
TOP'LU İĞNE 36 HARMANIM BEN HARMANIN SİZE YENİ HARMAN SUNALIM
Bu kez ben yazamadım , bu kez onlar yazdı..
YENİ HARMAN DERGİSİ SAYI: 142 HAZİRAN 2010-06..
RÖPORTAJ: TANLA SILAY
Ben de gençtim, bunlar da gençti... Bugün iktidarın tepesinde olan bazı adamlar benim koynumdan geçti...
Barbaros ŞANSAL
(...)
Türkiye için ne öngörüyorsunuz?
- -1 milyon ölü, 30 milyon işsiz görüyorum. Bakın bugün IMF, İtalya’ya derhal kendini toparla baskısını yapıyor. İngiltere 25 milyon pound kemer sıkma politikasına gidiyor. Türkiye’yi çökmekte olan Avrupa’nın içine çekmeye çalışıyorlar. Hasta adam Avrupa, Türkiye hasta adam olmadı hiçbir zaman olmaz. Anadolulu toprağına bağımlıdır. Anadolu bunu yemez. Anadolu’ya cep telefonu da verseniz LCD televizyon da verseniz alır, ama anlamaz ki. Eczacılık Fakültesi’nde çok güzel bir örnek verdiler: Reçeteyi suyun içine koyup öyle içen hastalar varmış. Böyle bir ülkeyle başa çıkamazsınız. Bizim insanlarımız sağduyuludur. Ben hep güvendim. O yüzden başıma hiçbir şey gelmedi. Düşünün ben tercih ve yönelimleri marjinal ve radikal sayılabilecek, ağzına geleni beyninde süzgeç kullanmadan söyleyen biriyim. Düşünsenize Türkiye’de bütün ulusal medyada yasaklı olan Doğan, Doğuş, TRT, Fox hepsinde birden.
Sizinle ilgili haberlere göz attiğımda çok fazla röportaja, habere rastlanmıyor.
- -Yasak. İki kere televizyon programı yaptım yayından kaldırıldı apar topar.
Takmışlar size galiba…
- -Taksalar keşke nerde. Dul geldim, bakire gideceğim. Bunlarınki kanca değil düğme ancak iliklenir. Ben de gençtim, bunlar da gençti. Bugün iktidarın tepesinde olan bazı adamlar benim koynumdan geçti. Bütün korkuları bu. İnsanlığın ortak korkusu yoktur. Kimisi homofobik kimisi skiofobik(gölge korkusu). Bunlar korku imparatorluğu yaratıyorlar..
(...)
Türkiye’deki tekstil, üretim ve ticareti üzerine ne düşünüyorsunuz?
- -Şu an Türkiye’de kefen bezi yok biliyor musunuz! Polyesterlerle gömüleceksiniz. Çürüyemeyeceksiniz bile. Pamuğu da imha ettiler. Cumhurbaşkanımız Hindistan’a gitti, pamuk için. Hayvancılık bitti, yün bitti. Cumhurbaşkanlığının bayrağı al sancaktır. İpekten atlastan olmalıdır. Polyesterden yaptılar. Bugün yatan bir hastanın kıçına 30 yıllık don veremediği için bu ülke açılan yarayı 9 bin liraya tedavi ediyor. Köklüler sizi ahirete götürürler ama o paraların üzerine koydukları parti binalarının ve üniversitelerin ve havraların önüne yaptıkları o büyük kapılar Cennetin kapıları değildir. Cehennemin kapısıdır, üzerinize kapanır. Dogmatik kavramları insanlık 21.yy başında sorgulamaya başladı bile. Neye göre senden olmayanı ötekileştir ve yaftalaştır, gelsin bakalım aileden sorumlu homofobik sağlık bakanı Siirt’i anlatsın. Olayı kapattılar. Kim bunun bedelini ödeyecek. Alan razı veren razıymış. Ben de vereyim o zaman mercimeği fırına…
Peki ülkenin durumu boyle gözler önüne serilince daha çıkmaza giriyor insan. Siz gençliğe güveniyor musunuz?
- -Tabii ben gençliğe güveniyorum. Siz benden gençsiniz. Ben Semra Özal’a dikiş diktim. Berna Yılmaz’a da Tansu Çiller’e de, Süleyman Gündüz’ü de tanırım ama ben dönmelerin başını da tanırım, genelev koruyucusunu da tanırım. Çünkü hepsi insandır. Ben Erbakan, Ecevit ve Türkeş’in koalisyon yaptığını da gördüm bu ülkede, bu hiçbir şey. Bunlar açlıkla terbiye etmeye çalışıyorlar ülkeyi. Lale festivalinde 15 gün için harcanan parayı gördünüz. Hadi laleden geçtim o lalelerin tanıtımı için asılan plastik afişleri gördünüz. Bu nasıl bir çevrecilik! Ardında 250 yıllık çöp bıraktılar. Haziran ayında uluslararası erozyon sempozyumu icin Çorum’a davet edildim. Ben bu erozyondan bahsedeceğim ama beşeri erozyondan. Hepsi kaydediliyor bunların bir yere.
