Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

Genel & Güncel Konular

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen eskopatj2 » Cum Tem 09, 2010 10:18

Mevzuubahs olan; Güneydoğuyu, kürtlere bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir! (İşbirlikçiler,BDP,Yazarlar,Bunları Tahrik edenler vs....)

Fakat Bu Yalnız Milli bir Hükümetle olur
Kullanıcı küçük betizi
eskopatj2
Üye
Üye
 
İletiler: 66
Kayıt: Çrş Mar 31, 2010 9:55

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Mustafa Recep » Cum Tem 09, 2010 11:31

''Buradan anlaşıldığı kadarıyla şu soruları soralım:


Câni örgütü PKK/KCK içinde -onların "demokratik özerklik" dediği- parçalanmaya karşı çıkanlar olduğunu mu öne sürüyorsun¿?

Bu "karşı çıkıcıların" veya "çatlak seslerin" "Ergenekon" tutukluların güdümünde olmakla suçlanıp yok edilmek istendiğini mi savlıyorsun¿?''

--------------------
PKK'nın askeri kanadında değil ancak şehir yapılanması diye anılan KCK'da amerika-akp planlarıyla özerklik ilan edilmesine karşı olanlar vardır diyorum, benim izlenimlerim bu yönde.
Bundan şöyle 'kötü niyetli' bir yorum çıkarabilirsiniz; ha onların planlarıyla değil ama kendi planlarımızla kendi stratejimizle ayrılalım diyenler var, belki!

Bu karşı çıkıcıların evet ergenekon sözde örgütüyle kck arasında bağ kurulmak için harcandığını yani bir taşla iki kuş vurulmak istendiğini söylüyorum. Bu operasyonların yapılmasına karşı olduğumdan değil ben bir olguyu gözler önüne seriyorum.

Merdan Yanardağ'ın ilgili yazısını yukarıda aktardıklarımı güçlendirmek için değil apo'nun tutarsızlığını ve kimin himayesindeyse ona göre konuştuğunu belgelemek için not olarak eklemiştim.

Çocuklar diye andığım kişiler 20'li yaşlarda gençlerdir, her zaman söylüyorum Attila İlhan ekolünün temsilcileri olmak iddiasındayız ve üstat sağcı-solcu-bölücü-dinci ayırmadan tartışır, anlamağa çalışır ve yol gösterirdi, tıpkı Banu Avar'ın konferanslarından ona yerli yersiz sataşan gençlere hiç sinirlenmeden gerçekleri sabırla anlatmağa çalışması gibi, benim yapmağa çalıştığımda da budur.

Herhalükarda siz belki saflık diyeceksiniz lakin ben kürtlerin büyük çoğunluğunun referandum vs. gibi bir olayda eğer devlet sandıklarını koruyabilirse ayrılıktan yana oy verMEyeceğine inanıyorum.
AMERİKANCI GENERALLER DEĞİL KEMALİST PAŞALAR İSTİYORUZ!
Kullanıcı küçük betizi
Mustafa Recep
Üye
Üye
 
İletiler: 417
Kayıt: Çrş Tem 09, 2008 13:11
Konum: sakarya

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Mustafa Recep » Cum Tem 09, 2010 12:25

Bölücü yandaşları Urfa’da yine çocukları kullandı. Göstericiler “Başbuğ, dağa çıkarız, hesabını sorarız” yazılı pankart taşıdı.
Terör örgütü yandaşları, ortalığı yakıp yıktı. Güvenlik güçleri, kendilerine taş ve sopalarla saldıran göstericilere tazyikli su ve biber gazıyla müdahale etti.



http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/ha ... aber=37193
AMERİKANCI GENERALLER DEĞİL KEMALİST PAŞALAR İSTİYORUZ!
Kullanıcı küçük betizi
Mustafa Recep
Üye
Üye
 
İletiler: 417
Kayıt: Çrş Tem 09, 2008 13:11
Konum: sakarya

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen antalyalim » Cum Tem 09, 2010 22:54

eskopatj2 yazdı:....Chp ve Mhp den tam teşkilatlı birşeyler yapmasını bekliyorken, Ama onlar daha çok izlemeyi ve basma kalıp konuşmalar yapmaya daha uygun görüyorlar galiba herneyse....


Aslinda bazi yerlerde sana hak veriyorum. TBMMye gelen Obamayi ayakta alkislayanlara ne kadar güvenilebilir diye düsünmekten kendimi alamiyorum dogrusu ancak muhalefet olarak CHP/MHP bazen ise yarar olaylara zamaninda müdahale edip daha fena sonuclar dogurmasini engelliyorlardi.(bkz:mayinli arazi yasasi, KKTCnin Erdogan'in telefon görüsmeleriyle satilmasi...)

eskopatj2 yazdı:...Benim bu konudan anlamış olduğum bu zamanla orayı kürtlere bırakılacaklar diye düşünüyorum Oranın Yönetimi Sonra Ya özerklik verirler Ya da Muhtarlık;):D...


RTEnin asil amaci da buydu zaten. Barzaniye devlet töreni düzenleyip "abi" diye hitab eden AKPliler barzani arkasini dönünce "Natoya söyledik o gidip barzaniyi dövecek" sekillerine girdiler. Recep beyin asil amaci orada olusturacagi tampon bölgenin belli bir zaman sonra eyalete dönüstürülüp kendisinin emrine verilmesiydi. Obama kendisine "barzaniyi tani, onu da verelim sana" demis olsa gerek ki;bizimkiler "kuzey irak kürdistan federe yönetiminde" elcilik actilar...


redd yazdı:Bence tek çözüm TEHCİR! Türkmenleri alalım ve karşılığında kürtleri verelim.Kürtler barzani ile kürdistanlarında kürtçe konuşarak anadilde eğitim yaparak mutlu mesut yaşasınlar, bizde Türkistan'ımızda güzelce yaşayalım.


redd arkadas, "kürtleri verelim" derken kürt kökenli Türkiye Cumhuriyeti vatandaslarini hangi kiriterlere göre ayirabilecegini pek anlamis degilim. Aslinda böyle bir düsüncenin kafatasciliktan öteye gidebilecegini de sanmiyorum...

Sanirim sen Türkistan derken ülkeleri karistirdin. Bu Ülkenin adi Türkiye Cumhuriyetidir arkadasim. Kendi kendine isimler terimler bulup da ülkenin kurucularina ve onlarin felsefelerine hakaret etme istersen.

nefer yazdı:..psikolojik harekat anlaşılan sizlere kadar sirayet etmiş...bir adım geriye atmayacağız...kimsenin kafanızı bulandırmasına,içinize şüphe düşürmesine izin vermeyin...


nefer arkadas ayni ülkeden bahsettigimiz konusunda hemfikir olmamiz gerekiyor bence.
"devlet 3-5 capulcuya mi yenilecek" diyenlerle doludur Türkiye siyaseti ve bu herseyi bir kenara itelim sorunlarin üstünü örtüp cicek bahcesinde geziniyoruz gibi yapalim mantigi artik yürümüyor.
Adamlar Mecliste Türkiye Cumhuriyetine meydan okurken, ülkenin %47sinden daha da fazlasi "rahat birakin bu PKKlilari ne olacak sanki adamlar demokrasi istiyor" derken ve bizim anayasamizin cemaatlerin ve teröristlerin istegi dogrultusunda degistirilmesi teklif ve kabul edilirken; bizler "sorun yok" mu diyelim arkadasim...

Sorun vardir ve cok büyüktür, ülke yikima dogru ilerlemektedir, kis ve bahar aylarinda yesermeye birakilan PKK artik sehirlerdedir, cezaevini yayinevi olarak kullanan terörist basi hergün demecler verirken, bizim artik susmaya niyetimiz yok. Sen rahat ol; ne kimsenin kafasi bulaniyor ne de birileri birilerinin aklina birseyler sokabiliyor, panik yapma. "seviniyorlar" dediklerin asil bizim etkisiz kalmamiza seviniyorlar. TBMM bitik durumda, ekonomi bitik durumda, aclik ve issizlik almis basini giderken, iscilerini tekme tokat döven devlet teröristlere meydanlarda konusma hakki tanirken sesini cikartmayan sokaklara dökülmekten korkan bir ülkede sorun yok demek bana biraz komik geliyor.
Burada (forumda) tartisilan konulara ve derinliklerine biraz daha dikkatle bakmani öneririm. Sorunlar tartisilip bir fikire varildiktan sonra sorun olmaktan cikar, en bastan "yok böyle birsey" dersek; o sorunlardan kacmak ve ardindan daha büyük sorunlarla ugrasmak anlamina gelir...

Recep beyin yolsuzluklarini zamaninda ortaya cikartabilselerdi ve kamuoyunu adam gibi bilgilendirselerdi, simdi AKPnin ihanetleriyle ugrasmayacakti Türkiye. AKP degil de ABC olurdu bu ihanet partisi ancak örnekten de anlayacagin gibi, sorunlar tartisilmak ve cözümlemek icin vardir...

Amerikada yapilan bütün siyasi toplantilarda dünya haritalarina dikkatlice bakin, sinirlari büyük ölcüde degistirilen tek ülke Türkiyedir.
BOP haritalarina bakin "free kürdistan"i göreceksiniz. Adamlar Kuzey Irakda (komsumuz olur kendileri) "kürdistan yönetimi" kurdular. Bundan birkac sene önce bu konu konusuldugunda "olmaz öyle sey" diyenleri hatirliyorum. Kuruldu.

Peki simdi "Türkiye bölünmez" derken neye güveniyoruz??? Bu ülkede güvenecegimiz ilk ve tek kurum askerimizdir onlarla birlikte genclerimiz gelir, onun disinda güvenilecek bir durum veya kurum da kalmamistir.

Halkinin cogunlugu Anayasa referandumunda "hepsini kabul ediyorum" diyebilecek bir ülkede, kahramanlari kafeslere tikilmis bir ülkede, TSKsi "irtica ile mücadeleyi" görevleri arasinda saymayan bir ülkede yasiyoruz arkadaslar, silkinin kendinize gelin, gün mücadeleye atilma günüdür.
Vatan bölünsün demiyoruz ama böyle giderse bölünecek diyoruz....
"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" :turkiye:
Kullanıcı küçük betizi
antalyalim
Çeviri Takımı
Çeviri Takımı
 
İletiler: 522
Kayıt: Sal Ara 16, 2008 21:39
Konum: Evden

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen nefer » Cmt Tem 10, 2010 11:05

Antalyalım,saygıdeğer arkadaş sanırım söylemek istediklerimi anlatamadım.Ben asla ülkede sorun yok,herşey güllük gülüstanlık demiyorum.Tam tersine çok büyük sorunlarımız var.Yine altını çiziyorum ,çok fazla psikolojik harekat uygulanıyor.Bu yüzden ülkeyi bölmek isteyenlerin ekmeğine yağ sürecek şekilde -tehcir,mübadele,istemeyen gitsin vb- tartışmalara girmek yerine bazı konular tartışmaya bile açılmaz.Hani anayasanın değiştirilmesi teklif dahi edilemez maddeleri var ya onun gibi.Gerçi o maddeleri bile etrafından dolanıp delmeye çalışıyorlar o da başka sorun.Sorunlarla mücadele etmek başka benim söylediğim başka.Bu konuyu tartışmaya açmak bile bizler açısından bir kayıptır bana göre.Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti ile bölünmez bir bütündür noktasından geri adım atarsanız tartışıyorum diye sonunda geldiğimiz nokta budur.Turgut Özal "Federasyon tartışılmalı" dedi.Şimdi neler tartışılıyor.Şimdi aşağıya Kerem Doksat'ın bir yazısının bir bölümünü alacağım.Yazı bana büyük harfle geldiği için öyle koyacağım kusura bakmayın.Benden güzel anlatıyor ne demek istediğimi.Tamamı daha uzun.

