align]


[align=center][img]http://img228.imageshack.us/img228/4052/45635820gz8.jpg[/img][/align]

[align=center][b]Nusret'in hikayesi[/b][/align]

18 Mart 1915 deniz zaferi, top ve mayın silahlarının müşterek çalışma mahsulü olup bunda mayın başrolü oynamıştır. Mayınların dahice boğaza yerleştirilmesiyle, o tarihin en kuvvetli donanmasını Türk azmi ve cesareti, hayretlere bırakacak şekilde alt etmiş ve boğazı düşman gemilerine kapamıştı.

Dönemin Fransa başbakanı; Çanakkale için "Türkler boğazı kapamakla savaşın iki yıl uzamasına ve müttefiklerin milyonlara varan insan gücü ve yüzlerce milyarlık maddi kayba uğramasına sebep olmuşlardır." demiştir.

Peki o gizemli mayınları kim ne zaman oraya dökmüştür

Nusret Mayın Gemisi 3 Eylül 1914'te Çanakkale'ye gelmişti. Almanya'da özel şekilde mayın dökme gemisi olarak inşa edilmiş bu tekne dar alanlarda kolayca manevra yapabiliyor ve az su çektiğinden mayın alanları üzerinde güvenle dolaşabiliyordu. Ancak Osmanlı Devleti'nin mali sorunları ona boğazı mayınlayabilmesi için gerektiği miktarda mayın bulamıyordu. Çanakkale boğazında zaten önceden boğazı kesecek şekilde döşenmiş mayın hatları bulunmaktaydı. Ancak, düşman zırhlılarının devamlı şekilde hareketlerinin incelenmesiyle akıllara hayret verecek bir gerçekle karşılaşılmıştı.

6 Mart gecesi Cevat Bey, mayın grup komutanı Hafız Nazmi Bey'e "Oğlum, diyordu. Sana çok önemli bir görev veriyorum. Vatanın selameti bu görevin başarıyla yerine getirilmesine bağlıdır. Yarın akşam, Nusrat'le son 26 mayınını şu gördüğün karanlık limanda kıyıya paralel olarak dökeceksin. Düşman hareketinizi seçer, size saldırıya kalkışırsa kıyı toplarımız önceden aldıkları talimata uygun olarak hareket edecek ve sizi himaye ateşiyle koruyacaklar. Kendinizi göstermemeye çaba harcayın. Allah yardımcınız olsun."

Evet. Bu sefer mayınların boğazı kesecek şekilde değilde kıyıya paralel olarak Karanlık Limanına dökülmesi fikri, mayın uzmanlarının ince bir çalışmayla ortaya çıkardıkları mükemmel bir fikirdi. Çünkü düşman zırhlıları boğaza gurup gurup giriyor ve görevini tamamlayan grup ikmal yapmak için geriye dönerken arkadaki grupların yollarını kesmemek için boğazın en geniş yerlerinden biri olan Karanlık Liman'da manevra yapıyordu. İşte mayınlar da bu manevra sahasına kıyıya paralel ancak manevra hattına dik olarak yerleştirilecekti. Fakat bu işin sonu her ne kadar büyük bir zaferi getirebilecek olsa da bir o kadar zordu.

Nazmi Bey, ertesi gün Nusret mayın gemisi komutanlığı yapacak olan Tophaneli Yüzbaşı Hakkı'yı buldu. Her iki subayda çok iyi arkadaştılar. İki gün önce kalp krizi geçiren Nusret'ın genç komutanı Yüzbaşı Hakkı Bey, sağlığı için yerine bir başkasını görevlendirmeyi önceden Çanakkale müstahkem mevki komutanı Cevat Bey'in ısrarlarına rağmen, savaşın ve ülkenin sorumluluğunu omuzlarında duyarak görevi kabul etti.

7 Mart'ı 8'e bağlayan gece yarısı Nusret demir alarak Çanakkale'den uzaklaştı. Bütün ışıklarını söndürüp kıvılcım atmasın diye ocaklarını bastırmış, maskeli ışıklar altında rota izleyerek hedefine doğru ilerliyordu. Gemi daha önce döşenen mayın hatlarından geçiyor ve Karanlık Liman'a giriyordu. Deniz sakin, hava simsiyah, zifiri karanlıktı. Uzaklarda dolaşan düşman devriye gemileri pırıl pırıl yanan projektörleri ile suyun yüzünü aydınlatmaktaydı. Bir an, suyun yüzüne değen ışık silindirler hemen ardından denizi yalayarak, havaya kalkıp yeniden denizin yüzeyinde başka bir noktayı aydınlatıp derinlere inmekte ardından yine uzaklara gitmekteydi. Daha yakınlarda devriyeye çıkmış düşman gemilerinin projektör ve ışıldakları zaman zaman Nusret'in olduğu kıyının karşısını noktalamaktaydı. Son kontroller bittikten sonra ilk mayın platforma alınmış ve atış anı beklenmeye başlamıştı. Heyecan son haddindeydi. Vatanın selameti için gerekli olan zafer kilidi, Nusret'in elindeydi. Onu mutlaka sessizce yerine bırakmalıydı.

Sonunda Anadolu yakasındaki Akyarlara, yeni mayın hattını hazırlanacağı noktalara geldiler. Teker teker sessizce elinde kalan son 26 eski tip mayını suya bırakmaya başladı. Suya düşen her mayın belli bir sıra halinde kendisini asılı tutacak ağırlığın gerdiği teller üzerinde yeralmaya başladılar. Birkaç dakika sonra tüm mayınlar belirlenen rota doğrultusunda dökülmüştü. Makinalar tekrar ulaşabilecekleri en yüksek devirde çok hızlı tempoda çalıştırılmıştı. Şimdi en az mayınlar dökülüşü kadar tehlikeli olan geri dönüş yolculuğu başlamıştı. Daha önceki dökülen mayınlar ve düşman devriye gemileri Nusret'in yolu üzerinde kol geziyordu.

Bir an için Nusret'in çok yakınında bir karaltı ortaya çıktı. Düşman gemisi olmalıydı bu. Büyük olasılıkla düşman zırhlıları geri dönmüşlerdi ve devriye görevine devam etmekteydiler. Ara verdikleri projektörle taramaya yeniden başladıkları zaman Nusret'i görecekler ve herşey bitecekti. Bütün personelden buz gibi terler boşanıyordu. Nihayet korktukları başlarına geldi ve düşman gemisinin projektörleri yandı. Karalığı yaran projektör ışığı az öteden, hızla, üzerlerine doğru, denizi tarayarak geliyordu. Işık dalgası kıyıları, dalgaları taraya taraya, arada bir durarak, arada bir gerileyerek ağır ağır üzerlerine geliyordu. Bu ışık silindiri ölüm kılıcına dönüşmüş, Nusret'in böğrüne saplanacaktı ki bir mucize gerçekleşti.Ölüm ve ışık dalgasını içine girmelerine saniye kala, Türk kıyılarında yanan projektör bir mucize yarattı.

Bizim kıyıda birden bire yana projektörümüz birkaç saniye içinde, düşman projektörünü deniz üstünde yakaladı. İki projektör şimdi gözgözeydiler. Ortalığı sise yakın yoğun bir beyazlık kapladı. Beklenmedik bu ışık kavgası Nusret'e yaşam umudunu geri verdi. Şimdi karşıyaşan iki projektör, iki düşman göz birbirinden kurtulmak için olağanüstü bir savaşa başladılar. Düşman projektör, kurtulmak için yoğun çaba harcıyor, bir türlü başaramıyordu. Nusret, bu bazen üstünde, bazen yanında süren ışık çarpışmasının altından sessizce sıyrıldı. Olanca islim üstünde, Çanakkale yönünde yolalmaya başladı.

