Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

Genel & Güncel Konular

Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Sal Oca 04, 2011 21:57

Hizbullah'ın beyin takımı serbest!

Dava 10 yılda bitirilemediği için, 188 cinayetle suçlanan 17 sanık serbest bırakıldı.

Yılbaşında yürürlüğe giren CMK’nın 102 maddesiyle başlayan tutukluluk süreleriyle ilgili tartışma dün sona erdi. Yargıtay, sürenin Anayasal düzene karşı suçlar ile terör suçlarında 10 yıl olarak uygulanacağına karar verdi.

Domuz bağı kullanarak işledikleri cinayetlerle gündeme gelen Hizbullah sanıklarının yargılandığı dava 10 yılda bitirilmediği için, 188 cinayetle suçlanan yakın tarihin en kanlı örgütüne üye 17 sanık serbest bırakıldı.

Hizbullah Ana Davası olarak bilinen Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dava Hizbullah’ın lideri Hüseyin Velioğlu’nun 17 Ocak 2000’de İstanbul Beykoz’da çıkan çatışmada ölü ele geçirilmesinin ardından başlatılan operasyonlarda yakalananları kapsıyordu. Hizbullah’ın çoğu üst düzey sorumlularının da aralarında bulunduğu 31 sanıklı davada gerekçeli karar 2010 yılının Mart ayında tamamlanmıştı. Davada 16 sanığa “Anayasal düzeni zorla değiştirmeye teşebbüs” etmek suçundan önce ağırlaştırılmış müebbet verilmiş ancak iyi halleri gerekçe gösterilerek bu ceza müebbet hapis cezasına çevrilmişti.

15’i müebbet hapis cezası almıştı

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, 10 yılı aşkın süredir devam eden bu davanın tutuklu sanıklarından 17’sinin tahliyesine karar verdi. Tahliye edilen sanıklardan Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balcı, Abdulkerim Kaya, Mehmet Varol, Mustafa İpek, Mahmut Demir, Kemal Gülşen, Sinan Yakut, Yusuf Beğiç, Mehmet Veysi Özel, Rifat Demir, Mehmet Beşir Acar, Mehmet Tahir Ak ve Mehmet Garip Özer, müebbet hapis cezası almıştı. Tahliye edilen sanıklardan Yunus Avcı 14 yıl, İsmail Kınay ise 10 yıl hapse mahkum edilmişti.

Yurtdışı çıkış yasağı ve adli kontrol

Heyet ayrıca bu kişilerin CMK’nın ilgili maddeleri gereğince yurt dışına çıkmalarının yasaklanmasına, adreslerine en yakın polis ya da jandarma karakoluna her gün düzenli biçimde başvuruda bulunmalarına ve bu kişilerin adli kontrol altına alınmalarına oy birliği ile karar verdi.

Ergenekon, KCK, PKK, Hizbullah aynı kefede 9. Ceza Dairesi’nin bu kararıyla Ergenekon, KCK gibi davaların yanı sıra PKK, Hizbullah, DHKP-C gibi örgüt suçlarından yargılananlar için azami tutukluluk süresi 10 yıl olacak. Hrant Dink cinayeti, Malatya Zirve Yayınevi katliamı gibi dosyaların sanıkları ise mahkemelerin suçlarını terör suçu kapmasında görmesi halinde aynı süreye tabi olacaklar.

Özel yetkililerde mafyaya 5 yıl kıyağı

Bu arada özel yetkili mahkemelerde yargılanan örgütlü uyuşturucu kaçakçılığı (mafya) suçlarında ise azami tutukluluk süresi, devlete karşı işlenen suçlardan farklı olarak 10 yıl değil, 5 yıl olarak hesaplandı. Bu davalara bakan Yargıtay 10. Ceza Dairesi, dün tutuklulukta 5 yılını dolduran 6 uyuşturucu kaçakçılığı sanığını tahliye etti.

Askeri kanat sorumlusu: Cemal Tutar

Örgütün üst düzey yöneticisiydi. Beykoz’da örgüt lideri Hüseyin Velioğlu’nun öldürüldüğü baskında yakalanmıştı. 98 ayrı eylemde 73 kişinin ölümünden sorumlu olduğu gerekçesiyle cezalandırılması istenmişti. 10 yıldır tutukluydu.


42 cinayetle suçlandı: Edip Gümüş

Beykoz’daki operasyonda yakalandı. 35 ayrı eylemde 42 kişinin ölümünden sorumlu tutulmuştu. 10 yıldır tutukluydu. 1994 yılında 12 PKK’lının öldürüldüğü büyük eylemi organize ettiği ve yakalandıktan sonra itirafçı olduğu öne sürülmüştü.


Hizbullah’ın tetikçisi: Rıfat Demir

Hizbullah’ın tetikçilerinden olduğu öne sürüldü. 2001 yılında yakalanmıştı. Aldığı emirler doğrultusunda karışıtğı eylemlerde 24 kişiyi öldürüdğü iddia edilmişti. Demir’de dün Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi’nin veridği kararla tahliye edildi.


37 CİNAYET SANIĞINA TAHLİYE

Ergenekon, KCK, Balyoz, PKK, DHKP-C, Hizbullah ve benzeri davalar, 4 suç tipi içinde kaldığından, bu davalardaki sanıkların tutukluluğu 10 yıla kadar uzayabilecek. Mehmet Haberal, Mustafa Balbay, Tuncay Özkan gibi isimler, 10 yıl tutukluluk riskiyle yargılanacak.

Örgütlü uyuşturucu kaçakçılığı suçlarında azami süre 5 yıl olduğundan, Yargıtay 10. Ceza Dairesi, dün 6 sanığı tahliye etti. Ağır ceza mahkemelerinde görülen, katillerin, gaspçıların, tecavüzcülerin yargılandığı bütün davalarda da azami süre 5 yıl olacak. Cinayet davalarına bakan Yargıtay 1. Ceza Dairesi, sadece dün, 37 kişiyi tahliye etti.

3 kere müebbet istenen Sedat Şahin serbest...

Yasanın yürürlüğe girmesi üzerine beş yıl 10 aydan beri cezaevinde olan Sedat ve Vedat Şahin kardeşler, avukatları Ali Rıza Dizdar aracılığıyla mahkemeye başvurdu. Şahin kardeşlerin dilekçesine dün yanıt geldi. Sedat Şahin tahliye edilirken, kardeşi Vedat Şahin’in dosyası mahkemeye gelmediği için tahliye edilemedi. Şahin’in durumuyla ilgili kararın bugün verilmesi bekleniyor. Aynı davada tutuklu olan Oktay Öztürk de tahliye edilenler arasında yerini aldı. Sedat Şahin’in 3 kez uygulanmak üzere, “taammüden adam öldürmeye azmettirmek” suçundan müebbet ağır hapis cezasına çarptırılması isteniyordu.

Urfi Çetinkaya’ya red, sağ koluna tahliye çıktı

“Uyuşturucu kaçakçılığı yaptığı” iddiasıyla tutuklu yargılanan Urfi Çetinkaya’nın avukatı Hatip Mercan tarafından, Cuma günü yapılan tahliye talebi de değerlendirilerek karara bağlandı. Mahkeme heyeti, 9 Kasım 2003 tarihinden itibaren tutuklu bulunan Çetinkaya’nın talebini reddetti. Mahkeme Çetinkaya’nın sağ kolu olarak bilinen Enver Sari’nın serbest bırakılmasını kararlaştırdı.

Kanlı baskının tutuklusu kalmadı

Tahliye olan sanıklar arasında, İstanbul’u kana bulayan eylemlere imza atan çete üyeleri de bulunuyor. Ağrı’lı Özbey aşiretine mensup olan Nurçin ve Yüce aileleri 2001 yılından bu yana aralarında bulunan husumet nedeniyle onlarca kanlı eyleme imza atmış ve İstanbul’u kan gölüne çevirmişti. Birçok kanlı baskın düzenleyen, fidye, adam kaçırma, cinayet, infaz ve tecavüz gibi eylemler sonucunda onlarca kişinin ölümüne neden olan ailelerin kan davası, 2005 yılında yaşanan bir kahvehane baskınıyla doruk noktaya ulaşmıştı. 2 Aralık 2005’de Ümraniye’de Nurçin ve Özbey ailelerinin birlikte oturduğu kahvehaneye gelen Yüce ailesinden 4 saldırgan, kahvehaneyi kurşun yağmuruna tutmuştu. Olayda 3 kişi hayatını kaybederken 6 kişi da ağır yaralanmıştı. Delil bulunamadığı için serbest bırakılan diğer sanıklardan sonra tek tutuklu sanık, Güngör Yüce de geçtiğimiz perşembe günü tahliye edildi. Böylece 3 kişinin öldüğü baskında hiç tutuklu sanık kalmadı.

Resim


Gerçek Gündem, 4 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş Oca 05, 2011 21:08

Sadece Hizbullahçılar değil, PKK'lılar da serbest!

102. maddeden faydalanarak sadece Hizbullahçılar değil; bebek katili terör örgütü PKK'nın mebsupları da tahliye oluyor.

Tutukluluk sürelerini düzenleyen CMK'nın 102'nci maddesi yürürlüğü girer girmez, 5'i Diyarbakır D Tipi Cezaevi'nden 7 PKK'lı terörist tahliye edildi.

AVUKATLARI İTİRAZ ETTİ

Devletin ve ülkenin birliğini bozmak' ve 'terör örgütü üyesi olmak' suçundan 10 yıldır Diyarbakır D Tipi Cezaevi’nde tutuklu yargılanan PKK’lılar Nazmi Tansancak, Osman Akbaş, Mehmet Sıddık Emire, Nihat Durmuş ve Suriye uyruklu Alaaddin Muhammed Şeyho, CMK 102’nci maddesindeki değişikliğin yürürlüğü girmesiyle tahliye edildi.

Ardından, terör örgütü PKK üyesi olduğu iddiasıyla İstanbul 9. Ağır Ceza Mahkemesi'nde yargılanan ve 15 yıldan beri tutuklu bulunan Abdurrahim Demir ve Habip Çiftçi de, avukatlarının itirazı üzerine Kocaeli Kandıra Cezaevi'nden tahliye oldu.

Habertürk'ün haberine göre tahliye edilen 4 PKK’lının askere gönderileceği söylenirken, Suriye uyruklu Alaaddin Muhammed Şeyho’nun Diyarbakır Emniyet Müdürlüğü Yabancılar Şubesi’nde tutulduğu belirtildi.

SIRA BEKLİYORLAR

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, 102. madde düzenlemesinden ilk aşamada 923 kişinin faydalanacağını belirtmişti. Bu, şu anlama geliyor: Başka PKK'lılar da tahliye olmak için sırasını bekliyor.


GAZETE5, 5 Ocak 2011





Hizbullah mağdurundan tahliyelere tepki

Hizbullah tarafından 1994 yılında öldürülen öğretmenin oğlundan Başbakan ve Adalat Bakanı’na: Sizin babanızı Hizbullahçılar kurşunlayıp 10 yıl sonra çıksalar ne tepki gösterirdiniz?

CEZA sürelerini kısaltan CMK 102’inci maddesinin yürürlüğe girmesi ile tahliye edilenler arasında yer alan terör örgütü Hizbullah’ın üst düzey yöneticilerinin 1994 yılında öldürdükleri öğretmen Recep Oyur’un oğlu Ahmet Arif Oyur, tahliyelere sert tepki gösterdi. Oyur, tahliyelerin sanıklar için bir piyango ve af olduğunu belirterek, "Tahliye kararına çok üzüldük, gerçekten yaralayıcı, kamu civdanını yıkıcı ve rencide edici bir karar. Tahliye kararı konusunda, sayın Başbakan ve Adalet Bakanı’nı mağdurlarla empati kurmaya çağırıyorum"dedi.

Hizbullahçıların yasal düzenleme ile tahliye edilmesini tepki gösteren Ahmet Arif Oyur, babası Recep Oyur’un 29 Nisan 1994’te Hizbullahçılar tarafından öldürüldüğünü ve azmettirici olarak Cemal Tutar’ın yargılandığını söyledi. Oyur şöyle konuştu:

"Tahliye kararına çok üzüldüm, gerçekten yaralayıcı, kamu civdanını yıkıcı, rencide edici bir karar. Resmen adamlara Hizbullahın üst düzey yöneticilere, Hizbullahçı katillere, mafyaya, çetelere yeni yıl piyangosu çıkmış, resmen onlara piyango vurmuştur. Ama burda iki kat, 3 kat 5 kat dahada mağdur edilen kesim biziz. Yani biz ailece şok olduk, kararın resmen bir daha gözden geçirilmesini Adalet bakanından talep ediyoruz."

’FİRAR EDECEKLERİNİ DÜŞÜNÜYORUM’

1994’te 18 yaşındayken babası Recep Oyur’un Diyarbakır’da öğretmenlik yaptığını söyleyen Oyur, "Babam, Cuma günü istiklal marşı çıkışı çarşıya giderken Hizbullahçılar tarafından pusuya düşürülüp ensesinden iki kurşun ile şehit edilmiştir. Yüzlerce kişinin gözü önünde gündüz ortası öldürülmüştür" dedi. Oyur, şöyle konuştu:

"Şimdi adama piyango vurursa tabiki tahliyeden faydalanıp çıkacak. Fakat asıl sorun gerek Adalet Bakanı, gerekse Yargıtay’ın buna karşı önlem almamasıdır. Tutup zamanında ara mahkemelerini, bölge mahkemelerini, istinaf mahkemelerini kurmaları gerekirken vakit kaybettiler ve AB de dayatınca bunlarda mecburen bıraktılar, oldu bittiye getirdiler. Bu defakto bir aftır, örtülü bir aftır, kabul edemiyoruz bunu. Yani gerçekten bunu ben vatandaş olarak anlayabilmiş değilim. Bu saatten sonra serbest bırakılanların çoğu hatta tamamı firar edecek, İran’a ve başka yerlere kaçacaklar. Çünkü akıl var mantık var niye geri dönsün, dönse tekrar cezaevine girecek. Fakat ev hapsi uygulanabilir. Derhal istinaf bölge mahkemeleri ve yerel mahkemeler kurulacak ya da Yargıtay’a ek daireler tahsis edilerek gerekenlerin mutlaka yapılması gerekir"

BAŞBAKAN VE ADALET BAKANI EMPATİ KURSUN

Ahmet Arif Oyur, son olarak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Adalet Bakanı Sadullah Ergin’e şöyle seslendi:

"Ben bir soru sormak istiyorum Başbakan ve Adalat Bakanı’na. Sizin genç babanızı Diyarbakır’da, il merkezinde Hizbullahçılar tutup çarşı ortasında kurşunlayıp, ondan sonra bunu planlayıp azmettirenler 10 sene sonra bilmem ne kararla serbest bırakılır ve eline kolunu sallarsa siz buna ne tepki göstereceksiniz? Burada bir empati kurmaları lazımdır."