"PAVLOV'UN KÖPEKLERI VE MILLI REFLEKSIN KIRILMASI

İSTANBUL ÜNIVERSITESI CERRAHPAŞA TIP FAKÜLTESI PSIKIYATRI BÖLÜMÜ PROFESÖRÜ MEHMET KEREM DOKSAT ŞÖYLE AÇIKLIYOR:

'BILIRSINIZ, ÜNLÜ RUS FIZYOLOG PAVLOV, KÖPEKLERINE ET VERIRKEN BIR YANDAN ZIL ÇALINCA VE BUNU DEFALARCA YAPINCA, BIR SÜRE SONRA ETI GÖRMEDEN DE ZIL SESINI IŞITINCE HAYVANIN SALYASI AKMAYA BAŞLAR. BU ŞARTLI REFLEKSTIR: HAYVANIN TABIATINDA OLMAYAN BIR UYARAN (ZIL SESI) , ONU TABIATINDA OLAN ETI GÖRMÜŞ GIBI HEYECANLANDIRMAKTADIR. AMA EĞER SÜREKLI OLARAK ZIL ÇALIP HIÇ ET GÖSTERMEZSENIZ, BIR SÜRE SONRA BU ŞARTLI REFLEKS SÖNER; DEVAMININ TESISI IÇIN ARADA ET DE GÖSTERILEREK PEKIŞTIRILMELIDIR.

HIÇBIRIMIZ DÜNYAYA TÜRK, MEKSIKALI, SÜNNÎ VEYA KATOLIK OLARAK GELMEYIZ; BUNLAR BIZE ÖĞRETILEN DEĞERLER, YÂNI ŞARTLI REFLEKSLERDIR. EĞER PEKIŞTIRILMEZLERSE, ZAMANLA SÖNERLER.

BIR GÜN PAVLOV'UN ENSTITÜSÜNÜ SU BASAR. KÖPEKLERIN BIR KISMI BOĞULUR BIR KISMI DA GÜNLERCE TERÖRIZE OLUR ÇÜNKÜ ÖLÜMDEN ZOR KURTULMUŞLARDIR. KURTARILABILENLER TEKRAR ENSTITÜYE TOPLANIR. PAVLOV ZIL ÇALAR, KÖPEKLERDE TIK YOK! ŞU MÜTHIŞ SONUCA VARIR: AĞIR TRAVMALAR,(ERGENEKON VE SOSYO EKONOMIK ŞARTLAR) ŞARTLI REFLEKSLERI ORTADAN KALDIRIR. İNSANI VEYA HAYVANI EN DOĞAL, EN ILKEL HÂLINE GERI DÖNDÜRÜR.

BIR YANDAN HER GÜN 15–20 ŞEHIT, 'KANLARI YERDE KALMAYACAK' DENIP SÜREKLI KANLARININ YERDE KALMASI, BIR YANDAN ERGENEKON BILMEM NE DEYIP BÜYÜK BIR ÇOĞUNLUĞUNUN SUÇSUZ OLDUĞUNA HERKESIN EMIN OLDUĞU, HÂTTÂ TEK SUÇU ATATÜRK'Ü VE ONUN ILKELERINI SEVMEK OLAN INSANLARIN SABAHA KARŞI EVLERINDEN ALINARAK HAPSE ATILMALARI… BIR YANDAN ORADA BURADA ARABA YAKARAK, POLISE TAŞ ATARAK ETNIK KALKIŞMALAR… HEPSINI TOPLARSANIZ, TEMEL GÜVENLIK DUYGUSU ORTADAN KALKIYOR.

PAVLOV'UN KÖPEKLERINDEKI GIBI, BU KADAR AĞIR TRAVMALARLA ŞARTLI REFLEKSLERIMIZ (MILLÎ DUYGULARIMIZ VE TEPKILERIMIZ) KIRILIYOR.


. BATILI EMPERYALISTLER YOK ETMEK ISTEDIKLERI ULUSLARA SALDIRIRKEN O ULUSLARIN ÖNDERLERINDEN BAŞLARLAR IŞE. ÇÜNKÜ ULUSAL BÜTÜNLÜĞÜ SAĞLAYAN ULUSAL ÖNDERDIR.
BUNU GAYET IYI BILEN EMPERYALISTLER BU NOKTADA PSIKOLOJI BILIMINI DE YARDIMA ÇAĞIRIRLAR.
..
MESELA ERMENILERLE TÜRKLER ARASINDA ULUSAL BIR DÜŞMANLIK MI VAR, ORADA VAMIK GIRER DEVREYE VE BU DÜŞMANLIĞIN KÖKENLERINI INCELER.

PEKI INCELEME DEDIĞIMIZ ŞEY NEDIR?

BURADA IZLENEN YOL ULUSAL YA DA ETNIK DÜŞMANLIKLARIN ORTADAN KALDIRILMASI DEĞIL, ABD'NIN TEHDIT OLARAK GÖRDÜĞÜ ULUSLARIN ULUSAL BILINÇLERININ, TARIHLERININ VE BENLIKLERININ SORGULANMASI, AŞINDIRILMASIDIR.

KISACASI MILLI DUYGUNUN YOK EDILMESIDIR ETNIK PSIKIYATRININ GÖREVI.
....
İŞTE BIZI ILGILENDIREN ŞEY DE BUDUR.

BIR ULUSUN ULUSAL BILINCINI, ULUSAL DUYGUSUNU VE REFLEKSINI NASIL YOK EDERSINIZ?
BUNUN DENENMIŞ, SINANMIŞ BIR YÖNTEMI VARDIR, O ULUSUN TARIHSEL VARLIĞINI SORGULAMAYA AÇARSINIZ.

YANI O ULUSUN TARIHINI YENIDEN TARTIŞIRSINIZ.

MESELA TÜRKLER KENDILERINI KAHRAMAN BIR ULUS OLARAK MI GÖRÜYORLAR?

O ZAMAN ONLARA NE KADAR KORKAK BIR ULUS OLDUKLARINI GÖSTERMEK GEREKMEKTEDIR!

YA DA TÜRKLER ATALARINI, YANI ATATÜRK'Ü ÇOK MU YÜCELTIYORLAR?

O ZAMAN ONLARA ATATÜRK'ÜN NE KADAR SIRADAN BIRI OLDUĞUNU GÖSTERIN.

...
FARKINDAYSANIZ SON ON YILDIR TAM DA BÖYLESI BIR DÖNEMDEN GEÇIYORUZ.

SÖZDE DEMOKRATLIK, TARTIŞMA KÜLTÜRÜ ADINA NEYI TARTIŞIYORUZ VE BIZDEN NEYI KABUL ETMEMIZ ISTENIYOR?

DIYORLAR KI SIZ SOYKIRIMCI BIR MILLETSINIZ!

ERMENILERE SOYKIRIM UYGULADINIZ.

BIZ DIYORUZ KI HAYIR UYGULAMADIK!

O ZAMAN UYANIK EMPERYALIST DIYOR KI: TAMAM MADEM UYGULAMADINIZ, BUNU HEMEN REDDETMEYIN, TARTIŞALIM, ÖYLE BIR SONUCA VARALIM.

SIZE MANTIKLI GELIYOR, NASILSA BIZ SUÇSUZUZ, TARTIŞMADAN GALIP AYRILIRIZ DIYORSUNUZ.
AMA TARTIŞMA MASASI KURULDUĞUNDA HIÇ DE ORTADA EŞIT BIR TARTIŞMA ŞANSI OLMADIĞINI GÖRÜYORSUNUZ.

BIR BAKIYORSUNUZ, TÜM TELEVIZYONLAR, GAZETELER, AYDINLAR SIZIN ERMENILERI KATLETTIĞINIZI YAYMAYA BAŞLIYOR.

KANITLARI VAR MI?

ELBETTE YOK!

AMA YALAN BIR KEZ YAYILDI MI VE YALANI SÖYLEYENLERIN SAYISI ÇOK OLDU MU, GERÇEĞIN SESI ÇIKMAZ OLUYOR.

HAYIR DIYORSUNUZ, GERÇEKLERI BIR DE BIZ ANLATALIM.

AMA ANLATAMIYORSUNUZ, ÇÜNKÜ TÜM PROPAGANDA KANALLARI SIZE KAPATILMIŞ.

İŞTE O ZAMAN ANLIYORSUNUZ TARTIŞMAYA AÇMAK DENILEN TUZAĞI.

ÇÜNKÜ BU SÜRECIN SONUNDA, ULUSAL GURURU VE HASSASIYETLERI YÜKSEK INSANLAR BILE 'ACABA' DEMEYE BAŞLIYOR!

ACABA GERÇEKTEN ERMENILERI BIZ MI KATLETTIK?

YANI ULUSAL BENLIKTE ILK KIRILMA YAŞANIYOR...
....
PSIKOLOJIK HARBIN ETKISI ÇOK BÜYÜK BIR HIZLA BU ŞEKILDE YAYILIYOR.
SONRA SIRA KÜRTLERE GELIYOR!

SIZDEN TARTIŞMANIZI ISTIYORLAR.

TARTIŞMA BAŞLIYOR VE YINE KAYBEDIYORSUNUZ...
...
BIR DÜŞÜNELIM SON DÖNEMDE NELERI TARTIŞMAYA AÇTIRDIK VE NEREDEYIZ.


BUGÜN MISAK-I MILLI'YI PEK ÖNEMSEMIYORUZ.
KIRMIZI ÇIZGILERI UMURSAMIYORUZ.
TÜRK DILININ ÖNEMI KALMAMIŞ.
BU ÜLKEDE FEDERASYON DA OLABILIR.
ERMENILERDEN ÖZÜR DILEYEBILIRIZ.
KÜRTLERE BIRAZ TOPRAK VEREBILIRIZ..
KISACASI ULUSAL VARLIĞIMIZA AIT HAYATI HER ALANDA VE KONUDA KAYBETMIŞ DURUMDAYIZ.
...
PEKI SIRA NEYE GELDI?
Kullanıcı küçük betizi
nefer
Üye
Üye
 
İletiler: 28
Kayıt: Çrş Oca 21, 2009 2:27

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Ram » Cmt Tem 10, 2010 11:08

Mustafa Recep yazdı:PKK'nın askeri kanadında değil ancak şehir yapılanması diye anılan KCK'da amerika-akp planlarıyla özerklik ilan edilmesine karşı olanlar vardır diyorum, benim izlenimlerim bu yönde.

Bundan şöyle 'kötü niyetli' bir yorum çıkarabilirsiniz; ha onların planlarıyla değil ama kendi planlarımızla kendi stratejimizle ayrılalım diyenler var, belki!

Elbette "kötü niyetli" yorumlar çıkarabilirim, eğer çıkartmak istersem. Bundan ayrı olarak da şu soruyu sorabilirim: İzlenimlerinin dayanağı nedir¿?


Bu karşı çıkıcıların evet ergenekon sözde örgütüyle kck arasında bağ kurulmak için harcandığını yani bir taşla iki kuş vurulmak istendiğini söylüyorum. Bu operasyonların yapılmasına karşı olduğumdan değil ben bir olguyu gözler önüne seriyorum.