Tehlike geçmiş verilen görev büyük bir başarıyla yapılmıştı. Nazmi Bey büyük bir sevinçle kader arkadaşını tebrik etmek istedi. Ancak Hakkı Bey cevap veremedi. Nusret mayın gemisinin başkomutanının hasta kalbi bu ışık savaşındaki heyecan dayanamamış, heyecan kasırgası içinde duruvermişti.

Bu olaydan on gün sonra müttefik donanması saldırıya geçmişti. Savaş tam istediği şekilde, kontrollü olarak devam etmekteydi ki, birden ikmal için geri dönen gemilerde büyük patlamalar meydana gelmişti. Bunların nedeni, 7-8 mart gecesinde dökülmüş ve bundan sonrada gerek düşman pilotlarının fark edemediği gerekse 17-18 Mart gecesi mayın gemilerinin yaptığı mayın kontrolünde bulunamayan Nusret'in mayınlarıydı.

Düşmanın yüzen kaleleri birer birer batmaya başlamıştı. Önce Bouve 639 kişilik mürettebatı ile denizin derinliklerine gömüldü. Bu andan itibaren herşey ters gitmeye başlamıştı. Bouve'in battığı yerin yakınında manevra yapmakta olan Inflexible bir mayına çarpıştığını rapor etti ve çok tehlikeli bir şekilde yan yatmaya başladı ve üç dakika sonrada Irrestible'nda yana yatmakta olduğu ve sancak tarafından mayına çarpıştığını bildiren yeşil flamanın sancak seren cundasında dalgalandığı görüldü. Daha sonra da mürettebatı kurtarılan gemi boğazın sularına gömüldü.

Muhteşem armada üç büyük gemisini (Irrestible, Ocean, Bouve) kaybetmiş, üç tanesi de (Inflexible, Golva, Suffen) ağır yaralanmış şekilde eldeki gücün üçte biri yitirilmişti. Nusret'in yapmış olduğu görev tarihi değiştirmişti.

Müttefik donanması 18 Mart günündeki başarısızlıklarından çok şey öğrendiler. İngilizler bu yenilginin tüm faturasını son keşfini yapıp mayın yoktur raporunu veren pilota çıkardılar ve onu idam ettiler. Nusret'in 7-8 Mart gecesi bir şehit vermek uğruna yaptığı iş ve Türk topçusunun başarısı, bir vatanın selametini sağlamış ve düşman donanmasının Marmara'ya bayraklarını dalgalandırarak girmesine izin vermemişti.

YABANCI GÖZÜYLE 18 MART İngiliz general Oglander'in, "Çanakkale-Gelibolu Askeri Harekatı" adlı eserinin birinci cildinde: "Pek uygun başlamış olan gün bu meçhul mayın hattının o olağanüstü ve ortalığı kırıp geçiren başarısı yüzünden, tam bir başarısızlıkla sona erdi. Bu yirmi mayının seferin talihi üzerindeki etkisi ölçülemez."

Sir Ccolyen Corbet'in, "Harekatı Bahriye" adlı eserinin ikinci cildinden: "Felaketlerin hakiki sebebi keşif ve tayin olununcaya kadar çok geçmedi. Hakikat şu idi ki, 8 Mart gecesinde Türkler, haberimiz olmadan Erenköy Koyuna paralel olarak 20 mayın dökmüşler ve balıkçı gemilerimiz, aramaları esnasında bunlara rastlamamışlardı. Türkler bu mayınları özel amaçla manevra sahamıza koymuşlar, gösterdiğimiz bütün ihtiyat ve sağgörüye rağmen baş döndürücü bir zafer kazanmışlardır."

Bahriye Nazırı Churchill 1 Ağustos 1930 tarihli "La Revue de Paris" dergisinde şöyle der: "Nusrat Gemisinin gizlice döktüğü 20 demir kap, İngilizler tarafından başarı ile başlanmış olan Çanakkale Harekatını durduran bir takım pisikolojik karışıklıklar doğurdu. Yalnız başına bu engeldir ki, Türkiye'yi bir bozgundan kurtardı ve harbi uzattı. Bu yüzden mağluplar kadar muzaffer Avrupa'da sarsıldı. Kendilerini Fransa, Polonya, Galiçya, Balkanlar, Filistin, Suriye ve Kuzey Italya topraklarının örttüğü 6-7 milyon insan, düşmanlarının kurşun ve gülleleri ile değil, 18 Mart sabahı Çanakkale'nin kuvvetli akıntısı altında, ağırlıklarına bağlı bulundukları tel halatları üzerinde gerili duran 20 demir kap yüzünden yok olup gitti."


[align=center][img]http://img223.imageshack.us/img223/1530/75720475gr0.jpg[/img]

[img]http://img223.imageshack.us/img223/6562/55427526to0.jpg[/img]

[b]Nusret mayın gemisinin Çanakkale Askeri Müze içinde bulunan maketi[/b]

[url=http://www.iit.edu/~agunsal/canakkale/nusret/nusretplan.gif][img]http://img142.imageshack.us/img142/8296/11077761jy1.gif[/img][/url]

[b]Nusret mayın gemisi planı[/b][/align]



[align=center][img]http://img218.imageshack.us/img218/2756/59214524tk2.jpg[/img][/align]



[align=center][color=green]BU DESTAN 18 MART 1915'DE BAŞLADI.ÇANAKKALE'Yİ GEÇECEĞİNİ SANAN DÜŞMAN BOUVET ZIRHLISININ PATLAYIP BATMASIYLA BİR GERÇEĞİ ANLADI...




ÇANAKKALE GEÇİLMEZ!!!!![/color][/align]




[align=center][b][color=red]ÇANAKKALE İÇİNDE AYNALI ÇARŞI




ANA BEN GİDİYOM DÜŞMANA KARŞI OF GENÇLİĞİM EYVAH
ÇANAKKALE İÇİNDE BİR UZUN SELVİ
KİMİMİZ NİŞANLI KİMİMİZ EVLİ OF GENÇLİĞİM EYVAH
ÇANAKKALE İÇİNDE VURDULAR BENİ
ÖLMEDEN MEZARA KOYDULAR BENİ OF GENÇLİĞİM EYVAH[/color][/b][/align]


[img]http://img247.imageshack.us/img247/6615/90511034oa3.jpg[/img][img]http://img247.imageshack.us/img247/4495/25309845al2.jpg[/img]


[align=center]Milli egemenlik öyle bir nurdur ki, onun karşısında zincirler erir, taç ve tahtlar batar, mahvolur. Milletlerin esirliği üzerine kurulmuş müesseseler her tarafta yıkılmaya mahkumdurlar



[b][size=134]Mustafa Kemal ATATÜRK[/size][/b][/align]


[align=center]Her kuşakta bi defa insanların içlerine esrarlı bir savaş arzusu doğar...İçgüdüleri bunlara,istemedikleri alışkanlıklardan kurtulup ilerlemenin artık başka bir yolu olmadığını telkin eder.Bir memleketin bütün bir kuşağı,savaş ilanından bir hafta sonra kanlı bir şekilde yapılacak reformları bütün hayatları boyunca aranır,dururlar.Bunun başka bir yolu yoktur.Milletler büyük acılarla gelişirler...Tıpkı yılanın,artık bozulmuş olan derisini,yılda bi kere sırtından acı içinde çıkarıp atması gibi.....



[b]Sir Ian Hamilton[/b][/align]


[align=center][color=red]Vurulup tertemiz alnından, uzanmış yatıyor,



Bir hilal uğruna, ya Rab, ne güneşler batıyor!

Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.

Sana dar gelmeyecek makber’i kimler kazsın?
“ Gömelim gel seni tarihe ” desem, sığmazsın

Bu, taşındır” diyerek Ka’be’yi diksem başına;
Ruhumun vayhini duysam da geçirsem taşına;[/color][/align]




[align=center][color=red]ÇANAKKALE CEPHESİNDE KADIN SAVAŞÇILARIMIZ[/color][/align]

[align=center]Çanakkale Savaşları’nın henüz araştırılmayı bekleyen bir çok siyasal, sosyal ve askeri yönünün daha olduğu bir gerçek. Örneğin; bu savaşların bizde belki de hiç bilinmeyen bir diğer yönü, Çanakkale’de bazı kadın Türk kadın savaşçılarının da, Mehmetçik ile birlikte çarpıştıklarıdır.
Konuyla ilgili ilk belgesel bilgilere Avustralya ve Yeni Zelanda arşivlerinde, Anzac askerlerinin Çanakkale’de siperlerde yazdıkları günlük ve mektuplarda rastlanmaktadır. Örneğin, The Age adlı Avusturalya gazetesinde, 8 Eylül 1915 tarihinde şu başlıkta bir haber yer almaktadır.
“Kadın bir keskin nişancı: ilk günkü çarpışmada vuruldu: J. C. Davies adlı bir asker annesine yazdığı mektupta şöyle demektedir: “... Vurulduğum 18 Mayıs günü, keskin nişancı bir Türk kızı vardı. Güzel, iri yapılı ve 19-21 yaşları arasında görünüyordu. Günün uzunca bir bölümünde sürekli olarak ateş etti. Gerçi bir çok adamımızı vurdu ama gün bitiminden önce Avusturalyalı bir asker tarafından vurulunca, gene de üzüldüm. Ölüsünü ele geçirdiğimizde yanında bir Türk erkeğinin cesedini de bulduk. Kadının vücudunda tam 52 kurşun vardı... Bu savaş korkunç”
Arşivlerde aynı konuyu dile getiren birkaç mektup ya da günlük daha bulunmaktadır. Gerçi bu tür haberlerin Anzak askerlerinin, zor siper koşullarında, aylarca süren çarpışmaların yıpratıcı etkisinde geliştirdikleri hayal ürünü şeyler olduğu da düşünülebilir. Ancak, “Keskin nişancı Türk kadınları” ve “Türk kadın savaşçılarını” anlatan diğer asker mektupları da incelenip, birbirleriyle karşılaştırıldığında, anlatılanların doğru olma olasılığının çok yüksek olduğu söylenebilir. Kısacası, Çanakkale Savaşları’nın daha birçok yönü, genç araştırmacılarımızın çalışmalarını ve aydınlatılmayı beklemektedir. [/align]


[align=center]İlk Türk Hemşiresi: SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ)[/align]

[align=center][img]http://img218.imageshack.us/img218/1416/24495099ir2.jpg[/img][/align]

Dünyada modern anlamdaki hemşireliğin Kırım Savaşı (1854-56) sırasında, Florance Nightingale (1820-1910) ile başladığı kabul edilmektedir. Türkiye de; Üsküdar Selimiye Kışlası'nda dünyaca ünlü hemşire liderin verdiği hizmetlerle mesleğin doğuşuna tanıklık etmiştir.[1]

F. Nightingale rahibelerden ve sivil hastanelerdeki kişilerden seçilen 38 kişilik bir hemşire kafilesi ve malzeme ile 1854 Ekimi'nde İstanbul’a gelmiş ve disiplinli çalışmaları neticesinde savaştan dönen yaralılar arasındaki ölüm oranını yüzde 42’den yüzde 2’ye düşürmüştür. F. Nightingale’in yaralı ve hastalara bilgi ve şefkatle bakması onun efsaneleşmesine neden olmuştur.

Hemşirelik ve hastabakıcılığın ülkemizde nasıl başladığına kısaca değinecek olursak; hemşirelik, 1911 yılında Trablusgarp ve 1912 yılında Balkan Savaşları'nda yaralanan askerlerin büyük kayıplar vermesiyle ve bu askerlerin bakımı için duyulan gereksinimle başlamıştır.

Kızılhaç'ın Washington Kongresi'ne katılan Dr. Besim Ömer Paşa ve Dr. Nihat Reşat Belger, hemşireliğin bir meslek olduğunu ve branşlara ayrıldığını gözlemişler; yurda dönüşlerinde, Besim Ömer Paşa Hilal-i Ahmer Cemiyeti’ni (Kızılay) uyararak, ülkenin hemşirelik mesleğine olan gereksinimini dile getirmiş ve bir hemşire okulunun açılmasının zorunlu olduğunu belirtmiştir. [2]

[align=center][img]http://img412.imageshack.us/img412/3936/94483483tm0.jpg[/img][/align]

Türk tıp tarihinin önde gelen isimlerinden olan Dr. Besim Ömer Paşa (masada oturan), ilk hastabakıcılarımızdan Safiye Hüseyin (yanındaki)


Hilal-i Ahmer Cemiyeti, bu öneri üzerine ilk defa İstanbul’da Kadırga semtindeki hastanede 6 ay süreli gönüllü hasta bakıcı kursu açmış ve ilk dersi de Prof. Dr. Besim Ömer Akalın vermiştir. Balkan Savaşları ile birlikte Türk kadını hastanelerde çalışmaya başlamıştır.

1913–1914 yıllarında üniversite konferans salonlarında tertiplenen kurslara çok sayıda öğrenci katılmış; bu öğrencilere hasta bakımı üzerine çeşitli bilgiler verilmiştir. Kursları bitiren Safiye Hüseyin (Elbi), Kerime Salahar, Münire İsmail gibi Türk hanımları; Çanakkale ve Balkan Savaşlarında gönüllü hasta bakıcılığı yapmışlar ve büyük fedakârlıklar göstermişlerdir.[3]

1920 yılında, Amerikalılar tarafından, Amiral Bristol Özel Sağlık Meslek Lisesi açılmış ve öğretim süresi ortaokuldan sonra 2 yıl, 6 ay olarak belirlenmiştir. Cumhuriyet döneminin ilk Hemşire Okulu 21 Şubat 1925 yılında açılan Kızılay Özel Hemşire Okuludur.[4] Daha sonra açılan hemşirelik okulları ise şöyle sıralanabilir:

1955 Ege Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1961 Hacettepe Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

Florance Nightingale Hemşirelik Yüksek Okulu

1977 Atatürk Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1982 Cumhuriyet Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1985 GATA Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Marmara Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1992 Dokuz Eylül Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu

1994 Başkent Üniversitesi Hemşirelik Yüksek Okulu [5]


[align=center][img]http://img222.imageshack.us/img222/1605/99029846xs2.jpg[/img][/align]

[align=center]1915 yılında Galatasaray Lisesi’nin bahçesinde hemşirelerimiz toplu halde...

[b]SAFİYE HÜSEYİN (ELBİ) (1881-1964)[/b][/align]


[align=center][img]http://img222.imageshack.us/img222/5920/69890103vn8.jpg[/img][/align]


Safiye Hüseyin İngiltere’de denizateşeliği hizmetinde bulunan Ahmet Paşa’nın kızıdır. Öğrenimini Avrupa’da yapmıştır. Batı kültürüyle yetişen bu ilk hemşiremiz, saltanat döneminde Almanya ve İsviçre’de düzenlenen milletlerarası kongrelere katıldı. İlk defa ulusumuzu bu alanda temsil etti. Yabancı devletlerden iftihar ve takdir nişanları aldı. Cumhuriyetin ilanından sonra da tüm hayır kurumlarında ve derneklerde üstün bir feragatle çalıştı. hemşirelik mesleğiyle ilgili hayli yazılar yazdı ve konferanslar verdi. Ömrünün son gününe kadar mesleğinin tutkusu içerisinde yaş***** sürdüren ilk hemşiremiz Safiye Hüseyin, 1964 Temmuz’unda 83 yaşında, yetiştirdiği hemşirelerin kucağında gözlerini kapadı.

