
Devrimci, yurtsever Cumhuriyet savcısı Doğan Öz'ün Gladyo tarafından katledilişinin 33. yılındayız. Cumhuriyet Devrimi'nin şehidi Doğan Öz'ü, uğruna şehit düştüğü gerçekleri paylaşarak, Gladyo iktidarıyla savaşarak anıyoruz.
Devrimin ruhu, savcının karakteri
"Cumhuriyet savcıları! Meriç kıyılarında çalışan Türk köylüsünün kaybolan sabanlarından tutunuz da, bu yurtta yaşayanların uğrayacakları en ufak bir haksızlıktan, hatta Bingöl dağlarının ıssız kuytularında nafakalarını bekleyen öksüzlerin göz yaşlarından siz sorumlusunuz!". Devrimin genç Adalet Bakanı Mahmut Esat Bozkurt böyle tanımlıyordu Cumhuriyet Savcısının görevini. Cumhuriyeti ve halkın hakkını savunmak!
İşte Doğan Öz'ün hayatı Mahmut Esat'ın savcılara yüklediği o sorumluluğun örneğidir. Diyarbakır'dan Denizli'ye, Konya'dan Mardin'e hep halkıyla bütünleşen, sistemin asalaklarıyla mücadele eden, Cumhuriyet Devrimi'ne yönelen her tehtide göğüs geren devrimci bir yurtsever.
Cumhuriyet Devrimi'nin savcısı
Köy Enstitülü bir babanın oğlu olarak 1934 yılında Bolvadin'de dünyaya geldi. 1959 yılında Hukuk Fakültesi'ni bitirdi.
İlk tayin olduğu yer Diyarbakır Çermik'ti. Bir jandarma onbaşının, ağanın adamları tarafından öldürülmesinden sonra olayın 15 yoksul köylünün üstüne yıkılmasına göz yummadı. Yoksul köylüleri serbest bıraktı. TGB'nin okul yaptığı Diyarbakır Bismil Cumhuriyet Köyü'nde ağa tarafından katledilen yoksul köylüleri düşündükçe yıkılan Cumhuriyet'imizin vicdanlı, yürekli savcılara, Doğan Öz'e ihtiyacını yüreğimizde hissediyoruz.
Haçlı irticayla mücadele
1966 yılına gelindiğinde Doğan Öz, bu kez Konya'da gericilikle mücadele ettiği için hedef tahtasına oturtuluyordu. Mücadele Birliği isimli şeriatçı faaliyetler yürüten bir derneğin kapatılmasını istemiş, dernek 1971'de mahkeme kararıyla kapatılmıştı. Dava sürerken Yeniden Milli Mücadele isimli dergi Doğan Öz hakkında "Melun Savcı", "Savcı Doğan Öz'ün akıbeti", "Doğan Öz şimdi de bölücülük yapıyor", "Doğan Öz'ün marifetleri" manşetleriyle kışkırtıcı yayınlar yaptı. AKP'nin en önemli isimlerin Cemil Çiçek ve Melih Gökçek de bu örgütün üyesiydiler.
24 Aralık 1969 günü Mücadele Birliği Derneği üyeleri "Sosyalistlere alet olan devlet görevlilerini protesto etmek" için Doğan Öz'ün evinin bulunduğu cadde üzerinde yürüyüş gerçekleştirdiler. Yürüyüş sırasında Doğan Öz'ün evi taşlandı. Oysa dönemin Konya Valisi provokasyon olacağı konusunda defalarca uyarılmıştı. Yürüyüşün yapılacağı gün İlhami Soysal, Akşam gazetesinde provokasyona işaret eden bir yazı kaleme almış ve yürüyüşü düzenleyenleri saymıştı:
"Komite İslam Enstitüsü'nün, Eğitim Enstitüsü'nün öğrencilerinden kurulu. Ardından Mücadele Birliği Sancakları, Milliyetçi Öğretmenler Derneği, Ticaret ve Sanayi Odaları, Komünizmle Mücadele Derneği, İmam Hatip Okulları, Kuran Kursları Dernekleri, Mukaddesatçılar, Muhafazakârlar, AP'liler, MHP'liler var. Nurcular var. Süleymancılar var. Bu kuruluşlar, bu akımlar hiç değilse gönülden bu gösteriyi destekleyecekler."