HENÜZ İMZA VERMEDİLER

TERÖR örgütü Hizbullah ana davası kampasında yargılanan ve tutukluluk sürelerini düzenleyen yasal düzenlemenin yürürlüğe girmesiyle tahliye olan 4 kişinin, adli kontrol uygulamasını başlatan evrakların Batman’a ulaşamaması nedeniyle, henüz emniyete imza vermedikleri belirlendi.

Terör örgütü Hizbullah ana davası kapsamında yargılanan ve tutukluluk süresini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102’inci maddesindeki değişiklikle birlikte örgütün üst düzey sorumluları Edip Gümüş ve Cemal Tutar ile birlikte salıverilen Mehmet Varol, Sinan Yakut. Mahmut Demir ve Kemal Gülşen’in Batman Emniyet Müdürlüğü’ne evrakları ulaşmadığı için adli kontrol kapsamında imza vermedikleri ortaya çıktı.

Bu arada Mahmut Demir ile Kemal Gülşen’in askerlik işlemleri içinde girişimlde bulundukları belirtildi.


VATAN, 5 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Çrş Oca 05, 2011 23:25

Hizbullah Dışarıda, Onları Türkiye'ye Duyuran Kişiler İçeride

Gün boyu gelen telefonlara şaşırdım! Çünkü herkes şaşkın, Hizbullah üyeleri serbest bırakılıyor diye…

ERGENEKON İÇERİ, HİZBULLAH DIŞARI

Şaşırmadım. Ergenekon’un içeride olduğu bir ülkede, Hizbullah elbette dışarıda kalır. Geç bile kalındı. Hizbullah’ı Türkiye’ye ilk duyuran dergi olan 2000’e Doğru dergisinin başındaki isim, Doğu Perinçek Ergenekon’dan içeride… Hizbullah elbette dışarıda olacak!

Hizbullah’ın “Çevik Kuvvet Merkezi’nde eğitildiğini” haber yapan değerli meslektaşım, 2000’e Doğru Dergisi Diyarbakır Temsilcisi Halit Güngen, haberi yazdıktan iki gün sonra, 21 yaşında öldürüldü!

Hizbullah’ın liderinin Hüseyin Velioğlu olduğunu ilk yazan, resmini ilk basan 2000’e Doğru’nun yöneticileri şimdi Ergenekon’dan içeride.. Hizbullah’ın askeri kanat sorumlusu Hacı İnan bugün serbest! Şaşırmadım.

Hizbullah’ın CIA denetimindeki bir kontgerilla örgütü olduğunu, Gladio yapılanması olduğunu ortaya koyan 2000’e Doğru Dergisi yöneticileri Ergenekon’dan içeride… Hizbullah’ın İran örgütü olduğu yalanına sarılarak Türkiye-İran düşmanlığı yapanlar bugün en yüksek makamlarda; üstelik yeni konumları gereği “perdenin önünde” İrancılık yapıyorlar…

Hizbullah’ı dışarı salıveren düzenlemenin sahibi hükümetin başı, gelen tepkiler üzerine açıklama yapıyor; kararı “yargının tasarrufu” sayıyor… Şaşırmadım! O “değiştim” demeden değiştiğini iddia edenlere de şaşırmamıştım.

ASKERLİK “EN ALTTAKİLERİN İŞİ”

Askerlerin tasfiyesi sürüyor. MGK’de uygulanan taktik, şimdi YAŞ için hazırlanıyor… Bu arada, milletle ordusunu karşı karşıya getirecek projeler de hız kazandı. Polis akademisi mezunları artık “üç hafta” askerlik yapacak! Doktorlar da ayrıcalık istiyor… Sonra diğer meslekler gelecek… Askerlik “en alttakinin işi” olacak neticede… Şaşırmıyorum.

Aklıma Çanakkale geliyor… Tıbbiyeliler… Hepsi Çanakkale’de şehit olan tıbbiyeliler ve iki yıl mezun veremeyen Tıbbiye…

İktidarın bir başka tasarısı da sırada bekliyor. 50 bin sözleşmeli er tasarısı… Askerin yerini sözleşmeli er alacak… Dedim ya “en alttakilerin işi” olacak diye askerlik… Eş zamanlı bir başka kanun teklifi de hazırlamışlar zaten; 10 bin avro karşılığı yeni dövizli askerlik yasası… Şaşırmadım.

Evet şaşırmadım; her darbeye alkış tutanların şimdi sözde darbe karşıtlığı diye TSK’ya savaş açmalarına şaşırmadığım gibi… Darbenin zindanlara attığı isimlerin, şimdi darbeci diye Ergenekon’dan içeri alınmalarına şaşırmadığım gibi…

AŞİRET HUKUKU VE TOPRAK REFORMU

Iğdır’lı Zelal, Fırat’a âşık olur, çare bulamayıp kaçarlar. Baba şikâyetçi olur, şikâyetini almak için de 20 bin lira ister Fırat’ın ailesinden. Para çok gelir, Fırat’ın ailesi Zelal’i “iade” eder! 15 yaşındaki kardeşi, töre gereği Zelal’i 21 yerinden bıçaklayarak öldürür. Şaşırmadım.

Kişisel tartışmalarda, “tamam, tek bir şartla istediğin her şeyi kabul ediyorum, ama sen de benim şartımı, bir tek toprak reformunu kabul et” dediğimde, kocaman bir “hayır” yapıştıran Kürtçüler geldi aklıma… Kürt’ün sorunuyla ilgilenmeyen “Kürt Sorunu”cuları” geldi aklıma; sonra toprak reformuna karşı olan ırkçı Turancılar geldi…

Daha gerilere gittim; CHP’den kopan ve DP’yi kuran dörtler geldi aklıma. Toprak reformuna direnenlerin, büyük toprak sahiplerinin, nasıl emperyalizmle işbirliği yaparak Atatürk devrimlerine karşı çıktığı geldi aklıma…

Belleğim yeniden günümüze geldi; mayınlı arazileri İsrail’e peşkeş çekmeye çalışan iktidarın söylemleri geldi aklıma… Şaşırmadım!

15 yaşındaki kardeşi, ablasını “töre” gereği öldürüyordu güzel ülkemde… Töre yani Aşiret hukuku! Ki “iki dil ilan edilerek” bölgede, zaten Ankara’nın otoritesine başkaldırıldı geçenlerde… Yeni otorite, yeni hukuk demek sonrasında… İşte özerklik!

BANKA SOYGUNU VE ENFLASYON

“Kriz teğet geçti” denilen ülkemde, bir başka 15 yaşındaki genç de, İstanbul’da silahla banka soyuyordu… Aynı saatlerde enflasyon rakamları açıklanıyordu. Eksi çıkmıştı enflasyon! Maaş zammı enflasyona bağlanan emekçiler habere üzülüyorlardı.

Şaşırmadım!

Çünkü bu bir sınıf mücadelesidir!

Çünkü bu bir, mafya-tarikat-siyaset rejimi olan Mafyokrasi’ye karşı devrim mücadelesidir!

Siz de şaşırmayın!

Ama alışmayın da..!

Öfkelenin ve hesap sorun!

Geleceğimiz kararmadan…


Mehmet Ali GÜLLER, 5 Ocak 2011, Odatv.com
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen İrfan Tuna » Prş Oca 06, 2011 18:23

İşte AKP'nin 'İleri Demokrasisi', işte AKP'nin 'adaleti'... Musa Kart'ın karikatürü, 'sözün bittiği yerde' durumu çok güzel özetlemiş.

Uyanacağız, uyandıracağız... Bilinçleneceğiz, bilinçlendireceğiz... Ne ülkemizin , ne de bölgemizin zenginliklerini küresel haramilere ve onların uşaklarına yağmalatmayacağız, soydurtmayacağız... ENİNDE SONUNDA ALİ KEMALLER DEĞİL, MUSTAFA KEMALLER KAZANACAK...
Kullanıcı küçük betizi
İrfan Tuna
Üye
Üye
 
İletiler: 1059
Kayıt: Pzt Nis 06, 2009 12:23

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Prş Oca 06, 2011 21:13

Vicdanlar isyanda!

Türkiye Türkiye olalı, böyle rezalet görmedi..

İstanbul Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri 102. maddeden 36 kişiyi tahliye etti. O 36 kişi içinde kimler yok ki..

Ecevit iktidarını bitiren olaylardan biri de tarihe Rahşan Affı olarak geçen af yasasıydı.. Peki şimdi yaşanan af, kimin üstüne kalacak.. Son affın adı henüz konmadı. Halk bu affı AKP affı mı, Sadullah Ergin affı mı, yoksa Yargıtay affı olarak mı adlandıracak bunu zaman gösterecek..

Ama hiç unutulmayacağı kesin.. Çünkü aftan yararlananıp serbest kalanların cezaevine girmelerine neden olan olayları duyanların ağzı açık kalıyor..

İşte onlardan bir kaçı:

1-) POLİS KATİLİ PKK’LILAR


PKK adına 1997’de Ümraniye’de polis otomobilinin taranarak 1 polisin şehit olmasına 2’sinin de yaralanmasına ilişkin davada yargılanan Şahabettin Yeşilmen, Mehmet Çelik ve Gülseren Özdemir tahliye edildi.

2-) MÜEBBETLİK TERÖRİSTLER

Aynı mahkemede görülen PKK davasında ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istemiyle 14 yıldır yargılanan İbrahim Kanat da tahliye oldu. Salı günü tahliye olan Sedat Şahin ile Emrah Topal ile Mehmet Ak da 5 yıllık tutukluluk süresi dolduğu gerekçesi ile serbest bırakıldı.

3-) DHKP/C’LİLER

DHKP/C davasında müebbet hapis istemiyle 13 yıl 7 aydır tutuklu yargılanan Ezgin Engin de tahliye edildi.

4-) UYUŞTURUCU TACİRLERİ

Uyuşturucu ticareti yaptıkları gerekçesi ile yargılanan Ercan Doğru, Vezir Karakoç, Hasan Doğan, Cindi Akınay, Nedyalko Petrov Vasilev de tahliye oldu.

5-) DÜĞÜN MAGANDASI

Malatyaspor’un eski futbolcularından Hasan Kartal’ın Galatasaray Üniversitesi son sınıf öğrencisi kızı Begüm Kartal’ın, 2005 yılında, Malatya’da katıldığı bir düğünde rastgele açılan ateş sonucu ölümüyle ilgili 16 yıl 8 ay hapis cezasına çarptırılan Osman Ulu tahliye edildi.

6-) O HEP ÖLDÜRÜYOR, DEVLET BIRAKIYOR...

90'da öldürdü.. 'Özal Affı'yla çıktı.. 97'deki cinayeti 'Rahşan Affı'na uğradı.. 2004'te katliam yaptı, dün tahliye oldu.. O hep öldürüyor, devlet ise hep bırakıyor...

102. madde tahliyeleriyle ilgili çarpıcı bir haber Radikal'den geldi. Gazete, "Çekirge kaç kez sıçrar?: O hep öldürüyor, devlet bırakıyor" başlıklı haberde çıkarılan afları ve son 102 tahliyelerini eleştirdi. İşte o haber:

CMK 102 madde nedeniyle tahliye edilen cinayet sanığı Ali Tamkoşar daha önce iki kez cinayetten hapse girmişti. 93 yılında ‘Özal Affı’yla, 2000 yılında ise ‘Rahşan Affı’yla cezaevinden çıkmıştı. Özetle Ali Tamkoşar üç kez öldürdü, devlet onu üçünde de kısa cezaevi sürecinin ardından serbest bıraktı.

Birinci cinayeti

Emniyetteki kaydında onlarca gasp, dolandırıcılık, yankesicilik, adam yaralama gibi suçlardan kaydı bulunan Ali Tamkoşar ilk cinayeti 23 Ocak 1990’da işledi. Bu dava 1991’de ‘adam öldürmek’ten 10 yıl hapis cezasıyla sonuçlandı. Aynı yıl kamuoyunda ‘Özal affı’ olarak bilinen 3713 sayılı kanun çıkarıldı. Kanun, adli suçların infazında indirim getiriyordu. Tamkoşar’ın cezaevinde kalacağı süre aldığı cezanın beşte biri yani 4 yıldı. Tamkoşar, 1993’te tahliye oldu.

İkinci cinayet

Tarihler 17 Temmuz 1997’yi gösterdiğinde Tamkoşar’ın adı adli kayıtlara yine bir cinayet vakasıyla geçti. Bu olayla ilgili de 16 Haziran 1998’de 15 yıl hapis cezasına çarptırıldı. Bu cezasını çekerken, 2000 yılında binlerce tutuklu ve hükümlüyü sevindiren ve kamuoyunda ‘Rahşan affı’ olarak bilinen 4616 sayılı kanun çıktı. Bu kanunda aldığı cezadan on yıl indirim öngörüyordu. Bu indirim yapıldı ve Tamkoşar yaklaşık üç yıl tutuklu kaldıktan sonra salıverildi.

27 Kasım 2004’te Ali Tamkoşar elinde silahla yine sahnedeydi. Savcılığın iddianamesine göre Yaşar Tamkoşar, Hacıhüsrev’de aynı mahallede yaşadıkları Perihan Özdoğanlar’ın kızı Hasret Özdoğanlar’ı kaçırdı ve iki aile arasında kavga başladı.