[align=center][b]Safiye Elbi Çanakkale Savaşı'nda[/b][/align]

[align=center]Çanakkale Savaşı başladığında Safiye Hüseyin gönüllü hastabakıcı olarak yazılmış; Balkan Muharebelerinde de hastabakıcı olarak görev aldığı için Reşit Paşa Hastane gemisine baş hastabakıcısı olarak verilmişti.

Çanakkale Savaşları başladığında birçok vapur hastane gemisine dönüştürülmüştü. Reşit Paşa da bu vapurlardandı. Hastane gemileri Akbaş veya Kilya iskelesinden yaralıları alıp İstanbul hastanelerine, Hilal-i Ahmer ve Vatan hastanelerine yaralı sevk ediyorlardı.

Reşit Paşa vapuru, Akbaş İskelesi'nde, gelen yaralılara ilk müdahalelerin yapılması için demirli vaziyette tutuluyordu. Gemiye sürekli yaralı taşınmakta, yüzlerce yaralı Mehmetçik deniz üzerinde günlerce acılar içinde kıvranmaktaydı. Gemi dolunca da bu alınan yaralılar Hilal-i Ahmer hastanelerine taşınmaktaydı. İstanbul’dan dönerken asker ve mühimmat taşıma görevini de üstlenen Reşit Paşa vapuru, bu nedenle yaralı taşıma işlemini yaparken de birçok defa rahatsız edilmişti.

Çanakkale Müstahkem Mevki Mayın Grup Komutanı Binbaşı Nazmi Bey, günlüğünde Reşit Paşa vapuru hakkında şöyle diyordu:

"27 Nisan 1915

Reşit Paşa vapuru İstanbul’dan asker yüklü olarak geldi. Nara Burnu'nda durduğu sırada düşman ateşine maruz kalmış ve yanındaki Üsküdar vapuru beş dakika içinde batmıştır. Bir çarkçı ve iki er şehit olmuştur. Diğerlerinde hamdolsun bir zarar olmamıştır...”[7]

Çanakkale Savaşları'nı Safiye Hüseyin şöyle anlatmıştı: [8]

"Evet savaşa da iştirak ettim Çanakkale’de uzun müddet kaldım. Çanakkale’de savaş başladığında Alman Salibiahmer (Alman Kızılhaçı) ile bizim Hilal-i Ahmer Cemiyeti birleşmiş, Reşit Paşa vapurunu hastane gemisi yapmıştık. Ben bu geminin hasta bakıcısı olmuştum. Reşit Paşa Çanakkale’ye gidecek, orada yaralıları tedavi edecek, yarası ağır olanları alıp İstanbul’a getirecekti.

….Vaziyet tehlikeli dediler… Ne vapuru olursa olsun… İster hastane vapuru ister Kızılay ister Salibiahmer, İngilizler ---- tutuyorlar. Ben aldırış etmedim. Zaten umumi harp başladığı zaman ben hastabakıcılık için gönüllü yazılmıştım. Gönüllü olarak gidiyordum… Peşinen şunu söyleyeyim ki hayatımda hiçbir zaman ölümden korkmuş değilim.

Reşit Paşa’ya bindik. Çanakkale’ye geldik, Akbaş Mevkii'nde demirledik. Hastaları, yaralıları toplamaya başladık. Ne yaralılar, ne yaralılar. Şu parmakları görüyor musunuz? Ben bu parmaklarımla kaç delikanlının gözlerini bir daha açılmamak üzere kapattım. Kaç delikanlının…"

********************

"Yaralıkları aldık, dönüyorduk… Birdenbire tepemizde bir uçak belirdi, güverteye çıktık. Süvari müthiş bir haber verdi:

- İngiliz uçağı...

Mamafih zerre kadar korkmuyorduk. Reşit Paşa gemisinin bir tarafında kızıl bir ay, bir tarafına da kızıl bir salip (haç) vardı. Belli ki hastane vapuru… İçimizden “dünyada bize ateş edemezler” diyorduk. Uçaktan kırmızı bir ışık yükseldi, ve üstümüze dehşetli gürlemeler oldu…

Yine bir gün yaralıları aldık dönüyorduk. Etrafımızda müthiş gürlemeler oldu dehşetli gülle yağmurunun altında kaldık. Reşit Paşa ’nın sağına soluna gülleler yağıyordu, o zaman anladık ki bize ateş ediyorlar. Attıkları gülle bize o derece yakın düşüyordu ki tasavvur edemezsiniz.

Yaralı gaziler vapurlara taşınırken…

Fakat bütün bu tehlikelere rağmen korkmak için vaktimiz olmadı. Çünkü hastalar bizi bekliyorlardı. Ameliyat edecek, yaraları sarılacak yüzlerce hasta vardı. Bunlardan biz kendimiz için korkacak vakit bulamıyorduk.

Bundan sonra düşman adet edinmişti. Ne zaman Reşit Paşa vapurunu görseler tepemize İngiliz işaretli bir tayyare dikiliyor, düşman topçusuna bizim bulunduğumuz yeri işaret ediyor. Bundan sonra o dehşetli gülle yağmuru başlıyordu. Her defasında ölüm tehlikesi geçiriyorduk.

Hele bir keresinde müthiş bir bombardımana tutulmuştuk. İstanbul’a “Reşit Paşa vapuru battı” diye haberler gitmiş. İstanbul’a döndük ki, herkes vapur batmış zannediyordu. Akrabam matem içinde, İstanbul’a adeta ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten döner gibi döndüm. Hayatımda işte böyle bir ahretten dönüş faslı vardır."[/align]


[align=center][b]En tesirli kelime: Su, su...[/b][/align]

[align=center]"Bir gün bir İngiliz yaralısı bulduk, gemiye getirdik. Zavallı çiçek gibi bir delikanlıydı. Başından aldığı bir yara ile gözlerini kaybetmişti. Gözlerinin üstüne siyah uzun bir sargı sarmıştık. Ağzına damla damla su akıttık. Yaralıların sayıkladıkları en tesirli kelimelerden biri de budur. Su…

Hiçbir ağır yaralının susuz ölmemesine son derce dikkat ederdik. Bir İngiliz yaralısının da ağzına su akıttık. Çok üzgündü, İngilizce mütemadiyen “öleceğim” diyor, arkasından nişanlısının ismini söylüyordu. Ölüm halinde bulunan adama son vazifemi düşündüm… Ve onun düşman askeri olduğunu bir an için aklıma getirmeyerek kendisini İngilizce, kendi ana dili ile teselli ettim:

- Katiyen ölmeyeceksin, yaşayacaksın… Bütün bu korkulu günler geçecek. İyi olup memleketine gideceksin, nişanlına kavuşacaksın…

Bu İngilizce teselli onun öyle hoşuna gitti ki, bir müddet sonra yüzünde müsterih, hatta memnun çizgiler peydahlandı ve öldü…

Biz öleceğini bildiğimiz bütün umutsuz hastaları böyle teselli ederdik.

Ölmeyeceksin daha çok yaşayacaksın diye diye kendilerini bazen buna inandırırdık. Adeta yaşayacaklarına inanmış oldukları halde ölürlerdi.