Devlet gözetiminde Cumhuriyet'in savcısına provokasyonda bulunuluyordu artık.
Üç fidan için
1972 yılında Deniz Gezmiş, Hüseyin İnan ve Yusuf Aslan'ın idam edilmesi üzerine ölüm cezalarına karşı kampanya yürüttü. Adalet Bakanlığı tarafından hakkında soruşturma açıldı. Kınama cezası aldı.
Özel yetkili mahkemelere karşı mücadele
Bugün F tipi savcılar, "özel yetkili" olarak Cumhuriyet Devrimi'ne karşı dibine kadar hukuksuzluğa batarak Ergenekon, Balyoz operasyonları gerçekleştirirken, Doğan Öz, 1973 yılında faşist dikta adına devrimcileri yargılayan, dönemin "özel yetkili mahkeme"leri DGM'lere karşı imza topluyordu. Cumhuriyetin savcısı faşizme karşı Cumhuriyet'in hukukunu savunur, F tipi Gladyo savcıları Cumhuriyete karşı Amerikan faşizminin!
Kontrgerilla'ya karşı mücadele
Doğan Öz, 1977 yılında Ankara'ya savcı yardımcısı olarak atandığında Türkiye, Kontrgerilla'nın katliamlarıyla 12 Eylül'e sürükleneceği bir provokasyon ortamına sahne oluyordu. Doğan Öz, bu cinayetlerin üzerine giderek Kontrgerilla'nın varlığını tespit ediyordu.
Bir devrimci gencin, Naci Üner adlı ülkücü tarafından öldürüldüğünü saptaması üzerine ülkücü komandoların karargâh olarak kullandığı Site Yurdu'nu arattı. 1978'de Site Yurdu'na ancak izin verirlerse polis tarafından girilebiliyordu. Doğan Öz, polisin olayı kapatma tehlikesini gördüğünden, bizzat aramanın başına geçti. Naci Üner'i ve olayda kullanılan silahı yurtta yakalattı. 60 ülkücüyü gözaltına aldı.
Bunun üzerine MHP Grup Başkanvekili, Meclis'te Doğan Öz'ü hedef gösteren bir konuşma yaptı.
Bu konuşmadan 20 gün sonra, 24 Mart 1978'de, Doğan Öz Ankara Kızılırmak Sokak'ta 6 kurşunla şehit edildi.
"Cinayeti 18 kişi görmüştü, ancak ikisi çok yakındaydı. Biri binanın kapıcısıydı, diğeri ise 20 metre arkadaki arabada bulunan ODTÜ'lü bir öğretim üyesi...
İkisi de mahkemede tanıklık yapmayı kabul ettiler.
Tesadüfen yakalanan İbrahim Çiftçi, eşkale tıpatıp uyuyordu. Kapıcı, 5 kişilik bir grup içinde Çiftçi'yi hemen tanıdı. Ancak, öğretim üyesi "Bu değildi" dedi.
Sorgusunda cinayeti üstlenen Çiftçi idama mahkum edildi. Ancak o günlerde Çiftçi'nin avukatları Başbakan Bülent Ulusu'ya bir mektup yazıp, müvekkillerinin "Milli Savunma Bakanlığı'nda bir dosyası bulunduğundan" söz ettiler. Mektupta, sanığın, bir "devlet görevlisi" olduğu iması vardı.
Askeri Yargıtay, kararı bozdu. "Bir kapıcının teşhis ettiği sanığı kültürlü bir öğretim üyesinin teşhis edememiş olması"nı gerekçe gösterdi.