Şuursuzbir millet olduğumuz defalarca kanıtlanıyor, hakikaten kaydediyor muyuz sizce?
- -En azından ben ve benim gibiler ediyor. İnanilmaz belgeler ve benim elimde. Gelsinler bilgisayarlarımı, dosyalarımı alsınlar. Belgeler benim beynimde. Başbakanlık TC Arşivlerindeki arkadaşlar OSE onur başkanı sıfatiyla Einstein’in Türkiye’de çalışma yapabilmeleri için İsmet İnönü’nün imzaladiği belgeleri çocuklar getirip elime veriyorlar. Herkes rahatsız. Ülkemiz uzerinde oynanan oyunlardan siz de anneniz de başörtülü kadın da rahatsız artık. Çünkü hep fakir edebiyatı, hep ajitasyon. Halbuki onlar yüzme havuzlu villalarda, altlarında kurşun geçirmez arabalarıyla dolaşıyor. Çin malı ucuz oyuncaklar dağıtıp, 5 milyon sadaka verip geçiştiriyorlar. Sadakayı hak etmiyor bu millet. Bizim hemzemindi saraylarımız basamak yoktu. Şimdi Dolmabahçe sarayının ahırındalar. Önündeki halka ait otobus durağını kaldırttılar. Bitişiğindeki iskeleyi yaktılar. Aman etrafımızda olmasınlar. Başbakanın küçük oğlunun askerlik raporu Yavuz Semerci’deydi. Hadi çıkarın bakalım ortaya, hodri meydan! Acaba kaç para aldı o raporu ortaya çıkarmamak için. Neden acaba küçük oğlu askere alınmadı. Hani askerlik yan gelip yatma yeri değildi. Ben her şeyden haberdarım. Bir ülkenin kaderini en güçlü kadının terzisinin aynasından gözetleyebilirsiniz. O güçlü kadınlar maalesef o güçsüz adamların boşboğazlıklarını ağızlarından kaçırıyorlar.
Güçlü adamlar, güçsüz adamlar derken!..
- Hep beraber Silivri’ye geçeriz buradan… (gülüyor)!
Tehdit aliyor musunuz hiç?
- -Hayır.
Örgütlü olmadığınız için mi?
- -Aynen. Eğer birey olursanız sıkıntı yok. Ben özgür irademle eleştiri hakkına sahibim.
Bir örgüte katılmayı düşünüyor musunuz?
- -Benim bir örgütum var. Türkiye genelinde 140.000 kişilik bir ordum var. Parmağımı şaklatsam sokağa dökülürler. Ama yapmam, ben bir lider değilim. Ahmak değilim. Ben o çocuklar icin fedakarlık yapıyorum. Ayaklarına kadar gidip, bilgimi, tecrübelerimi paylaşıyorum. Neleri yapmamaları gerektiğini anlatıyorum. Ben bu yıl “Düşündüğün dilde seviş, düşmanının dilinde savaş” diye bir slogan seztim. Bir çok üniversite buna karşı çıktı. Ayyy seviş deme, savaş deme. Peki düzeltiriz dedik. ”Kendi dilinde sev, düşmanının dilinde sav” dedik. Bravo alkış derken pankartlar asıldı. Ben konuşmaya başlarken şunu söyledim. Bakın arkadaşlar size fazla gereksiz müstehcen görülerek engellenen ve kesilen iki küçük eke bakın ne çiktı: iş ve aş.
(...)
Siyasete girmeyi düşündünüz mü peki?
- -Pavyon şarkıcılarının, fahişelerin olduğu, tavanında mercimek köftesi olan yerde benim işim yok. Meclisin yüzde 30’u bağımsız olmadığı sürece bu iş düzelmeyecek. Atatürk, Meclisi ve sarayları halka bırakmıştır. Halkın malıdır bunlar. Ama millet giremez oraya bir tanıdığı olması lazım. Bakın İsmet İnönü zamanında başlayan bir süreçtir bu Türkiye Cumhuriyeti’ni bugüne getiren, CHP tek partili iktidarıyla yerleştirmiştir içine her şeyi. Bana soruyorlar; senin gibi ulusalcı bir insan nasıl CHP ye karşı, diye. Cumhuriyet Halk Partisi bu ülkenin başına gelen en kötü şeylerden biridir. AKP bile CHP kadar tehlikeli değildir. AKP, çünkü stratejileri olmayan dış güçlerin yönettiği distributördür. Devlet Outlet. Acaba Hoca Ali Riza’nın milli kütüphaneden çıkarılıp sergilenme yetkisini kim veriyor! Kütüphanelerimiz de özelleşiyor, onları da satıyorlar. Abdülmecit dönemi zamanında da bunlar yaşanmıştı damatlar yüzünden. Ama damatların iki gömleği vardır; biri bayramlık biri idamlık. Çok dikkatli olmaları lazım. Vatan caddesine 3. Anıt mezarı koyarız. Sırayla artık turistik gezi düzenleriz. Bunu astık, bunu öldürdüler, bunu katlettiler diye…
(...)
Röportajın tamamı: http://barbarossansal.blogspot.com/

