Arkadaslar hepinize en icten tesekkürlerimi sunuyorum - umuyorum herkes tüm duyarliligini gösterecek. Ben de sahsen listemdeki herkese linkleri yolluyorum. Icteki hainler her zaman en tehlikelileridir... Iste bu yaptiklari da bunun adeta bir kaniti... Vatanimizi sonuna kadar savunacagiz!
Ne günlere kaldik ey gazi hünkar... Esek vezir oldu, katir mühürdar...
Bu başlattığımız karşı kampanya genişleyecektir ve durmadan devam edecektir. Elbette, başka duyarlı yurttaşlar da karşı kampanyalar başlatmıştır ve bu başlıkta bunlara yer verilmiştir. Lütfen, bu verilen adreslere girin ve yenilerini de paylaşın. Ayrıca, üç-beş günlük değil, durmadan devam edecek tepkilerimize mütemadiyen katkılarınızı bekliyoruz. Unutmayın ki, beraber vereceğimiz tepkiler özürlü imzacıların çok ötesinde olacaktır.
Pek yakında, sizlere yeni gelişmeleri duyaracağız.
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.
Birkaç Haysiyetli Aydın bir araya gelip Yahu yeter artık bu maskaralık/maskelibalo/sözde palavrasyonları! Aslanlar gibi özrümüzü dileyelim Ermenilerden de;
bizi böyle Bakarkörler Uniform(alı) Topluluğu sanmasın cümle âlem en azından yollu/ruhuyla bir metni imzaya açtılar ya. Amanin aman! Münazaracılar Konfederasyonuna işş çıktı. Sarıldılar, sarmaşıklanan habire (poison ivy) kalemlerine.
Bir kere Her Kelimenin Ağırlığı Benden Sorulurcular var. Onlar öylesine eczacı/kuyumcu tartılarında tartıp tartıp her kelimelerini (kaç harf? kaç okka?) yazarlar ki müthiş mi müthiş (bir fikirsizliği kamufle etmek için geliştirilmiş teknikleriyle) cümle cümle cümlelerini.
Şimdi: o kelime, bu sekiz harf, ordaki noktalı virgül iyi de; Şu, bu, o tanımlama yerine zırt pırt cırt denseydi çok daha ehven olur, rahvan giderdi- yazarları. Yazıları.
Bunlar Yazar Yazar: Ne Yazar? ekolünden olup, hayatları Kurbağa gibi şişinşişin/Manda san kendini bataklıklarda, halet-i ruhiyesine esir düşmüş (forever&ever) bulunduğundan-
Ayyy bunların İnce Terazilerine/Koca Burunlarına danışmadan kalemlerseniz (kısacık da olsa) bir metni; akıl almadık hassasiyetleriyle kompozisyonlamaları için vesile yaratıklandırmış olursunuz. Burdan buyrun.
Bu aşırı hassasiyet; Akıl Fikir Fukaralığından içeri göçmesine ramak kalmış Bu Diyarlarda, kendini ordinaryüslemek/mandalamak (hangisini uygun bulursanız) hastalığını, köşe köşe/ekran ekran teşhir etmekten bir türlü bunalmayan Bu Tipitipler için, bulunmaz nimet kesildi hani.
Bir de Büyük Türk Tarihçileri ekolü mevcut. Devletin resmi tarihinin ortaokul versiyonundan ötesine gidememiş bu bilumum Akşam Kız Sanat ve Akşam Oğlan Dangalak mezunları, feci vâkıf olduklarından 1915 Gerçeğine-
Ay bir kere çokçok itirazları var: Ermeniler bi kerem bizi nasıl sıradan geçirmişlerdi. Canımızı zor kurtardık ellerinden! Batılılar kışkırttı bunları; bizi arkadan bıçaklamaya kalktılar. Belgeleriyle (Halaçoğlu Belgelenseleri) kanıtlanmış hakikatler bunlar. ASIL onlar bizden özür dilesinler- tarzı on yıllardır topaçlamaya doyamadıkları NE tarihle NE gerçekçilikle alâkası olmayan denyoluk/papağanlıklar.
Sonra tabii ASALAyı unutmayalım: Unutturmayalım Koalisyonu var. ASALAnın öldürdüğü elçilik çalışanlarımız peki? Onların kanı bir türlü yıkanamazken yerlerden (yıkamamamız icap ederken) BİZE Mİ kaldı özür dilemek? ASIL onlar bin nedamet/iki milyon pişmanlık/sekiz yüz bin özürle çıksınlar karşımıza! Biz de ASALAyı unutmayalım. Unutturmayalım. Temcit Pilavı gibi (bilmemkaç on yıldır esamisi okunmayan) bu örgütün yaptıklarını ısıtıp ısıtıp Irkçılık Masamıza koyalım.
Peki, bize Yunan Gâvurunun ettikleri? Peki, Balkanlarda biçtikleri? Peki; orda burda şurda/şu kapı arkasında uğradığımız zulümler? Say say bitmez. Ne kadar özür dilense bizden, devede kulaktır. Fayda etmez ekolü de var pek tabii ki.
Dünya Yüzündeki Ennn Mazlum Millet Ödülüyle bile mükâfatlandırılacak olsak, listelerine katmaya bize yapılanları/edilenleri doymayacak/doyurulamayacak olanlar.
Nefsi Müdafaacılar var pek tabii ki.
Bir de Ufalt ufalt da: Cebime Girsinciler var. Bu temel büyük parçacıkların içindeki adacıklar olarak.
Bir kerem HİÇ DE o kadar çok Ermeni yoktu Anadoluda. Sayıları şöyle az, böyle ufaktı. Hem sonra onlar Ermenistana gitti. Lübnana gitti. Los Angelesa gitti. Hiç de bi kerem O KADAR ÇOK Ermeni öldürmedik biz. Onlar yoklardıcılar var.
Yine Çarpıtalım Çırpalım Tarihi de; Bir Menemen Yapıp Yiyelim Kardeş utanmazlar liginden.
Soykırım NEYE DENİRCİLER? var sonra. Peynir ekmek yemezler: Ermenilere yaptığımıza soykırım demezler ekolü.
Tehciri bile beğenmezler. Sözde gözde fırtta cırtta gibi içini zımbırtıladıkları lafların içine sığınıp koca kafalarıyla, Larousseculuk oynarlar.
