Köy Enstitüleri

Eğitim hakkında her şey...

Köy Enstitüleri

İletigönderen Ram » Prş Nis 17, 2008 16:18

Köy Enstitüleri İlkokullara öğretmen yetiştirmek üzere 17 Nisan 1940 tarihli ve 3803 sayılı Kanun ile açılmış okullardır.

1940 yılından başlayarak, tarım işlerine elverişli geniş arazisi bulunan köylerde veya onların hemen yakınlarında Köy Ensititüleri açıldı. Türkiye'nin her yanında ilkokullara öğretmen yetiştirmek üzere açılmış okullardır. 1946 yılında hükümetin yaklaşan seçimleri yitirme kaygısıyla CHP içinden muhalif milletvekillerinin başını çektiği örgütlü muhalefetin kampanyasıyla, müfredatında ve yapılanmasında kuruluş amaçlarından uzaklaşan değişiklikler yapıldı. İlerleyen yıllarda da, daha önceleri sıkı sıkıya bağlı olduğu "iş için iş içinde eğitim" ilkesinden uzaklaştırıldı.Kominizmin aşılandığı görüşü yaygınlaştı.

Önceleri yaratıcılığın ön plana çıktığı eğitim anlayışının yerine giderek geleneksel, ezberci eğitimin yerleştiği öğretmen okullarına dönüştürülerek 1954'te kapatıldılar.

Neredeyse tüm Anadolu'nun okulsuz ve öğretmensiz olduğu gerçeği gözönüne alınarak, dönemin başbakanı İsmet İnönü'nün himayesinde, Millî Eğitim Bakanı Hasan Ali Yücel tarafından İsmail Hakkı Tonguç'un çabalarıyla köylerden ilkokul mezunu zeki çocukların bu okullarda yetiştirildikten sonra yeniden köylere giderek öğretmen olarak çalışmaları düşüncesiyle kuruldular. Köy Enstitüleri'nin kurulması ve yaygınlaşması konusunda pedagoji uzmanı Halil Fikret Kanad'ın çalışmaları da unutulmamalıdır. Kanad, "köye göre öğretmen" fikrini savunmuştur.

Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mahmut Makal, Mehmet Başaran ve Dursun Akçam gibi önde gelen yazarlar ve düşünürler bu okullarda yetişmişlerdir.

Nedir köy enstitüsü aydınlanması¿?

  • Bize özgü,türk insanının, eğitimcilerinin yaratıcılığının bir ürünüdür.yetiştirdiği öğretmen niteliği hala aşılamamıştır.
  • Bu kurumlar, anadolu insanın bağnazlıktan kurtarıldığında nasıl yaratıcı ve üretici yurttaşlar olabileceğinin kanıtıdır.
  • Köy enstitülerinde iş içinde, iş aracılığıyla, iş için eğitim anlayışı egemendi.bu anlayış doğaya duyarlı, insana duyarlı, yaşamla bütünleşen, ders kitaplarını ezberleyen anlayıştan uzak, yaşamın içinden kaynaklanan bir eğitim anlayışının tanımıdır.
  • Köy enstitülerinde verilen eğitim sonunda yaşamı değiştiren, dönüştüren ,bunu yaparken de kendisi de değişen, insanca değerlerle bezenen, insanca bir dünya yaratmaya kurgulayan yurttaşlar yetiştirmeyi amaçlamıştır ve bunu da başarmıştır.
  • Köy enstitüleri, türk insanının eğitim yoluyla kulluktan yurttaşlığa geçiş arayışlarının önemli bir kilometre taşıdır.
  • Köy enstitüleri, ilkel tarımdan modern üretime yönelme arayışlarının, çağdaş demokrasiye geçebilmek için özgür yurttaşlar yaratma projesinin adı, yüzyılların karanlığında kalan anadolu köylüsüne insan olduğunun hatırlatılması, cumhuriyet yurttaşı yaratmanın projesiydi. ortaçağı yaşayan anadolu köylerinde uygarlık yaratmanın öyküsüydü.
  • Tüm dünyada faşizm rüzgarlarının estiği 1940’lı yıllarda anadolu topraklarında iyiyi, güzeli, insana özgü zenginlikleri ortaya çıkarmanın adıydı köy enstitüleri
  • Tüm eğitim süreçlerinde demokratik tartışma süreçlerinin yaşandığı, katılımcılığın yaşayarak yaşandığı, özümsendiği cumhuriyet okullarının adıydı köy enstitüleri.
  • Köy enstitüsü eğitim modeli; yönetime katılma, sorgulama ve sorma bilincine, eleştirel düşünme yeteneğine sahip, dünyadaki gelişmeleri izleyip yorumlayabilen, sorunlar karşısında çözüm yolları arayışında hep aklı ve bilimi kullanan çağdaş insanları yetiştirme projesiydi.
  • Köy enstitüleri dönemi aynı zamanda anadolu aydınlanmasının yaşandığı bir dönemin adıdır. Klasiklerin Türkçe'ye çevrildiği, ansiklopedilerin yayınlandığı, konservatuarın kurulduğu, özerk üniversite için adımların atıldığı bir dönemin adıdır.

