
Yazının başlığı, PKK'nın bugünkü durumuna gelmesinin sebebini de açık biçimde ortaya koyuyor. PKK 25 yıldır bu milletin başına bela olmuştur. Ancak, AKP ile birlikte ivme kazanmış, mesafe almış ve hedeflerine ulaşma ümidi artmıştır. Dolayısı ile akan kanın da, şehit analarının feryadının da, ihanetin yaygınlaşmasının da, dağdan inenlerin şovlarının da sorumlusu AKP'dir. Çok daha önemli olan, bu ihanetin burada da kalmayacağı ve daha ileri gidecek olmasıdır.
AKP'nin iktidara taşınması
Bu tespiti yaptıktan sonra, bu noktaya nasıl geldiğimizi hatırlayalım. Vicdan sahibi herkesin kabul edeceği gibi, AKP bu ülkede iktidar olurken, terör bitmiş, bölücülük sönmüştü. Ülkenin her yanında huzur vardı. Bölücü başı hak ettiği cezaya çarptırılmış ve tecrit edilmişti. Bölücülerin dış destekçileri de Türk milletinin kararlı duruşu sayesinde hedeflerine ulaşamayacaklarını görmüşlerdi. Zaten AKP'nin ortaya çıkması ve iktidara taşınması da bu yüzdendir.
Başta Genel Başkan Recep Tayyip Erdoğan olmak üzere AKP'yi oluşturan kadroların hiç birisi siyasette yeni değildi. Geçmişlerindeki söylem ve icraatlarıyla, iktidara getirilmeleri durumunda ne yapacaklarını çok önceden göstermişlerdi. Bununla da yetinmeyip, "değiştik, dönüştük" diyerek bir yerlere garanti verdiler.
Önce kırmızı çizgiler yok edildi
Bugün artık çok iyi biliyoruz ki, PKK Türkiye ile hesabı olanların ortaya çıkardığı, büyüttüğü ve kullandığı bir örgüttür. Bölücübaşı ifadelerinde bunu çok net biçimde itiraf etmiştir. Kullanma da, kullanılma da tıkandığı ve artık sonuç vermediği için bir şekilde AKP iktidara getirildi. Milletin nasıl ikna edildiği, bu kadar oyu nasıl aldığı ayrı bir tartışma konusudur. Sonuçta başardılar ve AKP'yi iktidara taşıdılar.
Yeni iktidarın ilk işi, Türkiye'nin savaş sebebi sayacağını bütün dünyaya ilan ettiği ve kararlılıkla arkasında durduğu kırmızı çizgilerini yok etmek oldu. Geçmişteki söylem ve icraatlarından dolayı iktidara taşınanlar, kendilerine ümit bağlayanları yanıltmayacaklarını böylece bir defa daha ispatlamış oldular. İşe kırmızı çizgilerin silinmesiyle başlanmış olması, Türkiye ile hesabı olanları yeniden ümitlendirdi ve harekete geçirdi.
ABD ve PKK
Hatırlanacağı gibi AKP'nin ilk yılı Irak'a ABD'nin yapmayı planladığı harekatın tartışmalarıyla geçti. AKP hükümeti çok istemesine rağmen, ABD'nin topraklarımızı kullanmasına izin veren tezkereyi meclisten geçiremedi. Bu tezkereye ümit bağlayan ABD'nin beklentilerinin karşılanmaması ile birlikte PKK yeniden devreye sokuldu. Katliamlar yeniden başladı. Bölücüler yeniden ortaya çıktı. AKP'nin yapması gereken, kendinden önceki hükümetler gibi bu ihanetin üzerine kararlılıkla gitmek ve zaten yılmış, yorulmuş, başsız kalmış ve dağılmış PKK'nın yeniden palazlanmasına izin vermemekti. Türkiye'nin menfaatlerini korumak ve kırmızı çizgilerinin arkasında durmaktı.
Önce söyledi, sonra yaptılar
Oysa bunun tam tersi yapıldı. İktidar olmadan önce söylediklerini, iktidar olduktan sonra hayata geçirdiler. İktidar olmadan önce bölücübaşına "sayın" demişlerdi, iktidar olduktan sonra İmralı'nın örgüt merkezine dönüşmesinin yolunu açtılar. İktidar olmadan önce raporlar hazırlayarak bu ülkeyi ayrıştırmanın planlarını yaptılar, iktidar olduktan sonra "mozaik, alt kimlik-üst kimlik, Türkiyelilik, 36 etnik grup" diyerek, bu planları hayata geçirdiler. İktidar olmadan önce Türk Silahlı Kuvvetlerinin kahramanca mücadelesini gölgeleyecek sözler ettiler, iktidar olduktan sonra güvenlik güçlerinin yetkilerini kısıtlayıp, çıkardıkları aflarla bölücü ve teröristleri cesaretlendirdiler.