Yok soy şuna denir, yok kıyım buna denir. Yok şu şudur da, bu budur. O kelimenin ANLAMINA BAKALIM diyen biri varsa, gazlarım ben o Tartışmamanın Topraklarından.
Bilirim ki: bir Türk Topaççısı, kelimeler ve onların ESAS manaları jonklörlüğüyle göz boyamaya (cahil cühelaya özel güzellik uzmanı) namzet. Dikilmiş münazara şampiyonlarının er-sizlik meydanına.
Ha bir de İmzası Çokçokçok Kıymetli Olanlar Ekolü var, pek tabii ki.
YaralıParmağaİşememek üstüne kurulu, high mı high yaşamları; ONA ÇOK ŞEY öğretmiştir. Bu Öğreten Ağbinin öğrendiklerinin en başında da kıymeti kendinden menkul: pırlantadan imzasını, oraya buraya VERMEMEK gelir.
Ve fakat, işte devran dönmüş: gün gelmiştir. Sakımsıkım saklanan o imza, şimdi kadife kutusundan çıkartılıp (itirazları olsa da) Hrant için ve başka çok ağır emosyonel nedenlerle, kendini aşırı mühim görme tripleri eşliğinde- İNANMAYACAKSINIZ AMA: VERİLECEKTİR!
Ay bu Kırmızı Halı Şahsiyeti, bu, onsuz hiçbir mühim toplantının değil mühim tırnağım DAHİ sayılamayacağı, herrr Kırmızı Halı Okazyonunun baş konuğu, Başbakanlık Uçağının vazgeçilmez taburesi-
Evet hanımlar beyler; nice entelektüel çekinselerine RAĞMEN som altından imzasını, teslim etmekten imtina etmemiş, edememiştir.
Bizden selam söyleyin Bolu Beyine! Be hey de hey hey! Alkışlar, alkışlar, alkışlar- Valla da billa da bu salonu yıkar.
borabey, muhtac oldugumuz kudretin nerede oldugunu bilen bizler, bir olabilildikten sonra, hangi cilgin bize zincir vuracakmis görecegiz.
Arkadaslar, su yaratigin yazilarini alintilamayin yahu, sirfintinin adini duydugum anda midem kalkiyor. Tasnaklar tasnaklasin seni Magden, deyip gecelim.
Ahlakli insanlar da var memlekette, gercekleri söyleyen, buyrun:
Talimat emperyalisterden, para Soros'tan, uygulama işbirlikçilerden, destek Çankaya'yı işgâl eden Zat'tan!
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Milli refleks devam ediyor.. İlk kez işbirlikçiler başlarını TAŞA vurdular, duvara tosladılar... İlk kez milli duruşa sahip bu ülkenin gerçek sahipleri tarafından kendi silahları ile vurulmanın şaşkınlığı içinde, Ne yapacaklarını bilemez şekilde akıldanelerinden yeni taktikler bekliyorlar ama çok beklerler.. Takkeleri düştü kelleri gözüktü.. Milli kamuoyunun geçmişte olduğu gibi suskun kalacağı, gösterilecek bir kaç cılız sesin dışında hain amaçlarına ulaşacaklarını zannettiler ama yanıldılar... Türk Milletin sillesinin sesi, taa atlantik ötesine kadar gitti..yankılandı... Bu arada; Bir yandan özgürlüklerden bahsederken, Diğer yandan "özür bekliyoruz" sitesine girişi teknik olarak engelliyorlar.. Kendi sitelerine de sahte isim ve imzalarla sanal hainler yaratmaya çalışıyorlar.. Daha öncede ifade ettiğim gibi bu şer bildirisi insanların gerçek kimlik ve kişiliklerini ölçer bir cihaz olarak işlevine devam ediyor.. Kimin ne olduğu daha net bir şekilde ortaya çıkıyor.. İşte Cengiz ÇANDAR'dan yeni masallar... Yazıyı paylaşalım sonuçta kendi silahı ile kendisine bir atış yapalım..
Çoktandır varlığını unutmuştuk. Türkiyenin önemli meseleleri konusunda Genelkurmayın açıklama yapmasına alışık bir toplumuz biz. Genelkurmay açıklaması gelince, birçok insan o açıklamaya göre kendisini hizalar, bir çoğu gönüllü olarak hizaya girer. Türkiyede bazı kurumların tekelinde olan kırmızı çizgilerin dışına çıkanlar da zaten çeşitli yollardan hizaya getirilir. Bunu da biliriz, buna da alışık bir toplumuzdur. Şu imza kampanyası konusu meğerse ülkemizin en önemli meselelerinden biri imiş. Bunun böyle olduğu Genelkurmayın da uzun vakitten beri süregelen suskunluğunu bozmasıyla anlaşıldı. Genelkurmay açıklaması şöyle: Bizim burada görüşümüz, yapılanları kesinlikle doğru bulmuyoruz. Özür dileme yanlış olduğu kadar zarar verici sonuçlar da doğurabilecek bir davranıştır. Dünyanın hiçbir yerinde o ülkenin tarihine ilişkin tartışmalı bir konuda tümüyle sivil inisiyatif ile ve internet ortamında başlatılan bir imza kampanyasına o ülkenin Genelkurmayının müdahil olduğu görülmemiştir. Bunun olduğu ve aynı konuda Başbakanının bir linç kampanyasına yeşil ışık gibi algılanabilecek sözler sarf ettiği bir ülkenin, demokratik bir ülke ve uygar bir toplum olarak görülebilmesinin imkânı yoktur. Bu bakımdan, Genelkurmay açıklaması, Türkiyenin demokratik kimliği üzerine dış dünyada gölge düşürecek nitelikte bir çıkış olmuştur ve açıklamadaki Türkiye açısından zarar verici sonuçlar doğurabilecek bir davranış varsa, bu, Genelkurmayın topa girerek bu konuda yaptığı açıklama olmuştur. *** Bir yandan Genelkurmay açıklaması, diğer yandan ülkenin Cumhurbaşkanının imza kampanyasını ifade özgürlüğü çerçevesinde gördüğünü söylemesinden ötürü bir CHP milletvekili