Gördüğüm en müthiş yaralılar gözlerini kaybedenler. Bunların halleri pek feci oluyor. İçin için eriyorlar... Günden güne sönüyorlar.

Gözlerinin yarası iyi olmak ihtimali bile olsa kendilerini kurtulamıyorlar… Ölüyorlar. Gözlerini kaybedenlerin hali kadar feci bir şey yoktur.

Biz bu Reşit Paşa hastane gemisinin ne kahırlarını çektik. Bazen haftalarca savaş boylarında kalıyorduk. Hele bir keresinde aç kaldık, bite boğulduk. Kömürümüz bitti. Soğukta kaldık."[/align]

[align=center][b]Son sözleri: Anne !!! [/b][/align]

[align=center]"Yüzlerce yaralının önümde öldüğünü gördüm hemen hemen hepsi de aynı kelimeyi, bu sözü sayıklayarak, “Anne ” diyerek öldüler.

Vapurda muhtelif milletlere mensup yaralılar vardı. Almanlar, Avustralyalılar, cepheden topladığımız İngiliz yaralılar ve bizim yaralılarımız… Hepsi kendi dilleri ile ekseriya tek bir kelime sayıklardı,

— Anne !..."[/align]


[align=center][b]Bir hastabakıcı arkadaşım... [/b][/align]

[align=center]"Bir Alman doktor vardı. Genç karısı Avusturyalı iyi bir hastabakıcı kadın. Bir gün Reşit Paşa vapurunun üstüne gülle yağmuru yağarken:

— Beni deniz tutuyor, dedi. Hastanede çalışmak istiyorum.

Kendisini cepheden biraz gerideki hastaneye tayin ettirdi. Bu küçük bir cephe hastaneydi. Bir müddet sonra haber aldık ki, hastane büyük bir uçak bombardımanına tutulmuş, tahrip edilmişti. Arkadaşım bombaların altında can vermişti. Bizden de 8 şehit vardı.

İşte bu benim en acı hatırlarımdan biridir. Bu hastaneye ben de gitmek istemiştim. Hatta gönderiyorlardı da… Gitseydim muhakkak ki bugün bulunamayacaktım."[/align]


[align=center][b]Bekir Çavuş: Kumandanım emrinizi yapamadım!... [/b][/align]


[align=center]"Reşit Paşa vapuruna bir gün Bekir Çavuş isminde bir ağır yaralı getirdik. Onun cephenin ön saflarında bulmuştuk. Bir ayağı kangren olmuştu. Hemen Reşit Paşa vapurunda ameliyat masasına yatırdık.

Ayağını kestik. Bir tek ayağı ile kalmıştı ama vaziyeti çok tehlikeli idi. Kangren çok ilerlemişti. Aynı zamanda pek fazla kan kaybetmişti. Adeta ölmesini bekliyorduk.

O gece sabaha karşı kamaramın kapısı hızlı hızlı vuruldu. Kalktım dışarıda bir ses:

Çanakkale Menzil Hastanesi'ndeki Türk yarılaları...

— Başhemşire… Başhemşire… diye bağırıyordu….

Hemen giyinip fırladım, genç bir Alman hastabakıcısı:

— Hani ayağını kestiğimiz yaralı yok mu?

— Bekir Çavuş mu?

— Evet.

— Ne oldu peki?

— Kendisine bir hal geldi hemşire, tek bacağıyla ayağa kalktı. Odanın içinde dolaşmak istiyor.

Hemen koştum. Bekir Çavuş yaralarından kanlar aka aka ayağa kalkmıştı. Yanına koştum. Bileğinden tuttum, müthiş ateşi vardı.

— Aman Bekir Çavuş dedim, Ne yapıyorsun? Bu hal ile ayağa kalkılır mı?

Bekir Çavuş kendini kaybetmiş bir halde idi.

— Aman dedi, Ne diyorsun? Emir geldi, emri yerine getirmek lazım.. Tabii kalkacağım.

Ve sabaha karşı Bekir Çavuş kollarımız arasında dünyaya gözlerini büsbütün kapadı. Bu adamcağız son dakikasına kadar kumandanın emrini, kendisine verilen vatan vazifesini yapmaktan başka bir şey düşünmüyordu. Son dakikasında bile ne annesini ne sevdiğini düşünüyordu.

Kansız beyaz dudaklarından çıkan en son cümle:

— Emri yapamadım, oldu.

Fakat ben ona kani idim ki Bekir Çavuş vazifesini son derece yapmıştı."[/align]


[align=center][b]Safiye Hüseyin Anafartalar'da... [/b][/align]


[align=center]"… Maydos’a (Eceabat) gittim. Sonra Anafartalar’a doğru ilerledik. Tepemize iki düşman tayyaresi peydahlandı. Bize adım attırmıyorlar, mütemadiyen bombaları yağdırıyorlardı. Üç saat yürümüş, fena halde yorulmuştuk.

Ölüm muhakkaktı. Tayyareler adamakıllı alçalıp bizi bombardıman etmeye başlayınca gözümün iliştiği bir sıçan deliğine girdik. Üzerimizde epey dolaştıktan sonra gittiler. Biz de karargâha geldik. Tepeden düşman donanması çanak gibi görünüyor. O zaman geçirdiğim bütün tehlikeleri unuttum. Bir kadın için işte bu görülebilmesine ihtimal olmayan bir manzara idi…"

*****************************

KAYNAKLAR

[1] Yrd.Doç.Dr. Huriye VURAL- Hemşireliğin Tarihsel Gelişimi. http://www.gata.edu.tr
[2] a.g.e.
[3] a.g.e.
[4] Sevcan BALAN - Dünden Günümüze Hemşireliğin Tarihçesi..
M. Güven Karahan - Bandırma Devlet Hastanesi (http://www.bandevhastane.com)
[5] Emel ARMUTÇU - Semahat Arsel ile röportaj 15 Mayıs 2000 (http://www.hurriyetim.com)
[6] Yakın Tarihimiz - Fasikül 25, Milliyet Gazetesi Kültür Eki s.395
[7] Binbaşı Nazmi Bey - Çanakkale Deniz Savaşları Günlüğü s. 61-62
[8] Safiye Hüseyin, Çanakkale savaşları hatıralarını 12 Haziran 1935 tarihinde gazeteci Hikmet Feridun Es’e anlatmıştır. Bu Röportaj Aziz Kaylan'ın "Çanakkale İçinde Vurdular Beni" adlı eserinde de yer almaktadır. Hatıralar hazırlanırken o eserden yararlanılmıştır..[/align]

Alıntıdır...





[align=center][size=150][color=red]ÇANAKKALE GEÇİLMEZ[/color][/size][/align]

[align=center][size=117][color=green][b]O gün kana boyandı Çanakkale Boğazı
Yeri göğü inletti askerimin avazı

Dört taraftan saldırdı düşman delicesine
Şarapneller saplandı Mehmetçiğin göğsüne

Türk’e karşı kin kustu,beraber oldu cihan
Damla damla gözyaşı döktü yere asuman

Allah’ın askerleri melekler yere indi
Hakk’a kavuşan erler kanatlarına bindi

Bir lodos fırtınası zaferden haber verdi
Dengeler değişince arttı kâfirin derdi

On sekiz Mart’ta sular kan gölüne dönmüştü
Zâlimin balonları gün doğmadan sönmüştü

Ertuğrul tabyasından ateş yükseliyordu
Ceddin iman güneşi aydınlatıyor yurdu

Seddülbahir’de akan kan gövdeyi götürdü
Bu çile nöbetleri hem gün,hem gece sürdü

Conkbayırı’nda yazdı Mustafa Kemal destan
Coğrafyaya dönüştü damarlardan akan kan

Izdıraplara mahkûm vatanım ancak güldü
Düşman bataryaları soğuk suya gömüldü

Küfür tek bir millettir, ayrı gayrı seçilmez
Mehmetçik haykırıyor: “Çanakkale Geçilmez”

İnsanlıktan nasipsiz küstah uğurlar ola!
Hatırla bu destanı,hatırla da gel yola!