Taşları topladı köpekleri saldılar
Bu akıl almaz politikaların sonucunda dağdakiler yeniden ümitlendi ve yeniden harekete geçtiler. Her yaptıkları yanlarına kaldı. Çünkü, AKP hükümeti güvenlik güçlerimizin eli kolu bağlanmıştı. Türk Silahlı Kuvvetleri sınırlarımızın bir metre ötesine geçemiyordu. Taşları topladılar, köpekleri saldılar. Zamanın Valileri, Genelkurmay Başkanları bu durum karşısında isyan ettiler. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "askerlik yan gelip yatma yeri değildir" diyerek, bütün bu talepleri geri çevirmekle kalmadı, bir de aşağıladı. Şehit analarını azarladı, teröristlere cesaret verdi.
Çapulcular kardeş oldu
Bütün bu gelişmeler karşısında yılmış, dağılmış PKK, yeniden imkan buldu. Yeniden eleman toplamaya, yeniden baskınlar yapmaya, yeniden mayın döşemeye başladı. Dışarıdaki uzantılar da böyle bir fırsatı bulmuşken boş durmadı. AKP öncesinde, Türkiye'yi kızdırmamak için azami dikkat gösteren, Barzani ve Talabani birden bire aslan kesildiler. Tehditler savurmaya başladılar. Açık şekilde PKK'nın Kuzey Irak'daki hamisi ve işbirlikçisi oldular. AKP bu çapulculara haddini bildirmek yerine, "kardeşim" diyerek bağrına bastı.
Kırmızı halılarla karşılayıp, birlikte proje ürettiler. Bu peşmergelerin aracılığı ile sözde ateşkesler ilan edildi. Başbakan, "onlar ateşkes yaparsa, bizde operasyonları durdururuz" garantileri verdi. Onları masaya çağırdı. Ankara'daki temsilcilerini konutlarda ağırladılar. Bu garantiler, bu yaşananlar teröristleri daha da ümitlendirdi, daha da azdırdı. Yeniden Anadolunun her yanına şehit tabutları taşınmaya başladı. Karakollar bastılar. Belli bir bölgeyle de yetinmediler ve başkente kadar geldiler. Ankara'da, İstanbul'da bombalar patladı. Onlarca insan hayatından oldu.
Dağa lüzum kalmadı
Terör artıkça, şehit sayısı yükseldikçe AKP hükümeti tedbir almak ve bu hainlere anladıkları dilden konuşmak yerine, yeni tavizler verdi. Bölücüleri muhatap alıp, taleplerini yerine getirdi. Teröristler ve bölücüler bastırdıkça sonuç aldıklarını gördüler. Her gün biraz daha ileri gittiler. Bu cesaretle Meclis'e kadar geldi ve grup kurdular. Böylece bir taraftan terör, diğer taraftan siyaset yoluyla daha hızlı mesafe almaya başladılar. Bastırdıkça kopardı, kopardıkça bastırdılar. Kısa bir süre öncesine kadar hayal bile edemeyecekleri noktalara ulaştılar ve siyasi taleplerini sıralamaya başladılar. Sonunda hükümeti yıkım projesi yapma noktasına getirdiler. Daha önce dağda silahla yapamadıklarını bugün masa başında kolaylıkla yapıyorlar. Dağdaki katilleri de bir baskı unsuru olarak kullanıyor, böylece AKP sayesinde bütün isteklerine kavuşabiliyorlar.
Sorumlu AKP'dir
Tekrar yazının başına dönelim. AKP iktidar olduktan sonra, kendinden önceki hükümetlerin kararlılığını göstermiş ve bu ihanetin üzerine gitmiş olsaydı, PKK bugün çoktan tarihe karışmış olurdu. Harcanan yüzlerce milyar dolarlık kaynaklar da Türk milletinin menfaatine kullanılırdı. Yeni bir şey yapmalarına gerek yoktu. Mevcudu devam ettirmeleri yeterdi. Çünkü PKK zaten teslim olmuştu, zaten dağılmıştı ve bölge halkı huzura kavuşmuştu. Kendi imkanları ile yeniden toparlanmaları hiçbir şartta mümkün değildi. Ama AKP sayesinde toparlandılar. Toparlanmakla da kalmadılar mesafe aldılar. Mesafe almakla da kalmadılar sonuç aldılar. Bugün geldikleri noktaya kendileri de inanamıyorlar. Bir defa daha ve altını çizerek söylüyorum. Akan kanın da, şehit analarının feryadının da, ihanetin yaygınlaşmasının da, dağdan inenlerin şovlarının da sorumlusu AKP'dir. Çok daha önemli olan, AKP var oldukça bu ihanetin burada da kalmayacağı ve daha ileri gidecek olmasıdır.