tarafından ırkçı bir tecavüze uğraması ve ana tarafından Ermeni olmak ile suçlanması ve ülkenin çeşitli katmanlarında ortaya konulan kimisi isteri nöbeti görüntüsündeki tepkiler, imza kampanyasını, kendiliğinden bir demokratikleşme mücadelesinin bir parçası haline getirmiştir. Böyle bir kampanyaya önayak olanların ve internet ortamında imza verenlerin, hiçbiri böyle bir amaç gütmemiş olsa da, fark etmez. İmza kampanyası Türkiyenin demokratikleşme ve onun kadar önemli uygarlaşma mücadelesinin bir parçası haline gelmiştir. Nedeni basit. Bu kampanya özgür bireylerin oluşturduğu bir yurttaşlar davranışıdır. Bireyler, ülke tarihindeki bir olaya ilişkin vicdani bir kanaat oluşturup, bunu küresel çağımızın bir özelliği olan internet ortamında ifade edebilirler. Bunun için hiç kimseden izin almak zorunda olmadıkları gibi, devlet politikası, dış politika ve diplomasi alanında yol açacağı sonuçlar üzerinde düşünmeye mecbur da değillerdir. Bu davranış herhangi bir çağdaş toplumun en temel hakkı olan düşünce ve ifade özgürlüğü kapsamındadır ve bu haktan ne vazgeçilebilir, ne de bu hak devredilebilir. Bir ülkenin bireyleri, herhangi bir konuda o ülkenin devlet yöneticileri gibi düşünmek zorunda da değillerdir. Hiçbir devlet yetkilisinin ve kurumunun, bu davranışı doğru bulmak ya da bulmamak gibi bir tavrı da olamaz. Zira bu, Düşünce özgürlüğünün kullanımını doğru bulmuyoruz anlamına gelir ki, bunun İfade özgürlüğüne karşıyız demekten bir farkı yoktur. İfade özgürlüğü olmadan düşünce özgürlüğünün bir anlamı bulunmaz. Totaliter toplumlarda, elbette ki, ifade özgürlüğünden söz edilemez. Ama demokratik olduğunu iddia eden ve üstelik Avrupa Birliğine katılım sürecindeki bir ülkede ifade özgürlüğü boğazlanamaz. İşte bu nedenle, imza kampanyası, ona katılmak ya da katılmamaktan bağımsızlaşarak, Türkiyenin demokratikleşme mücadelesinin yaşamsal bir parçası haline, kendiliğinden gelivermiştir. *** Herhangi bir ülkede yerleşik tabulara dokunmak kıyameti kopartır. Ermeni konusunun Türkiyenin en büyük tabusu olduğu anlaşılıyor. Bir zamanlar bu ülkede Kürt sözcüğü kullanılamazdı. Bırakın Kürt sorunundan söz etmeyi, alenen ya da yazılı basında Kürt sözcüğü kullanmak, ülkeyi bölmek istemek veya bölücülük ile eşanlamlıydı. Yani, tabuydu. Nereden nereye geldik. Sorun çözülmedi, ama tabu öyle bir kırıldı ki, iki hafta devlet televizyonu Kürtçe yayına başlıyor. O bakımdan, 1915teki Büyük Felâketten ötürü Ermenilerin acısını paylaştığını ifade eden imza kampanyasının böylesine toz kaldırmasını, en hassas tabuya dokunulmuş olduğu için doğal da karşılamak gerekir. Bu imza kampanyasındaki anahtar sözcük, kimilerinin imzalamama gerekçesi olarak ortaya sürdükleri özür diliyorum sözcükleri değil. Ermeni sözcüğü. Özür diliyoruma karşı Ben niye özür dileyeyim, Onlar da dilesin, Acılarını paylaşmak tamam da özür dilemek olmasa gibisinden kimisi çocukça, kimisi kıvırtma, kimisi sahici karşı çıkışlar söz konusu. Buradaki özür diliyorumun acıların paylaşılmasını güçlendirici olmanın, mesajı daha da güçlü iletmek niyetinin ötesinde bir özelliği yok. Bildiri acıların paylaşılmasında sınırlansa, bazı okur-yazarlar arasındaki imzacı adedi bir nebze daha belki artardı ama tepkiler sınırlanmazdı. Çünkü, ırkçı ve milliyetçi güdümlü tepkilerin asıl derdi, Ermenilerle acı paylaşımında. Yani, Ermeni sözcüğünün bam tellerini titretmesinde. Biz de öldürüldük, biz de acı çektik, niçin bizden söz edilmiyor korosu yükseliyor. Bu ortak ve her acıdan söz etme bildirisi değil ki. Gayet spesifik. Türkiyenin Türk insanlarının ilk kez spesifik olarak 1915e, yıllardır suskunluğa terk edilmiş olan ya da ne ve nasıl olduğu devlet tarafından empoze edilmiş olan 1915e farklı yaklaşımını duyurma vesilesi. Bir güzel tanımlamayla Türkiyenin bir Ogün Samastlar ülkesi olmadığını, Türkiyenin vicdan sahibi Türkler ülkesi olduğunu dışa vurmayı amaçlayan bir bildiri metni ve onun bireysel imzacılarından söz edebiliriz. Tümüyle ve üstelik örgütlenme düzeyi son derece yetersiz hatta bir dizi yanlış ile malûl bir sivil girişim bu. Bu haliyle ve her türlü -başta internet sitesine karşı girişilen teknik- saldırıya rağmen üç günde ülkenin her yanından gelen katılımlarla imza sayısı 15 bine vuran, Türkiyenin gözde düşünce adamları, yazarları, akademisyenleri ve sanatçılarının imzasını elde etmiş olan bir çarpıcı sivil girişim. Sivil sözcüğü, Batı dillerinde uygar sözcüğü ve uygarlık kavramıyla eş anlamlı olarak türetilir. Söz konusu girişim, kendiliğinden, Türkiye için bir uygarlık ölçüsü de olmuştur. Uygar toplumlarda, sivil girişimler ve bireysel haklar ile askerî alanlar birbirlerinden son derece kesin çizgiler ve sınırlarla ayrılır. Türkiyede henüz o noktaya ulaşmış değiliz. Ama, zor ve sancılı da olsa yol almaya devam ediyoruz. Ülkenin en önemli tabusuna sivil bireyler eliyle güçlü biçimde dokunulmuştur. Artık gerisi teferruat... ***************************************************