İnancımız odur ki payidar olmaz zulüm
Rabbim senin yolunda bize düğündür ölüm

Taş ve toprak şahittir o muhteşem bozguna
Çok acı bir ders verdik o salyalı azgına

Al bayrağın altında gölgelenen askerim!
Cennet-i Âlâ’sında bekler seni ol Kerim!

Çanakkale içinde Hilâl,Sâlib’i ezdi
Türk’ün mücahitleri bir büyük destan yazdı.

Yuvasından ayrılan artık geri dönmedi
Onların sâyesinde al bayrağım inmedi

Ey toprağın bağrına gömülen yiğit erler!
Döktüğünüz kanlarla ulvîleşti bu yerler

Ey semaya taht kuran yüce,soylu er oğlu!!
Duygusallıkta Kerem,yiğitlikte Köroğlu

Ey asırları aşıp cihana hükmeden Türk!
Zafer kaderin olsun Rabbine şükreden Türk![/b][/color][/size][/align]

[marq=right][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img151.imageshack.us/img151/3476/46nxhe4.gif[/img][img]http://img1
En son iso tarafından Pzt Mar 19, 2007 14:11 tarihinde düzenlendi, toplamda 15 kez düzenlendi.
ResimResim
Kullanıcı küçük betizi
iso
Üye
Üye
 
İletiler: 434
Kayıt: Pzr Mar 04, 2007 23:38

İletigönderen HunTürK » Pzr Mar 18, 2007 12:32

Çanakkale Şehitlerine

Şu Boğaz harbi nedir? Var mı ki dünyada eşi?
En kesif orduların yükleniyor dördü beşi,
Tepeden yol bularak geçmek için Marmaraya
Kaç donanmayla sarılmış ufacık bir karaya.
Ne hayâsızca tehaşşüd ki ufuklar kapalı!
Nerde -gösterdiği vahşetle- "Bu bir Avrupalı!"
Dedirir: Yırtıcı, his yoksulu, sırtlan kümesi,
Varsa gelmiş, açılıp mahbesi, yâhud kafesi!
Eski Dünya, Yeni Dünya, bütün akvâm-ı beşer,
Kaynıyor kum gibi... Mahşer mi, hakikat mahşer.
Yedi iklimi cihânın duruyor karşısında,
Ostralyayla beraber bakıyorsun: Kanada!
Çehreler başka, lisanlar, deriler rengârenk;
Sâde bir hâdise var ortada: Vahşetler denk.
Kimi Hindû, kimi yamyam, kimi bilmem ne belâ...
Hani, tâûna da zuldür bu rezil istilâ!
Ah, o yirminci asır yok mu, o mahhlûk-i asil,
Ne kadar gözdesi mevcud ise, hakkıyle sefil,
Kustu Mehmetçiğin aylarca durup karşısına;
Döktü karnındaki esrârı hayâsızcasına.
Maske yırtılmasa hâlâ bize âfetti o yüz...
Medeniyyet denilen kahbe, hakikat, yüzsüz.
Sonra melundaki tahribe müvekkel esbâb,
Öyle müdhiş ki: Eder her biri bir mülkü harâb.

Öteden sâikalar parçalıyor âfâkı;
Beriden zelzeleler kaldırıyor amâkı;
Bomba şimşekleri beyninden inip her siperin;
Sönüyor göğsünün üstünde o arslan neferin.
Yerin altında cehennem gibi binlerce lâğam,
Atılan her lâğamın yaktığı yüzlerce adam.
Ölüm indirmede gökler, ölü püskürmede yer
O ne müdhiş tipidir: Savrulur enkâz-ı beşer...
Kafa, göz, gövde, bacak, kol, çene, parmak, el ayak,
Boşanır sırtlara, vâdilere, sağnak sağnak.
Saçıyor zırha bürünmüş de o nâmerd eller,
Yıldırım yaylımı tûfanlar, alevden seller.
Veriyor yangını, durmuş da açık sinelere,
Sürü halinde gezerken sayısız tayyâre.

Top tüfekten daha sık, gülle yağan mermiler...
Kahraman orduyu seyret ki bu tehdide güler!
Ne çelik tabyalar ister, ne siner hasmından;
Alınır kala mı göğsündeki kat kat iman?
Hangi kuvvet onu, hâşâ, edecek kahrına râm?
Çünkü tesis-i İlâhî o metin istihkâm.
Sarılır, indirilir mevki-i müstahkemler,
Beşerin azmini tevkif edemez sun-i beşer;
Bu göğüslerse Hudânın ebedî serhaddi;
"O benim sun-i bediim, onu çiğnetme" dedi.
Âsımın nesli... diyordum ya... nesilmiş gerçek:
İşte çiğnetmedi nâmusunu, çiğnetmeyecek.


Şüheda gövdesi, bir baksana dağlar taşlar...
O, rukü olmasa, dünyada eğilmez başlar,


Vurulmuş tertemiz alnından uzanmış yatıyor;
Bir hilal uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor!


Ey, bu topraklar için toprağa düşmüş, asker!
Gökten ecdad inerek öpse o pak alnı değer.


Ne büyüksün ki kanın kurtarıyor Tevhidi...
Bedrin aslanları ancak, bu kadar şanlı idi...


Sana dar gelmeyecek makberi kimler kazsın?
"Gömelim gel seni tarihe!" desem, sığmazsın.


Herc u merc ettiğin edvara ya yetmez o kitab...
Seni ancak ebediyyetler eder istiab.


"Bu, taşındır" diyerek Kabeyi diksem başına;
Ruhumun vahyini duysam da geçirsem taşına;


Sonra gök kubbeyi alsam da, rida namiyle,
Kanayan lahdine çeksem bütün ecramiyle;


Mor bulutlarla açık türbene çatsam da tavan;
Yedi kandilli Süreyyayı uzatsam oradan;


Sen bu avizenin altında, bürünmüş kanına,
Uzanırken gece mehtabı getirsem yanına,


Türbedarın gibi ta fecre kadar bekletsem;
Gündüzün fecr ile avizeni lebriz etsem;


Tüllenen mağribi, akşamları sarsam yarana...
Yine bir şey yapabildim diyemem hatırana.


Sen ki, son ehl-i salibin kırarak savletini,
Şarkın en sevgili sultanı Selahaddini,


Kılıç Arslan gibi iclaline ettin hayran...
Sen ki İslamı kuşatmış, boğuyorken hüsran,


O demir çemberi göğsünde kırıp parçaladın;
Sen ki, ruhunla beraber gezer ecramı adın;


Sen ki; asara gömülsen taşacaksın... Heyhat,
Sana gelmez bu ufuklar, seni almaz bu cihat.. .


Ey şehid oğlu şehid, isteme benden makber,
Sana ağuşunu açmış duruyor Peygamber.

Mehmet Akif Ersoy


buda benden olsun eyvallah kardeş
"Türküz,Türkçüyüz,Atatürkçüyüz"
Kullanıcı küçük betizi
HunTürK
Üye
Üye
 
İletiler: 134
Kayıt: Pzr Şub 25, 2007 19:49

İletigönderen Türk-Kan » Çrş Mar 21, 2007 17:15

iso, mükemmel bir paylasim, cok tesekkürler :| :oops:

bugün hala Canakkale'yi gecmeye calisanlar: GECEMEYECEKSINIZ!