Kaynak
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

İletigönderen scruel » Prş Nis 17, 2008 19:25

1941 de kurulmuş olan ve günümüzde Anadolu Öğretmen Lisesi olan bir liseden 2000 yılında mezun oldum. Okulumuzun armasında 1941 yazıyordu ama ne o zamanki ruh ne de o zamanki misyonları vardı okulda ancak her taraf tarih kokuyordu. Marangozhanesi, tamirhanesi, çoğu üniversitede olmayan biyoloji, kimya, fizik labaratuarları, ilk defa piyanoyu ve çoğu müzik aletini orda gördüğüm müzik odası, eşssiz kitapların bulunduğu ve Atatürk'ün şimdiye kadar ve o tarihten sonra bir daha görmediğim - göremediğim- resimlerinin yer aldığı son yılımızda kapısına kilit vurulan kütüphanesi... daha sayamadığım yok olmaya terkedilmiş kullanılmayan bu ülkenin nasıl ayakta tutulduğunun adeta göstergesi olan yerler, şimdi belki de anlattığım yerlerde yeller esiyordur.

Geçmişimize sahip çıkmadığımız gibi bir de nerdeyse küfür ediyoruz. Arkadaşlara tavsiyem, yakınınızda köy enstitüsü varsa muhakak gidin ziyaret edin. Televizyonlardan izlediğiniz, kitaplardan okuduğunuz Cumhuriyet döneminin ilk yıllarını oralarda yaşayabilirsiniz.
Kullanıcı küçük betizi
scruel
Üye
Üye
 
İletiler: 49
Kayıt: Sal Oca 29, 2008 22:10

Re: Köy Enstitüleri

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzr Şub 21, 2010 14:10

Köy Enstitüleri Kapatılmasaydı

Menemen olayının ardından kurulan ve yurdun dört bir tarafına yayılan Halkevlerinden, oradaki çok yönlü kültür sanat etkinliklerinden, çocukluğumda Urfa’da izlediğim tiyatrodan, yüzme yarışlarından nostalji duyguları içinde çok sık söz ettim. Tabii o benzersiz eğitim kurumları Köy Enstitülerini de çok andım. Bunlar birer aydınlanma odakları idiler. Doğaldır ki tutucular bu ikisinden de hiç hoşlanmadılar.

İlk fırsatta harekete geçtiler. Önce o eşsiz insan, büyük eğitimci Hasan Âli Yücel harcandı. Çok partili düzene adım atacağımız günlerde doğunun güçlü ağası Kinyas Kartal, gelip Cumhurbaşkanı İnönü’ye “Paşam bu okulları kapat yoksa doğudan oy alamazsın” demiştir. Milli Şef’in bu baskılara karşı tutumu tartışma konusudur. Ama gerçek şu ki Lozan kahramanı bu baskılara direnememiştir ve Demokrat Parti’nin iktidara gelişiyle bu güzelim okullar Halkevleri ile birlikte kapatılmıştır.

Dönüm noktası

Bu iki kurumun yok edilişi Türkiye Cumhuriyeti için bir dönüm noktasıdır ve geleceğimizi karartan bir gelişmedir. Atatürk devrimlerinin, aydınlanmanın önünün kesilmesidir, yıkıcı bir karşıdevrim hareketidir ve bir çeşit halk ihanetidir. Türkiye’nin yakın tarihini, bugününü ve yarınını TV ekranlarında tartışanların buna önemle vurgu yapmamalarını hayretle karşılıyorum.

Uzun bir hikâyenin özeti bu karşıdevrim bugüne kadar sağ iktidarlarca devam ettirilmiştir. Bu iktidarlar Atatürk’ün akıl ve bilim mirasını hiçbir şekilde benimsemediler. Bilinçli yurttaş yetiştirmekten korkmuşlardır demek abartma olmaz. Feodal düzene dokunmadılar, toprak reformu yapmadılar. Bugün Cumhuriyetin 87’nci yılında ortalama 4 yıl eğitim görmüş bir halka sahip olmamız gibi bir utancın açıklaması budur. Eğer iktidarlar Atatürk’ün devrimlerine ve aydınlanma mirasına sadık kalsalar ya da Köy Enstitülerini yok etmeyi başaramasalardı bugün bu iç karartıcı, yürek yakıcı durumda olmayacak, ilkel bir toplum manzarası göstermeyecek, böylesine bölük pörçük ve adeta düşman kamplara bölünmüş olmayacaktık.