Üçüncü de katliam

27 Kasım 2004’te Tamkoşar ailesinden Ali Tamkoşar ve iki oğlu Yaşar ile Sadettin Tamkoşar, Özdoğanlar ailesine pusu kurdu ve içinde bulundukları araca kurşun yağdırdı. Olayda Nazmi Özdoğanlar, Perihan Özdoğanlar, Uğur Özdoğanlar ve Barış Özdoğanlar öldü. Yargılama Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’nde yapıldı. Mahkeme heyeti Mart 2008’de ‘birden fazla kişiyi ağır haksız tahrik altında kasten öldürmek’, suçlarından baba Tamkoşar’a 24 yıl üç ay, iki oğluna ise 20 yıl 10’ar ay hapis cezası verdi. Ancak karar usul hatası nedeniyle Yargıtay’da bozuldu. Dosya yeniden Beyoğlu 3. Ağır Ceza Mahkemesi’ne döndü. Ve yargılama tamamlanamadığı ve tutukluluk süresi yedi yılı bulduğu için CMK 102. madde gereği baba Ali ve oğlulları iki gün önce tahliye edildi.

Sürekli afların çıktığı Türkiye’de üç ayrı cinayet sanığı olan Tamkoşar 12 yıl hapiste yattı. Her çıktığında yeni cinayetlerle geri döndü. Şimdi toplum kaygılı olmakta çok haklı.

7-) KATİL YENİDEN ARAMIZDA

Gaspla girdiği cezaevinden 2 kez afla çıktıktan sonra iddia üzerine 5 kişiyi öldüren, bir kadına tecavüz eden seri katil Durmuş Anuçin’e de CMK 102’nci Madde piyangosu vurdu. Hakkında 5 idam cezasıyla açılan davada 9 yıldır karar çıkmadığı için Durmuş Anuçin serbest kalıyor.

Gazete Habertürk’ten Bülent Ceyhan’ın haberine göre seri katil Durmuş Anuçin’in, dosyası halen yargılamayı yapan mahkemece dün raftan indirilerek incelendi. İstanbul’da 5 cinayet, 1 tecavüz ve 4 ayrı gasp tutuklusu Durmuş Anuçin’in İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin incelemesi sonrasında CMK 102. Madde kapsamında olduğu görüldü. Ancak cezaevinden beklenen yazı dün yetişmeyince seri katilin tahliye işlemi bugüne kaldı.

İddiayla seri katil oldu

İstanbul’da 2002 yılında polisi 105 gün peşinden koşturduktan sonra Ümraniye’de yakalanan Durmuş Anuçin, sevk edildiği o dönemki İstanbul DGM’de adam öldürmeye, İstanbul’un ilk seri katili Seyit Ahmet Demirci ile girdiği iddia üzerine başladığını söyleyerek “Bu iddiayı kazandım” demişti.

‘Hablemitoğlu’nu ben öldürdüm’

Hakkında 5 kez idam cezası istemiyle dava açılan seri katil, 2003 yılı Nisan ayında görülen ve 11’i tutuklu 13 sanıklı davanın ilk duruşmasında Ankara’da suikasta kurban giden Doç. Dr. Necip Hablemitoğlu’nu da kendisinin öldürdüğünü söyledi. Seri katil, bu açıklaması nedeniyle Ergenekon Savcısı Zekeriya Öz’e de ifade verdi.

Seri katil ayrıca, Giresun’daki bir cinayeti de itiraf edip, ‘‘Bir işadamının oğlunu kaçırıp öldürecektim. Yanlışlıkla başka birinin oğlunu kaçırıp öldürmüştüm. Bununla ilgili de daha sonra konuşacağım” dedi.

İki kez afla çıktı, 5 can aldı

Kurbanlarını İstanbul Kartal, Ümraniye ve Maltepe’de katleden seri katil, cezaevinden ilk olarak 1991 yılındaki aftan yararlanarak çıktı. Kısa süre sonra gasptan ikinci kez tutuklandı. 2000 yılında bu kez de “Şartla Salıverilme Yasası”ndan yararlanarak serbest kaldı. Sonrasında ise cinayetler başladı. Seri katil, Ümraniye’de bir ağaçlık alanda Gazi Oral’ı öldürüp sevgilisi S.Y.’ye tecavüz etti.

‘Çıkınca 4 kişiyi daha öldüreceğim’

Esma Baş ile sevgilisi Arif Arduç’u ise kadının, eşi Mustafa Baş’ı aldattığı için 30 bin lira karşılığı öldürdü. Azmettirici olmakla suçlanan koca Mustafa Baş ise Durmuş Anuçin’i tanımadığını söyledi.

Kurbanlarından müteahhit Aydın Özbey’i takip ederek öldüren Durmuş Anuçin, 5 milyon dolar (8milyon 250 bin lira) bulunan çantasını da aldı.

Seri katil, Maltepe’de askerden izne gelen Soner Kayabaş’ı da öldürdüğünü itiraf ederken cinayetleri 4 kişilik bir çetenin isteği üzerine para karşılığı gerçekleştirdiğini öne sürdü. Durmuş Anuçin 4 ayrı gasp ve Ümraniye’de polis ekipleriyle silahlı çatışma olaylarından da yargılanıyor.

Seri katil Durmuş Anuçin, “Polis beni erken yakaladı. 4 kişiyi daha öldürmeyi planlıyordum. Cezaevinden çıktıktan sonra görüşeceğiz” demişti.


HABER3, 6 Ocak 2011





Yargıtay bu kez 'sekiz yıl' dedi

Yargıtay 9. Dairesi, yasadışı TİKKO davası sanıklarını da serbest bıraktı.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, CMK'nın 102. maddesi uyarınca on yıldır tutuklu bulunan sanıkları serbest bırakan kararlarına yenisini ekledi. Daire, TİKKO davasından sekiz yıldır tutuklu olan iki sanığın lehine karar aldı. Böylece, çıta iki yıl daha aşağı çekilmiş oldu.

http://www.gercekgundem.com'un edindiği bilgiye göre, CMK'nın 102. maddesi uyarınca "on yıldır tutuklu olan" sanıkları serbest bırakan Yargıtay 9. Ceza Dairesi "çıtayı iki yıl daha aşağı çekti." Yasadışı TİKKO davası sanığı Gökhan Uluç ve Fatih Ergin Arpacı'yı serbest bırakan daire, gerekçe olarak ise "sanıkların yaşının küçük olması"nı gösterdi.

2002 yılında işlenen bir cinayetten dolayı aynı davada yargılanan yedi kişiden ikisi olan Aracı ve Ergin, bu kararla birlikte özgürlüklerine kavuştu. Davanın emsal teşkil edebileceğini söyleyen avukatlar, yeni tahliye istekleri için hazırlıklara başladı.


Gerçek Gündem, 6 Ocak 2011





Hizbullahçılar imzaya gitmedi

Batman Emniyet Müdürlüğü’ne evrak ulaşmadığı için adli kontrol kapsamında imza vermediler.

Terör örgütü Hizbullah ana davası kapsamında yargılanan ve tutukluluk süresini düzenleyen Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) 102’nci maddesindeki değişiklikle birlikte örgütün üst düzey sorumluları Edip Gümüş ve Cemal Tutar ile birlikte salıverilen Mehmet Varol, Sinan Yakut, Mahmut Demir ve Kemal Gülşen, Batman Emniyet Müdürlüğü’ne evrak ulaşmadığı için adli kontrol kapsamında imza vermedi.

Mahmut Demir ile Kemal Gülşen ise askerlik işlemleri için girişimde bulundu.


İnternetajans.com, 6 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Prş Oca 06, 2011 21:50

Hizbullah’ın Tahliyesine Kimler Göz Yumdu?

CMY’nın tutuklulukla ilgili 102’nci maddesi ile ilgili olarak TBMM genel kurulunda maddenin okunması sonrasında, “kabul edenler etmeyenler” dışında hiçbir söz sarfedilmemiştir. CMY’nın 252’nci maddesinde özel görevli mahkemelerle ilgili olarak AKP milletvekillerince, bu mahkemelerdeki örgütlü suçlara ilişkin yargılamaların uzun sürdüğü gerekçe gösterilerek, tutuklamaların iki kat uygulanması yolunda önerge verilmiş ve bu önerge üzerinde önergeyi verenler de herhangi bir konuşma yapmadan, madde oylanarak kabul edilmiştir. CHP milletvekili Sayın Muharrem Kılıç, özel görevli mahkemelerle ilgili tüm düzenlemelere karşı olduklarını ifade etmiştir. TBMM tutanaklarındaki ifadelerin hepsi bu kadardır. Bu süreç, tutuklamalarla ilgili ve bir temel yasa ile ilgili yasama çalışmasının ne derece sağlıksız yapıldığının açık bir göstergesidir. Yargının bugün içinden çıkılmaz sorunlarla boğuşmasında, bu sağlıksız iradenin katkısı çok büyüktür.

CMY 250. madde daha yürürlüğe girmeden, dolayısıyla özel görevli mahkemeler göreve başlamadan, bu mahkemelerdeki örgütlü suçlarla ilgili yargılamaların uzun sürdüğü gerekçesi ile, tutuklamalarla ilgili sürenin iki kat olarak uygulanacağı yolundaki düzenleme, bu mahkemelerin DGM’lerin bir tabela değişikliği olarak getirildiğini de tartışmasız biçimde, açıkça ortaya koymuştur.

SİYASİ İRADE SORUMLU

Yasama süreci oldukça sağlıksızdır. Aynı durum, uygulama ve yasanın yorumlanmasında yargı süreci içinde geçerlidir. İHAM kararlarında, İHAS’nin 5. maddesi ile ilgili olarak tutuklama süresi, ilk derece mahkemesinin karar tarihi itibarıyla esas alınmaktadır. Karar tarihinden sonraki Yargıtay süreci ya da Yargıtay bozma kararına kadar ki süreç, tutuklama süresinin dışında değerlendirilmektedir. Gündemde tartışılan konularda, kötü çıkarılan yasaların yorumlanmasına ilişkin yargı kararları da, gerek 5 ve 10 yıllık süreleri esas alması yönünden, gerekse bu sürelerin hesaplanmasında, sadece ilk derece mahkemesindeki dönemleri esas almaması yönünden, insan haklarına ilişkin evrensel ilkelerden yana olmamıştır.

Burada üzerinde durulması gereken en önemli nokta ise, sürecin bu noktaya geleceği açık olması karşısında, Öcalan davasında ayrı bir mahkemede hızlı yargılama sürecinin yapılmasına, Ergenekon davalarıyla bile ayrı bir mahkeme oluşturulmasına rağmen, Hizbullah ile ilgili yerel mahkeme sürecinin kısa sürmesi için sadece o dosyalara bakacak ayrı bir mahkeme oluşturmadan, ilk derece mahkemelerindeki sürecin uzamasına ve Hizbullah davasındaki tahliyelere bu yönden açıkça göz yuman siyasi irade, bu süreçten doğrudan sorumludur.

ADALET BAKANININ İTİRAFI

Adalet Bakanı, tam bu aşamada UYAP üzerinden inceledikleri dosyalarda tahliyelerin 1000’i geçmeyeceğini ifade etmiştir. Bakanın özrü kabahatinden büyüktür. Adalet Bakanı, daha öncede ileri sürdüğümüz gibi, UYAP üzerinden tüm yargılama ve soruşturmaları izleyebildiklerini de böylece açıkça itiraf etmiştir. UYAP; Bakanlığın yargı üzerindeki telegözüdür. Bu durumun tüm davalar yanında, gizli soruşturmalar için bile geçerli olması, son derece vahimdir.

Tam bu aşamada temel ceza yasalarındaki değişiklikle, ayrıca yaratılan ve uyarlama yargılamaları ile ikiye katlanan işyükü ile Yargıtay sürecini olabildiğince tıkayan siyasi irade, şimdi fırsatçılıkla Yargıtay’da, yeni HSYK’nın yapacağı seçimlerle daire kurma yoluna gitmektedir. Bu fırsatçılıkla Yargıtay yeniden yapılandırılmak istenmektedir. İşleri hızlandırmanın yolu, asla Yargıtay’da daire kurmak değildir. Bu hafta çıkan idari yargı kararnamesi ile HSYK, Bakanlık listesinden HSYK yedek üyeliğine seçilen kişiyi idare mahkemesi başkanlığına atamakla, Cihaner’in idari yargıdaki davasında Adalet Bakanlığı’nın hakimin reddi istemini kabul eden kıdemsiz üyeyi, mahkeme başkanı olarak atamakla, ve benzeri diğer atamalarla, objektiflikten ne kadar uzakta olduğunu açıkça ve tekraren ortaya koymuştur. Şimdi bu ortam fırsat bilinerek sıraya Yargıtay konmuştur. Siyasi irade yargıya müdahalelerden uzak durmalı, yargıyı rahat bırakmalıdır.

Ömer Faruk Eminağaoğlu
Yarsav Kurucu Başkanı



Odatv.com, 6 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Başkomutan » Cum Oca 07, 2011 3:04


Adalet kilit...

Adalet Bakanlığı açıklama yapıyor...

- Ceza davalarının ilk derece mahkemelerindeki yargılama süresi ortalama olarak 250 gündür. Soruşturma süresiyle birlikte ortalama 580 günde sonuçlanmaktadır.

Yargıtay’da bir ceza dosyasının ortalama sonuçlandırma süresi 1.042 güne ulaşmaktadır.

Böylece... Mahkeme artı Yargıtay, bir ceza davası ortalama 1600 günde yani 4.5 yılda sonuçlanıyor...

Tabii bu ortalama rakam... Mesela Hizbullah davası hükümlülerinin dosyaları toplam 10 yılda bile karara bağlanamadı. O yüzden salıverildiler...
Demek ki mahkemeleri hızlandırmak gerekiyor...

Peki iktidar ne yapıyor? Daha birkaç ay önce büyük bir hukuk reformu yaptı iktidar! Anayasa değişikliği ile Anayasa Mahkemesi ve HSYK’yı iktidara bağladı. Ama Yargıtay’ın yükünü hafifletmek için parmağını bile oynatmadı. Yargıtay Başkanı Mustafa Gerçeker konuşuyor:

- İstinaf mahkemeleri kurulana kadar daire sayısı artsın diye bakanlığa yazı yazdık. Fakat bugüne kadar bir şey yapılmadı. Bu yılın sonuna kadar bölge adliye mahkemelerinin hayata geçmesi gerekiyordu. AB’ye yapılan taahhüt de bu yöndeydi.

* * *

Avukat Turgut Kazan TBMM’de yanlış yasa yapıldığını söylüyor. Tutuklama süresinin en çok 3 - 4 yıl olması gerektiğini kaydediyor. Buna karşılık mahkemede hüküm verildiği anda tutukluluk süresinin sona ermiş sayılması gerektiğine işaret ediyor.