Kendi beyanı ile bu bildirinin "ortak ve her acı"dan söz etme bildirisi değil ki" olduğunu ifade ettiğine göre;
Gerçek anlamda( bir türk aydını demeyeceğim türklüğü kabul etmediklerine göre) bir SİVİL AYDIN !...?olarak;
1) Ermenileri, diasporayı, ermeni dostları ve türk düşmanlarını bir araya getirerek ORTAK VE HER ACIDAN SÖZ ETME BİLDİRİSİ kampanyası açmayı ve öncülük etmeyi düşünüyor musunuz? 2)Sizin dışınızda birileri bu kampanyayı başlatırsa imzanızı atar mısınız? 3) Tek taraflı ve karşılık olarak Ermenilerin de türk ve kürtlerden, yaptıklarından dolayı KARŞI TARAF BİLDİRİSİ yayınlamasının düşünce ve ifade özgürlüğü olarak gerekliliğine inanıyor ve bu yönde bir kampanya açılmasına öncülük etmeyi düşünme değil başlatmayı kabul ediyor musunuz? 4) Türk Devletinin resmi tezine (bizce gerçeklere) karşı çıkmayı çağdaşlık ve sivil olmanın olmazsa olmazı kabul ederken, Ermen, Devletinin (gerçek dışı) resmi tezine karşı çıkmanın da çağdaşlık ve sivil olmanın olmazsa olmazı olarak kabul ve beyan ediyor musunuz? Aynı şekilde İsviçre-Fransa vb devletlerin ermeni tezi lehine yasal koruma sağlayarak bilimsel anlamda dahi karşı düşüncenin suç ilan edilmesi ve cezalandırılmasını çağdaşlık ve sivillik açısından nasıl evrensel değerler uygun görüyorsunuz? doğrusu yanıtlarınızı merak ediyorum desem de etmiyorum... Soru sizin değil ki yanıt sizin olsun.. Binmişsiniz dş güçlerin alametine, Gidiyorsunuz kıyamete... Allah akıl ve fikir versin.. Çağdaşlık ve sivil olmanın anlamı sizin ifade ettiğiniz gibi ise.. Alın başınıza çalın.... En içten sevgi ve saygılarımla.
24 Nisan Cumartesi günü bir grup sözde aydının yapmayı düşündükleri “Bu acı bizim acımız. Bu Yas hepimizin” adını verdikleri ve “ırkçılığa” dur diyeceklerini iddia ettikleri Ermeni yalanlarını destekleme eylemi, 5N1K programında tartışıldı.
Tartışma Cüneyt Özdemir yönetiminde, 21.Yy. Türkiye Enstitüsü Başkanı Prof. Dr. Ümit Özdağ ve bu eylemin tertipçilerinden Volkan Akyıldırım arasında idi.
Volkan Akyıldırım, “Türkiyeli Aydınlar”ın mazlum, mezarı bile bilinmeyen, zavallı Ermeniler adına siyahlar giyerek yas tutacaklarını, ırkçılık karşıtı bir eylem hazırlığında olduklarını söyleyerek artık ırkçı demagojilerin biteceğini, Özdağ’ın resmi ideolojinin sözcüsü olduğunu, bu ırkçıların Ermenileri hiçe saydıklarını iddia etti. Akyıldırım’a göre artık bu gibi ırkçıların Türkiye’de yenildiğini, Hrant’ın ölümünün iyi bir vesile olduğunu savundu.
Akyıldırım’a göre Ümit Özdağ ve onun gibiler “ırkçı demagoji”lerle suçsuz Ermenilerin öldürüldüğünü inkar ve “büyük felaket”in üstünü örtmeye çalıştıklarını, Türklerin silahlı, Ermenilerin sivil olduklarını, bu yüzden sadece Ermeniler için yas tutacaklarını ifade etti. Akyıldırım, 24 Nisan 1915’te İstanbul’da yaşayan 220 aydının evlerinden alındığını ve kaybolduklarını, bunlar için yas tutarak “ırkçılığın karabasanı”ndan Türkiye’yi kurtaracaklarını, zaten de bu ırkçıların sonunun geldiğini iddia etti.
Ümit Özdağ, Türklerle Ermenilerin 850 yıl boyunca aynı coğrafyada mükemmel bir paylaşım içinde olduklarını, geçtiğimiz 70-80 yıllık süreci aşarak bu paylaşımı yeniden kurmak, bunun için de olaylara empati ile bakmak gerektiğini ifade etti. 1915’te Türklerin de katledildiğini yabana atarak tek taraflı bir “soykırım”dan bahseden bu kişilerin “Yerli Diaspora” olduklarını, bu konunun Ermenilerle daha sağlıklı görüşülebileceğini ileri sürdü. Özdağ, bu yerli diasporanın göre tarihteki bütün olumsuzluklardan Türkleri sorumlu tuttuklarını, samimi olmadıklarını söyledi.
Ümit Özdağ, 1915’te hem Türklerin hem de Ermenilerin öldüğünü fakat Türklerden bahsetmeden bu diasporanın “Büyük Felaket” tabiri ile tek taraflı hareket ettiğini vurguladı.
Ümit Özdağ, Türkiye’ye ve Türklere karşı sistemli bir psikolojik harekat olduğunun, yapılacak olan bu eylemin de bu harekatın bir parçası olduğunun altını çizdi
İşte eylemin davetiyesi ve imzalayanlar:
Bu acı BİZİM acımız. Bu yas HEPİMİZİN.
1915’te, nüfusumuz henüz 13 milyonken, bu topraklarda 1,5 – 2 milyon Ermeni yaşıyordu. Trakya’da, Ege’de, Adana’da, Malatya’da, Van’da, Kars’ta… Samatya’da, Şişli’de, Adalar’da, Galata’da…
24 Nisan 1915’te “gönderilmeye” başlandılar. Onları kaybettik. Artık yoklar. Çok büyük çoğunluğu aramızda yok. Mezarları bile yok. “Büyük Felaket”in vicdanlarımıza yüklediği “Büyük Acı” ise olanca ağırlığıyla VAR. 95 yıldır büyüyor.