Tuzağa düşmeyecekti

Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlığı üst kimliğinde buluşan Türk ve Kürt halkı etnik ayrılık tuzağına düşmeyecekti. Ermeni, Yahudi, Çerkez, Süryani, Çeçen, Arap tüm farklı etnik kökenden gelenler bilinçli yurttaşlar olarak bir arada sömürüye karşı mücadele edeceklerdi. Kalkınan, gelişen, sosyal adalete öncelik veren bir yönetimde genç çocuklarımız dağlarda birbirini vurmayacaktı.

Dağlardaki çocuklardan Mahmut Makal, Fakir Baykurt, Talip Apaydın, Mehmet Başaran gibi şairler, yazarlar, romancılar çıkacaktı. Memleket dahilinde iktidara sahip olanlar Cumhuriyet değerlerine bağlı kalsalardı, demokrasiyi araç değil amaç olarak görecek; 10 Kasım’larda Cumhuriyetin kurucusu huzurunda sap gibi değil saygı ile duracak; laikliği, çağdaşlığı, aydınlanmayı benimseyecek; cumhurbaşkanlığına dindar kişi aramak için “İyi ki bunlarla savaşa girmedik” gibi yakışıksız ifadelerle Türk ordusunu küçümsemeyecekti.

Bu orduyu lağvedip yeni ordu kuralım diyen profesör unvanlı kişiler ve benzerlerine de hiç ama hiç tanık olmayacaktık. Devrimleri, laikliği, kalkınmayı, çağdaşlaşmayı benimseyen, Atatürk’ü anlayan Türk ordusu da doğaldır ki böyle bir ülkede darbe planları yapmak için hiçbir gerekçe ve bahane bulamayacaktı.

12 Mart, 12 Eylül felaketlerini yaşamayacak, bugün bitmez tükenmez darbe tartışmalarıyla darbe manyağına dönmeyecektik. “Siz isterseniz halifeliği getirebilirsiniz”; “Bana sağcılar suç işliyor dedirtemezsiniz”; “Eyi gitti eyi gitti” (Allende için); “Asmayıp besleyelim mi”; “Demiryolları komünistliktir, benim memurum işini bilir”; “Kurşun atan da yiyen de kahramandır”; “Bir insan hem laik hem Müslüman olamaz”; “Ulemaya soralım” söylemlerinin sahipleri siyaset sahnesinde yer alamayacaklardı. Gelir dağılımı bu kadar adaletsiz olmayacak, hükümetler ekonomide bu derece dışa bağımlı ve işbirlikçi olmayacaktı, bağımsızlığımızı koruyabilecektik. Anadolu’da töre cinayetleri utancını, bu büyük ayıbı yaşamayacak, kadın erkek eşitliğini gerçekleştirmiş olacaktık.

Kendi diniyle vurulmak

Türk halkı akla, bilime, hümanizme dayanan, felsefeyi dışlamayan bir eğitim görmüş olsaydı, kafasındaki İslamda batıl inançlar, hurafeler olmayacak, Yaşar Nuri Öztürk’ün deyimi ile halk kendi dini ile vurulmayacak, Allah ile aldatılmayacaktı. Yine o halk oyunu, aydınlanmaya, emeğe karşı olanlara değil toplumculuğu ilke edinen emeğe değer veren, o sınıfın çıkarlarını savunan partilere verecekti.

Ülkede bu kadar cahilce trafik kurbanları vermeyecektik. İnsani gelişmişlikte, basın özgürlüğünde, kadın haklarında, yargı bağımsızlığında dünya ülkeleri arasında bu kadar gerilerde yer almayacaktık.

El sıkmayan üniversite mezunları, kaymakam ve valiler hatta üniversite hocaları olmayacaktı ülkemizde. İşsiz, yoksul, kömüre, pirince, bulgura muhtaç edilen ve karşılığında oy istenen insanlarımız varsa bundan ötürü büyük vicdan azabı ve suçluluk duyacaktık.

Prof. Dr. Coşkun Özdemir


Cumhuriyet, 21 Şubat 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 11695
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!


Şu dizine dön: Eğitim

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 0 konuk

x