Avrupa’da böyle. Yargıtay kararı beklenmeden mahkemenin verdiği ceza işlemeye başlıyor. Eğer uygulama böyle olsa, Hizbullahçılar çıkamayacaktı...


Melih AŞIK
6 OCAK 2011






Adalet Bakanı çocuk mu kandırıyor?

Kabahat gelinlik kız olsa bile kimse istemez.
Adaleti siyasileştirmekle uğraşan Bakan Sadullah Ergin de öyle.
10 sene boyunca bitirilemeyen davaların sorumluluğunu bile Yargıtay'a yıkmaya kalkışıyor.
Efendim, 'mahkemede 580 günde biten dava Yargıtay'da 1000 gün bekliyor'muş...
Elinizi tutan mı vardı Sayın Bakan?
Neden Yargıtay'da yeni daireler açmadınız?
Neden aşağıdaki denetimci mahkemeleri çoğaltarak Yargıtay'ın iş yükünü azaltmadınız?
Yapmadınız...
Çünkü Yargıtay'ı da AKP'lileştirecektiniz.
Yüz binlerce dava dosyasının sorumluluğunu yüksek mahkemeye yıkarak...

HESAP ORTADA SAYIN BAKAN

Yargıtay 9. Ceza Dairesi Başkanı açıkladı:
'2010'da 14 bin davaya baktık. 27 bin dosya ise 2011'e kaldı.'
Rakama bakar mısınız siz?
Bir yılda 104 gün hafta tatili, 7 gün dinsel bayram, 4 gün milli bayram dersek...
Kalıyor 250 günlük çalışma süresi...
Haydi 1 aylık adli tatili hiç hesaba katmayalım.
Böl 14 bini, 250 güne...
Eder sana günde 560 dosya...
Adalet Bakanı'nın kötü göstermeye uğraştığı Yargıtay Ceza Dairesi'nde 1 günde karara bağlanan dosya sayısı tam 560 oluyor.
Böl 560'ı,8'e...
Her saatte 70 dosya karara bağlanmış.
Yani Yargıtay'da 1 dava dosyasının karara bağlanması 1 dakika bile sürmemiş...
İşte rakamlar budur.
Yıllar süren davayı bir dakikada karara bağla ama yine de seni suçlu göstersinler.
Biraz hesap kitap bilen herkes görür ki şu anki Yargıtay anormal biçimde çalışmış...
Bir de bu işin adalet dağıtmakla ilgili olduğunu düşünün, yapın hesabı...
O zaman sıkıntının daha büyük olduğu görülür.

- - -

Peki bu 9 yıl içinde AKP iktidarları adaletteki bu tıkanıklığı gidermek için ne yaptı?
Hiçbir şey...
Suç da suçlu sayısı da arttı.
Ama bu hükümet; imamlara verdiği kadroyu adaletten esirgedi.
Adaleti ele geçirmek için HSYK ile ve Anayasa Mahkemesi ile uğraştı.
Vatandaşın derdi olan normal mahkemeler ise kaderine terk edildi.
Bugün de Adalet Bakanı; adliyelere, tarikat kesiminden gelenleri yerleştirmek için yoğun bir çaba içinde.
Örneğin; alınacak hakim ve savcıların seçileceği sözlü sınavında görüntülü kaydı kaldırdı.
Güya bu insan haklarına aykırı imiş.
Öbür taraftan; hükümete karşı olanların ses kayıtlarını yasadışı biçimde alanlar insan haklarına uymuş oluyorlar.
Gazetelerde, televizyonlarda bunları yayımlayanlar insan haklarına saygı göstermiş oluyorlar.
İnsanların hayatlarını karartmak için gizli kayıtlar, görüntüler almış başını gitmiş.
Adalet Bakanı bunlara ses çıkarmıyor.
Lakin devlete alınacak yargıç ve savcılar söz konusu olunca görüntülü kaydı yasaklıyor.
Çünkü bu bakan; mahkemelere kendi adamlarını yerleştirecek.
Eğer sınav kayıt altına alınırsa itiraz yapıldığında bu kayıtlar mahkeme tarafından incelenebilir.
O zaman da Adalet Bakanı'nın adaleti (!) ortaya çıkar.
İşte bunu önlemek için Bay Bakan; sınavları gözden kaçırıyor...
Ve öbür taraftan da Yargıtay'ı kötülemeye devam ediyor.

ÇİĞNE ADALETİ

Adalet Bakanlığı'nın UYAP adlı bir programı var.
Vatandaş isterse buradan davalarını da takip edebiliyor.
Yargıtay da dava dosyalarının kendilerine geliş sırasına göre işlem yapıyor.
Adalet Bakanlığı'nın isteğine uyuyor...
Bu sırayı atlarsa...
Diyelim ki bir davanın dosyasını bırakıp gerideki bir dava dosyasını öne alırsa...
Adaleti çiğnemiş olur...
Adalet Bakanı Ergin, Yargıtay'a işte böyle adaletsiz iş yapmasını bile önerdi.
Yani; A dosyasına bakma, gerideki B dosyasına bak, karar ver dedi.
Nerede adalet?
Ahmet'in davası daha önemli Mehmet'inki daha önemsiz ise; o zaman Mehmet'in dosyasını hiç göndermeseydin...

- - -

'Kurumlar kendisine çekidüzen versin!' diye buyuruyor Sadullah Ergin.
Önce Adalet Bakanı kendisine çekidüzen vermeli.
Bakan Bey, Yargıtay'ın yılda 800 bin işlem yaptığını da açıklamış. Günde 3200 dosya eder ki bu da olağanüstü bir performanstır.
Rakam bu ise,Yargıtay saatte 400 dosyaya cevap vermiş ise...
Sayın Adalet Bakanı Yüksek yargıyı suçlayarak artık milleti kandıramazsınız.
Onu; 12 Eylül referandumunda bir kez yaptınız.
Bu millet o kadar da aptal değil. Bir kez daha adaleti darp etmenize evet denilmeyecektir.


Rıza ZELYUT
7 OCAK 2011

Ercan AKYOL'un kaleminden...

Resim

Resim


10 yıl tuzağı Ümraniye için kuruldu
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Başkomutan » Cum Oca 07, 2011 17:10

Adalet Topallıyor

Adalet mülkün yani, devletin temelidir. Olmadığı takdirde toplumda memnuniyetsizlik başlar, herkes kendi adaletini kendisi tesis etmeye çalışır, neticesi kaos.

2004 yılında AKP iktidarının çıkardığı yasa ile “katiller, azmettiriciler” serbest kaldı. İktidar kendisini temize çıkarmaya çalışıyor. Yargıtay’a yükleniyor. “Serbest bırakılmalar” için “af” değil diyor. Davalara geç bakıldığından, suçlular dışarıda savunması yapıyor.

İyi de Yargıtay, iktidarın çıkardığı yasayı açığa düşürmek için geç bakmıyor ki davalara. Önlerinde yığılı dosyalara, yıllardır gecikme ile bakılıyor. Birçok sebebi var. Yerel mahkemelerin sonuçlarına ile kamu vicdanı rahatlamadığından, illa ki bir taraf üst mahkemeye müracaat ediyor. Binlerce dosya birikiyor.


Yasalardaki boşluk, yürütmenin yargıyı dışlayarak, toplum vicdanını düşünmeden kendi başına yaptığı düzenlemelerin buraya varacağı belli değil miydi? İşin içine bir de AB’ye uyum değişmeleri ekleniyor. AB’ye sittin sene giremeyeceği belli bir devlet, sanki AB üyesi imişcesine değişikliklere gidiyor.

Üye devletlerde olmayanlar, bizde boy gösteriyor. Türkiye’nin bir nolu problemi aslında AB kıskacı. Son dönemde giderek artan toplumsal hoşnutsuzluğun sebebi, milletin fıtratına ters yaptırımların iktidarlar eli ile sırf Brüksel istiyor diye topluma dayatılması.

“Kürt sorunu, ekonomik kıstaslar, siyasi gelişmelerdeki çarpıklıklar, tek yönlü yasal değişiklikler, Öcalan’a af.”

***

DAHA NELER OLACAK NELER?

Daha durun, bitmedi. Genel seçim sonrasında, PKK’nın özerklik talebinde adım atılmazsa, bu defa da 2003 yılında AKP-CHP’nin birlikte çıkardığı “İkiz yasalar” belası dolanacak ayağımıza. Üç beş çapulcunun önderliğinde başlatılan ve bölgeyi “baş kaldırıya” hazırlama stajı başarılı oldu. “Kürtlere özerklik” tanınmazsa isyan edebilirler. Önce TBMM’ye ardından da, BM’ye başvurup “kendi kendilerini yönetme hakkı” isteyebilirler.

Buraya kendiliğimizden gelmedik. “İktidarız, kimseye danışmaz, uzlaşma aramayız” diyenler, şimdi suçu başka yere yıkma telaşında. Yargıtay’a “davaları çabuk görün” demek, hedef saptırmaktır.

“Nerede hata yaptık?” sorusunu sormak yerine, suçlu arama telaşı adaleti daha fazla topallatıyor.

Not: AK Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ “Cihaner’e var Hizbullah’a yok diyerek, hedef saptırıyor. 1. Sınıf hakim olduğundan, Cihaner davası Yargıtay’da görülmüştür. Dava görülürken elbette dosya incelenmiştir, incelenmek zorundadır.

Hizbullah davası ise, yerel mahkemede görülmüş, temyiz için Yargıtay’a gelmiştir. Diğer binlerce dosya gibi. Sıra ile bakılmaktadır, dosyalara. Aradaki farkı Bozdağ bilmiyor mu, biliyor tabi. Niçin böyle söylüyor derseniz, yukarıda açıkladım.

“Suç altın olsa, kimse elini uzatıp almaz.”

Neval Kavcar
07.01.11
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!

Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur
Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım

Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır

Beni hatırlayınız
Kullanıcı küçük betizi
Başkomutan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 2297
Kayıt: Pzt Eki 12, 2009 23:24

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen yigitler » Cum Oca 07, 2011 19:54

Lanet olsun. Yurtseverler icerde, kopekler disarda!
Kullanıcı küçük betizi
yigitler
Üye
Üye
 
İletiler: 600
Kayıt: Pzr Ara 07, 2008 21:41

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Cmt Oca 08, 2011 1:25

Hizbullah'a hapiste internet

Üst düzey yöneticileri, Diyarbakır Cezaevi’nde sağlanan internetle örgütü yönetmiş.

Yargıtay’ın kararıyla 10 yıllık tutukluluk süresi dolduğu gerekçesiyle tahliye edilen Hizbullah’ın üst düzey yöneticileri, Diyarbakır Cezaevi’nde sağlanan internetle örgütü yönetmiş...

Tutuklanan Hizbullah ve PKK militanlarının serbest bırakılması toplumda infial yaratırken, Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde Hizbullah militanlarına internet olanağı sağlandığı ortaya çıktı. Bu durum TBMM raporuna girerken, Meclis İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu’nun CHP’li üyesi Sivas Milletvekili Malik Ecder Özdemir, “Uzun süre internet kanalıyla örgütle mesajlaşmışlar“ dedi.

TBMM İnsan Hakları Cezaevlerini İnceleme Alt Komisyonu 28 Ocak 2009 tarihinde Diyarbakır D Tipi Kapalı Cezaevi’nde inceleme yaparak tespitlerini raporlaştırdı. Alt Komisyon’un görüştüğü Diyarbakır D Tipi Cezaevi Müdürü, kurumlarında PKK, Hizbullah ve Hizb-ut Tahrir terör örgütü mensuplarının kaldığını kaydetti. Cezaevi Müdürü, ayrıca mahkumların bilgisayar taleplerini dikkate alarak bilgisayar odası tahsis edildiğini ve internet aracılığıyla eğitim almalarını sağladıklarını söyledi.

Rapora girdi

Cezaevi Müdürü’nün söyledikleri komisyonun raporuna, “Kurum Müdürü, komisyonumuza gelen İskender Tutar adlı mahkumun başvurusu hakkında ise, hükümlülerin odalarına bilgisayar veremediklerini, bunun hükümlülerin bulunduracakları eşya yönetmeliğine aykırı olduğunu, ancak mahkumların bilgisayar odasında bilgisayardan yararlanabildiklerini, İskender Tutar’ın eğitim teknolojileri bölümünde okuduğunu, bu şekilde eğitim gören 9 mahkumun olduğunu, bunlara bilgisayar odasının tahsis edildiğini, İskender Tutar ile birlikte 4 kişinin internet yoluyla okuldan eğitim aldıkları bilgisini vermiştir” şeklinde yansıdı.

Alt Komisyon üyelerinin Hizbullah terör örgütü üyesi mahkumlarla yaptığı görüşmede ise mahkumlar bilgisayarların odalarına verilmesini talep etti. Konuya ilişkin olarak Hizbullah terör örgütü mensubu 4 kişiyle odalarında görüşme yapıldığının belirtildiği raporda, mahkumların bilgisayar odasının kapasitesinin yetersiz olduğundan yakındığı ifade edildi.

Ocak 2009’daki Diyarbakır D Tipi Cezaevi incelemesinde de bulunan TBMM İnsan Hakları Cezaevlerini İnceleme Alt Komisyonu Üyesi CHP’li Özdemir, okul eğitimi için sağlanan internet olanağını muhkumların örgütü yönetmek için kullandığını öne sürdü.

Cezaevi yönetiminin Haziran 2010 tarihinde mahkumlara verilen internet olanağının nasıl kullanıldığına ilişkin inceleme yaptığını ve terör örgütüyle yazışmaların tespit edildiği bilgisinin kendisine ulaştığını dile getiren Özdemir, Milliyet’e şunları kaydetti:

“Biz şimdiye kadar yaklaşık 30 cezaevine gittik, hiçbirinde internet taleplerine olumlu yanıt verilmemişti. Böyle bir uygulama görmedik. Hatta Silivri Cezaevi’nde gazeteci Mustafa Balbay ve diğer aydınlarla görüşmemizde bize, bilgisayar ve internet hatta daktilo verilmediğinden yakınmışlardı.

Uzun süre mesajlaşmışlar

Şimdiye kadar cezaevi incelemelerimizde hiçbir cezaevinde mahkumlara internet olanağı verildiğini görmedik. Ama Diyarbakır Cezaevi Müdürü bize verdiği brifingde, 4 Hizbullah mahkumuna böyle bir internet olanağı verildiğini belirtti.