Bu “Büyük Acı”yı yüreğinde hisseden bütün Türkiyelileri 1915 kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğilmeye çağırıyoruz. Siyahlar içinde, sessizce. Ruhlarına yakacağımız mumlarla, çiçeklerle…
CHP’li Arıtman, Taksim’de Ermeni yalanlarına destek için yürüyüp ağlayacak ‘aydınlara’ karşı hükümeti göreve çağırdı: İzin vermeyin!
‘IRKÇILIĞA ve Milliyetçiliğe Dur De Girişimi’nin 24 Nisan’da İstanbul’da düzenlemeyi planladığı ’etkinlik’ toplumun tüm kesimlerinde rahatsızlık yaratırken, en sert tepki CHP’li Canan Arıtman’dan geldi: Büyük bir provokasyon. Her gün milletin bağrına hançer saplanıyor. Hala şehit cenazeleri geliyor. Bu, hakaret ve ihanet toplantısını şiddetle kınıyorum. Hükümet, Türkiye’nin güvenliği ve huzuru için bu toplantıya izin vermemeli.
Arıtman: İzin verilmemeli 24 Nisan’da İstanbul’da taksim Meydanı’nda düzenlenmesi planlanan ve “Ermeni yalanına destek” olarak yorumlanan programa karşı siyasilerden tepki geldi. CHP İzmir Milletvekili Canan Arıtman, düzenlenen etkinliğin “büyük bir provokasyon” olduğunu söyleyerek, hükümetin, Türkiye’nin güvenliği ve huzuru için bu toplantıya izin vermemesi gerektiğini belirtti.
İç çatışma arzusu Arıtman, ülkede iç çatışma başlatılmak istendiğini de vurgulayarak, “büyük bir provokasyon tertibidir bu. Bu insanlar ayda mı yaşıyorlar Türk toplumunu nasıl bir gerilim içerisine girdiğini görmüyorlar mı? Türk milleti hakikaten büyük bir sabır göstermektedir. Zaman zaman bu sabrın taştığını görüyoruz herkesi üzen olaylarla. Böyle bir ortamda Türkiye’nin bu kadar gerildiği, bu kadar büyük haksızlıklara uğradığı bir ortamda böyle bir toplantının yapılması kabul edilemez. Dış güçler bu ülkede bir iç çatışma ortamının yaratılmasını istiyor. İç çatışmanın başlanması arzu ediliyor. Bu kişiler de bu projeye hizmet etmek istiyorlar anlaşılan. ’Soykırım’düşmanların Türkiye’ye attığı bir iftiradır.Düşmana hizmet etmek kabul edilemez. Etnik milliyetçilik pompalanmaya başlandı. Halkın büyük gerginlik yaşadığı, sabretmeye çalıştığı bir ortamda bu kadar anlamsız, hakaret ve ihanet toplantısı yapılamaz şiddetle kınıyorum. Hükümet Türkiye’nin güvenliği ve huzuru için böyle bir toplantıya izin vermemelidir. Hala şehit cenazeleri geliyor. Her gün bu milletin bağrına hançer saplanıyor. Yıllardan beri birliğini beraberliğini sağlamaya çalışan sabreden bir millete böyle bir haksızlık yapmamak lazım” diye konuştu.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım
Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır
çağrıcılar listesi, turnusol kağıdı gibi..isimlere bakmak yeterli aslında bu tür hain senaryoların bir faydası da var .. o da mevcut işbirlikçilere yeni isimlerin eklenip eklenmediğ... bakıyoruz listede süpriz yok... eski tas eski hamam eski hain işbirlikçiler.. ahmet altan biraderler, cengiz çandar ve ekibi niye yok anlamadım Yoksa ağır abiliğe mi takılıyorlar? Şimdilik bu kadar gerçek duygularımız kelimeler dökmekte zorlandığımız bu günlerde, yazmak söylemek yerine yapmanın vakti gelmedi mi? en içten sevgilerimle.... 24.Nisanda soy kırıma uğrayan türklere Allah'tan rahmet, yapanlara lanet okuyorum.
Her yıl Ermeni soykırım iddialarıyla gündeme gelen 24 Nisan, İstanbul'da bir anmaya konu olacak.
Aydınlar bugün Taksim'de buluşarak 1915 olaylarını protesto edecek. "Irkçılığa ve Milliyetçiliğe Dur De" girişiminin düzenleyeceği eylem saat 19.00'da başlayacak.
Eyleme 60'tan fazla
Politikacı,akademİsyen, yazar, çizer ve sanatÇı
katılacak .
Grup, 1915'te hayatını kaybedenler için mumlar yakacak, isim listelerinin üzerine çiçekler bırakacak, yarım saat süreyle sessiz oturma eylemi yapacak.
"Bu acı bizim acımız, bu yas hepimizin" mesajı verilecek
67 ... yer aldığı bildiride, Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Baskın Oran, İpek Çalışlar, Lale Mansur, Mahir Günşıray, Oral Çalışlar, Perihan Mağden, Ufuk Uras gibi isimlerin de imzaları var.
Taksim'de, .................aralarında bulunduğu bir grup ölen Ermeniler için anma töreni düzenledi.
Taksim'de, ......................da aralarında bulunduğu bir grup, "24 Nisan 1915'te meydana gelen olaylarda hayatını kaybedenler" için anma töreni düzenledi.
Taksim Meydanı'nda oluşturulan "temsili anıta" karanfiller atan ve burada mum yakan gruptakiler, alkış tutup çeşitli sloganlar attı.
Grup adına açıklama yapan Zeynep Tanbay, 1915'te Türkiye'nin nüfusu henüz 13 milyon iken bu topraklarda 1,5-2 milyon Ermeni'nin yaşadığını belirterek, "Ermeni vatandaşlar mahalle bakkalımız, terzimiz, kuyumcumuz, marangozumuz, kunduracımız, sınıf arkadaşımız, öğretmenimiz, milletvekilimiz, subayımız, arkadaşımızdı" dedi.
Ermeni vatandaşların, kapı komşuları, dert ortakları olduğunu ifade eden Tanbay, "24 Nisan 1915'te gönderilmeye başlandılar. Onları kaybettik. Artık yoklar. Büyük çoğunluğu aramızda yok. 'Büyük felaketin' vicdanlarımıza yüklediği büyük acı ise olanca ağırlığıyla var. 95 yıldır büyüyor" diye konuştu.