Mahkeme yeniden idam verdi, karar ısrarla, tam 4 kez üst mahkemeden döndü ve sonunda Çiftçi beraat etti.
Yıllar sonra, MHP'ye genel başkan adayı oldu.
"Katil O değildi" diyen öğretim üyesine gelince...
O, cinayetten 3 yıl sonra, dava sürerken ABD'ye gitti. Bir süre kaldıktan sonra döndü. Yıllar sonra da siyasete atıldı."(Can Dündar-24.03.1999)
Gladyonun hukukunda Cumhuriyet Devrimi'ni savunmak suç, devrimcileri katletmek serbest!
Cinayetin şifresi Doğan Öz'ün çekmecesinde
Cinayetin arkasından Doğan Öz'ün çalışma masasının çekmecesinde Kontrgerilla'yı tespit eden bir rapor bulundu. Rapor, Kontrgerilla'nın doğrudan ABD kontrolünde CIA tarafından örgütlendiğini açığa çıkaran şu ifadeleri içeriyordu:
"Şiddet olayları, anarşik eylemler olarak nitelendirilebilecek kadar basit değildir. Amaç, demokrasi umudunu yok etmek; onun yerine faşist düzeni gündeme getirmek ve bütün unsurlarıyla yürürlüğe koymaktır. Böylece ABD ve çokuluslu ortaklıklar, Ortadoğu sorununu büyük ölçüde çözmek amacını gütmektedirler. Bize göre bu sonuca ulaşmada CIA, Kontrgerilla gibi gizli örgütlerin yönlendirmesi vardır. Bu örgütler, devlet aygıtını geniş ölçüde kendi amaçlarına uygun şekle dönüştürerek demokrasi düşmanı akımları iktidar yapmayı öngörmüşlerdir."
Bugün Oral Çalışlar gibi sapı silikler, Hüseyin Gülerce gibi F tipi Gladyo'nun yalan makineleri bu cinayetle ilgili CIA'yı perdelemek için utanmazca yazılar düzdüler. İşte bu rapor aslında bunun cevabıdır. Doğan Öz, Türkiye'nin 12 Eylül faşizmine teslim alınması için CIA tarafından Kontrgerilla'nın örgütlendiğinin, anarşinin ve katliamların kaynağının ABD olduğunu tespit ettiği için katledildiğinin belgesidir.
Şair Doğan Öz
16 Mayıs 1974'te Mardin'den çocuklarına yazdığı mektup bir devrimcinin hayat parolasıdır: "Anneniz ve ben yalnız insanları sevdik. Yalnız toplumun mutlu olmasını istedik. Yalnız kendimizden verdik... Hiçbir şeyden yılmayalım. Başarılarımıza hiç korkmadan yürüyelim. Yeni bir tür insan, yaratıcı insan olmaya yürüyelim."
O toplumcu, devrimci duyarlılığı kaleminden şiir olup akmıştı Doğan Öz'ün aynı zamanda.