İzlenimini edinmeni sağlayan ve henüz açıklamadığın somut verilere karşılık benim yalnızca bir sorum var: Tutuklamalar, birilerinin o iğrenç sesinin çıkması için bir bahane yaratılmak amacıyla tasarlanmış ve bu bahanelerle sürekli çıkan sesler aracılığıyla yıkıcı istemlerin dayatılması ana amacına giden yolun kolaylaştırılması düşünülmüş olabilir mi¿?

Bu soru için şöyle dayanaklarım var:

Verdiğim ilişimdeki "Tek Taraflı Ateşkes Olmaz" Diyen Eşkıya Örgütü başlığı altında şu bilgi var:

    PKK: Tek taraflı ateşkes olmaz

    PKK'nin çatı örgütü Kürdistan Topluluklar Birliği (KCK) ise şu an tek taraflı ateşkes istemenin "anlamlı olmadığını" söyledi.

    Fırat Haber Ajansı'na göre, KCK yönetimi dün yaptığı açıklamada "Ateşkesin gereklerini yerine getirmeyen biz değil, devlet ve hükümetin kendisidir. İkna edilmesi gereken ve çağrı yapılması gereken taraf Türk Devleti ve AKP hükümetidir. (...) PKK’den tek taraflı ateşkes istemek insafsız bir egemen güce teslim olmayı salık verme anlamına gelmektedir ki, insan haklarından yana barışsever hiçbir çevrenin böyle bir girişimde bulunmaması gerekmektedir" dedi.

    KCK, "güven artırıcı somut adımlar" olmadan çatışmanın sonlanmayacağını söyledi.

    PKK 1 Haziran'da ateşkes kararını kaldırdı. Son iki ayda PKK saldırıları ve mayın patlamalarında 40'a yakın asker öldü. Saldırılarda siviller de hayatını kaybetti; Güneydoğu dışında İstanbul ve İskenderun'da da saldırılar gerçekleşti. Askeri operasyonlar da yoğunlaştı.

    Hükümet "terörle mücadelenin kararlılıkla yürütüleceğini" söylüyor. Geçiğimiz hafta da Türk Sanayici ve İşadamları Derneği, Türkiye Odalar Borsalar Birliği gibi örgütler silahlar sussun çağrısında bulunmuştu.


Bundan ayrıca, aynı ilişimde, "İmralı Cânisi'nin Çözüm Önerisi, Bazı STÖ ve Akapeli Söylemleriyle Koşut, Hatta Bire Bir Aynı" başlığı altında da şu bilgi var:

  • Öcalan Çözüm Önerisini Açıkladı

    Hapisteki PKK lideri, demokratik anayasa talebini yineledi; bunun öncesinde bir dizi kanuni değişiklik yapılarak psikolojik ortamın hazırlanabileceğini belirtti.

    "Seçim barajının düşürülmesi, Terörle Mücadele Kanunu'nun kaldırılması, çocukların meselesinin halledilmesi, KCK operasyonlarında tutuklananların serbest bırakılması, (...)

    [...]

    STK'lerin çağrısı ve özerklik: Diyarbakır’daki sivil toplum örgütlerinin yaptığı açıklamaya da belirttiğim paralelde sonuna kadar katılıyorum. Ancak sadece bir açıklama yetmez ben buna eylemsellik boyutuyla katılıyorum. İki taraflı çatışmasızlık süreci geliştirilebilir. Böyle bir irade ortaya çıkarsa KCK de buna uyabilir. Ancak şunu belirteyim, kimse kurbanlık koyun gibi de kafasını uzatarak bekleyemez. Meşru müdafaa hakkı kullanılır, bu evrensel bir haktır. (...) Bu öz savunma hukuki, ekonomik ve diplomatik çalışmalarla güçlendiğinde kendiliğinden fiilen demokratik özerklik ortaya çıkıyor. Böylesi bir durumda demokratik özerklik de fiilen zaten gelişir. Dört temel alanda öz savunma, hukuk, ekonomi, diplomasi olarak gelişebilir demokratik özerklik.”


Yine aynı ilişimdeki "İmralı Cânisi ve Anadil" başlığı altında verilen salıkta geçen şu sözlerde geçen "tutuklu siyasetçiler" tanımlamasıyla ve "Bölücü Çağrı, Yıkıcı İstekler ve İmzacılar" başlığı içindeki "seçilmiş siyasetçilerin ve insan hakları savunucularının tutuklanması" tumcesiyle KCK kastedilmektedir:

  • Barış ve Demokrasi Çözüm Platformu üyeleri, Kürt Açılımı paketinin yeniden ele alınmasını, Kürt kimliğinin anayasal güvenceyi kavuşturulmasını, seçim barajının indirilmesini, tutuklu siyasetçi ve çocukların serbest bırakılmasını istedi. BDP'li Tuncel, "Kürt sorunu terör değil demokrasi sorunudur" dedi.


  • * Haburdan gelenlerin, çocukların, seçilmiş siyasetçilerin ve insan hakları savunucularının tutuklanması şiddet ortamına ve silahların konuşmasına davetiye çıkardığı görülmüştür. Tüm taraflara çağrı...



Görüleceği gibi, yalnızca KCK tutuklamaları konusunda değil, tüm konularda ağız birliği içindedirler. Bunlar kimlerdir: Câni başı, câni örgütü, câni örgütünün partisi, onlarca sivil terör örgütü ve güdümlerindeki câni sevicileri

(Bunlara, orada geçmeyen, başta ampûl partisi ve diğer bazı partileri de ekleyebiliriz.)


Merdan Yanardağ'ın ilgili yazısını yukarıda aktardıklarımı güçlendirmek için değil apo'nun tutarsızlığını ve kimin himayesindeyse ona göre konuştuğunu belgelemek için not olarak eklemiştim.

Olabilir. Ancak yazıda çok küçük yer kaplayan, yazarca "hapishane koşullarına" bağlanan çelişkilere karşın yine yazarca -bulunan çelişkileri değersizleştiren- "esasını kavramış" sonucuyla bitirilen bir bölüm için ve bunun için paylaştığını somut olarak belirtmeden koca yazıyı sunmana da gerek yoktu.


Çocuklar diye andığım kişiler 20'li yaşlarda gençlerdir, her zaman söylüyorum Attila İlhan ekolünün temsilcileri olmak iddiasındayız ve üstat sağcı-solcu-bölücü-dinci ayırmadan tartışır, anlamağa çalışır ve yol gösterirdi, tıpkı Banu Avar'ın konferanslarından ona yerli yersiz sataşan gençlere hiç sinirlenmeden gerçekleri sabırla anlatmağa çalışması gibi, benim yapmağa çalıştığımda da budur.

"Attila İLHAN ekolü" nedir bilmem. Ancak câni sevicilerle tartışmanın bir anlamı yoktur. Eğer birey yetişkin olup da toplum ve devlet düşmanı cânilerin sevicisiyse, o gerçekte düşmandır; câhil olması bir şeyi değiştirmez. Eğer kişi olgun değilse, zaten yarım akıllı, güdümlü ve yalanlarla beslenmiş olduğundan câniye ilgi duyuyordur ve tartışmaya gerek yoktur. Ayrıca bu "çocukların" büyük çoğunluğu da ne yazık ki artık ailelerinden büyük destek alıyor, eskiden bu oran daha azdı.

Banu AVAR'ın câni sevicilerle arkadaşlık edip tartıştığını hiç sanmıyorum. Anlatmak ise ayrı bir toplumsal olgudur. Örneğin biz de burası aracılığıyla derdimizi anlatmakta, savunduklarımızı yaymaktayız. Sataşanlar, saldıranlar olmuyor mu, oluyor; biz anlatmayı kesmedik.

Biraz daha pekişitrip somutlaştıralım: Benim câni sevicisi dediğim, seninse pekaka sempatizanı dediklerin, câni örgütünü seviyor. Câni örgütü bugüne kadar neler yapmıştır, neler yapmaktadır büyük çoğunluğu bilmekte ve izlemektedir. Sözdeşi, câni örgütü veya ona bağlı olan yayıcılardan beslenerek bir "bilince" ulaşmışlardır. Câni seviciliğine veya doğrudan câni örgütünün içine iten yamacalardan oluşmuş bir "bilinç"... Câni sevecek kadar "bilinçli" olanlara teker teker anlatılacak bir şey yoktur.

Herhangi bir yerden -nedenler sıralamadan- bireyler ele alalım: Şilili biri, Vietnamlı birinin babasını öldürse, o babası öldürülmüş Vietnamlı, yalnızca katile değil katilin ülkesine de düşman olabilir. Hâl böyleyken, o babası öldürülmüş Vietnamlı, babasının katilinin sevicisi olan kendi vatandaşlarını görse, kendi ülkesine dahi düşman kesilir. Böyle bir durum düşünelim; bireyler, toplumlara, devletlere düşman kesilebilir diyelim. Birey, kimseyi dinlemeyecek, kini dinmeyecektir. Ancak zamanla yaşamayı sürdürürdükten ve belki de ciğeri biraz soğuduktan sonra, karşısına çıkabilecek olan doğrularla veya mantıklı düşününce katilinin ülkesine ve katilinin sevicilerinin türediği kendi ülkesine kini dinecek, kin duymaya yalnızca katille ve katil sevicisi bireylerle yetinecektir.

Toplumsal etkisi olacak büyüklükte ortaya çıkan kin ise ancak toplumsal girişimle dindirilebilir. Toplumsal girişimi devleti yöneten güç(ler) sağlar. Buraya kadar tamam.

Ancak nedenlere girersek, bir yukarıdaki tümcemdeki savın Türk Ulusu aleyhinde kullanıldığı kolayca anlaşılabilir, çünkü söz konusu olan -vatan bekçisi olsun olmasın- yurttaşlarımızı katleden eşkıya örgütüdür.

Bir birey dahi, yakınının katiline sonsuza kadar kin beslerken, Türk Ulusu'ndan câni örgüte duyduğu kinin dindirmesi isteniyor, tüm memleket sarılmış, kitle iletişimi kullanılarak bu yaymaca aşılanıyor. Başta câni örgütünün câniliği ve diğer şeytanlıkları anlatılıp yayılması gerikirken; câni örgütünün bir daha câniliğe ve diğer şeytanlıklara kalkışamayacak biçimde her unsuruyla yok edilmesi gerekirken, bunun tam tersi dayatılmakta ve yaşanmaktadır.

Sözdeşi, senin "Attilla İLHAN ekolü" diyerek sunduğun "birtakım câni sevicilerle bireysel iliteşim kurmak" düşüncesi ve eylemi, işe yaramaz bir saçmalıktır[*]. Dayanaklarım yukadadır; karşı çıkarsan, daha derinleştirebilirim.

[*]Yeri ve değeri olmayan söz, davranış

Herhalükarda siz belki saflık diyeceksiniz lakin ben kürtlerin büyük çoğunluğunun referandum vs. gibi bir olayda eğer devlet sandıklarını koruyabilirse ayrılıktan yana oy verMEyeceğine inanıyorum.

Dediğim gibi: Halk oylamasına evet denilirse ne tür sonuçlar çıkabileceğini birçok kimse bilmemektedir; bunu saptamak için budun ayrımına gerek yoktur; dolayısıyla neye oy verdiğini bilmeyen herhangi bir bilinçsizin parçalanmaya katkısı olabilir. Ancak câni sevicileri için bu geçerli değildir; onlar sevdiklerinin güdümünden çıkamazlar.