Gruptakiler, açıklamanın ardından alkışlar ve sloganlar eşliğinde Galatasaray Meydanı'na kadar yürüdü.
Açıklama ve yürüyüş sırasında ara sokaklardan gelerek Türk ve Azerbaycan bayrakları açan ve kalabalığa sözlü müdahalede bulunan bazı karşıt gruplar, polisin uyarısının ardından dağıldı.
Anmaya; Ahmet İnsel, Ali Bayramoğlu, Aslı Erdoğan, Avi Haligua, Ayhan Bilgen, Ayla Yıldırım, Ayşe Batumlu, Baskın Oran, Cafer Solgun, Cengiz Aktaş, Deniz Zarakolu, Dilek Gökçin, Doğan Tarkan, Eren Keskin, Erol Köroğlu, Ferhat Kentel, Fethiye Çetin, Garo Paylan, Halil Berktay, Hayko Bağdat, Hürriyet Şener, Lale Mansur, Mahir Günşıray, Neşe Düzel, Perihan Mağden, Roni Margulies, Semra Somersan, Ufuk Uras, Yalçın Ergün Doğan, Yaman Yıldız, Yasemin Çongar, Yıldız Önen ve Zeynep Gambetti de katıldı.
İnsan Hakları Derneği İstanbul Şubesi üyesi bir grup saat 13.30 sıralarında Haydarpaşa Garı girişinde toplandı ve şok bir protesto gerçekleşti.
24 Nisan 1915’te İstanbul’da Ermeni toplumunun önde gelen isimlerinin tehcir edildiğini söyleyen grup yaptığı basın açıklamasında, "İnsan hakları savunucuları olarak bu olayların adının konulmasını istiyoruz" denildi. Grup daha sonra denize karanfiller attı.
Grup dağılacağı sırada, gar çevresindeki bazı vatandaşlar tepki gösterdi. Tepki gösteren vatandaşlar, "Önce Ermenilerin yaptığı katliamları okuyun. Burası özür dilenecek yer değil" diye bağırdı. Polis araya girerek vatandaşları, gar çevresinden uzaklaştırdı.
Kısa süreli gerginliğin ardından İHD üyeleri tekne ile gar önünden uzaklaştı
KARŞIT GÖSTERİ
Bu arada İHD üyelerinin eylem yapacağı haberini alan 15 kişilik grup gar içinde toplandı. Aralarında Emekli Orgeneral Edip Başer'in de bulunduğu gruptaki bazı kişilerin Türk bayrağı taşıdığı görüldü. Başer, yaptığı açıklamada "Burada toplanan Büyükelçilere destek için buradayım" dedi. Grup, Ermeniler tarafından öldürüldüğü belirttikleri Türklerin fotoğraflarını taşıdı. Grup üyeleri ile karşı gruptaki bazı kişiler arasında kısa tartışma yaşandı. Grup üyeleri daha sonra olaysız dağıldı.
En son Başkomutan tarafından Cmt Nis 24, 2010 21:58 tarihinde düzenlendi, toplamda 1 kez düzenlendi.
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım
Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır
Sonunda demokrasi geldi...Bunları yaşadıysak demokrasi gelmiştir arkadaş!..
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım
Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır
Ermeni kardeşlerinden özür dileyen Baskın Oran Türkiye'yi getirdikleri noktayı söyledi "onursuzluğun doruk noktası..."
Baskın Oran'ın soykırım isyanı!
Profesör Baskın Oran, her sene Obama'nın 24 Nisan konuşmasını nefesleri tutup beklemenin 'büyük onursuzluk' olarak niteledi.
Profesör Baskın Oran, her yıl ABD Başkanı Barack Obama'nın konuşmasını beklemenin ve 'soykırımı' sözünü kullanmadı demenin 'onursuzluğun doruk noktası' olduğunu söyledi.
ABD Başkanlarının her yıl ne söyleyeceğini tartışmak bizim için onursuzluğun doruk noktası. 72 milyon yılda bir defa Obama'nın ağzına bakarak ne diyeceğini merak ediyor. Bu büyük ayıp ve onursuz bir durum. Diğer açıdan soykırım kelimesi Yahudi soykırımıyla bağlantılı olduğu için, Türkiye'de insanların 1915 rezaletini öğrenmemesine ve kulaklarına fren koymasına yol açıyor. Ben soykırımın bilimsel olarak doğru olmadığını düşünüyorum
DAVUTOĞLU'NU ÖYLE KONUŞTURAN KİM?
Balçiçek Pamir'in 'Ahmet Davutoğlu'nun Ermenistan'la ilgili açıklamaları var. Ne diyorsunuz?' sorusuna Baskın Oran'ın verdiği yanıt ilginçti:
Davutoğlu'nu çok beğeniyorum. Fakat Ermenistan'la bu protokolleri yaptıktan sonra söylediklerini anlamıyorum. Öyle sanıyorum ki, bu sözler Davutoğlu'ndan çok bu sözler hükümetin ve Erdoğan'ın politikasıdır. Seçime gidiliyor, seçmenleri sıkıştırmayayım diye bu protokolleri olmayan bir koşula bağladı.
Ben Obama'nın İngilizce metnini gönderdim. Daha birinci paragrafta Osmanlı İmparatorluğu'nun son günlerinde diyor. Sözde Ermeni soykırımı tabiri rezaletin son perdesiydi . Bir internet sitesinde haber vardı. Haberde Ermeniler bir kongre yapmış. Haberde 'sözde Ermeni kongresi' diyor. Adamlar kongre yapmış, bunun sözdesi var mı be! Tövbe ya rabbi! Biz artık 1915 olayları diyoruz, bu çok nötr bir ifade. 1915'te ne olduğunu biliyoruz, devlet eliyle kendi vatandaşlarını mahvetmesi olayıdır. Yiyorsa bir halkın bir halkı mahvetmesi anlaşılabilir bir şey ama devletin yapması anlaşılır şey değil.
Taraf Gazetesi, Cumartesi (24 Nisan 2010) günü Taksim’e çıkan, “aydın” denilen gurubun eylemini, bir gün sonra 13’üncü sayfasında “24 Nisan’la ilk yüzleşme” başlığıyla haber olarak verdi.