İnternetajans.com, 7 Ocak 2011





Tantan: Hizbullah moral buldu

Yurt Partisi lideri Sadettin Tantan, tahliye kararlarının, terör örgütü Hizbullah’ın yeniden yapılanmasını sağlayacağını söyledi.

Hizbullah moral buldu yeniden yapılanabilir

YP lideri Tantan, CMK’nın 102. maddesine göre mahkemelerce verilen tahliye kararlarının, terör örgütü Hizbullah’ın yeniden yapılanmasını sağlayacağını söyledi.

Haber: Bilun ÇELİK

Tutukluluk sürelerini kısaltan 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle mahkemelerce verilen tahliye kararlarına Yurt Partisi (YP) Genel Başkanı Sadettin Tantan sert tepki gösterdi. Gazeteport’a konuşan ve vicdanları yaralayan tahliyelerde başrolü oynayan Hizbullahçılara darbe vuran, dönemin İçişleri Bakanı Sadettin Tantan, “Habur’da, PKK nasıl bir zafer kazanmış gibi yansıtıldıysa, Hizbullah da bu tahliyelerle aynı şekilde moral buldu, örgüt şimdi yeniden yapılanır” dedi.

Yasal düzenleme yapılmadı

AKP hükümetinin ve Adalet Bakanı’nın büyük bir zafiyet içinde olduğunu savunan Tantan, “AB ülkeleri ceza yasalarını düzenlerken, 3- 4 sene uygulama süresi verdi. Türkiye ise bir anda uygulamaya geçti. Yürürlüğe giren bu yasaların eğitimi ise sadece bir hafta sürdü. Sonuç işte böyle oldu” diye konuştu. Tantan şunları söyledi: “Habur’daki karşılamada PKK nasıl bir zafer kazanmış gibi yansıtıldıysa, bugünkü tahliyeler de, Hizbullah için aynı şekilde moral kaynağı olmuştur. ’Silahla bir şey yapılamıyor artık, bunları kabul edin’ diyen çevreler Hizbullah’a da tahliyelerle moral ve mesaj vermiştir. 2010 yılında bu tür tahliyelerin olacağı bilinmesine rağmen, hiçbir yasal düzenleme yapılmamış olması manidardır. Mali af getirerek belli çevrelerin oyuna talip olanlar, 2011 seçimlerinde bu çevrelerin oyuna da talip olacaktır.” Tantan şöyle devam etti:

Suçlu mahkemeye getirilmiyordu

“Tahliyelerle Hizbullah terör örgütünün yandaşları moral depolayıp yeniden yapılanma yoluna gidecektir. Geçmişte F tipi cezaevine geçmeden önce mahkemeler bu örgütlü suçlar, terör suçları bakımından suçlara karışmış olan sanıkları mahkemelere bile getiremiyorlardı. O dönemde cezaevleri, devletin değil, örgütlerin kontrolündeydi. Tutuklular da bir türlü gelmeyince davalar uzadı ve ve dosyalar yığıldı. F tipine geçildikten sonra süreç işlemeye başladı.”


YENİÇAĞ, 6 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Cmt Oca 08, 2011 19:55

Bakanlığı yalanlayan tutanak

Bakanlığı yalanlayan tutanak Tahliye edilen kanlı terör örgütü Hizbullah militanlarının Diyarbakır Cezaevinde, MSN ile haberleştikleri Skype sitemiyle görüntülü konuştukları ve scanier cihazı ile belge taradıkları ortaya çıktı.

Gazeteport'tan Yusuf SAHİCİ'nin haberine göre, vicdanları yaralayan tahliyelerle yeniden Türkiye’nin gündemine oturan kanlı terör örgütü Hizbullah’ın, Diyarbakır cezaevinde teknolojiden yararlanarak, MSN ile haberleştikleri, Skype sistemiyle görüntülü konuştukları ve scanier cihazıyla da belge taradıkları ortaya çıktı. Adalet Bakanlığı ise, tutukluların sadece kayıtlı olduğu okula ait internet sitesiyle sınırlı olarak internete girdiklerini savundu.

Hizbullah militanları İskender Tutar, Şahin Yapıcı ve Naşit Tutar’ın cezaevinde “Bilgisayar ile üniversite eğitimi aldıkları’’ ancak interneti örgütsel işlerde kullandığı belirlendi. Cezaevi yönetimince hazırlanan tutanakta, örgüt üyelerinin cezaevi ve bazı resmi kurumların bilgisayarlarına girerek evrak topladıkları da anlaşıldı.

İŞTE O TUTANAK

Hizbullah militanları İsmail ve Naşit Tutar ile Şahin Yapıcı’nın cezaevindeki bilgisayar odasında kullandıkları bilgisayarlarda yapılan inceleme sonucu, 1 Temmuz 2010’da bir tutanak hazırladı. TBMM İnsan Hakları Komisyonunun cezaevindeki incelemeleriyle ortaya çıkan tutanakta şu ifadeler yer aldı:

“a-) Ekteki belgelerin bir ve üç nolu sayfalarında görüldüğü üzere üniversitede eğitim amacıyla girmeleri gereken sitelerin haricinde eğitimin amacı dışında bir çok değişik sitelere girildiği;

b-) 4 ve 9 nolu sayfalarda ekte belirtilen programlar kullanılarak kurumda bulunan bilgisayarlara (ambar memurluğu, personel, saymanlık) girilerek kurumun bazı evraklarının ele geçirildiği;

c-) Yine bilgisayarda bulunan bir belgede kripto cihazlarının özelliklerinin belirtildiği bir belgenin bulunduğu;

d-) Değişik resmi kurumlara ait evrakların internet aracılığı ile kendi bilgisayarlarına arşivlendiği, bu belgelerin bilgisayarın hard diskinde bulunduğu;

SCANİER CİHAZI YOK AMA

e-) 13. Sayfada bulunan bir belgenin bilgisayarda taranmış bir dosyanın uzantısı olarak bulunduğu, hükümlülerin bilgisayar odasında tarayıcı (Scanier) olmadığı, ancak kurum dışındaki bir bilgisayar kullanıcısı aracılığı ile internet üzerinden sağlandığı;

f-) Şahin YAPICI ve İskender TUTAR’ın bilgisayar hard diskinde silinmiş halde projectR3X (uzak bağlantı program) ve GİNSU-X Server Client programlarının olduğu, bu programlar aracılığı ile kurum bilgisayarlarına ulaşıp kuruma ait belgeleri kendi bilgisayarlarına aktardıkları;

g-) Bilgisayarlarındaki bazı belgeler incelendiğinde bir takım üzeri işaretli krokilerin olduğu görülmüştür;

h-) Naşit TUTAR’ın bilgisayarında İskender TUTAR ve Şahin YAPICI’ya ait bilgisayarlarda, yukarıdaki bahsedilen programlar ile lisanssız programların mevcut olduğu, bilgi ve belgelerin bazılarının paralel bağlantı kablosu ile aktarıldığı görülmüştür;

ı-) İskender TUTAR ve Şahin YAPICI’ya ait bilgisayarların hard diskinde modeme ait kullanıcı isim ve şifrelerinin bulunduğu bunun aracılığı ile modemin devre dışı bırakıldığı;

PERSONEL LİSTESİ VE WEB SAYFASI

j-) Bazı değişik internet sayfalarına ait kullanıcıların kişisel bilgilerinin olduğu tespit edilmiştir;

k-) İskender TUTAR ve Şahin YAPICI’nın bilgisayarlarında MSN ve SKYPE gibi programlar kullanılarak internet üzerinden görüntülü ve sesli görüşmelerin yapıldığına dair bulgular elde edilmiştir;

l-) Kurum çalışanlarına ait isim ve telefon listesi belge halinde İskender TUTAR’ın bilgisayarında elde edilmiştir;

m-) Eğitim için kullandıkları internet aracılığı ile değişik internet sayfaları (Web, Wab) oluşturdukları, ekteki belgeler ile tespit edilmiştir.”


VATAN, 8 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Pzt Oca 10, 2011 20:07

Hizbullah'a İnternet, Ergenekon Sanıklarına F Tipi

Silivri Ceza ve Tutukevi Kampüsü’nde tutuklu olarak yargılanmaları devam eden bir kısım Ergenekon davası sanıklarının F Tipi Cezaevi kurallarının uygulanacağı 1. Nolu Cezaevine nakledilecek olmasından kaygı duyan avukatları İstanbul Barosu Başkanlığına başvuruda bulunarak kaygılarını dile getirdi.

İşte avukatlar Vural Ergül, Zeynep Küçük ve Gönül Kerinçsiz tarafından konuyla ilgili yapılan açıklama:

“İSTANBUL BAROSU SAYIN BAŞKANLIĞI'NA

Halen tutuklu olarak yargılanmaları devam eden “Seri Ergenekon Davaları” sanıkları, bulunduruldukları Silivri Ceza ve Tutukevi Kampüsündeki değişik cezaevlerinden alınarak önümüzdeki günlerde “F tipi cezaevine dönüştürülecek” 1. Nolu Cezaevi koğuşlarına nakledilecektir.

Adalet Bakanlığı tarafından cezaevi idaresine gönderilen talimatlar doğrultusunda, “yüksek güvenlik bahanesi" ile 1. Nolu cezaevinde nakledilecek sanıklara ilişkin yapılan son dakika değişikliği fevkalade ciddi kaygıları da beraberinde getirmektedir.

Cezaevi idaresi, tüm cezaevlerindeki sorun çıkaran tutuklu ve hükümlüleri 1. Nolu Cezaevi koğuşlarında bir araya getirirken, Seri Ergenekon Davaları sanıklarını da aynı cezaevinde yüksek güvenlik tedbiri bahanesiyle bir araya getirmektedir.

Islak İmza, Ergenekon 1, 2, 3, Balyoz, Ergenekon Kayseri davalarından oluşan, “Seri Ergenekon Davaları”nın, sanıkları arasında 70 yaşını aşkın birçok sanık bulunduğu göz önüne alındığında, duruşma salonunda dahi sanıkların güvenliklerini sağlamaktan aciz bir idarenin, sanıkların can güvenliklerine yönelik tehditlere de adeta açıkça davetiye çıkardığı ortadır.

Diğer yandan bir çok sanığın, şeker, tansiyon ve kalp hastalıkları dikkate alındığında tamamıyla tecrit edilmiş bir halde güya yüksek güvenlik tedbirleri bahanesiyle sanıkların ölümlerine seyirci kalınacaktır.

Seri Ergenekon Davaları sanıklarının, Silivri Ceza ve Tutukevi Kampüsünde F tipi cezaevine dönüştürülecek 1. Nolu Cezaevi koğuşlarına nakledilmeleri için ilgili personelin atamalarının yapılması beklenilmektedir.

Bugüne değin 4. yılına girmiş tutuklulukları süresince kaçmak, isyan, kavga yahut cezaevi idaresi ile her hangi bir sürtüşme gibi hiç bir soruna sebep olmamış, Seri Ergenekon Davaları Sanıklarının hangi gerekçelerle ve niçin geride bırakılan yaklaşık 40 aydan sonra bugün F tipi ceezaevine dönüştürülecek 1. Nolu Cezaevi koğuşlarına nakillerinin yapılacağı açıklığa kavuşturulmalıdır.

Bu çerçevede, temel hak ve hürriyetlere dönük evrensel insan haklarına da açık aykırılık oluşturan Seri Ergenekon Davaları Tutuklularının F tipi cezaevine dönüştürülmüş 1. Nolu Cezaevi koğuşlarına nakilleri ile birlikte müvekkilerimizin can güvenlikleri ile temel hak ve hürriyetlerine dönük tertiplere karşı meslek örgütümüzün gereken duyarlılığı göstererek gerekli başvuruları gerçekleştirmesini saygılarımızla talep ederiz.

BİR KISIM SERİ ERGENEKON DAVALARI SANIK MÜDAFİİLERİ

Av. Vural Ergül
Av. Zeynep Küçük
Av. Gönül Kerinçsiz”



Odatv.com, 10 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Prş Oca 13, 2011 19:46

Üç Hizbullahçı Kayıp

Hükümetin Hizbullah affıyla serbest bırakılan Edip Gümüş, Cemal Tutar ve Mehmet Varol'un 4 Ocak'tan beri imza atmak için karakola gitmediği ortaya çıktı. Bu üç Hizbullah yöneticisinin, İran ya da Suriye üzerinden Lübnan'a kaçma ihtimallerinin yüksek olduğu söyleniyor.

4 Ocak'ta serbest bırakılan Hizbullah'ın üst düzey yöneticileri Edip Gümüş, Cemal Tutar ve Askeri Kanat Sorumlusu Mehmet Varol'un adli kontrol kapsamında karakola gidip imza vermediği ortaya çıktı.

Radikal'de Mesut Hasan Benli imzalı haberde Batman'da yaşayan Askeri Kanat yöneticilerinden Mehmet Varol'un 3 gündür imza vermediği belirtiliyor.

Varol'un imza vermemesiyle ilgili Başsavcılık yetkilileri tutanak tuttu. Haberde, yetkililerin " İmza vermeye gelmedikleri için tutuklanıp tutuklanmayacağı konusunda bir belirsizlik var" ifadelerine de yer veriliyor.

Yasada adli kontrol sistemi kapsamında imza vermeye gelmeyen kişilnin tutklanması gerektiği belirtiliyor. Ancak azami tutukluluk süresini aştığı gerekçesiyle salıverilenlere nasıl bir yaptırım uygulanacağı belirtilmiyor. Bu durumda, yargılamayı yapan Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı’nın nasıl adım atacağı da merak konusu.

Emniyet istihbarat, Hizbullahçıların peşinde olduğunu bildirdi. Ancak bu kişilerin Yargıtay’daki duruşma öncesinde İran’a ya da Suriye üzerinden Lübnan’a kaçma ihtimallerinin yüksek olduğu öğrenildi.


Ulusal Kanal, 12 Ocak 2011





Dışarı Çıkan Hizbullahçılar Şu Anda Ne Yapıyor

Türkiye, yeni yıla Hizbullah Ana Davası’nda yaşanan tahliyelerle girdi. Yargıtay 9. Ceza Dairesinin, tutukluluk sürelerini kısaltan 5271 sayılı CMK'nin 102. maddesinin yürürlüğe girmesiyle verdiği karar, kamuoyunda hukuki değerlendirmeleri ön plana çıkardı. Nitekim kararın ardından hükümetle gerilimli olan Yargıtay tartışılmaya başlandı. Yargıtaya yeni daireler kurulacağı haberi, referandum sonrası yargıda başlayan operasyonun devamı olarak ele alındı.