Bundan ayrıca diyorum ki: "Evet" veya "hayır" denecek bir halk oylamasına, kimin "evet" veya "hayır" diyeceğini kestirmezsin. Buna karşın yapacağın kestirimlerinde budun ayrımı da yapıp oranlar sunamazsın. Yaptın mı, "onlar ayrı-biz ayrı" savıyla yüzleşirsin. Çünkü, saldırılara uğramış ve uğruyor da olsa, hatta görünürde yıkıma uğramış da olsa, bir (tek) uluslu Türkiye Cumhuriyeti'nde, bir kökene dayanan yurttaşları bir bütün olarak, tek kalıp, tek kütle olarak görmek tek ulusluluğa aykırıdır.

Ulusallığa saldıranlar da bunu istemiyor mu¿?

Bu durumda Türk Solu denen oluşuma karşı çıkmanız da anlamsız. Çünkü onlar da, birer yurttaş olan -sözdeşi Türk olan- Kürt kökenli insanları bir bütün olarak algılamıyor mu¿?

Sözü geçen yurttaşlar, artık yalnızca belirli bir bölgede yaşamadıkları gibi tüm yurda dağılmış, daha önce iç içe geçmiş olan böylece tüm ulusla bütünleşmiştir. İşte bu bağlamda yıl 1919 değildir. Tek ulusluluk da tamamen çökertilemediğinden hâlâ varlığını korumaktadır.

Neyse ki, burada kötü değil iyi niyetle düşünüp bunu -daha önce olduğu gibi- söylem yanlışlığına, çarpıklığına bağlıyorum. Elbette "kötü niyetli" yorumlar çıkarabilirim, eğer çıkartmak istersem.
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.

Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!
Kullanıcı küçük betizi
Ram
Zûlme Karşı İsyan!
 
İletiler: 8167
Kayıt: Sal Şub 20, 2007 1:06
Konum: Aç haritaya bak!

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen antalyalim » Cmt Tem 10, 2010 13:41

nefer yazdı:Bu konuyu tartışmaya açmak bile bizler açısından bir kayıptır bana göre.Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Milleti ile bölünmez bir bütündür noktasından geri adım atarsanız tartışıyorum diye sonunda geldiğimiz nokta budur.


nefer arkadas, bu konuyu tartismaya acan bizler degiliz ki!! sen dönmüs "bu konulari tartismak bile bize zarar verir" diyorsun.
Bizler burada bölünmeyi konusanlari tartisiyoruz. Bölünelim diyenlerin zaten burada isi de olmaz, olsa bile pek fazla kalamazlar.
Adamlar bölünmenin dügmesine basali cok oldu, bu konular tartisilmaya baslanali cok oldu, hatta ati alan üsküdari gecti demek istiyoruz burada.
Konunun ciddiyetinin farkindasin bu belli ama bizim burada tartistigimiz konunun farkinda degilsin sanirim.
Geri adim atan bizler degiliz arkadasim, asil sorun da bu zaten. Onlar üzerimize geldikce bizler cakili kalmis duruyoruz. "Bölünmeyi konu edenleri" tartisalim istiyoruz bölünmeyi degil. Bu insanlarin kimler oldugunu ve amaclarini analiz edelim istiyoruz, dayanaklari ve dayandiklari kapilar nerelerdir herkes bilsin istiyoruz...
Türkiye'de cikan gazetelerin %80i
"asker bulunmayan ülkeler"
"gül gibi gecinen eyaletler"
"baskanlik sistemi" gibi haberlerle doluyken bizim ulasabildigimiz herkese bu konularin amaclarinin ne oldugunu anlatmamiz gerekiyor.

TBMM'nin büyük bir cogunlugunun Cumhuriyete düsman Milletvekilleriyle dolu oldugunu düsünerek, bu Milletvekillerinin "federe yönetime gecelim" diyen Basbakanin ve "kürdistana özgürlük" diyen digerlerinin üyeleri oldugunu düsünerek ataga gecme zamanimiz geldi diyorum...
Türkiye Cumhuriyeti bölünmez bir bütündür. Bunun aksini söyleyenlere karsi bu cümleyi tekrarlamak bana göre biraz pasif bir davranis olarak geliyor.
"Mustafa Kemal'in Askerleriyiz" :turkiye:
Kullanıcı küçük betizi
antalyalim
Çeviri Takımı
Çeviri Takımı
 
İletiler: 522
Kayıt: Sal Ara 16, 2008 21:39
Konum: Evden

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Mustafa Recep » Cmt Tem 10, 2010 14:44

Sevgili Ram,

KCK konusunda sizin tespitinizde yerinde kaldı ki somut verilerde sunmuşsunuz, ancak benim cevabımda belirttiğim gibi bir taşla iki kuş vurma kurnazlığının bir başka boyutunu gözler önüne sermişsiniz yani KCK üzerinden de bir takım oyunlar sergilenmekte bu yapılanma yerli yersiz bir çok şeye alet edilmekte, aklımda tutacağım.
Bir noktayı atlıyoruz bireysel iletişim kurduğunuz kişiler diye adlandırdığınız ve 'cani sevicisi' diye eklediğiniz kimseler arkadaşlarım değildir, ben kendi arkadaşlarımın ayrılıktan yana olmadıklarını terör örgütü sempatizanlarının da ayrılık isteyecek kadar daha mankurtlaşmadığını belirttim. Cani sevicisi de olsa karşısına çıkar doğru bildiğimi onu saptığı yanlış yoldan çevirmek için çalışırım.
Sizler burada önemli bir görev yapmaktasınız bazı noktalarda fikir ayrılıklarımız oluyor kürt meselesi de bunlardan biri. Ne yazık ki uluslaşma sürecimizi nihayete erdiremediğimizdendir bugün bu sancılar, bu açıdan kürtler diye belirtmekte sakınca görmemekteyim. Yine bir dostumun deyişiyle, yarım kalan cinsel ve dinsel devrimimiz var elbette. Bunca sorun ha! deyince çözülmüyor, bir yandan emperyalizmin bölme planlarına karşı koymak bir yadan da yarım kalan devrimimizi ilerletmek zorundayız.
Kanımızın son damlasına kadar mücadele edeceksek nefesimiz tükenene kadar da anlatmaya devam!
Bizdendir, şundandır veya bundandır demeden ama!

Milletin sağ duyusuna güvenip güvenmemekle alakalı, olası bir referandumda ayrılık kararı çıkıp çıkmayacağını söylemek. Sizin de söylediğiniz gibi 'evet' oyu veren her kim olursa olsun bölünmeye hizmet edecektir, o bu şu vs. kim olursa olsun, yeter ki bir oyu olsun. Bu bakımdan da endişe etmiyor değilim ama bakınız neredeyse bütün cevaplarım da var sorun bir iktidar sorunudur, devletin gücü ile sandığa sahip çıkması sorunudur. Yurttaş devletini yanında görürse ayrılıktan değil birlikten yana tavır alacaktır.

Şimdi önümüzde başka bir halk oylaması var ona hazırlanmak lazım, Banu Avar'da yazdı savaş başlıyor...
AMERİKANCI GENERALLER DEĞİL KEMALİST PAŞALAR İSTİYORUZ!
Kullanıcı küçük betizi
Mustafa Recep
Üye
Üye
 
İletiler: 417
Kayıt: Çrş Tem 09, 2008 13:11
Konum: sakarya

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Mustafa Recep » Sal Tem 13, 2010 11:55

Özkök'e en sert tepki BDP'denBDP Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, "Türkiye'de tartışılmayacak bir şey varsa, o da bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür" dedi.

Hasip Kaplan, Parti Meclisi’nde aldıkları Batı illerinde ve Büyükşehirlerde daha fazla örgütlenme çalışmaları kapsamında geldiği Antalya’da basın toplantısı düzenledi. Antalya Kültür Merkezi yanındaki kafeteryada düzenlenen basın toplantısında, 12 Eylülde yapılacak referandumu boykot
edeceklerini kaydeden Kaplan, referandumda "evet ya da hayır" oyu vermenin 12 Eylül Anayasasının ömrünü uzatacağını savundu.

AKP 12 EYLÜL ANAYASASINA SERUM VERİYOR
AK Parti’nin Anayasa değişikliği ile 12 Eylül Anayasasına "serum verdiğini" öne süren Kaplan, "AK Parti, 12 Eylül Anayasasına serum vererek ömrünü uzatıyor. Bu değişiklik en az 10 yıl, 20 yıl yeni bir Anayasa talebini öteler. Bu, ülkeye yapılabilecek en büyük kötülüktür. Onun için yeni bir Anayasa
için referandumu boykot ediyoruz" dedi.

HİÇ BİR ŞEKİLDE AYRILMAK İSTEMİYORUZ
Medyada geçen hafta "Türk ve Kürt halklarının birlikte yaşamasına" ilişkin tartışmaların hatırlatılması üzerine Kaplan, Kürtler’in Türkiye’den "hiçbir yerde hiçbir şekilde" ayrılmak istemediklerini söyledi.

Kaplan, şöyle devam etti: "(Türkiye’de Kürtler ayrılmayı konuşmalıdır) denmesi, bu halka, bin
yıllık tarihimize, Çanakkale’de, Dumlupınar’da yan yana yatan şehitlerimize yapılacak en büyük saygısızlıktır. Bu, Hitler’in soykırım tezleriyle aynı gördüğüm son derece tehlikeli bir yaklaşımdır. Türkiye’de tartışılmayacak bir şey varsa o da bu ülkenin birliği ve bütünlüğüdür. Bu ülkede hiç kimsenin Kürt ve Türklerin ayrılmasını tartışmak haddine değildir. Böyle bir tartışmayı açma hakkı
da yoktur. Bu, düşünce özgürlüğü kapsamında, ifade hürriyeti kapsamında da asla görülemez. Bir örnek vereyim: Başbakan bir istatistik yaptırsa, kaç milyon insanımızın Türk, Kürt, Çerkez ve Arap ile evlendiğini görür. Bunların çocuklarını nasıl ayıracaklar. Ben Kürtüm. Benim eşim Türk. Benim çocuklarımı, Sayın Özkök (Ertuğrul Özkök) nasıl ayıracak, kimi nereye koyacak bakayım. Yoksa
iki çocuğum var, birini Şırnak’a birini de Kırklareli’ne mi bırakacak. Böyle bir yaklaşım olabilir mi?

MEDYAYA ELEŞTİRİ
Medyanın tepesinde olanlar, bu kadar sorumsuz davranma hakkına sahip değildirler diye düşünüyorum. Burada bir tek şeyin konuşulması gerekiyor: Yangını nasıl söndürürüz, kardeşliği ve barışı nasıl sağlarız? Medya ayrılmayı değil, birlikte yaşamayı, diktatörlüğü değil, demokrasiyi, hukuksuzluğu değil, insan haklarını tartışmaya açmalıdır."

http://www.sonsayfa.com/Haberler/Siyase ... DPden.html
AMERİKANCI GENERALLER DEĞİL KEMALİST PAŞALAR İSTİYORUZ!
Kullanıcı küçük betizi
Mustafa Recep
Üye
Üye
 
İletiler: 417
Kayıt: Çrş Tem 09, 2008 13:11
Konum: sakarya

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Deli Haydar » Sal Tem 13, 2010 16:52

Türkler ile Yollar Ayriliyor imiş
Parastinnews / 8 Temmuz 2010


TSK isgal gücleri Kurdistan topraklarinda tipki atalari gibi istedikleri zaman Kürdleri katletmeye devam ediyor. Bu terörleri yeni degil tabi. Irkci vede kafatasci bir kac dewsirmenin kan üzerine sekillenen TC‘yi bu sekilde bir kac yil daha ayakta tutabilmek icin basvurmadiklari hic bir yöntem kalmadi.