HunTürK, cok tesekkürler kardesim.
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

İletigönderen iso » Prş Mar 22, 2007 15:35

Türk-Kan sende sagol, begendigine sevindim... Asla Ama ASLA Gecemeyecekler, bizim gibi gencler burdayken, hic birisi basaramayacaklar, evelallah :!:
ResimResim
Kullanıcı küçük betizi
iso
Üye
Üye
 
İletiler: 434
Kayıt: Pzr Mar 04, 2007 23:38

İletigönderen Türk-Kan » Sal Mar 18, 2008 9:49

Tüm sehitlerimizin ruhlari sad olsun.................

Hepimiz 57. Alay'in neferleriyiz!
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.

Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Kullanıcı küçük betizi
Türk-Kan
Kuvva-i Milliye
 
İletiler: 6735
Kayıt: Pzt Şub 19, 2007 20:56

Ustten devam

İletigönderen Yusuf Batum » Çrş Mar 18, 2009 12:48

Bugun, emperyalist gavurlarin Canakkale Bogazi 'ni donanmalari ile gecmeye tesebbus ettikleri gun.
Biz hep "Allahim, bogazimizdan haram lokma gecirtme." diye dua eden bir milletiz.
Iste, o haram lokmanin bogazimizdan gecemedigi ve hayal kirikligina ugradigi gun.
Bu olaydan birkac yil sonra, haram lokmayi "helal" susu vererek gecirmislerdir ama "geldikleri gibi" de gitmislerdir.

Allah, o gunleri bir daha yasatmasin.

Sehitlere rahmet, ardillarina da suur diliyorum.

Baris ile,

Yusuf
Veni Vidi NoN Vici / Poet Valent, Poem Manent

Eskali Cizilmis Tutku: Memleket!

Avrupa'dan kaz gelmez, tavuklarinizi ziyan etmeyin...
Kullanıcı küçük betizi
Yusuf Batum
Üye
Üye
 
İletiler: 192
Kayıt: Çrş Şub 27, 2008 16:18

İletigönderen mukanorkan » Çrş Mar 18, 2009 12:55

Hazırlayan ve paylaşan arkadaşa çok teşekkür ederim
Kullanıcı küçük betizi
mukanorkan
Üye
Üye
 
İletiler: 425
Kayıt: Çrş Oca 07, 2009 16:18

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş Mar 18, 2009 13:10

Tüm şehitlerimizin ruhları şad olsun.

Çanakkale'yi hiç kimse geçemedi, geçemeyecek.


Çanakkale'den hiç yayınlanmamış fotoğraflar
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12077
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

İletigönderen Balasagun » Çrş Mar 18, 2009 14:05

“Çanakkale demek” ne demek?


- Küstah Yedi Düvel’in kahpece saldırısı demek.
- Buna karşı “DUR” demek. “Geçemezsin” demek.
- Mel’un BATI’nın, “Halife’yi kurtaracağız” diye kandırıp getirdikleri Sömürge Müslümanları ile Türk Müslümanları kapıştırıp, birbirine kırdırdığı yer” demek.
- Aynalı Çarşı demek, Tabyalar demek, Boğaz demek.
- “Diyarbakır’lısı, Van’lısı, Erzurum’lusu, Trabzon’lusu, İstanbul’lusu, Trakya’lısı ve Makedonya’lısının hep bir millet evlatları, hep aynı cevherin damarları olduğu” yer demek.
- Gencecik liselilerin (Balıkesir, Tokat, Pertevniyal, Vefa vb) öğretmenlerin, Harbiyeliler’in, ölüme koşarak gittikleri yer demek.
- Üç nesil üniversiteli’nin, vatana kurban edildiği yer demek.
- Asil Türk Milleti’nin; kadını-erkeği, kızı-kızanı ile varını yoğunu ortaya koyduğu yer demek.
- Döktükleri mayınlarla, düşman zırhlılarının batmasını/saf dışı kalmasını sağlayan Nusret Mayın Gemisi demek. Mayın Kumandanı Kasımpaşa’lı Binbaşı Nazmi Bey, Gemi Kaptanı Tophaneli Yüzbaşı Hakkı Bey demek.
- Sebdülbahir, Arıburnu, Conk Bayırı, Anafartalar, Kocaçimentepe, Alçıtepe demek.
- Ertuğrul koyu, Mortu koyu, Kerevizdere, Zığındere, Kanlıdere demek.
- Yenilmez Armada’nın (ihtişamlı düşman donanmasının) hezimete uğratılması demek.
- Metrekareye 600 merminin düştüğü yer demek.
- Kafa, göz, gövde, bacak; kol, çene, parmak; el, ayakların, vadilere sağnak sağnak yağdığı yer demek.
- Mehmetçiğin, kurşun yağmuru altında, arada kalmış, inlemekte olan yaralı düşman subayını, sırtlayıp düşman mevziine götürerek, insanlık dersi verdiği yer demek.
- Sebdülbahir’de/Ertuğrul Koyu’nda Ezine’li Yahya Çavuş komutasındaki 63 kişilik bir Takım’ın bir’e 25 oranındaki İngiliz Çıkarma Birliğini (2000 kişi) akşama kadar çarpışarak sahile çivilemesi demek. (Sahilden açığa doğru 50 metrelik kısmının kıpkırmızı kesildiği yer demek) Allah’ı isteyip, akşama O’na kavuştukları yer demek.
- Rumeli Mecidiye Tabyasında- HAVRAN’ın Manastır Köyünden Koca Seyid’in (Onbaşı) top vincinin arızalanması üzerine “Ya Allah” diyerek 276 kiloluk mermiyi omuzlayıp, namluya verip ateşliyerek (bunu üç defa yapmış; birincisinde uzun, ikincisinde kısa düşmüş, üçüncüsünde tam isabet sağlamıştır) âdetâ, cehennem kusan, ünlü Oceon (Oşın) gemisini batırması/savaş dışı bırakması demek.
- Çanakkale; üç kıtaya hükmetmiş Osmanlı’nın son zaferi ve Kurtuluş Savaşı’nın müjdecisi demek.
- Çarlık Rusya’sının çöküşüne sebep olmak demek.
- Düvel-i Muazzama’nın “hasta adam”lıkla niteledikleri Osmanlı’ya son darbeyi vurmak isterken, kendi kazdıkları kuyuya düştükleri yer demek. Meşhur Osmanlı Tokadı’nı yedikleri yer demek.
- Birlik ve bütünlüğün, okumuş ile okumamış’ın kaynaştığı, kardeşleşmenin şahlandığı yer demek.
- Askere gönderilirken, anaları tarafından, tetik parmakları kınalanarak vatan imdadına yetiştirilen, Anadolu ve Rumeli koçyiğitlerinin, arslanlar gibi vuruşarak cenk ettiği Er Meydanı demek.
- Komutanların neferleştiği, erleriyle omuz omuza gönül gönüle, “Allah Allah” nidalarıyla yeri göğü inleterek, hücuma kalktığı yer demek.
- Vatan uğruna 253 bin şehit verildiği yer demek.
- “Bir devrin battığı yer” demek.
- “Bir vatan kalbinin attığı yer” demek.
- Kan-can, iman, desten, vatan; mermi, süngü, top-tüfek, şahadet demek.
- Yarbay Mustafa Kemal’in askerlik/komutanlık dehasının konuşturduğu ve “ölüm emrini verdiği” yer demek.
- Çanakkale demek “Ana-baba, bacı-gardaş, yaran, hasret-özlem, türkü-ağıt demek. Cesaret, inisiyatif, çelik bilek, koca yürek, sarsılmaz inanç, asil ruh demek. Türk demek, Türklük demek, ATATÜRK demek. Seferberlik demek.
- Galipoli değil, Gelibolu; Dardanel değil Çanakkale demek.
- İngiliz-Fransız-Anzak bakışıyla yapılmış sanallık (film) değil, hakikatin ta kendisi demek.
- İstiklâl Marşı yazarı, büyük vatan şairi Mehmet Akif’e ilham kaynağı olan savaş demek.
- “Çanakkale geçilmez ve ebediyyen geçilmeyecektir” demek.