Hukuki yönü bir yana Hizbullah ana davasının en önemli isimlerinin tahliye edilmesinin siyasi sonuçları olacağından kimsenin kuşkusu yok. Zira Hizbullah, PKK ile devlet arasında yaşanan çatışmanın en sıcak döneminde Güneydoğu’da örgütlendi. Sokak ortasında satırla işlediği onlarca cinayetin faillerinin hiçbir zaman bulunamaması, domuz bağlı işkenceler, yeraltında kurduğu beş katlı işkencehaneler, önüne hedef olarak devletin uygulamalarına muhalefet eden isimleri koyması, Hizbullah’ın adının derin devlet ve çetelerle yan yana anılmasına neden oldu. Nitekim 28 Şubat sürecinde devlet içindeki çeteler, mafyavari oluşumlar, gayrı nizami örgütlenmeler tasfiye olurken Hizbullah da kısa sürede ortadan kaldırılıyordu. Lideri Hüseyin Velioğlu Beykoz’da bir evde öldürülürken, kısa sürede yer altı işkencehaneleri ortaya çıkarılıyor, örgütün beyin takımı tutuklanıyordu. Bölge halkının kötü anılarla hatırladığı Hizbullah’ın adı bu operasyonlardan sonra uzun süre anılmadı. Faili meçhul cinayetler bıçak gibi kesildi.

HİZBULLAH VE AKP

Hizbullah’ın yeniden ortaya çıkışı AKP iktidarı dönemine rastlıyordu. Eve Dönüş Yasası ile yaklaşık 2000 üyesi serbest kalan örgüt adına bu dönemi, bölgede parmak uçlarıyla yürüdüğü süreç olarak tanımlayabiliriz. Zira yeni Hizbullah elinde silah olan değil, yasal dernekler aracılığıyla örgütlenen bir hareketti. Başta adı kamuoyunda bilinen Mustazaf-Der (Başkanı İshak Sağlam Hizbullah davasından hüküm giymişti) ve İhya-Der (Hizbullah operasyonları sırasında pek çok defa askına uğradı) gibi onlarca dernek aracılığıyla bölgede faaliyet yürüten Hizbullah’ın büyük tasfiyeden 10 yıl sonra gücü 8 Mart 2009 günü Diyarbakır İstasyon Meydanı’nda anlaşıldı. Evindarén Péxember Platformu (Peygamber Sevdalıları Platformu) tarafından organize edilen Mewluda Muhammedi etkinliğine yaklaşık 100 bin kişi katılmış ve bir başka yüzü ile Hizbullah yeniden ortaya çıkmıştı. 22 Şubat 2010 tarihinde Taraf Gazetesi’nde Önder Aytaç’ın ifadesine göre Hizbullah, Batman’da Saadet Partisi’ni desteklerken, Diyarbakır gibi kritik bölgelerde AKP’ye destek veriyordu. Nitekim Hizbullah 2007 yılında Diyarbakır’da BDP’ye alternatif bağımsız aday çıkarmayı kendi içinde tartıştı ancak AKP’yi desteklemeye karar verdi. Referandum sürecinde ise BDP’nin bölgede boykot seçeneğine alternatif olarak Hizbullah’a yakın dernekler “evet” için çalıştı. 29 Mart seçimleri öncesinde Abdulkadir Aksu’nun sivil toplum örgütleri ile düzenlediği toplantıya Hizbullahçı Mustazaf-Der ve İhya-Der de katılırken, AKP’li belediyeler Hizbullahçı derneklerin belediyede stand açmalarına izin veriyordu. Derneğin düzenlediği organizasyonlarda AKP milletvekillerini ve yöneticilerini görmek mümkündü. AKP Diyarbakır Milletvekili Abdurrahman Kurt bölgede söz konusu dernekler için şu ifadeleri kullanıyordu: "Bölgenin hassasiyetlerini iyi okumak gerek. Burada İslami hassasiyetler son derece yüksek, İslam'a dayanan geniş bir siyasi taban var. Demokratik süreç geliştikçe, bu kesimler de kendilerini herkes gibi sivil toplum örgütleri çerçevesinde ifade etmeye başladı. Bundan önce ise bu bölgede yeraltı örgütlenmeleri dışında kimseye hayat hakkı tanınmıyordu. Mesele aslında bundan ibaret."

Sanırız anlaşıldı. 1990’lar boyunca Kürt Hareketi’ne karşı faili meçhul cinayetlerle, işkencelerle adı gündeme gelen Hizbullah, AKP dönemiyle beraber hem AKP’nin doğal tabanını oluşturuyor hem de Hizbullah’ın büyümesi BDP’ye karşı AKP’nin büyümesi olarak yorumlanıyordu. PKK da böyle bakıyor olmalı ki 29 Kasım 2009 günü Diyarbakır Kayapınar’da AKP ve Mustazaf Der’i eş zamanlı olarak hedef alıyordu.

HİZBULLAH VE CEMAAT


Gülen cemaati ile Hizbullah’ın İslam anlayışlarının farkını anlatmaya gerek yok. Bunun ötesinde Hizbullah’ın bölgede açıkça karşısına aldığı oluşumlardan biri (hiçbir zaman sıcak çatışmaya dönmese de) Gülen cemaati idi. Fethullah Gülen’in Nisan 2009’da Hizbullah'ı “irticacı” olarak tanımlayan konuşmasına karşı bir bildiri yayınlayan Hizbullah bildiride şu ifadeleri kullanıyordu: “Kürdistan halkı ve tüm İslami kesimler çok iyi bilmektedirler ki; Fethullah Gülen ve grubu kendi iradesi ve öz gücüyle böyle tehlikeli bir işe kalkışabilecek bir konumda değildir. Yine herkes çok iyi biliyor ki böyle bir çatışma durumunda, özellikle de Kürdistan genelinde Hizbullah tarafından kısa süre içerisinde etkisiz hale getirilebilecek bir pozisyondadırlar.”

Nitekim Hizbullah derneklerinin uğradığı polis operasyonlarını emniyet içindeki cemaat unsurlarına bağladıklarını söylemeye gerek yok. Cemaat yayınlarında Hizbullah derneklerine yapılan operasyonların desteklenmesi ve Hizbullah ile Ergenekon kelimelerinin sık sık yan yana anılması da cemaatin Hizbullah’a bakış açısını gösteren önemli unsurlar.

Kısacası cemaat ile kavgalı ve ayrıca cematle rekabet eden Hizbullah, AKP ile uyumlu bir ilişki sürdürmeye devam etti.

HİZBULLAH TAHLİYELERİ

Hizbullah tahliyelerinin zamanlaması dikkat çekici.

Kritik genel seçimlere yalnızca beş ay kaldığı süreçte gerçekleşen tahliyelerin Hizbullah ile AKP arasındaki mesafeyi kısaltacağını, AKP’nin BDP karşısında Hizbullah eliyle bölgedeki etkisini artıracağını söyleyebiliriz. Nitekim PKK’nın konuyu ele alışı da böyle Avrupa’da yayın yapan Özgür Politika Gazetesi’nde Selahattin Erdem tahliyeleri şöyle değerlendirdi: “İçine girilen seçim sürecinde bu çabalarını daha da arttırdığı gözlenmektedir. Küçük bir hukuk oyunuyla Hizbullahçıların cezaevlerinden çıkarılması da bu temelde atılmış bir adım olmaktadır. AKP’nin ve onunla birlikte devletin de, Hizbullahçılarla anlaşmış olduğu açığa çıkmaktadır. Bu oldukça önemli bir durumdur. Benzer kesimlerin 1990’lı yıllarda devlet tarafından kullanılmış oldukları dikkate alınırsa, olayın ciddiyeti daha iyi anlaşılır.”

İkinci dikkat çekici nokta ise bölgede cemaat ile PKK arasında detantın olduğu dönemde Hizbullah’ın Habur’da yaşananları aratmayacak bir gösteriyle Kürt siyasetinde “ben de varım” demesiydi. Aralık ayında Fethullah Gülen’in Türkiye’deki gölgesi Hüseyin Gülerce, Abdullah Öcalan’ın avukatlarıyla göüşmüş, ardından Öcalan’ın cemaate yönelik “Oldukça dinamik güçleri var, biz de dinamik bir gücüz. Bu iki dinamik gücün karşılıklı anlayış göstermesi ve dayanışma halinde olması durumunda Türkiye'de birçok temel sorun çözülecektir” sözleri gelmişti. PKK yöneticisi Murat Karayılan ise 26 aralık günü PKK üyelerine yaptığı çağrıyla Fethullah Gülen cemaatine yönelik saldırılara son verilmesini istedi. Bu açıklamadan neredeyse bir hafta sonra Hizbullah’ın en önemli isimleri serbest kalıyordu. Birileri bu yakınlaşmaya Hizbullah tahliyesiyle cevap mı veriyordu?

Üçüncü dikkat çekici nokta ise yaklaşan Mart ayına ilişkin.
Bir süredir İmralı’da Abdullah Öcalan ile Başbakan Tayyip Erdoğan’ın ifadesiyle “devletin istihbarat kurumları” arasında süren görüşmeler artık herkes tarafından biliniyor. Bu görüşmeleri kolaylaştıran unsur kuşkusuz PKK’nın sürdürdüğü eylemsizlik durumu. PKK, eylemsizlik sürecini Mart ayına kadar uzatırken, Öcalan ile görüşmelere bağlı olarak kimi zaman Haziran ayına uzaması telaffuz edildi. Haziran ayında seçimlerin olduğu hatırlanırsa Mart-Haziran sürecinin PKK’nın elini güçlendirdiğini, söz konusu dönemde çatışmaların başlamasının bölgede Kürtler ve Batı’da bir süredir istikrarlı şekilde yerleştiği milliyetçi tabanda AKP karşıtı bir etkiye neden olacağını söyleyebiliriz. İşte her hafta Öcalan’ın açıklamalarıyla seyrini anlamaya çalıştığımız görüşmelerde, geçtiğimiz pazar günü Abdullah Öcalan’ın ifadeleri hatırlanırsa Öcalan'ın AKP’den beklentisinin artık kalmadığı görülebilir. Öcalan söz konusu açıklamasında beklenmedik şekilde AKP’nin Kürt sorununu çözme niyetinin olmadığını, aksine Kürt sorununu çözmeye niyeli insanların Ergenekon’dan yargılanan insanlar olduğunu iddia etti. (Okumak için tıklayın) Öcalan aynı açıklamasında Hizbullah tahliyelerini bir kırılma noktası olarak işaret etti ve şöyle söyledi: “Bunların bu şekilde bırakılması tesadüf değildir, bazı şeylerin hazırlığı yapılıyor olabilir. Bu adamlar sıradan suçlular değildir. Bu katilleri öyle sıradan suçlularmış gibi bırakamazlar.” Kısacası birileri PKK’nın eylemsizliğinin son bulma olasılığına Hizbullah tahliyeleriyle karşılık veriyordu.

İsterseniz AKP, PKK, cemaat ve Hizbullah’tan oluşan denklemde Hizbullah yayınlarına bakarak örgütün son dönem siyasi pozisyonunu sorgulayalım.

HİZBULLAH NE YAPIYOR

Önce Hizbullah’a yakın Doğru Haber Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Mehmet Göktaş’ın 31 Aralık günü yani tahliyelerden birkaç gün önce Diyarbakır Belediye Başkanı Osman Baydemir’e yönelik yazdıklarını hatırlayalım:

“Güneydoğuda BDP veya PKK adına yapılan eylemlerin görüntülerini şöyle bir gözünüzün önüne getirin. Kitlelerin yarıdan fazlasını oluşturan bayanlardır ve bu bayanların yüzde sekseninden fazlası bembeyaz örtüler içindedir ve gerçekten dinlerine bağlıdırlar. Şimdi bunlar bir gün meseleyi sorgulamayacaklar mı, bu hep böyle mi gidecek?

‘Yahu, bizi temsil ettiklerini söyleyenler hiç de bize benzemiyorlar. Ankara’ya yirmi, yirmi bir milletvekili gönderdik, bir tekinin alnı secdeye gelmiyor, bir tane oruç tutan yok, yaşantılarının bizimle hiçbir alakası yok vs.’ demeyecekler mi? Yönetimde bizzat yer almak istemeyecek mi BDP’nin bu dindar tabanı?

Veya bölgeden bir gün Müslümanca bir siyasi ses yükseldiğinde BDP tabanındaki bu bembeyaz örtülüler ve onların eşleri:

‘Bizim yerimiz burasıymış, biz buraya yakışırız’ demeyecekler mi?

Hatta şimdiden demeye başlamadılar mı?

Yani demek istediğimiz şudur, sadece belediyelere dayanarak, güvenerek üzerine öyle büyük büyük hayaller kurmaya kalkışılmasın. Birilerinin kulağına eğilip fısıldıyoruz ki:

‘Bak Osman, tazıyı geri alırız ha!’”

Mehmet Göktaş’ın sözlerinin bölgede yaklaşan seçimlerde BDP dışında İslami bir alternatifi işaret ettiğine kuşku yok. Bu seçeneğin Hizbullah doğrudan siyasete girene kadar AKP olduğunu söyleyebiliriz.

Hizbullah’ın psikolojisini gösteren bir diğer yazı ise Hizbullah tahliyelerini eleştirenleri tehdit eden yine Doğru Haber Gazetesi’nde Mehmet İkbal Atak imzasıyla çıkan değerlendirme. Atak’ın yazısının başlığı “Domuz’ların Bağı Çözüldü”. Hizbullah’ın Güneydoğu’da uyguladığı domuzbağı ile işkence tekniğini hatırlatan ve kan donduran yazı şöyle bitiyordu: “Ama illa da domuzluğunuzda ısrar edeceksiniz… O halde biz de deriz ki; Hoş Geldin Edip GÜMÜŞ, Hoş Geldin Cemal TUTAR, Hoş Geldin Hacı İNAN… Binlerce kez aramıza HOŞ GELDİNİZ! Evlerimize neşe kattınız. Domuz tayfası mı? Onlara da şunu demeyi artık borç biliriz: Kininizle geberin! E mi..?”