Canli canli yakaladiklari gerillalari hic bir savas kuralina uymadan katletmeleri, yerlerde sürükleyip sehir icinde tur atmalari, hayatini kaybeden Kürd savascilarinin organlarini kesmeleri, helikopterden atmalari gibi namert bir muamele ile karsi karsiya bulunan Kürdlerin bu rejim catisi altinda hic bir zaman bir araya gelmeyecegini söylemek bir kehanet degildir. Bu sekilde tüm Kürdlerin nefretini kazanan bu kanli devlet ile yollar ayrilma noktasina gelmistir. Ölüye bile iskence eden bir devlet vede onun ordusunu Kürdistan topraklarinda görmek vede kabul etmek hic bir vicdan vede mantiga sigdirilamaz.

Sitemize yönelik arasira söylenen irkci, milliyetci vede fasizan düsünceleri söyleyenler öncelikle kendi terör devletleri ve ordularini görmeliler. Karsilikli bir savas varsa bir yerde gücler mert olmalidir. Kendilerini savunan vede operasyonlara karsi koyan gerillalari katlettikten sonra cesedine iskence eden bir devlet ile yasamak onursuzluktur vede hic bir güc bunu Kürdlerden isteyemez. Bizi millet olarak kabul etmeyenlerin milliyetcilik ile suclamalari, irk olarak hosgörü duymayanlarin irkcilik suclamalarini ciddiye alacak kadar geri zekali degildir Kürdler.

Ortadogunun en eski halklari olan Kürdler tüm katliamlara ragmen kendi topraklari üzerindedirler, orta asya vede balkan dewsirmelerinin istila, kan vede zorla ele gecirdikleri, günü birlik zehirledikleri bu topraklarda yasama sansi sifirdir. Kimse Kürdlerden sabir vede tahammül beklemesin vede sahte kardesligi dayatmasin.

Bu saatten sonra yollar ayrilmistir. Kürdler ne pahasina olursa olsun Kurdistanda demokratik vede özgür bir yasami olusturacaklardir.

Kürdler dewsirme hic bir Türk ile bu topraklari paylasmayacaktir. Bu vahset bu sekilde devam ederse Türkler gidip Ortaasyada kendilerine simdiden yer bulmalidirlar, malumya Kürdlerin öfkesi cok acimasizdir. Yol yakin iken sinirlari cekelim vede biz sag siz selamet.

Kürd gerillalarinin cesedlerine yapilan iskenceyi lanetliyor vede buna göz yuman tüm kesimleri siddetle kiniyor insan olmadiklarini vurguluyoruz.




Soner Yalçın'ın Odativisi'nde gezinir iken, artık sıradan saydığımız türden bir habere rastladım. Alıp ekranı birilerinin kafasına geçirsen "barbar" olursun, o yüzden sakince haberi ve altındaki yorumları okumaya çalıştım: "Türkler Uygarlığa Nasıl Geçti"

Haberin veriliş biçimi, kullanılan resim oldukça anlamlı...
Haber böylesi olunca yorumların da tadından yenmiyor hali ile...

Haberin altındaki parastin.org adlı yorumcunun uygarlık dersi niteliğindeki yorumunu okuduktan sonra, adını aldığı siteye girdim ve yukarıdaki habere rastladım...

Bizim buralarda "rastlantı"ya inanmayanlar, "yazgı" derler buna...
Feragat-ı nefs.
İstihkar-ı hayat.
Kullanıcı küçük betizi
Deli Haydar
Meydan Delisi
Meydan Delisi
 
İletiler: 714
Kayıt: Çrş Eki 14, 2009 11:21

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen eskopatj2 » Sal Tem 13, 2010 18:01

Haydar Bey bu diyecekler sana değil sakın üstüne alınma;)

Şunu sölemek istiyorum. Hiçbir güç GÜneydoğuyu Türkiye sınırları içinden ayıramaz

Vatan herşeyiyle bir bütündür. Ayırmaya Aklı kesen bir düşünce zihniyet güç varsa çıksın karşıma görim ezer geçeriz..... O kadar basit değil.....

Allahın izniyle bu sorunlar aşılacak. Bu provakatörleri işbirlikçilere hiçbiri emellerine ulaşamayacak.....

Etnik ve inanç farklılıklarına dayalı bütünlüğümüzü zaafa uğratacak şekilde hiçbir girişim kabul edilemez.

Hiç kimseye ne bir hak ne de toprak borcumuz vardır.

Bizim vatandaşlarımızı bize vermeyip bize kışkırtanlar bizim topraklarımıza vizesiz giremez..(İstediği gibi Yönetemez.)
Kullanıcı küçük betizi
eskopatj2
Üye
Üye
 
İletiler: 66
Kayıt: Çrş Mar 31, 2010 9:55

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen nefer » Sal Tem 13, 2010 20:36

Haydar Bey yazdı: Türkler ile Yollar Ayriliyor imiş
Parastinnews / 8 Temmuz 2010






Soner Yalçın'ın Odativisi'nde gezinir iken, artık sıradan saydığımız türden bir habere rastladım. Alıp ekranı birilerinin kafasına geçirsen "barbar" olursun, o yüzden sakince haberi ve altındaki yorumları okumaya çalıştım: "Türkler Uygarlığa Nasıl Geçti"

Haberin veriliş biçimi, kullanılan resim oldukça anlamlı...
Haber böylesi olunca yorumların da tadından yenmiyor hali ile...

Haberin altındaki parastin.org adlı yorumcunun uygarlık dersi niteliğindeki yorumunu okuduktan sonra, adını aldığı siteye girdim ve yukarıdaki habere rastladım...

Bizim buralarda "rastlantı"ya inanmayanlar, "yazgı" derler buna...


Haydar bey kusura bakmayın ama ben de sizin haberi veriş biçimizini yadırgadım.Bir taraftan soner Yalçın'ın odatv si diye müstehzi bir ifade ile bahsediyorsunuz.Öte yandan orada verilen habere yorum yapan birinin adını aldığı siteyi burada reklam yapıyor,yetmiyor birde oradan bir yazı ekliyorsunuz.Onun yerine odatv deki haberi alıntılasaydınız çok daha doğru ve iyi niyetli görürdüm sizi.Ayrıca orada başka yorumlarda var.Kazım Mirşandan falan da bahsediliyor.Her sitede kışkırtıcı ,farklı kesimlerden yorumcular oluyor.Odatv deki haberin ve resmin veriliş biçimini eleştiriyorsunuz ama siz bence daha kötüsünü yapıyorsunuz.Merak edenler için ben de odatv deki haberi buraya ekliyorum.

TÜRKLER UYGARLIĞA NASIL GEÇTİ
Bilim ve Ütopya Dergisi, tarih bilimine katkıda bulunacak yeni bir sayı çıkardı.

Dergi çalışmasını şöyle tanıttı:

“Türk Tarihi, tarih yazıcılığımızda genellikle Hun kabile konfederasyonlarından başlatılır. Onlardan öncesine ise, eski Türk tarihini anlatan akademik yayınlarda pek yer verilmez. “Hun ve Göktürkler öncesinde Türkler ne yapıyordu?” sorusunun üzerinde hep bir örtü ve gizem vardır. Bilim ve Ütopya Temmuz 2010 sayısında, bu örtüyü kaldırma yönünde çok önemli bir adım atıyor. MÖ 2000’li yıllardan itibaren Türk topluluklarının tarihini, Çin’in ilk yazılı belgeleri olan felsefe, fal, şiir, tıp, devlet tüzüğü, tarihi eserler ve arkeolojik kazılarda bulunan eski kitaplara, bambu yazılarına, tunç yazılarına dayandırarak akademisyenlere, araştırmacılara, okurlara sunuyor. Çin’in resmî kaynakları olan Shih-chi (Tarih Hatırası) ve Han-shu (Han Sülalesi Tarihi) adlı kitaplardan Türk, İngiliz, Amerikalı ve Çinli birçok tarihçi, Sinolog ve Türkolog’un araştırmalarına ve eserlerine yer verilen, sağlam ve bilimsel düzeyi oldukça yüksek bir araştırmayla okurlarına sunuyor. Uygur kökenli değerli tarihçi Doç. Dr. Erkin Ekrem’in aynı zamanda tez konusu olan bu çalışması Türk tarihinde yeni çığırlar açacak. Başta tarihçiler olmak üzere bilim dünyamızın, devletin bilimsel kuruluşlarının ve yurttaşlarımızın incelemesine ve dikkatine sunuyoruz.

Eski Türkler araştırması, Türklerin uygarlığa geçişinde çok önemli izlerle karşılaşmamıza neden oluyor. Bu sayımızda, Asya halklarının ortak yaşama kültürünün tarihin derinliğine nasıl kök saldığını, bu kültürün devlet kuruculuğuna giden yolunu göreceksiniz. Sadece bu kadar da değil… Türkçe’nin Çince’ye etkilerini, muhtemel bir proto-Türk kavmi olan ve demiri kullanan Choulular’ın kökeninin Batı olup olmadığını, Hunların öncülü Jung ve Ti kavimlerinin Chung-shan adlı örgütlenmeyi nasıl kurduklarını, Hunlar’ın proto-Türk, proto-Moğol, proto-Tunguz ve Çinlileri ortak bir konfederal yapıda birleştirdiklerini ve daha sayamadığımız pek çok konuyu Temmuz sayımızda okuyacaksınız.



’MÖ 2000’lerde Türkler’ dosyamız, bir yönüyle Asya’da Devlet Teorisi’nin, Türk ve Çin tarihleri açısından devlete ve uygarlığa geçiş adımının devamı niteliğinde. İki halkın tarihi hem iç içelik, hem karşıtlık, hem de kendisine has özgünlükler taşıyor. Bu bakımdan da çok yönlü ve zengin bir mirasa sahibiz. Çin’in ilk imparatorluklarını meydana getiren, kuran kavimlerin içinde önemli bir Türk birikiminin de olduğuna da yeri gelmişken değinelim.

Dosyamıza Mimar Sinan Üniversitesi Tarih Bölüm Başkanı Prof. Dr. Ahmet Taşağıl’da makalesiyle katkıda bulunarak konunun analitik bir değerlendirmesini yaptı ve tarihsel yaklaşımda bir perspektif sundu.”



Derinin bu sayısında Prof. Dr. Ahmet TAŞAĞIL, Doç. Dr. Erkin EKREM, Prof. Dr. Salih, ÖZBARAN, Prof. Dr. Zeki ARIKAN, Feyziye ÖZBERK, Doç. Dr. Fehmi KATIRCIOĞLU, Erkan ILDIZ, Prof. Dr. Kürşat YILDIZ, Dr. Mutluhan İzmir, Dr. Uygur Er, Mustafa Koçkaya katkıda bulundu.

Odatv.com
http://www.odatv.com/n.php?n=turkler-uy ... 1207101200
Kullanıcı küçük betizi
nefer
Üye
Üye
 
İletiler: 28
Kayıt: Çrş Oca 21, 2009 2:27

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Mustafa Recep » Çrş Tem 14, 2010 6:49

İşçi Partisi Genel Başkan Vekili Mehmet Bedri Gültekin, Hürriyet gazetesi yazarı Ertuğrul Özkök’e, 6 Temmuz günkü “Birlikte yaşamak zorunda mıyız” başlıklı yazısıyla ilgili bir mektup gönderdi. Gültekin’in mektubu, Türkiye’nin ABD ve Avrupa’nın kucağında giderek büyütülen ve artık sokaktaki herkesin “bölünmeye gidiyoruz” dediği bir ortamda, “bölünsek ne olur ki” aymazlığını yayan yazısına yanıt veriyor ve Türkiye’nin birlik zeminini ve birliğin neden bir seçenek değil, gereklilik olduğunu ortaya koyuyor.