“Aydınlar ve insan hakları savunucuları 1915 felaketinin yıldönümünde Taksim ve Haydarpaşa Garı’nda “kayıp” Ermenilerin fotoğraflarıyla oturma eylemi yaptı” spotlu haberi şöyle ucundan irdeleyeceğim.
Haberin ilk paragrafında, “1915 olaylarında öldürülen Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab’ın İslam ve Osmanlı şehitleri için “Kalbimizdesiniz” diye haykırdığı Taksim Meydanı ile Haydarpaşa Garı’nda bir araya gelen aydınlar ve insan hakları savunucuları ortak acıyı paylaştı” deniliyor.
1915 olaylarında öldürüldüğü öne sürülen Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab “Kalbimizdesiniz” diye kim için haykırmıştır? Hemen haberden alıntı yapayım: İslam ve Osmanlı şehitleri için…
Bir kere, “İslam ve Osmanlı” ayrımı ve vurgusu da neyin nesi?!.
Hadi bunu geçelim. Ne oldu ki, Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab, “Kalbimizdesiniz” diye haykırma gereği duydu?.. Bu sorunun yanıtı nedir? Bunca şey biliniyor, söyleniyor da, bu neden seslendirilmiyor?
Ermeniler, vatandaşları Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab’a “Kalbimizdesiniz” haykırışını yaptıracak bir şey yapmışlar ki, adam meydanlara çıkıp avazı çıktığı kadar haykırmış, haykırma gereğini duymuş!
Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab, “Kalbimizdesiniz” haykırışını önce Taksim Meydanı’nda, sonra Haydarpaşa Garı’nda mı yoksa önce Haydarpaşa Garı’nda sonra Taksim’de mi yapmış? İki yerde aynı anda haykıramadığına göre ya belirli aralıklara haykırmış ya da birinde haykırmış…
Bu da önemli değil. 24 Nisan 2010 Cumartesi günü Taksim’deki “24 Nisan’ı anma” eylemini organize eden “DurDe Girişimi”, eyleme katılan aydınlara siyah giysiler giydirmiş, “Bu acı bizim, bu acı hepimizin” yazılı Türkçe ve Ermenice pankartı açmış, açtırmış.
Ben bu pankarttan, kara giysili aydınlarımızın, Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab’ın, “Kalbimizdesiniz” diye haykırdığı insanlardan da özür dilendiği umuduna kapıldım, sevindim; ama umudum ve sevincim kısa sürdü, pankartta yazılanın Ermenilere ve Ermeni diasporasına ileti (mesaj) içeriği ve amacı taşıdığı izlenimi edindim. Buna da, eylemciler adına konuşan sanatçı Zeynep Tanbay’ın “1915’te nüfusumuz henüz 13 milyonken bu topraklarda bir buçuk-iki milyon Ermeni yaşıyordu. 24 Nisan 1915’te gönderilmeye başlandılar. Onları kaybettik. Artık yoklar. Çok büyük çoğunluğu aramızda yok. Mezarları bile yok. Büyük felaketin vicdanlarımıza yüklediği büyük acı ise, olanca ağırlığıyla var. 95 yıldır büyüyor. Şimdi bu büyük acıyı yüreğinde hisseden bütün Türkiyelileri 1915 kurbanlarının anısı önünde saygıyla eğilmeye çağırıyoruz. Siyahlar içinde sessizce, ruhlarına yakacağımız mumlarla, çiçeklerle . Çünkü bu acı bizim acımız bu yas hepimizin” biçimindeki sözleri neden oldu.
Bu konuşma olmasaydı, “DurDe Girişimi”ne, “Madem 1915’in ortak acılarına inanıyorsunuz, aynı eylemi önümüzdeki yıl varın gidin Ermenistan’da yapın” diye önerecektim. Önerirken de, “Kaçınız sağ dönerdiniz, bilemem” diye uyaracaktım.
Sanatçı Zeynep Tanbay’ın, Meclis-i Mebusan üyesi Ermeni Krikor Zohrab’ın da kemiklerini sızlatan konuşmasını okuduktan sonra, “DurDe Girşimi”ne şu önerilerim olacak:
Kıbrıslı Rumlar için de böyle bir organize yapın ve onların ettiklerini değil bizim gidip onlara ettiklerimiz için de karalar giyin, pankartlar açın, özür dileyin… Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda savaşmak ve yenmek zorunda kaldığımız Yunanlılardan için de benzer eylemi organize edin, Yunanlılardan da özür dileyin… Anzakları unutmayın... Oldu olacak, işi 95 yıl sonraya bırakmayın, PKK’dan ve PKK’lı Kürtlerden de şimdiden özür dileyin…
Özür eylemlerinin organizatörü DurDe Girişimi, Cumartesi günündeki sayı kadar karalar giyecek aydın bulamamak kaygısına kapılmasın! Bu ülkede, karalar giymeye hazır o kadar kara beyinli, sözde aydınlar var ki!..
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım
Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır
Sözde Ermeni Soykırımı’nın 95’inci yıldönümü olan 24 Nisan 2010 Cumartesi günü, “DurDe Girişimi”, İstanbul Taksim’de bir etkinlik düzenlemişti. “Türkiyeli aydınlar”a, kara giysiler giydirmişti, mumlar yaktırmıştı, “Bu acı bizim, bu acı hepimizin” yazılı pankart açtırmıştı. Bir şey daha yaptırmıştı: Ermenilerden “özür” diletmişti…
Bu DurDe Girişimi ile bu girişimin organize ettiği Taksim eylemine katılan “Türkiyeli aydınlar”ın, bir gelişmeden haberleri olmadı. Onları haberdar etmek için bu yazıyı yazdım.
DurDe Girişimi’nin Taksim organizasyonundan aynı gün haberi olan Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Ermenilerin “sözde soykırım” savlarına desteklerinden ötürü DurDe Girişimi’ne ve “Türkiyeli aydınlar”a teşekkür ediyordu.
Haber, ulusal basında yer almadı.
Haber, merkezi Kars’ta olan Kafkas Haber Ajansı (KHA)’nındı.
Ajans, “Ermenistan Cumhurbaşkanı’ndan, Türkiyeli aydınlara teşekkür” başlıklı haberini 26 Nisan 2010 Pazartesi günü abonelerine geçti. Kars basını haberi ertesi gün kullandı.