Hizbullah’ın bugünkü ruh halini gösteren ilginç iki örnek bu şekilde.

Bu tablodan sonra Habur karşılamasıyla başlayan Kürt açılımının sınırının Hizbullah tahliyesiyle göründüğünü söyleyebiliriz. Ayrıca tüm parçalar biraraya geldiğinde bölgede Haziran'a kadar suların ısınacağını ve Hizbullah'ın da bu denklemde önemli bir yer tutacağını şimdiden öngörebiliriz.


Barış TERKOĞLU, 12 Ocak 2011, Odatv.com





Yargı ayağına kurşun sıktı!

Batman eski Valisi Şarman, tahliyelerin istinaf mahkemelerini gündeme getirdiğini söyledi.

Salih Şarman, "Bu mahkemeler federal yönetimin ilk adımıdır. Eyalet sistemine geçiş için Hizbullahçıların bırakılmalarına göz yumulmuş olabilir" diye konuştu.

Hizbullah terör örgütü sanıklarının tahliyesine ilişkin tartışmalar sürerken, örgütün üssü olarak bilinen Batman'da 1993-97 yılları arasında valilik yapan Salih Şarman, Akşam Gazetesi'ne konuştu.

'Özel ordu kurmak' ve 'Hizbullah'ı PKK'ya karşı kullanmak'la itham edilen 'Kozmik Vali' Şarman, 'Eskiden rahatlıkla 'devlet Hizbullah'ı kullanmadı' diyebiliyordum. Ama artık eskisi kadar emin değilim' dedi. Hizbullah'ın 1993 yılında Batman'ı kan gölüne çevirdiğini 'başı açık' diye kız çocuklarını öldürdüğünü belirten Şarman, Hizbullah'ın kullandığı yöntemleri, örgütlenme yapısını ve şifrelerini anlattı. Şarman'ın açıklamaları şöyle:

GÖZ YUMULMUŞ

Hizbullahçılar'ın tahliyesi, gündeme istinaf mahkemelerini getirdi. Bu mahkemeler, federal yapıya giden yolda çok önemli bir adımdır. Bu tahliyelerle birlikte, eyalet sistemine giden yolda taşlar da döşenmiş oldu. Bu nedenle bu tahliyelere göz yumulmuş olabilir. Yargıtay Başkanı da bu mahkemelerin biran önce kurulmasını isteyerek, kendi ayağına kurşun sıkmış oldu. Bu mahkemelerle birlikte Yargıtay devre dışı kalacak, iktidar da hoşuna giden yargıyı oluşturmuş olacak. Tahliye edilenler çok sıkı takibe alınmalı. Çünkü, dışarıdakilerle temasa geçecekler.

AKP'YLE SEÇİM İTTİFAKI

Hizbullah'ın yeniden PKK ile silahlı mücadeleye gireceğini sanmıyorum. Sivil toplum örgütü gibi bir yapılanmaya gitme olasılığı çok yüksek. Örgüt tabanının, genel seçimde AKP ile dolaylı yoldan ittifak kuracaklarını düşünüyorum. Çünkü Hizbullah, bölgede PKK kadar güçlü bir örgüt. İktidar partisi, doğrudan olmasa da dolaylı yoldan bu gücü sandıkta yanına çekmek isteyecektir.

SINIR BİRLİKLERİ BÜYÜK TEHLİKE

Salih Şarman, AK Parti Hükümeti'nin, terörle mücadele gerekçesiyle oluşturacağını açıkladığı 'Sınır Birlikleri'yle ilgili şunları söyledi: 'Şimdi, sınırlara yerleştirilecek 30-60 bin arasında silahlı güç oluşturulma çalışmaları var. 'Tayyip Erdoğan'ın özel ordusu' kurulacak deniliyor. Sadece ölmeye ve öldürmeye şartlanmış şekilde yıllarca görev yapacak binlerce insanı bir süre sonra, pimi çekilmiş el bombaları misali toplumun içine salacaksınız.'


GAZETE5, 13 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Cum Oca 14, 2011 22:23

Hizbulabbas bağlasan durmaz!

Polis geceyarısı tahliye edilen Hizbullahçılar'ın evlerini bastı. Avukatlarından şok bir açıklama geldi, ''Mantıklı olan dönmez tabi''

Kanlı infazlara imza atan Hizbullah sanıkları, her gün karakola imza vermeleri şartıyla serbest bırakılmıştı. Ancak örgütün beyin takımını oluşturan 10 sanık, serbest kaldıktan sonra karakolun yanından bile geçmedi. Kanuna göre imzaya gelmeyenin tutuklanması gerekiyordu. Fakat bu kez de tutuklama kararını verecek merci bulunamadı. Tutuklayacak mahkeme aranırken, Hizbullahçılar sırra kadem bastı!

Tutukluluk sürelerini düzenleyen CMK’nın 102’nci maddesi kapsamında tahliye olan Hizbullah’ın “beyin takımı” kayıplara karıştı. Yasanın 31 Aralık’ta yürürlüğe girmesiyle Diyarbakır 6. Ağır Ceza Mahkemesi 10, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi 8, Adana Ağır Ceza Mahkemesi ise 1 Hizbullah üyesini tutukluluk süreleri 10 yılı geçtiği için serbest bıraktı. Aralarında askeri kanat sorumluları Hacı İnan, Cemal Tutar ve Edip Gümüş gibi yöneticilerin bulunduğu 19 sanığa yurtdışı yasağı konuldu ve her gün bağlı bulundukları polis ya da jandarma karakoluna imza şartı getirildi.

Artık ara ki bulasın!

Fakat tahliyelerin üzerinden iki haftaya yakın süre geçmesine rağmen Hizbullah terör örgütü sanıklarının karakola gidip imza atmadıkları ortaya çıktı. İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nin serbest bıraktığı Hacı İnan, Mehmet Varol, İlyas Kurtulman, Sinan Aykut ile Diyarbakır’da serbest bırakılan Edip Gümüş, Cemal Tutar, Fuat Balcı, Abdülkerim Kaya, Mustafa İpek ve Şeyhmus Kinay, serbest kaldıktan sonra karakolun yanına bile uğramadı. Üstelik sanıklardan Gümüş’ün, ikamet yeri olarak kızının adresini gösterdiği ancak oraya hiç uğramadığı belirlendi. Yani 10 Hizbullah sanığı göz göre göre ortadan kayboldu.

Tutanaklar Yargıtay’a gitti

Bunun üzerine Diyarbakır’da imza vermediği tespit edilen 6 sanıkla ilgili hazırlanan tutanaklar, Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından Yargıtay 9. Ceza Dairesi’ne gönderildi. Başsavcılığın, adli kontrol yükümlülüklerine uymayan sanıklar hakkında tutuklama kararı verilmesinin tahliyeye karar veren mercinin yetkisinde olduğu görüşüyle tutanakları Yargıtay’a gönderdikleri ifade edildi. Anadolu Ajansına konuşan savcılık yetkilileri de sanıklar hakkında imza atmadıkları için tutuklama kararı verilip verilmeyeceğinin Yargıtay tarafından değerlendirileceğini ifade etti.

‘Yargıtay tutuklama veremez’

Buna rağmen Yargıtay Başkanı Gerçeker, gazetecilerin tahliye edilen Hizbullah üyelerinin bazılarının adli makamlara imza vermediklerinin belirtilmelerine karşılık “Orada belli bir yasal süreç var. Usul Yasası uyarınca belli bir süreç uygulanıyor. Yargıtayın tahliye kararı verme yetkisi var, ama bundan sonra yeniden tutuklama yetkisi yok. O yerel mahkemenin, ancak uygulayabileceği bir tedbir” dedi. 9. Ceza Dairesi Başkan Vekili Ekrem Ertuğrul ise VATAN’a yaptığı açıklamada, Diyarbakır Başsavcılığı’nın gönderdiği tutanakların dün akşam itibariyle gelmediğini belirterek “Geldiğinde değerlendiririz” demekle yetindi.

‘Yetkili merci’ aranıyor!

Yasada, “Adli kontrol hükümlerini isteyerek yerine getirmeyen şüpheli veya sanık hakkında, hükmedilebilecek hapis cezasının süresi ne olursa olsun, yetkili yargı mercii hemen tutuklama kararı verebilir” hükmü yer alıyor. Maddede yetkili yargı merci denilmesi ve temyiz aşamasında bulunan bir dosyaya ilişkin açık bir hüküm olmaması nedeniyle, adli kontrol kararını veren yargı mercinin tutuklama kararını da vermesi gerektiği şeklinde yorumlanıyor. CMK’nın 110. maddesinde de adli kontrol kararının savcılıklar ve mahkemeler dışında “gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanacağı” hükmü yer alıyor...

‘Kabir ziyaretine gidiyoruz, 10 gün dönmeyiz’ demişler

Hizbullah sanıklarının imza vermeye gitmemesi ve belirtilen adreslerde bulunmaması tartışmalara yol açtı. Bazı kişiler Hizbullah sanıklarının yurt dışına kaçtıklarını iddia ederken, sanık avukatları ise sanıkların 10 yıldır cezaevinde tutuklu bulunduklarını hatırlatarak, bu süre içerisinde vefat eden arkadaşlarının mezarlarına taziye ziyaretlerinde bulunduklarını öne sürdü. Sanıkların avukatlığını yapan Mustazaf-Der Genel Başkanı Hüseyin Yılmaz, “Nerede olduklarını biz de bilmiyoruz. İki gün evlerinde kaldıktan sonra eşlerine ve akrabalarına ‘Bizim yerine getirmemiz gereken görevler var. Hayatlarını kaybeden arkadaşlarımızın mezarlarını ziyaret edip Fatiha okuyacağız. 1 hafta 10 gün bizden haber alamayacaksınız. Daha sonra döneriz’ demişler. Bu konuşmadan sonra kimse haber alamadı. Aileleri bile bizi arayıp soruyor. Bazıları Beykoz’daki baskıda öldürülen liderleri Hüseyin Velioğlu’nun Batman’daki mezarına gitmişti” dedi.

Mantıklı olan dönmez tabii!

Avukat Hüseyin Yılmaz, sanıkların cezaları onandığı takdirde dönmeyeceklerini söylecek kadar da rahat: “26 Ocak’ta Yargıtay’da görülecek duruşmada karar belli olacak. Bu duruşmada cezaları onaylanıp yeniden tutuklanabilirler veya karar bozulabilir. Ben onların ayın 26’sına kadar ortalarda olmayacaklarını düşünüyorum. Eğer ceza bozulursa dönebilirler ama ceza onaylanırsa geri döneceklerini sanmıyorum. Mantıklı olarak baktığımız zaman 10 yıllarını ceza evinde geçirdiler. Müebbet hapis cezası alırlarsa hayatları cezaevinde sona erecek. Hiçbir insanın, bu şartlar altında kendisinin gidip teslim olacağını sanmıyorum.”


TAHLİYE EDİLEN HİZBULLAHÇILAR EVLERİNDE BULUNAMADI

TUTUKLULUK süresini kısaltan CMK 102.maddesinin yürürlüğe girmesi ile denetimli serbestlik kapsamında tahliye edilen Hizbullahçıların imza vermeye gitmemesi üzerine, Dyarbakır ve Batman’da kalacaklarını söyledikleri adreslere polis dün gece baskın yaptı. Polis, Hizbullahçıları adreslerinde bulamadı.
Bazı Hizbullahçı sanıkların avukatları, böyle bir operasyondan haberlerinin olmadığını ve kendilerinin de müvekillerine ulaşamadıklarını söyledi.

CMK MADDE 110

ADLİ KONTROL KARARI VE HÜKMEDECEK MERCİLER

Madde 110 - (1) Şüpheli, Cumhuriyet savcısının istemi ve sulh ceza hâkiminin kararı ile soruşturma evresinin her aşamasında adli kontrol altına alınabilir.

(2) Hâkim, Cumhuriyet savcısının istemiyle, adlÓ kontrol uygulamasında şüpheliyi bir veya birden çok yeni yükümlülük altına koyabilir; kontrolun içeriğini oluşturan yükümlülükleri bütünüyle veya kısmen kaldırabilir, değiştirebilir veya şüpheliyi bunlardan bazılarına uymaktan geçici olarak muaf tutabilir.

(3) 109 uncu Madde ile bu Madde hükümleri, gerekli görüldüğünde, görevli ve yetkili diğer yargı mercileri tarafından da, kovuşturma evresinin her aşamasında uygulanır.


VATAN, 13 Ocak 2011





Hizbullah’ın kaçış planı

Gazeteci Saygı Öztürk, Hizbullah üyelerinin ilk günlerde imza vererek, kaçış planı hazırladıklarını söyledi. Öztürk, “Birden bire aynı gün ortadan kayboldular. Demek ki bir merkezden yönetiliyorlar” dedi.

Sözcü gazetesi yazarı Saygı Öztürk, NTV’nin sorularını yanıtladı.

Saygı Öztürk, özetle şunları söyledi:

“Türkiye'de skandal skandal üzerine yaşanıyor. Haklarında yerel mahkemeler tarafından ağırlaştırılmış hapis cezası verilen bazı kişiler şu anda uçmuş durumda, büyük bir bölümü belki Türkiye topraklarını terk etti.

Bildiğimiz gibi bu kişilerin imza vermeye gelmemesi üzerine Batman Savcısı Mustafa Peker ve Diyarbakır Savcısı Durdu Kavak, nasıl bir işlem yapılabileceğini sordular.

Bu kişilerin imza vermeye gelmemesi tek başına bir suç oluşturmuyor. Gerek suçu nedeniyle tutuklanması, gerekse tutuklulukta 10 yılı doldurması dikkate alınıyor. Ayrıca bu kişiler hakkında karar verilebilmesi için dosya hangi mahkemedeyse o mahkemenin karar vermesi gerekiyor. Dosyalar Ankara’da Yargıtay 9. Ceza Dairesi’nde olduğuna göre onların karar vermesi gerekiyor. Durum iki Cumhuriyet savcısı tarafından Yargıtay’a bildirildi, ne yapılması gerektiği ifade edildi.