Son sözü onun şiirine bırakalım:
Dostlar biz ölmeyiz savaşta
Yarının doğması bizden yana
Koş anadolum kurtuluşa
Koş yoksul uluslarla
Kötülerin savaşına savaş açtık
Hak bizden yana
Gelin dostlar bu da bir teklif;
Savaşa savaş açalım
Çocuklarımızı solukbenizli yapanın savaşına
Kırlarımızı ıssız koyanın
Savaşına
Vietnam'da köy yakanlara
Tüm fukara halkları yıkanlara
Korkarlar inan
Gelin bu işi yapalım
Kuyruklu arabalı
Son model silahlı
İtlerle onların ortakları
Gelin dostlar savaş açalım
Yarının güzelliğini engelleyene
Tayfun Taşlıoğlu / tgb.gen.tr


Ekim ayına gelindiğinde yeni bir katliam yaşandı. Daha sonra kamuoyuna "Bahçelievler Katliamı" olarak adlandırılacak yedi Türkiye İşçi Partili (TİP) gencin 8 Ekim 1978’de öldürülmesi, polisin ülkücülerin karargâh olarak kullandıkları yerleri daha yoğun izlemesine neden oldu. Katıldığı çeşitli eylemlerle göze batan İbrahim Çiftçi, bir genç kızın yoluyolunu kesip tehdit edince gözaltına alındı. Sorgulaması sırasında polislerden biri, Çiftçi'nin Savcı Öz'ün katilinin tarifine çok benzediğini fark etti. Çiftçi, tanık Hayati Erdoğan'la yüzleştirildikten sonra inkârdan vazgeçip "Öz'ü öldürdüm" diyecekti. Dava dosyasına giren ifadesi şöyleydi: "Savcı Yardımcısı Doğan Öz'ü, ... eski Ankara Ülkü Ocakları İkinci Başkanı Hüseyin Demirel ve halen Muzaffer Üstünel adlı şahsı öldürmek suçundan hakkında gıyabi tutuklama müzekkeresi bulunan Hüseyin Kocabaş adlı şahsın verdikleri talimat üzerine öldürdüm. Bu şahıslar bana Doğan Öz'ün Site Yurdu’nu arattığını ve ayrıca Ülkü Ocakları’nı kapattırmak için çalıştığını söylediler. Hüseyin tarafından bana verilen tabanca 14'ü idi."
İbrahim Çiftçi çıkar çıkmaz İLKSAN'a müdür tayin edildi. Daha sonra, devletten ihaleler alan bir işadamı oldu. MHP Genel İdare Kurulu üyeliği yaptı, iş ortağının şüpheli bir biçimde öldürülmesinin ardından gözaltına alındı. 1996 yılında, Milliyet Gazetesi’nde yayımlanan bir röportajda "Bizi kullanıp dışladılar" diyen İbrahim Çiftçi, aynı röportajda şunları ekliyordu: " 12 Eylül öncesinde ülkücüler silahlı eylemlere itildiler, eylemlere taraf yapıldılar. Devlet, 12 Eylül öncesi örtülü harp dediğimiz dönemlerden geçerek bugüne gelmişse ülkücülere açıkça teşekkür edilmesi gerekirken, kendisini yıkmak isteyen güçlerle aynı kefeye konuldu. Tabii ki kırgınız." Çiftçi, 17 Haziran 1997'de yapılan MHP Kurultay'ında Genel Başkan adayı oldu. Devlet dairelerine akaryakıt satan şirketler kuran Çiftçi ihalelere giren bir işadamı!
Haluk Kırcı, daha sonra anılarında pişmanlık duymadığını belirteceği, “O gecenin yaşanması gerekiyordu” diyeceği katliamı 1980 yılında verdiği ifadesinde şöyle anlatıyordu: “yatırdık. Ne yapacağımız konusunda talimat almak için Abdullah’a (Çatlı) birini gönderdik. Abdullah eter ve pamuk verip, ‘Hepsini teker teker bayıltıp öldürelim’ demiş. Dışarı çıkıp arabada bekleyen Abdullah’la konuştum. ‘Evde öldürmek zor olacak, ikişer ikişer götürüp öldürelim’ dedim, ‘olur’ dedi. İki kişiyi ‘Büyük Reis’in arabasına bindirip Eskişehir yoluna götürdük. Müsait bir yer bulup ikisini de yere yatırıp üçer el kafalarına ateş ettik. Geri döndük. Böyle zor olacağını anlayınca Abdullah, ‘tek tek boğalım bunları’ dedi. Bir tanesini zorla boğdum, diğer dördünü bu şekilde öldürmek de zor olacaktı. Arkadaşları gönderdim. Sonra da sedirin üzerinde bulunan dört kişiye yakın mesafeden ateş ederek mermilerin hepsini boşalttım. Silahı da götürüp Abdullah’a verdim.”

