gönderen MansurSah » Cum Şub 12, 2010 18:21
Sevgili baragakal, "Adsız" demiş hep, ben ise "Atsız" diye bilirdim. Gerçeğini merak ettim şimdi.
Benim, Hüseyin Nihal Atsız konusunda gözüme ilk çarpan şeylerden birisi, zaman geçtikçe, her koldan, ne kadar yozlaştığımızdır. Birazdan geleceğim, ama önce:
"Türk-İslam Sentezi" denilen şeye az bile karşı çıkmasını, saygıyla karşılarım. Kendisinin sebebini tam bilmiyorum ama benim sebebim şudur: Birisi ırk, birisi inanç olan birşeyin, sentezi olmaz. Hem zaten "sentez".. Ne demek ki? Ağızlarına "türk islam sentezi" lafını pelesenk etmiş insanlardan acaba tek biri bile, sentez sözcüğünün manasını bilir mi?
Çakıl taşı ile, su damlası, sentez teşkil edebilir mi?
En fazla, bolca çakıl taşı bir araya gelir, plaj oluşturur. Damlalar da bir araya gelir de, deryayı oluşturur. Ama bunlardan bir "sentez" oluşturmak..
Hem sahi, "sentez" ne demekti ki?
Hem "Türk" hem "Müslüman" olmak mı? Peki, Gazali'ye kulak verecek olursak, İhya-u Ulumiddin'de, "müslüman mısın" sorusuna, "elhamdülillah" cevabını, "haşaa" diye reddeder, kızar; zira ona göre uygun cevap, "inşallah"tır. Hal böyleyken, hele ki saf bir Türk tanımı yokken.. Danişment-Karamanoğlu-Germiyanoğlu ırkından gelenlerden, kanımca asır-medeniyet gereği manasız olsa da bahsedilebilir belki; tıpkı "Kürt" der gibi.. Kaldı ki etnik kökene gireceksek "Kürt" diye birşey de yoktur, "Kirmançi" başkadır, "Sorani" başkadır, bunlar birbirlerinin dillerini de tam anlamaz. Ama işte, "Türk" dediğimiz anda zaten içine Oğuzların tüm boylarını da, Farslardan Arabilerden Kürtlerden Ermenilerden, 72 milletten her insanı da sevgiyle içine alan ve ortak paydada, sömürgecilere karşı ortak Kurtuluş Savaşı'nda buluşan insanları, kastetmiş oluyoruz. "Ne mutlu, Türküm diyene" diye boş yere söylemedi Mustafam, Kemalim.
Dağıtmayayım; özetle, bence,
1- Meseleye "ırk" diye bakacak olursak, zaten "Türk" diye bir ırk, yahut saf bir ırk yok; olsa bile böyle bakmak bize yakışmaz; Gazi Paşa bize böyle öğretmedi.. Olay bu değil, "Türklük" davası, bu, hiç değil!
2- "elhamdürillah müslüman" diye birşey de, kişinin kendi vicdanı gereği, söz konusu olmamak gerekir. Müslümanlık, yani Allah'a teslimiyet, ütopik bir hedeftir. Yelkovan'ın en tepede durduğu o en kararsız hali gibi. Tasavvuftaki, "fenafillah" hali gibi. (Yada "Demokırasi" gibi, bir ütopik hedeftir. Sayısız örnekten birinde, hükümet partisi, "bizden olmayan belediyeler yandı, kredi falan yok unutsunlar" dediği anda, demokrasi, yüzde sıfırdır.)
Dolayısıyla, bence ortada ne onların kastettiği gibi bir "Türk" var, ne onların kastettiği gibi bir "müslüman" var, ne de onların ne menem birşey olduğuna dair fikirleri olmayan, "sentez" diye bir kavram var.
Bunların hepiciği, palavradan ibaret. Laf ola beri gele. "Küsüratlı sayı söyledim, demek ki uydurmuyorum" muhabbeti var ya hani, "sentez mentez" lafı ettim, demek ki ortada entellektüel.. ohooo.. vaşşş...
Hüseyin Nihal Atsız, bu "sentez" şeysini, bu açılardan mı eleştirdi; bilmiyorum, öğrenmem lazım. Ama pek sanmıyorum da.
Bence kendisi, açık bir ırkçıdır. Hayal dünyasında yaşamış ve/veya yaşatmıştır.
Eşyanın tabiatı gereği, Türk ırkçılığının zaten iki kolu olabilir; birisi dinle içiçe, diğeri dinden bağımsız. (Bu gibi meseleler asırlardır, iç savaşlarla ve soykırımlarla dahi tecrübe edilmekte, en aşikar olanları, WASP ile Ku Klux Klan'dır.) Türkeşgiller, dinle içiçe olanı seçince, bu da bağımsız olanı seçmiş, kımız falan içmiştir, tüm olay da aslında bundan ibarettir. Tartışmaları da zaten, "kımız içer misin içmez misin" üzerinden yürümekteydi; ya Türklüğe yada İslam'a uyup, bir diğerine aykırı gitme mecburiyetine sıkışmışlardı. "Sentez" dedikleri de işte, bu zekanın bir ürünü.
(Her neyse, yozlaşmaya gelelim..)
"Deli Kurt" romanı, oldukça iyi bir edebiyat eseridir. Bir süre etkisinden çıkamamıştım. "Ruh Adam", hatta, ondan bile iyidir.
Yani aslında siyasi-ideolojik arenada taban tabana zıt olabileceğim bir insanın romanlarını okuyabiliyor ve bunlara hayran kalabiliyorum. Demek ki eskiden, haydi belki biraz abartarak söyleyeyim, düşmanlarım bile öyle yazabiliyorlarmış, ve yazdıklarıyla beni cezbedebiliyorlarmış.
Peki ya şimdi? "İnce belli çay fincanı" diyebilen bir Orhan Pamuk var. (Yalçın Küçük Hoca'nın tesbitiyle) "Ezan zamanı gelince, imam, minarenin balkonuna çıkıp ezan okudu" diyen bir Pamuk; ki 1- Ezan'ın zamanı değil vakti vardır, 2- Ezan'ı imam değil müezzin olur, 3- Minareninki balkon değil, "şerefe"dir.
Yozlaşıyoruz, mütemadiyen.
Erbakan'ın da kuvvetle muhtemel, paylaşmayı bırakın, tahammül edebileceğim tek bir "fikri" dahi olamaz (ki kendisi, "oy'unu bize vermeyen, patates dinindendir" diyebilen bir insandır), lakin kendisi çok zeki, çok donanımlı, büyük bir mühendistir. Özal, keza..
Bir de şimdi, Erbakan'ın tedrisatından yetişen, kendisini Özal'ı geçmeye adamış olduğunu iddia edebileceğimiz (tezkere çıkartıp ABD ile bir olup Irak'lıları öldürmekten tutun da Boğaz'a köprü yapmaya, TSK'ya karşı "benim de şu kadar binlik (polis) ordum var" demeye, yani mesela "rejimin teminatı polistir", vs. vs.) zavallı Tayyip'e bakın. Erbakan da Profesördü Çiller de. Peki ya Tayyip? Üniversite bitirmeyi becerememiş, (en iyi ihtimalle) lise mezunu birisi. Zavallı. Yazık. Hem de saralı.
Fatih "Mansur Şah" Özaydın
Hem Cemaat hem Cumhuriyet olunmaz,
Ters mıknatıslanma yapar!!!