50 YERE BASKIN YAPILDI

Bu kişilerin en azından adreslerinde yakalanması için büyük bir gizlilik gerekiyor. Nitekim Yargıtay da o gizliliğe de tam anlamıyla uydu. Yargıtay’ın gece aldığı karar Diyarbakır ve Batman Cumhuriyet Başsavcılıklarına bildirildi. O gece iki ilimizde operasyon timleri hazırlandı ve kişilerin daha önce bildirdikleri adresler ya da bulunması muhtemel yerlere eş zamanlı operasyon yapıldı. Ancak belirlenen yaklaşık 50 yere baskın yapılmasına rağmen Hizbullahçı sanıkların hiçbirisi şu ana kadar yakalanamadı.

Resim

GÖRÜNÜMLERİ DEĞİŞTİ

Fotoğrafları sınır kapılarına gönderildi ama zaten hakların yurtdışına çıkış yasağı bulunduğu için normal pasaportlarla çıkış yapmaları mümkün değil. Fotoğraflarda en az on yıl ve daha önceki fotoğraflar olduğu için görünümlerinde hayli değişiklik olduğu göz ardı edilmemeli.

Bu kişilerle ilgili istihbarat çalışmaları devam ettiriliyor. Yargıtay’ın bu kişiler hakkında verdiği karar doğrudan tutuklama şeklindedir.

İRAN'A MI KAÇTILAR?

188 kişinin katili olmakla suçlanan Hizbullah militanları şu anda elde yok, nasıl bulunur bilemeyiz. Şu anda örgütün beyin takımı olarak nitelendirilen bir grubun da daha önce İran’da olduğu biliniyor. İsa Atsoy -örgütün şu andaki lideri- onun da Almanya’da uzun süre kaldıktan sonra son dönemde İran olduğuna dair istihbarat birimlerinde bilgiler olduğu öğreniyoruz. İran’da onlara kol kanat gerecek bir grubunun olduğu belli oluyor.

'İMZA VEREREK PLAN YAPTILAR'

Bu kişilerin gelmemeye başladığı andan itibaren tutanak tutuldu. Bu kişiler polis takibinden kurtulma konusunda son derece başarılılar. Ayrıca cep telefonu kullanmıyorlar. Bir de cezaevinden çıkan kişilere mahkeme kararı olmadan izlenmesi, telefonlarının dinlenmesi yasalarımıza göre mümkün değildir. Ancak mahkeme kararı çıkarılması halinde bu kişiler izlenebilirdi. İstenildiği gün ve saatte karakollara gelip imzalarını attılar. Dolayısıyla sanki devamlı gelecek gibi bir ortam hazırlandı. Demek ki bu arada kaçış planlarını yaptılar. Birden bire aynı gün, pazar akşamından bu yana ortadan kayboldular. Demek ki bir merkezden yönetiliyorlar ve kararlar bir merkezden tebliğ ediliyor.”


ntvmsnbc.com, 14 Ocak 2011





PKK'lılar da kayıp!

Bu arada tahliye olan 3 PKK’lı teröristin de imza vermeye gitmedikleri belirlendi. Ancak onlar için bir yakalama kararı "henüz" çıkarılmadı.

PKK’lılar Nazmi Taşancık, Aladdin Muhammet ve Nihat Durmuş’un belirttikleri adreslere yapılan polis operasyonunda, oralarda olmadıkları anlaşıldı.

AVUKAT: NEREDE OLDUKLARINI BİLMİYORUM

Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi’nin tutuklama kararını değerlendiren Hizbullah sanıklarının avukatlarından Sıdkı Zilan, tahliye edilenlerin örgüt üyesi olduğuna ilişkin henüz bir yargı kararı olmadığını, medyanın bu konada sorumlu davranması gerektiğini söyledi. Müvekkillerinin nerede olduğunu bilmediğini kaydeden Zilan şöyle dedi:

"Yargıtay’ın kararı bence yanlıştır. Ortada gri bir alan olduğu söyleniyor. Ceza hukukunda gri alan veya herhangi bir şüphe kırıntısı varsa bile, bu sanıkların lehine yorumlanır. Ama açıkça görülüyor ki hem Yargıtay, hem yerel mahkemeler bunu sanığın aleyhine yorumluyor. Bu da hukukun temel ilkelerine ve caza hukukuna aykırı bir durumdur."

’DENETİMLİ SERBESTLİK SAKAT BİR DURDUMDUR’

Sanıkların neden yasa kapsamında imzaya gitmedikleri ile ilgili bir soruya Zilan şöyle yanıt verdi:

"Denetimli serbestlik uygulaması da mahiyeti itibariyle sakat bir durumdur. Hem 10 yıl tartışmalıdır. Yargıtay bunu da aleyhe yorumlayarak, ceza sınırını 10 yıla kadar getirdi. İkincisi azami süreyi doldurduktan sonra denetimli serbestlik diye bir olay kalmıyor, bu imza da keyfi bir şeydi nerdeyse. Onun için imza atmamaları, onlar kendilerine göre hukuka aykırı bulmuş olmalarından kaynaklanmış olabilir. Başka mevzular da olabilir. Kaçıp kaçmadıklarını bilemem. Kaçmanın tarifi nedir? Kaçmışlar mı? Devlet mutlaka bilgi sahibidir, ben sen bunu bilemeyiz."

YARGITAY KARARI HENÜZ BİZE GELMEDİ

Yargıtay 9’uncu Ceza Dairesi’nin verdiği tutuklama kararına itiraz edip etmeyecekleri ile ilgili bir soruya ise Sıdkı Zilan şu yanıtı verdi:

"Yargıtayın daireler kuruluna itiraz edilebilir. İtiraz yapılması lazım ama, elimizde şu an her hangi bir veri yok. Kararın bize tebliği edilmesi lazım, sanığa tebliğ edilmesi lazım. Şu an bize tebliğ edilmedi. Sanıkların nerede olduğunu bilmiyoruz. Ankara’da verilen kararın bize ulaşması zaman alacaktır. Aileler bizi dün geceki operasyonla ilgili aramadı, ya da ihtiyaç hissetmedi."


GAZETE5, 14 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: Hizbullahçı ve PKK'lı Teröristler Serbest!

İletigönderen Oğuz Kağan » Cmt Oca 15, 2011 21:08

Hizbullah'tan PKK'ya ateşkes çağrısı!

Terör örgütü Hizbullah PKK'ya ateşkes çağrısı yaptı. Yapılan yazılı açıklamada, “Ateşkes, çatışmazsızlık ve bazı konularda anlaşma dâhil birçok alternatife açığız. Bıçak kemiğe dayanmadıkça sizinle fiili çatışmadan kaçınacağız, işbirliğine açığız" mesajı verildi.

Öte yandan CMK’nın 102’nci maddesi kapsamında serbest bırakılması ve ortadan kaybolmasının ardından, polis Türkiye genelinde Hizbullah örgütüne yönelik operasyonlar başlattı. İstihbarat birimleri kayıp Hizbullah yöneticileri için İran'ı işaret ediyor.


[img]http://www.gazeteport.com.tr/stellent/groups/public/documents/site_studio_images/gp_835913.jpg[/img]

Ceza Muhakemesi Kanunu’nun 102. maddesinin yürürlüğe girmesinin ardından askeri ve siyasi liderleri cezaevinden salıverilen ve daha sonra ortadan kaybolan terör örgütü Hizbullah, PKK’ye ateşkes çağrısı yaptı.

Hizbullah Basın Bürosu tarafından gece yapılan yazılı açıklamada, “Ateşkes, çatışmazsızlık ve bazı konularda anlaşma dâhil birçok alternatife açığız” denildi. Açıklamada, geçmişte yaşanan çatışmalardan iki tarafın zarar gördüğünü belirtildi

“Haksız bir şekilde fiili saldırıya uğramadıkları müddetçe, silaha başvurma veya güç kullanma gibi bir niyet, plan ve programlarının olmadığı" mesajı verilen açıklamada, örgütün 1990’lı yıllarda PKK’ya karşı eylemlerine ilişkin şu değerlendirmede bulunuldu:

"DAĞLARDA SİZİ KOVALAYAMAYIZ"

“Bizim dağlarda sizi kovalayacak ve çatışacak bir durumumuz olmadığından, bir kısmı kırsal alanda olmak üzere uzun süre devam eden bu çatışmaların çoğu yerleşim alanlarında cereyan etti. Kimin ne kaybettiği, çatışmanın kazanan ve kaybeden tarafının kim olduğu konusundaki hükmü uzmanlara, araştırmacılara ve bölge halkına bırakalım. Ancak genel anlamda, Kürt halkı açısından ve siyasi sonuçları itibarıyla bu çatışmanın her iki taraf için kazançtan çok zarar getirdiğini ve bu çatışmadan direkt ve dolaylı en iyi istifade edenin Kemalist rejim ve onun derin unsurları olduğuna inanıyoruz.”

17 Ocak 2000 günü Beykoz’da üst düzey yöneticilere yönelik yapılan operasyonunun ise "PKK ile çatışmaları durdurdukları için" yapıldığı öne sürülen açıklamada, “Bu tarihten itibaren bilerek ve kendi irademizle silahları bir kenara bıraktık” denildi.

İŞBİRLİĞİNE AÇIĞIZ

PKK ile yaşadıkları bütün sorunlara rağmen aralarında resmi bir ateşkes, çatışmazsızlık veya anlaşmanın söz konusu olmadığı belirtilen açıklamada, şöyle denildi:

“Sadece zımni ve fiili bir ateşkes veya çatışmasızlık durumu söz konusudur. Bıçak kemiğe dayanmadıkça sizinle fiili çatışmadan kaçınacağız. Ateşkes, çatışmazsızlık ve gerekirse halkımızın çıkarına olacak bazı konularda anlaşma dâhil birçok alternatife açığız. Ancak her ne olacaksa yetkili kişi ve organlar tarafından yapılmalı ve bunun resmi bir statüye kavuşması gerekir.”

TÜRKİYE GENELİNDE HİZBULLAH OPERASYONU

Terör örgütü Hizbullah davasında yargılananların CMK’nın 102’nci maddesi kapsamında serbest bırakılması ve ortadan kaybolmasının ardından, polis Türkiye genelinde örgüte yönelik operasyonları başlattı.

Polisin Türkiye genelinde başlattığı operasyonda çok sayıda ev basıldı, şüpheliler gözaltına alındı. Polisin Hizbullah hükümlülerinin İran'a kaçtığının önesürülmesinin hemen ardından başalttığı operasyonun hem örgütün yeniden yapılanması, hem de kaçanları yakalamaya yönelik olduğu öğrenildi.

32 KİŞİ GÖZALTINA ALINDI

Adana, Mersin, Gaziantep ve İzmir'de terör örgütü Hizbullah'a yönelik düzenlenen operasyonda 32 kişi gözaltına alındı.

Alınan bilgilere göre, Adana Emniyet Müdürlüğü Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü ekipleri, Adana ve Mersin'in Tarsus ilçesinde örgüte yakın dernek ve yayın kuruluşlarına operasyon düzenledi. Operasyonlarda, 20 kişinin örgüte üye olmak ve örgüte yardım yataklıktan gözaltına alındıkları öğrenildi.

Adana Emniyet Müdürü M. Salih Kesmez, yaptığı açıklamada, operasyonun sürdüğünü ifade etti.

Gaziantep'te de, aynı kapsamda gerçekleştirilen operasyonlarda, aralarında bazı dernek üyelerinin de bulunduğu 11 kişi gözaltına alındı.

İzmir'de ise Adana Emniyet Müdürlüğünce daha önce gerçekleştirilen Hizbullah operasyonu kapsamında aranan bir zanlı, gözaltına alındı. Zanlı soruşturmanın sürdürüldüğü Adana'ya gönderildi.

ERGİN: POLİS HER TARAFTA ARIYOR

Adalet Bakanı Sadullah Ergin, Ceza Muhakemesi Kanunu'nun (CMK) 102. maddesi kapsamında tahliye edildikten sonra kontrol süresinde imza vermeye gitmeyenlerle ilgili savcılıkların yazısı üzerine Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin 12 Ocakta tutuklama kararı aldığını belirterek, ''Şimdi emniyet güçleri Türkiye'nin her tarafında kapsamlı bir çalışma içindeler'' dedi.

Ergin, Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç'la birlikte Antakya Belediye Başkanı Lütfü Savaş'ı ziyaret etti. Gazetecilerin CMK kapsamındaki tahliyeler sonrasında imza vermeye gitmeyenlere ilişkin soruları üzerine Arınç, ''Bu konuda Adalet Bakanı Sadullah Ergin'den yanıt alalım'' dedi.

Bunun üzerine konuya ilişkin açıklama yapan Ergin, ilgili yasanın 2004 yılında parlamentodan geçtiğini ve 2005 yılında yürürlüğe girdiğini anımsatarak, 102. maddenin yürürlük tarihinin ise 2008'e bırakıldığını, daha sonra ise 31 Aralık 2010 tarihine ertelendiğini hatırlattı.

Yasanın, normal suçlarda 5 yıl, 250. madde kapsamındaki bir takım suçlarla ilgili azami 10 yılı öngören bir düzenleme olduğunu vurgulayan Ergin, şöyle devam etti:

''Türkiye'deki ceza yargılama usulünü Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları ve sözleşmesinin verdiği haklarla orantılı hale getirilmesi için 2004'te yapılan bu düzenlemeye uyum için 6 yıllık bir süre öngörülmüştü. Bu süre sonunda kurumların buna kendini adapte etmeleri gerekiyordu. Aslında adapte edenlerde oldu. Yargıtay içerisinde kanunu değerlendirip dosyalarını öncelik sırasına göre belirleyip gündemini buna göre belirleyen dairelerimizde sorun yaşanmadı. Ancak bu gün itibarıyla yaşanmış olan süreçte (şu yanlış yaptı bu yanlış yaptı) demenin ötesinde neticeye gelmek istiyorum. Tahliyeler sonrasında kontrol süresinde imza vermeye gelmeyenlerle ilgili savcılıklarımız yargıtaya yazılarını yazdı. Çarşamba günü itibarıyla aynı akşam Yargıtay 9. Ceza Dairesi tutuklama kararını aldı. Şimdi emniyet güçleri Türkiye'nin her tarafında kapsamlı bir çalışma içerisindeler. Umut ediyorum yakın bir süreçte bir gelişme ortaya çıkar.''


GAZETEPORT, 15 Ocak 2011
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Sonraki

Şu dizine dön: Genel - Güncel Konular

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x