Sayın Ertuğrul Özkök,
Hürriyet Gazetesi Yazarı
Sayın Orhan Bursalı’nın ilgili yazısından hareketle kaleme aldığınız “Birlikte yaşamak zorunda mıyız?” başlıklı makalenizi okudum. Son derece önemli bir konu… Belirttiğiniz gibi konuyu bütün boyutlarıyla ve olası sonuçlarıyla ele almakta ve tartışmakta yarar var.
Söyleyeceklerime geçmeden önce kendimle ilgili kısaca bilgi vermek istiyorum. Tunceliliyim. Kürdüm. 1970 yılından beri aktif olarak siyasal mücadelenin içindeyim. Bu arada dört kez, toplam olarak altı yıl hapis yattım.
Yayınlanmış altı kitabım bulunuyor. Bunlardan ikisi Kürt sorunu ile ilgili. Birincisi (Sovyet Sosyal Emperyalizmi ve Kürt Milli Meselesi) 1980 tarihinde, ikincisi, (2000’lerin eşiğinde Kürt Milli Meselesi) 1993 yılında yayınlandı. Konu ile ilgili bugünlerde piyasaya çıkacak, “Kürt Sorununda Türkiye’nin Çözümü” adlı üçüncü bir çalışmam daha var.
Kısacası tam kırk yıldır hem tarihsel, sosyolojik ve ideolojik düzlemde, hem de politik ve örgütsel düzlemde, Kürt Sorunu üzerine düşünen ve mücadele eden bir kişiyim.
Kendimle ilgili son bir nokta daha: İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısıyım ve Sayın Perinçek’in tutuklandığı 2008 yılı Mart’ından bu yana Genel Başkan Vekilliği görevini yürütüyorum. (“Deli saçması”na maruz kalanların hepsi sizin kadar “şanslı” olmayabiliyor. 8 Temmuz tarihli makalenizde belirttiğiniz Tuncay Güney’in malum “şema”sından dolayı bildiğiniz üzere sayın Perinçek üç yıldır tutuklu.)

Sayın Özkök,
Farklı etnik toplulukların tarih içinde bir araya gelmesi çeşitli nedenlerle ve çeşitli biçimlerde olabilir. Bu “neden” ve “biçim”lerin arasında “zor”un olduğu örnekler de vardır. Ama toplumların beraber yaşamaya devam etmesi ve hatta bu beraberliğin “bir olmaya” doğru evrilmesi ise “zor”la olacak şeyler değildir. Farklı topluluklar, beraberce yararlandıkları ortak kazanımlar varsa, yollarına beraber devam ederler.
Daha öncesine ilişkin tartışmaları tarih araştırmacılarına bırakalım. Bin yıllık ortak tarihimizin önemli dönüm noktalarına bakalım: Malazgirt Ovası’nda Sultan Alparslan’ın 70 bin kişilik ordusunda, Kürtlerin hatırı sayılır bir ağırlığa sahip olduğu bilinir. Binli yıllarda Kürtler, Bizans’a karşı, Türklerle birlikte hareket ettiler.
Son bin yılın ikinci önemli dönüm noktası 1500’lü yıllardır. Osmanlı Safevi kapışmasında Kürtler, ağırlıklı olarak İdrisi Bitlisi’nin gayretleri sonucunda Osmanlı’dan yana tercihlerini kullandılar.
Üçüncü tarihi eşik ise 20. Yüzyılın başlarında aşıldı. Kürtlerin önüne iki seçenek kondu: Dönemin “Süper gücü” İngiltere, askeri gücüyle Bölgeye yerleşti. Irak’ı işgal etti. Kürtlerin önüne “Kürt devleti” vaadini koydu.
Diğer “seçenek” ise, Kürtlerin bin yıldır beraber yaşadıkları Türkler ile bağımsız bir “Ulusal devlet”e yönelmeleriydi.
Yani bugün ABD ve AB tarafından Kürtlerin önüne konan “seçenek” yeni değildir. Kürtler 90 yıl önce bu seçeneği ellerinin tersi ile ittiler. Ki o zaman ayrı bir “Kürt devleti” açısından koşullar, bugün ile kıyaslandığında çok daha fazla olanaklı idi.
Türkler, 1911 yılından beri devam etmekte olan savaşların sonucunda ağır yenilgiler yaşamışlar, İmparatorluk topraklarının önemli bir kısmını kaybetmişler ve çoğunlukta olduğu topraklarda bile köle olmanın eşiğine gelmiş bulunuyorlardı.
İşte “Birlikte yaşamaya mecbur muyuz?” sorusunu gündeme getirmeden önce üzerinde düşünmemiz gereken nokta budur. En zor döneminde bile Kürtler, Türkleri terk etmek yerine “Ya istiklal ya Ölüm” sloganında ifadesini bulan kader birliğini tercih ettiler.

Sayın Özkök,
Kürtlerin, tarihin en zor döneminde almış olduğu tavır, bugün gündeme getirdiğiniz sorunun cevabıdır. “Ateş ve ihanetler” içinde (Nazım Hikmet) ve hayat pahasına yapılan tercihten daha değerli bir şey olabilir mi? O zaman bulmuş olduğumuz cevabı, neden bugün artık cevap olarak saymıyoruz?
Kurtuluş Savaşı’nı biz 1915-1922 yılları arasında verdik. Savaşın ilk yıllarında Doğu Cephesinde Rus işgalcilerine ve işgalciyle işbirliği yapan Ermeni çetelere karşı Kürt-Türk hep beraber verdiğimiz mücadele ve bu mücadelede elde ettiğimiz başarılar ve mevziler, daha sonra Kurtuluş Savaşı’nı başarıya ulaştırmamızı mümkün kılmıştır.
Çünkü o mücadele sayesinde sırtımızı vereceğimiz sağlam bir “cephe gerisine” sahip olduk.
Kurtuluş Savaşının bütün cephelerinde Türkler ve Kürtler omuz omuzaydılar ama Urfa, Antep, Maraş ve Çukurova’da verilen mücadeledeki birliktelik, “Vurun Kürt uşağı namus günüdür” sözlerinde de ifadesini bulduğu üzere türkülere kadar yansıdı.
Bu yıllarda Anadolu’da yirmi üç gerici isyan çıktı. Ve bunlardan sadece biri, Kürtlerin yaşadığı bölgede gerçekleşti. Oysa bu yıllarda İngiliz ajanları Kürt illerinde cirit atıyordu. Türlü vaatlerle Kürtleri isyan etmeye davet ediyorlardı.
Kürtler İngiliz ajanlarının vaatlerine itibar etmedi. Mustafa Kemal’in “Öz kardeşler olarak ortak vatanı savunma” çağrısına uydular.
TBMM’nin İngilizlerin kontrolü altında olan Kuzey Irak’a gönderdiği Özdemir Beyin 1921 ve 1922 yıllarında bölgede gösterdiği faaliyet ve Kürt aşiretlerin Özdemir Bey’le birlikte İngilizlere karşı verdikleri mücadele özellikle öğreticidir.
Özdemir Bey küçük bir kuvvetle Bölgeye gitti. Ama Revanduz’da İngiliz kuvvetleri ile yapılan savaşa beş bin kadar Kürt aşiret kuvveti katılmıştır ve İngilizler ağır bir yenilgiye uğratılmıştır.
Bölgede bilindiği üzere Ankara’nın Hükümet otoritesi yoktu. Tam tersine Kürtlere özerklik, bağımsızlık vb. vaatlerde bulunan İngilizler vardı. Ama Irak’ın Kürtleri, o koşullarda bile Türk askeri ile İngiliz emperyalistlerine karşı savaşmayı tercih ettiler.
Sevr görüşmelerinde Kürtler, emperyalistlerin devlet vaatlerini ellerinin tersi ile ittiler. Lozan görüşmelerinde bütün güçleri ile TBMM delegasyonunun arkasında durdular.

Sayın Özkök,
Hayat pahasına yapılan bu tercih, artık sadece tarihte kalmış olan bir hatıra mıdır? Öyle olmadığı, yirmi altı yıldır devam eden şiddete, binlerce şehide ve sayısız provokasyona rağmen Türk ile Kürdün devam eden birliği ile bir kez daha kanıtlanmıyor mu?
“Beraber yaşamak zorunda mıyız?” sorusu tam doksan yıl gündemimizde hiç olmadı. Şimdi ise ciddi olarak gündemimize girmiş bulunuyor. Ama zannettiğiniz gibi bu “gündeme giriş”, Kürtlerin çabaları sonucunda olmadı.
Tam tersine Kürt yurttaşlarımızın ezici çoğunluğu bugün de, kader birliğini devam ettirmenin çabası içindedirler.
“Kürtlerin, Türklerle beraber yaşamak zorunda olmadıkları” fikrinin sahibi, yüzyıl önce olduğu gibi bugün de Batılı emperyalistlerdir.
Amerika’nın; İsrail’in yanı sıra Bölgede; petrol, doğalgaz ve tatlı su kaynaklarına sahip, nüfus ve toprak bakımından İsrail’den daha büyük; ama varlığı ve yaşaması tamamen kendisine bağlı bir kukla devlete olan ihtiyacı tartışılmaz.
Irak’ın işgaliyle birlikte Bölge’ye yerleştikten sonra Amerika’nın, bu ihtiyacının gereğini yapmak için hangi faaliyetlerde bulunduğu biliniyor.
Avrupa’nın ise, mevcut boyutlarıyla ‘hazmedilmesi zor olan bir Türkiye’ yerine, ‘küçültülmüş bir Türkiye’, her zaman çıkarınadır.
İşte bundan dolayı ‘Kürtler ayrılsın’ fikrinin sahibi Amerika ve Avrupa’dır. Bu temel etkenin yanı sıra, konuyu gündemimize getiren diğer etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
Irak’ın kuzeyindeki Kukla Devlet: Tam yirmi yıldır Amerika tarafından hayata geçirilen bu oluşum, AKP iktidarının son yıllardaki adımları ile artık resmiyet kazanmaktadır. Fiili bir Kürt devleti, giderek daha fazla Kürt kökenli yurttaşımız açısından bir “seçenek” olma özelliğine kavuşmaktadır.
Ankara’daki AKP iktidarı: AKP’nin Amerikan politikalarına kayıtsız şartsız teslimiyeti, Erdoğan’ın Büyük Ortadoğu Projesi’ndeki eşbaşkanlığı ve Abdullah Gül’ün Colin Powell ile imzaladığı gizli sözleşmenin yanı sıra, bu Partinin toplumu, etnik ve dinsel farklılıklar temelinde ayrıştırmayı öngören ideolojisi, milletimizi bölmekte ve sözünü ettiğiniz sorunun gündemimize gelmesinde rol oynamaktadır.
Sekiz yıllık AKP iktidarının bu açıdan ne anlama geldiğini rakamlarla verelim: 2002 yılında PKK’nın silahlı faaliyeti durmuştu ve kitle desteği en alt seviyeye inmişti. Ama 2003 yılı ile birlikte AKP iktidarının da sağladığı elverişli ortamda PKK’nın yükselişi başladı.
2004 yerel seçimlerinde DTP, Batıcı sol grupların da desteği ile ancak yüzde 4 kadar bir oy aldı.
Bu oran 2009 yerel seçimlerinde yüzde 5,6’ya, son kamuoyu yoklamalarına göre ise yüzde 7’ye yaklaşan bir seviyeye ulaştı.
Terörün ulaştığı boyut üzerine söz söylemeye gerek yok. Bütün bunlar AKP iktidarının eseridir.
Batıcı Kürt milliyetçiliği, bütün bu etkenlerin sonucu olarak Kürt milliyetçiliği tarihindeki en büyük etkinlik ve yaygınlığa ulaşmış bulunuyor.

