
2009 Aralık ayındayız; Türkiye’nin genel manzarasına ve anlık karelere bakın:
Umumi Manzara; Büyük Kürdistan hayâli gerçekleşmekte... Enstantaneler; Türk Ordusu, darbe iddialarıyla fiilen olmasa da, Silivri’de tutuklu... Oraya, yeni generaller bekleniyor... Bütün milli, manevi değerler, hatta Atatürkçülük -milliyetçilik- kemirilmekte. Sözde aydınlar ve yalaka yazarlar, ihanet cezbesi içinde... Orduyla, komutanlarla açıkça alay ediyorlar artık! İktidar ya gafil, ya da aciz... Kurumlar hırpalanıyor, Cumhuriyetin kaleleri düşüyor... Ordunun geleneksel irfan kaynağı Kuleli Lisesini otel yapmak isteyen “soldan geriye dönmüş” bir bakan, “Balo Cumhuriyeti sona erdi” diye, 1. Cumhuriyetin sonunu “müjdeliyor”... Atatürk ülkeyi, milleti, hilafetten, tarikat ve cemaatlerden kurtarmıştı, şimdi ülkeyi Atatürk’ten ve Cumhuriyetinden kurtaracaklar!... Bir AKP milletvekili kadın, Anayasadan “Türklüğü çıkaracağız” diye şecaat arz ediyor!
Ve bu bağlamda, bölücüler zafer şenlikleri yapıyorlar. Son ihanet “karesi”; TBMM’de güya milletin vekili, hakikatte PKK’nın vekili ve “onursal” lideri, kimilerine göre “Sayın APO” nun has adamı sözcüsü, Ahmet (neden-nasıl) Türk, bu eylemlerin haklı olduğunu söylüyor! Yapılanlar APO’nun, yaşam koşullarının ağırlaştırılması karşısında “haklı” tepkilermiş. Koşulların “ağırlaştırılması”, eskisine göre “17 santim”. Fakat bu devletin Adalet Bakanı, süklüm püklüm, mazeret serdediyor! Bu konunun ortaya atılması ve kamuoyunda tartışılması bile, yıllardır APO hususundaki gaflet ve aczin hazin -inanılmaz- öyküsü! Binlerce insanımızın katili olarak, açık yargılandıktan ve idam hükmü verildikten sonra, AB/ABD dayatmalarıyla hâlâ yaşaması, yaşatılması, terörle mücadelede hükümetlerin gösterdiği gafletin tablosu... Şimdi, Adalet Bakanının bu hususta savunma halinde olması da devletin onuru açısından hazin! T.C. Bakanının, bu adamların yüzlerine karşı, “Hâlâ yaşamakta olmasına şükredin” demek yakışırdı. Ama nerede o eski “devlet” ve nerede o eski Adalet Bakanları?
Fakat maksat APO’nun “yaşam koşulları” değil. Asıl amaç daha önemli!
APO’nun, AİHM hüküm ve maddelerine göre, yeniden yargılanması gündemde... Gerçi Bakan -şimdilik- yalanlıyor ama “açılımın ucu açık” buna da barışçı kulp takarlar! Belki de yargılanmasına gerek bile görülmeden serbest bırakılır, devletin karşısına müzakereci olarak oturur... Dolmabahçe’de, Başbakanın ofisine yakın bir daire de tahsis edilir; müzakereler, kolay olsun diye! ABD’li Kürt dostu Henry Barkey açıkladı; meğer T.C. devleti memurları yıllardır, APO ve PKK ile müzakere ederlermiş!
Barış şartları
“Barışın” zemini tamam şimdi sıra geldi “şartlara”, Ahmet bunları da açıkladı “Öcalan siyasi irade olarak muhatap alınsın... Kürtler Anayasa’da tanınsın, Kürtlerin siyasi hakları verilsin... Bu koşulların kabul edilmesi için hükümeti doğrudan veya dolaylı olarak Öcalan’la masaya otursun, Anayasa’nın değiştirilmesi teklif dahi edilemeyecek maddelerinin değiştirilerek Kürt kimliği Anayasa’ya girsin; Kürtlere siyasi haklar ve özerklik verilsin.”
Olamaz, kabul edilemez demeyin. APO idam hükmü giydiği gün benim naçizane Mudanya rıhtımında söylediklerim doğru çıktı. Ama o zaman da “olamaz” demişlerdi... Pek alâ sonra nasıl oldu da eşkıya başı APO barış havarisi yapıldı... Bunların ortaya atılması konuşulması bile artık abesle iştigal değil - “barış”- açılım süreci!
İnsanın aklına ister istemez “Bunlar olacaktı da bu kadar insanımızı, niye şehit verdik” diye sormak geliyor! Terörle, istedikleri yere vardılar!
Türk ve şürekâsı, bu eylemeleri yapmak, bu talepleri ileri sürmek için nasıl, kimden cesaret alıyor, kuvvet buluyor, umutlar besliyorlar? Eğer, yabancı Genelkurmaylar veya iç düşmanlar, bölücüler, PKK olsanız, DTP olsanız, bugünkü manzaralara, fotoğraflara bakarak istihbarata, casuslara gerek görmeden, Türkiye’ye içeriden dışarıdan vurmak için en müsait zaman ve zeminin oluştuğu kararını vermez ve her cepheden saldırmaz mısınız? Hatta silahla saldırmaya bile gerek yok, bu ülke içinden, sözde “barışla” fethedilir!
Altemur KILIÇ / 5 Aralık 2009, YENİÇAĞ