Bu vesile ile, bütün şehitlerimize Cenab-ı Allah’tan sonsuz rahmet diliyor, kahraman Gazilerimize de minnet ve şükranlarımızı sunuyoruz.

Ve diyoruz ki:

“EY ŞEHİD OĞLU ŞEHİD, İSTEME BENDEN MAKBER
SANA ÂGUŞUNU AÇMIŞ, DURUYOR PEYGAMBER”.


Ramiz İLKER
Emekli Hava Pilot Tuğgeneral
Yeniçağ - 18.03.2009
Kullanıcı küçük betizi
Balasagun
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 3524
Kayıt: Cum Eki 17, 2008 13:18

İletigönderen Egeli » Çrş Mar 18, 2009 15:51

.
En son Egeli tarafından Sal Kas 04, 2014 15:38 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kez düzenlendi.
Kullanıcı küçük betizi
Egeli
Üye
Üye
 
İletiler: 1724
Kayıt: Cum Mar 09, 2007 17:40

İletigönderen arapyavuz » Prş Mar 19, 2009 20:05

teşekkürler. Turgut Özakman'ı dinlemek büyük zevk.
Vatan masa başında çoktan satıldı. Biz UYUMAYA devam ediyoruz.
Başı Dik Devlet, Onurlu Millet olmanın bedeli neyse öderiz...
Kullanıcı küçük betizi
arapyavuz
Üye
Üye
 
İletiler: 29
Kayıt: Cmt Oca 26, 2008 12:14

İletigönderen yahac » Prş Mar 19, 2009 20:20

Amin!
Kullanıcı küçük betizi
yahac
Üye
Üye
 
İletiler: 154
Kayıt: Pzt Kas 05, 2007 17:05

İletigönderen sessiz sedasız » Cum Mar 20, 2009 1:12

18 Mart 2009.keşke bugünü eskisi kadar heves ümit dolu olarak anabilseydim ama ne yazıkki içimde önüne geçemediğim bir yılgınlık var.ben Cumhuriyet üniversitesinde okuyorum.okulun denetiminde olan C.Ü. sürekli eğitim merkezinin her ay çıkarttığı ücretsiz dergiler var.bugn önüme bir tanesi geldi.içinde 3-4 sayfa Çanakkale zaferine ayrılmıştı dikkatle okudum ve içinde ne M.K.Atatürkün isminin geçtiğini gördüm nede herangi bir askeri dehadan bahsedildiini gördüm.Çanakkalede bizi kurtaranların hurilerle nuriler olduğu yazılmış ve Hz. Halid Bin Velid in savaşa ve dine ait bir tümcesiyle metne son verilmiş.bunun yapıldığı yer Türkiye Cumhuriyetinin bir üniversitesi.üstelik rektörlüğün denetiminde olan bir kurumun gazetesi...herkes koyun olmuş okuyor.derste hocaya bundan bahsediyorum sınıftan bir tane ses çıkmıyor.amaçlı bir şekilde bu millet Atatürkten uzaklaştırılmaya çalışılıyor.ve kesin bir zaferle başarıldı.şimdi bakıyorumda şu seçimlerde de ümit yok.insanlar buzdolabına oy satıyor.daha ne huzuru ne ümidi ne geleceği...şimdi deseler bana Atatürkü yattığı nur dolu yatağından kaldıralımmı diye bırakın huzurlu huzurlu uyusun ona da yazık değmez bu millete derim heralde.yazıklar olsun bu millete.
Sen ne kadar bilirsen bil,Senin bildiğin karşındakinin anladığı kadardır.
Kullanıcı küçük betizi
sessiz sedasız
Üye
Üye
 
İletiler: 988
Kayıt: Cum Mar 28, 2008 1:55
Konum: istanbul

İletigönderen kaye » Cum Mar 20, 2009 12:37

sessiz sedasız yazdı:bugn önüme bir tanesi geldi.içinde 3-4 sayfa Çanakkale zaferine ayrılmıştı dikkatle okudum ve içinde ne M.K.Atatürkün isminin geçtiğini gördüm nede herangi bir askeri dehadan bahsedildiini gördüm.Çanakkalede bizi kurtaranların hurilerle nuriler olduğu yazılmış ve Hz. Halid Bin Velid in savaşa ve dine ait bir tümcesiyle metne son verilmiş.bunun yapıldığı yer Türkiye Cumhuriyetinin bir üniversitesi.

Sessiz sedasız, çok haklısın, bu kasıtlı olarak yapılmakta, Atatürk'ün yaptığı her başarı bir şekilde gölgelenmeye çalışılıyor, mesela vahdettin yaptı veya yaptırdı deniyor ya da senin dediğin gibi huriye-nuriye bağlanıyor olay. Fakat bu iddialara inananların kapasiteleri de bariz belli olduğu için, inandıkları hikayelerde kendileri gibi abuk oluyor. Düşünün koskoca bir savaş, Çanakkale'den bahsediyorum, bulut gelmiş İngiliz askerlerini almış götürmüş, ak sakallı dedeler ellerinde kazmalarla savaşa katılmış, cinler-periler bile yardım etmiş diyen art niyetliler ve bunlara inanan gafiller mevcut. Güler misin ağlar mısın ikilemi!! Karşı çıkanı da dinsiz, kitapsız olarak lanse ediyorlar.
Fakat en çok üzüldüğüm ise bu uğurda çok yol katetmeleri, senin de dediğin gibi öyle bir millet ki, her türlü safsatayı kabul eder, gerçeği inkar eder hale gelmiş. Atatürk'ten soğutulmuş, Atatürk unutturulmuş, daha da kötüsü Atatürk'e düşman edilmiş bir millet. Bunu da dış mihraklı cemaatler, içimizdeki yobazlar ve hainler elele vererek gerçekleştirmişler. Milli eğitimi değiştirmişler, dinin Arapça yaşanması zorunluluğuna halkı inandırıp milletimizin Kur'anı anlamasını engellemiş, anlaşılamayan Kur'an'ın boşluğunu! kafalarına göre yazdıkları risaleler, ilmihaller vb. ile doldurmuşlar. Ortadoğu coğrafyasındaki insanların (özellikle Arapların) katline, eziyetine seyirci kalıp, onları mağdur göstererek, halkımızın da bir nevi acıma duygularını sömürmek yöntemiyle millet değil ümmet birlikteliğine insanımızı meyletmişler, ulus-vatan bilincimizden uzaklaştırmışlar. Komünizm öcüsüne! karşı herşeyi abd ve ab'ye satmışlar..
Neticede de işte günümüz, işte günümüz insanı, işte günümüz beyni, işte günümüz ekonomisi, işte günümüz işsizliği, işte günümüz ülkesi..
Kullanıcı küçük betizi
kaye
Üye
Üye
 
İletiler: 1036
Kayıt: Pzr Oca 06, 2008 0:57

İletigönderen Ram » Cum Mar 20, 2009 23:06

Çanakkale Cehaleti - 2007

Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Sonraki

Şu dizine dön: Türk Tarihi

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x