Sayın Özkök,
Bütün bu olumsuz etkenlere rağmen ‘ayrılık’, Kürt yurttaşlarımızın büyük çoğunluğu açısından bugün de gündemde değildir. Bunun birçok nedeni sayılabilir. Ama bu sorun üzerine düşünülürken ilk akla gelen etkenler şunlardır:
Sosyoloji bilimi ‘millet’ tarifini şöyle yapar: “Belli bir toprak parçası (vatan) üzerinde yaşayan, ortak bir dili konuşan, iktisadi yaşantı birliği ile ruhi şekillenme birliğine sahip olan toplum.”
Şimdi bu dört unsur açısından toplumumuza bakalım: Ortak vatanın varlığı tartışmasızdır. Türkçe, bütün Kürt yurttaşlarımız tarafından da konuşuluyor. Hatta Türkçenin; farklı lehçeler, diller ve ağızlarla konuşan Kürt yurttaşlarımız açısından tek ortak iletişim aracı olduğunu söylemek gerçeği ifade etmek olacaktır. Yani ortak dil de var.
İktisadi yaşantı birliği, artık tam anlamıyla gerçekleşmiştir.
Ruhi şekillenme birliği ise yirmi, otuz yıl önce çok daha güçlüydü. Bugün bu koşul açısından daha olumsuz bir durumun olduğu bir gerçek. Ama Kürt yurttaşlarımızın çoğunluğu açısından bugün de milleti millet yapan ortak duygu birliği hâlâ geçerli. Öte yandan Ankara’da milli bir iktidarın varlığı, bu açıdan var olan olumsuzluğu hızla olumluluğa çevirir.
Bu tablo, Türklerin ve Kürtlerin tek bir millet olma yolunda, Cumhuriyet dönemi boyunca yaşanan olumsuzluk ve eksikliklere rağmen çok önemli bir mesafe aldığını gösterir.
Atatürk; “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk milleti denir” ifadesiyle; bir tarihsel eylemin ne anlama geldiğini doğru olarak belirlemiştir. Öte yandan aradan geçen doksan yılın sonunda bu belirleme çok daha ileri boyutlarda hayat bulmuştur.
Bu gerçeklik, “ayrılık”ın neden hâlâ Kürt yurttaşlarımızın gündeminde olmadığını da gösteriyor.

Sayın Özkök,
Kürtler, emperyalistler tarafından önlerine konan “ayrılık” seçeneğinin ne anlama geldiğini, dünyanın başka yerlerinde, özellikle son yirmi yıl içinde yaşanan pratiklerde somut olarak gördüler.
“Birlikte yaşamak zorunda mıyız?” diye soruyorsunuz. Hiç şüpheniz olmasın Kürt yurttaşlarımız, bu sorunun ne anlama geldiğini, yanı başımızdaki Yugoslavya ve Irak pratiklerine bakarak somut olarak görüyorlar.
Yugoslavya’da ülkenin etnik unsurları, bir tek ortak devlette örgütlenmişlerdi, ama yine de aralarında birbirini ayıran çizilmiş sınırlar vardı. Buna rağmen “ayrı yaşama” isteğinin, on yıllık hayata geçirilme pratiğinde, 600 bin kişi öldü. Yani her otuz Yugoslav yurttaşından biri öldü.
Şimdi Irak’ta yeni “sınırlar” çiziliyor. Etnik ve dinsel ayrılıklara dayanan yeni haritalar şekilleniyor emperyalistlerin ellerinde. Bugüne kadar her yirmi Iraklıdan biri öldü ve daha da ölüyorlar.
Türkiye’de ise, ne öyle Yugoslavya’daki gibi çizilmiş olan bir sınır var; ne de Irak’taki gibi, Kürtlerle Türkleri birbirinden ayıracak bir 36. paralel… Gaziantep’ten tutun Kars Ardahan’a kadar uzanan çok geniş bir coğrafya da Türkler ve Kürtler bir arada karışık yaşıyorlar. Batıdaki Kürtleri saymıyorum. Doğu’daki Kürt’ten daha fazla Kürt batıda yaşıyor.
Bu tablo içinde sınır nereden ve nasıl geçecek? Sınırı çizdiğinizde batıda yaşayan Kürtler ne olacak? Böyle bir coğrafyada sınır çekmeye kalktığınız an, bunun; mevcut sistemi ve bu ‘çözümü’ gündeme getiren aktörleri düşündüğümüzde, etnik boğazlaşma dışında bir yolu yoktur.
Yugoslavya ve Irak örneklerini göz önüne aldığımızda bu, emperyalistlerin istekleri uğruna milyonlarca insanımızın yıllardır yaşadığı yerinden yurdundan edilmesi ve ölümü demektir.
İşte her şeyi bir yana bırakalım, sadece bu nedenden dolayı, ‘ayrılık’, Türk olsun, Kürt olsun milletimizin bütün mensupları açısından gündemimizde değildir ve olamaz.
Ayrıca hangi toplumsal sınıfa mensup olursa olsun, bütün yurttaşlarımız büyük ve zengin bir devletin sunduğu olanaklar ile küçük ve fakir bir devlette yaşamak arasındaki farkı bilirler.
İşçi, büyük bir ülkede çok daha kolay iş bulur ve işten sağladığı gelir o oranda daha iyi olacaktır.
Üretici, ürettiğini büyük ülkede daha iyi koşullarda ve daha rahat satabilecektir.
Esnaf için de aynı durum söz konusudur. Keza işadamları açısından da daha büyük ülke, daha büyük pazardır.
Günümüzün yükselen ülkelerine bakın. Çin, Hindistan, Brezilya, İran, Meksika, Arjantin. Hepsi nüfus ve yüzölçümü olarak büyük ülkelerdir.
Ve büyük ülke, kültürel ve bilimsel açıdan zenginliktir.
‘Büyük ülke’, Kürt kökenli yurttaşlarımız açısından İstanbul’dur, İzmir’dir, Antalya’dır ve Çukurova’dır.
İşte bütün bunlardan dolayı, Kürt kökenli yurttaşlarımızın ezici çoğunluğunun gündeminde ‘ayrılık’ veya sizin deyiminizle ‘Birlikte yaşamak zorunda mıyız?’ sorusu yoktur.

Sayın Özkök,
Birlikte yaşamayı, bizim açımızdan artık bir zorunluluk haline getiren etkenleri şöyle sıralayabiliriz:
1. Bin yıllık ortak tarih, birliktelik için çok güçlü bir tarihsel arka plan oluşturmuştur.
2. Geçen yüzyılın başında dünyada ve tarihte örneği az görülen iki büyük eyleme beraberce sahiplik yaptık. Emperyalizme karşı tarihin ilk Kurtuluş Savaşı’nı verdik ve Cumhuriyet Devrimi’ni başardık. Toplumların ortaklaşa gerçekleştirdikleri büyük eylemler, o toplumların milletler haline dönüşmelerinde tayin edici rol oynar.
3. Şemdinli ve Çukurca’nın dükkânlarında İstanbul’da üretilen mallar satılıyor. Şemdinli balının ve Urfa tereyağının ve Van peynirinin alıcıları ise Türkiye’nin dört bir yanında. Kısacası Türkler ve Kürtler, ortak bir pazar etrafında çok sıkı bir biçimde birleşmiş durumdalar.
4. Türkçe; Türk, Kürt bütün yurttaşlarımızın ortak dili olmuştur.
5. Son yarım yüzyıl içinde etnik kökeni ne olursa olsun bütün yurttaşlarımız, işçi grevlerinde, üretici eylemlerinde, gençlik mücadelelerinde, antiemperyalist eylemlerde ve genel olarak bütün demokratik mücadelelerde hep omuz omuza oldular.
Bu birliktelik bugün de sürmektedir. 25 Kasım’daki Kamu Çalışanları mücadelesinde, 4 Aralık’taki eczacı eyleminde, yetmiş sekiz günlük tekel işçilerinin büyük direnişinde, 1 Mayıs’ta Türkiye’nin her yerinde emekçiler hep birlikteydiler.
Bütün bu mücadeleler hep daha güzel bir gelecek içindi.
Ortak gelecek için omuz omuza ayağa kalkan insanlara, “Beraber yaşamak zorunda mıyız?” diye sormak abestir.
6. Kürt yurttaşlarımızın çoğunluğu bugün Doğu, Güneydoğu’da değil Batı illerinde yaşıyor. Kürt akrabası olmayan Türk aile, Türk akrabası olmayan Kürt aile kalmamıştır. Daha doğrusu kimin etnik olarak “Türk”, kimin “Kürt” olduğunun belli olmadığı bir toplumsal bileşim ortaya çıkmıştır. Doğrusu; Türk de biziz, Kürt de biziz; hepimiz Türk milletiyiz.
Milletler de, millet isimleri de tarih içinde ortaya çıkar. Yüzyıl önce Lübnan’dan Latin Amerika’ya giden Hıristiyan Arap, Latin’e göre “Türk’tür”. Yunanistan’a göçen Anadolu Rum’u da Yunanlıya göre Türk’tür.
7. Arkamızda kalan 20 yıllık dönemde BM’ye üye devlet sayısı 160’tan 200’e çıktı. Emperyalizm ezilen dünyadaki her farklılığı iç çatışma çıkarmak ve küçük küçük siyasi birimler yaratmak için değerlendirdi. Artık bu dönem geride kalıyor.
Emperyalizm artık dünya çapında yeniliyor. Ezilen dünyada, küçük küçük devletlerin ortaya çıkması için çalışan Amerika ve Avrupa kaybediyor. “Ayrı bir Kürt devleti” bu kaybeden güçlerin hedefi olduğu için başarı ihtimali kalmamıştır.
8. Günümüzde tarihsel süreç, ezilen dünyada büyük milletlerin ve büyük devletlerin oluşması doğrultusundadır. Halkların çıkarı daha büyük birlikler oluşturmaktan geçmektedir. Nitekim şimdi, Asya’da, Latin Amerika’da ve Afrika’da ezilen milletler ve ülkeler arasında birlik eğilimi kuvvetlenmekte ve buna uygun örgütler kurulmakta ve güçlenmektedir (ŞİÖ, ALBA, ABÖ).
9. Bölgemizin bütün devletleri ayrılıkçılığa karşıdır ve ulusal sınırların korunmasından yanadır. Bunun da ötesinde bölge ülkeleri arasında birlik eğilimi güçlenmektedir. İşgalci emperyalistlerin bölgeden çekilmesi ile büyük birliklerin önündeki en nemli engel ortadan kalkmış olacaktır.
Bölgemiz “Batı Asya Birliği”ne gidiyor. Böyle bir birlik içinde Kürtler için ayrı bir devlet talebinin zemini tamamen yok olmaktadır.