NOT: Bu yazı bundan 2 yıl önce yazılmıştı. Seçim sonrasındaki akıl almaz teslimiyet, İmralı'nın bir genel başkan gibi gündem belirlemesi, gelen şehitler ve başbakanın bu gerçekleri unutarak, sureti haktan görünmek için duruma göre vaziyet alması üzerine noktasına, virgülüne dokunmadan tekrar hatırlatmak ihtiyacı duydum.
Orhan Karataş
Ortadoğu Gzt. 22 Temmuz 2011
TSK’yı etkisizleştirme planı sürüyor SİLVAN BAHANE!
Özerklik
Meclisteki yemin polemiği biter bitmez gözler bu kez ilan edilen özerkliğe çevrildi.
Gerçi medyada yemin konusu kadar yer almadı ya olsun, ama burada önemli olan işin özerkliğe kadar gelmesi…
Bundan sonra sırada hangi gelişmelerin yer alabileceği sanıyorum alınan bu kadar mesafeden sonra, çok kolayca tahmin edilebilecektir.
Zaten başlangıcından bu güne kadar alınan yol…
Ya da geçirilen aşamalar dikkate alındığında hani derler ya “perşembenin gelişi…”
İşte aynen öyle…
Bu iş ilk olarak ikiz yasaların mecliste kabul edilmesiyle başladı desek sanıyorum yanlış olmaz.
Bu güne kadar hiçbir cumhuriyet hükümetinin imzalamaya cesaret edemediği anlaşma 2003 yılında birden bire imzalanıverdi.
Sonra onu ABD ile imzalanan hani 2 sayfa 9 madde olarak kamuoyunca tanımlanan anlaşma izledi.
Ardından toplumu tanımlarken 36 ayrı kimlik vurgusu gündeme damgasını vurdu…
Artık millet olduğumuzu söylemekten ısrarla kaçınıldı…
Hatta yöneticilerimiz, milletle beraber Türk sözünü de söylemekten uzak durdular…
Belki hatırlarsınız Türk sözünden o kadar korkuldu ki…
Büyük Atatürk’ün “Ne mutlu Türk’üm diyene.” sözü bile dağlardan taşlardan silinmeye çalışıldı.
Gerçi her ne kadar dağlardan taşlardan silinmeye çalışılsa da beyinlerden silinebildi mi?
Hala milli kimliğimiz üzerine oyunlar oynandığına bakılırsa, hayır…
Yoksa ne demeye bu kadar uğraşılsın ki…
Sonrasında Kürt milleti yaratmak gibi bir misyon vardı ve TRT 6 bu görevi yerine getirmek üzere kurulmuştu.
Bu arada…
Özellikle ulus devlet konusunda duyarlı, üniter yapının savunucusu olan kişiler, asker, sivil ayrımı gözetilmeksizin içeri atıldı.
Zaten amaç birçok kez açılımı geçekleştirenlerce de ifade edildiği gibi özerkliğe daha doğrusu bağımsız devlete giden yolun taşlardan temizlenmesiydi…
Ve onun gereği yapıldı…
Bu gün, özerklik konusunun gündemde olduğu koşullarda bile sahi; konu yeterince tartışılıyor mu?
Aslında diğer önemli konularda olduğu gibi özellikle büyük medya tarafından bu konu da gözlerden ustalıkla gizlenmektedir.
Şimdi bu arada kısaca hatırlatmakta yarar var özellikle süreci anlama bakımından, biliyorsunuz seçim döneminde iki konu ön plana çıkmıştı biri…
YSK tarafından Kürtçe propagandaya izin…
Bir diğeri de…
RTÜK tarafından yine o dönemde çeşitli tartışma programlarında kullanılan özerklik ve Kürdistan kelimeleriyle ilgi açıklama…
Yani gündeme geldikçe gerekli adımlar atılmaktadır.
İşte bu nedenle sırada özerklik bulunmaktadır. Elbette bunun gündeme getirilmesinin zamanlaması da ilginç…
13 askerimizin şehit olduğu ve üstelik ABD Dışişleri Bakanı’nın ülkemizde bulunduğu sırada gerçekleşiyor.
Ne diyorlardı özerkliği açıklarken, uluslararası güçlerden tanınma bekliyoruz…
Peki, tanındı diyelim sonuç…
Sonucu şu, hani basında da çıktı Irak’ta bir bayrak grubu toplanıyor.4 parçalı bir Kürdistan bayrağı…
Yani böyle devam ederse güneydoğu gitti gider…
Benden söylemesi…
Nusret KEBAPÇI
23 Temmuz 2011 Anayurt