Sayın Özkök,
Bütün sorun şudur: Bu toprakların asıl sahibi ve büyük bir uygarlık birikimin asıl mirasçıları olarak bizler, kimin gündemini takip edeceğiz? Emperyalizmin önümüze koyduğu gündemi mi tartışacağız, yoksa kendi gereksinimlerimizden hareketle belirlediğimiz kendi gündemimizi mi?
Bizim “Beraber yaşamak zorunda mıyız?” diye bir gündemimiz yoktur. Biz birbirimize mecburuz. Bizim, ‘birbirlerinin aklarına saygılı öz kardeşler olarak’ (M.Kemal) emperyalizme karşı sımsıkı birleşerek tam bağımsız, gerçekten demokratik ve müreffeh bir Türkiye yaratma gündemimiz vardır.

Saygılarımla. 10 Temmuz 2010

Mehmet Bedri Gültekin
İşçi Partisi
Genel Başkan Vekili

*Teori dergisinin Temmuz/2010 sayısında Bayram Yurtçiçek ve Kurtuluş Güran’ın, Irak’taki İngiliz işgaline karşı 1919-21 yıllarında yürütülen Kürt ve Arap direnişine, M. Kemal tarafından gönderilen Türk subay ve askerlerinin yardım ve önderliği konusunu inceleyen kapsamlı birer yazıları vardır. Okunmasını salık veririz.


http://www.ip.org.tr/lib/pages/detay.as ... haber=2579
AMERİKANCI GENERALLER DEĞİL KEMALİST PAŞALAR İSTİYORUZ!
Kullanıcı küçük betizi
Mustafa Recep
Üye
Üye
 
İletiler: 417
Kayıt: Çrş Tem 09, 2008 13:11
Konum: sakarya

Re: Birlikte yaşamak zorunda mıyız????

İletigönderen Deli Haydar » Çrş Tem 14, 2010 12:36

nefer yazdı:Haydar bey kusura bakmayın ama ben de sizin haberi veriş biçimizini yadırgadım.Bir taraftan soner Yalçın'ın odatv si diye müstehzi bir ifade ile bahsediyorsunuz.Öte yandan orada verilen habere yorum yapan birinin adını aldığı siteyi burada reklam yapıyor,yetmiyor birde oradan bir yazı ekliyorsunuz.Onun yerine odatv deki haberi alıntılasaydınız çok daha doğru ve iyi niyetli görürdüm sizi.Ayrıca orada başka yorumlarda var.Kazım Mirşandan falan da bahsediliyor.Her sitede kışkırtıcı ,farklı kesimlerden yorumcular oluyor.Odatv deki haberin ve resmin veriliş biçimini eleştiriyorsunuz ama siz bence daha kötüsünü yapıyorsunuz.Merak edenler için ben de odatv deki haberi buraya ekliyorum.
Sayın Nefer,

Ben Türk'ün anlağı ya da varlığı; kısacası uygarlığı ile alay etmeye yeltenenin gözüne çomak sokarım. "Yalçın Küçük-Soner Yalçın'ın Odativi"si ile ilgili şu saptamaları yeniden paylaşmak isterim:

Haydar Bey yazdı:Yeri gelmişken, Yalçın Küçük'ün biricik Odatv'sinin birkaç haberinden dem vuralım:

Odatv'nin Ali Balkız aşkı ile başlayabiliriz. Ali Bey'in bölücü partisi ile ilgili yaptığı çalışmaları ya da Aleviler adına yaptığı açıklamaları sitenin veriş biçiminin oldukça anlamlı olduğunu söyleyebiliriz. Hele ki Ali Bey'in elinden alınan ödülden duyulan mutluluğu görünce anlıyoruz ki, Odatv Ali Balkız'ı çok seviyor!

Lena Umay'ın "o öyle değil, bakın ben size anlatayım" tadındaki yazıları zaten ayrı bir alem: Kimisinde Şah İsmail'i "bilinenin aksine" Kürt yapıyor, kimisinde Bektaşiliği Hristiyanlığa bağlıyor. Neyse ki haberlerin altında yorum bölümü var. Lena Hanım bu vesile ile bilenlerden nasiplenebiliyor...

Kimi zaman "Odatv.com" imzasıyla Zülfü Livaneli aklanıp-paklanıp, yağlanıyor: Mustafa-Veda tartışmaları arasında bir kişinin çıkıp da "arkadaşlar Mustafa belgesel; Veda ise bir film" dememesinden dert yanılıyor! Neyse ki Odatv var da, söylenmeyen dilleniyor!

Kimi zaman da "demek Nazlı Ilıcak gazeteciliğe geri dönüyor" sevinç çığlıkları ile Nazlı Hanım kaşla göz arasında "gazeteci" yapılıveriliyor. Ofer'in Twitter Pompalamacısı Oscarları'nın en özel kareleri sitede yer buluyor; Odatv'nin gediklisi Oray Eğin, Ahmet Hakan Coşkun, Nazlı Ilıcak ve Gülben Ergen Erdoğan ile birlikte objektiflere gururla gülümsüyor...

Gün geliyor, İhsan Doğramacı badem gözlü yapılıyor...

Gün geliyor, Ahmet kızı Sanem, Ertuğrul Özkök'ün eşi Tansu Özkök ve Nursuna Memecan ile yaptığı "derinlemesine söyleşiler"den dolayı bravo alıyor. Ardından, Uğur Mumcu ile büyükleri arasında yıllarca süren "kan davası"nı sürdürmeyip, Mumcu'nun kızı Özge ile söyleşebilme "yüce gönüllüğü"nü gösterdiği için bu kez de tebrik ediliyor...

Kısacası, Odatv'nin daldan dala savrulurken devirdiği çamların sayısı günden güne artıyor...
Haberlerinin altına yaptığım yorumları ne kadar törpülesem-sulandırsam da demek ki hala bir yerlerine battığı için yayımcılar bir türlü yayınlayamıyor... Bizimkileri yayınlayamıyor ancak önüne gelen "Türk ve uygarlık düşmanı" hainlerinkini seve seve yayınlıyorlar neden ise! Zamanında sormuştuk, "Odatv herkesi seviyor da, bir bizi niye sevemiyor" diye...

Bir değil ki, onu aştı sözde sıkıdenetim karşıtı Odativi'nin yediği naneler!
Evet... Kendisinden çokça da yararlanıyoruz. Ancak sıkça mide de bulandırabiliyor Küçükzadetivi...

Bugün de tutmuşlar, uygarlığın ateşini elinde tutan Türk'ü uygarlık ile tanıştırıyorlar. Bilim ve Ütopya'nın yayımladığı haberin içeriğini bilemem ama başlığı öyle değil. E tabii gazetecilik bu değil mi: Başlık da, resim de çarpıcı olmalı: Çek bir 1071, bol barbar olsun!

Başlarına, "uygarlığı yaratan Türk" kadar taş düşsün, he mi!



Gelelim yukarıdaki habere...

Odativi'nin yorum bölümünde, ağzından taşan salyalar ile "Türk'e saldıran" birinin kullanıcı adıdır, yukarıdaki haberi yayınlayan site. Nereden nereye...

Artık çok daha açık bir biçimde görüyoruz ki:
Yeni bir başlangıç öncesi sona yaklaşıyoruz, Allah'ın izni ile...

Sona yaklaşır iken de kimi dostumuz "imzalı halkoylaması" diyor, kimisi "Kürtler zaten ayrılmayı istemez"... Biz de kimler ne istiyor, ne diyor göstermeye çalışmışız... Bizi böldüler ya, gidip de öte yana bakmışız.

"Öte yan" neresi derseniz orası da pek karışık... Öte yan hem ötede, hem içimizde...
Bakınız insancıl gezginimiz, duygu adamımız Nazım Alpman neler söylüyor... Haberi okuduktan sonra bu yorum oldukça tanıdık geliyor sanki! Salık yönetmenimiz Başkomutan sağolsun...

Bu işler böyledir işte, kanırta kanırta...

Federasyon... Tartışalım... Kart-Kurt...
Çekiç güç... Gerilla... Muhatap... Severek ayrılalım!




Sonra gelelim İsrail Dışişleri Bakanlığı'ndan Oded Yinon'a...

Kendisinin "1980'lerde İsrail İçin Strateji" başlıklı bir raporu var...
Bu rapor UNESCO'nun 1982'de aldığı kararlar ile birebir örtüşür imiş...

UNESCO'da 1982 yılında ne oldu ise, bir anda: "Bugüne dek 'kültür'ün ulusal tanımını kabul ediyorduk; ancak bundan sonra (1982) UNESCO yönergelerinde 'kültür' dediğimiz her yerde siz bunu 'antropolojideki tanımı ile -yani ulusal değil, tersine etnik ve mezhepsel kültür olarak- anlayınız" denmiş...

Peki "ulusal" neden bırakıldı da, "etnik-mezhepsel" kaşıntı başladı... Tıpkı Birinci Dünya Savaşı öncesi uyandırılan "ulusalcı akımlar" gibi, değil mi! Peki, 19'uncu yüzyılda en çok hangi "imparatorluk" zarar görmüştü bundan...

Ayrılıkçı terör Birleşmiş Milletler eli ve bu örgüte bağlı eğitim, bilim, kültür örgütü UNESCO'nun kararları ile palazlandırılıyor... Ulus-devletleri yıkmaya yönelik "halkların kendi yazgılarını belirleme hakkı" ilkesi ilk kez 16 Aralık 1966'da imzalanan Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal ve Kültürel Haklar Sözleşmesi'nde yer alıyor... 1975'teki Helsinki Sonuç Bildirgesi ha keza... Ve daha nicesi...

Adım adım...
Ağır ağır...

Haşlanan kurbağa gibi ılık ılık...

Sindire sindire...
Kanırta kanırta...
Hazmede hazmede...


Şimdi ise önceden yaşanmış bir süreci yeniden izliyoruz: Türk yok, Türklük yok...
Ama sürüsüne bereket, yakında aile-aile bölecekler: Herkes var!

Ama tasalanmayalım ne söylüyor idi:

"Bizim aramızda yaşayan, siyasi ve toplumsal bağlarla Türk Ulusu'na iye olan tüm vatandaşlarımızı biz kendi insanlarımız olarak düşünürüz: aralarında 'Kürtçülük', 'Çerkezlik' ve hatta 'Lazlık' gibi düşünceler ve duygular yerleşmiş olsa bile, onlar bize iyedir. Varolan yanlış anlayışlar ancak saltçılık yönetimlerinin ve uzun süren tarihsel baskıların ürünüdür ve biz en içten çabalarımızla bunları ortadan kaldırmayı görev sayıyoruz.

Diyarbakırlı, Vanlı, Erzurumlu, Trabzonlu, İstanbullu, Trakyalı ve Makedonyalı hep bir ulusun çocukları, hep aynı cevherin damarlarıdır. Bu damarlar birbirini tanısın. Bu dediğim şey olduğu zaman, başka bir alem görülecek ve dünyayı şaşırtacaktır. Türk'ün varlığı bu çağdışı aleme yeni ufuklar açacaktır
" diyen Gazi Kemal Atatürk:

"Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacak'"

İnsanlık uygarlıktır!
Odativi'nin kulakları çınlasın, "Türk kimin adıdır" demiş idi, Gazi Kemal Atatürk...

Siz de haklısınız elbet...
Öyle ya, bu ihanet günlerinde Odativi'nin ettiği, "tivi"de kulak kalır...
Feragat-ı nefs.
İstihkar-ı hayat.
Kullanıcı küçük betizi
Deli Haydar
Meydan Delisi
Meydan Delisi
 
İletiler: 714
Kayıt: Çrş Eki 14, 2009 11:21

Önceki

Şu dizine dön: Genel - Güncel Konular

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

cron

x