KHA haberini, Rusya’dan yayın yapan Ria Novasti adlı internet sitesine dayandırıyordu.
Anılan sitenin Ermeni asıllı muhabir Qamlet Matevosyan, haberinde, “Osmanlı Türkiyesi 19’ncu yüzyılın sonlarından itibaren 20’nci yüzyılın başlangıcında Ermenilere devamlı şekilde baskı uygulamış ve Ermeni halkını imparatorluktan sürmüştür. Ayrıca 1915 yılında 1.5 milyondan fazla insan katledilmiştir. Türkiye geleneksel olarak soykırım gerçeğini inkâr ediyor ve batının bu konudaki tenkitlerine çok ağır tepki gösteriyor” diyor, haberini şöyle sürdürüyordu:
“Ermenistan'ın Cumhurbaşkanı, halka, soykırımın tanıtılması ve dünya çapında kınanması için mücadeleyi sürdüreceklerini söylemiştir. Serk Sarkisyan, insanlığa karşı yapılan bu cinayeti itiraf ederek kınayan, Ermenistan'a destek veren bütün Cumhuriyetlere ve organizasyonlara teşekkür etmiştir.”
Haberin şimdi sunacağım tümcesini, DurDe Girişimi ile bu girişimin Taksim organizasyonda yer ya da görev alan “Türkiyeli aydınlar” iyi okusunlar:
“Serj Sarkisyan aynı zamanda Ermeni halkının acısını paylaşan ve soykırımı itiraf eden, tarihi gerçeğin ortaya çıkması için mücadele veren Türkiyeli aydınlara da teşekkür etmiştir."
1915’deki göç sırasında Ermenilerin hangi silahlarla öldürüldüklerine ilişkin bilemediğimiz bir tarihi gerçeği de öğreniyoruz:
“Soykırımın 95’nci yıldönümünde Serj Sarkisyan herkesin şu gerçeği hatırlamasını istemiştir: Hazırlanmış devlet politikasına göre sadece Ermeni oldukları için kılıçla ve ateşli silahlarla öldürülen 1,5 milyon insanın hatırası, bu soykırımın tanınması ve kınanması yönünde mücadeleyi sürdürmemizi gerektiriyor.”
Ermeniler, savlarında ve mücadelelerinde kararlılıklarını her geçen gün daha bir pekiştiriyorlar! Biz ne yapıyoruz?..
Ayrıntıya girmeden, DurDe Girişi’ni ve DurDe Girişi’nin 24 Nisan 2010 Cumartesi günü organize ettiği Taksim eylemine katılan karalar giyen “Türkiyeli aydınlar”ına gene bir haber verelim.
Bu haber de KHA’nın ve Rusya’dan yayın yapan “Ria Novasti” sitesinin muhabiri Qamlet Matevosyan’un… Şöyle:
“Ermenistan İlimler Akademisi’nde yapılan toplantıda, Türkiyeli aydınların hareketine övgüler yağdırılarak şu görüşlere yer verildi: Türkler ne kadar inkâr etseler de, soykırım unutulmayacak. Sayıları şimdilik az da olsa Türkiyeli aydınlarından Nobel ödüllü Orhan Pamuk ve Taner Akçam, kimi aydınlar soykırımı tanıyorlar, kabul ediyorlar. 1,5 milyon Ermeni'nin öldürülmesini en sonunda Türkler de kabul edecekler. Soykırımı tanıyan Türkiyeli aydınlara teşekkür ediyoruz.”
Herkes, başını ellerinin arasına alsın, adam gibi düşünsün! Elin oğlu nelerin hayaliyle yaşıyor ve yaşadığı hayali yaşama geçirmenin uğraşı içinde! Lütfen bu gerçekleri görelim, geleceğimize dikenli teller çekilmesine izin vermeyelim…
AKP Adana Milletvekili Dengir Mir Mehmet Fırat, Ermenilerden özür dilenmesi için kampanya başlatan aydınlara destek çıktı. Fırat, “Bence özür dilemek bir erdemdir” diye konuştu. Meclis’te gazetecilerin sorularını cevaplayan Fırat, toplumların geçmişinde, tarihinde bu tür olaylar bulunabileceğine işaret ederek, “Aydınların da özür dilemesini ben anormal karşılamıyorum. Saygıyla karşılıyorum. Bunu tarihçiler zaman içinde değerlendirir ama bence özür dilemek bir erdemdir” diye konuştu. DTP Şırnak Milletvekili Sevahir Bayındır da başlatılan girişime destek verdi. Herkesin geçmişiyle ve hakikatle yüzleşmesi gerektiğini kaydeden Bayındır, “Gerçekler örtülemez. Dünyada pek çok ülke yaşadıklarından dolayı özür diledi. Türkiye de geçmişte belli sorunlar yaşanmış halklara karşı. Hala da yaşanıyor. Bence aydınların yarattığı güzel bir vicdani harekettir” şeklinde konuştu.
Ermenilerin vahşice katlettiği Türkler YIL: 1918 KARS
...Siz bana bir ülke gösterin ki, kardeşleriniz savaş halinde olacak, kardeşleriniz katledilecek ve onlar katledilirken, ‘Bunun müsebbibi Türkiye’dir’diye demeçler verecek; o kardeşlerimiz katledilirken, ‘Avrupa’nın haritaları bellidir, yerine oturmuştur; fakat Ortadoğu’nun, Asya’nın haritaları nihai şeklini almamıştır’ diye açıklamalar yapacak; Kars’ın, Ermenistan toprağı olduğunu iddia edecek, bütün bunlardan sonra o adam Türkiye’ye gelecek ve siz de elini sıkacaksınız..” Bu milliyetçi muhafazakar vatanseverin kim olduğunu hemen belirtelim... Abdullah Gül... Tekrar edelim tarih 1993...
Türkiye Cumhurbaşkanı’nın elini sıktığı, maçta yan yana oturduğu şahıs, 1992 yılında Hocalı katliamını gerçekleştiren katiller sürüsünün Savunma Bakanı’dır. O bir katildir ve katiller sürüsünün başlarından biridir. O sıkılan el, dirseklerine kadar Türk kanına batmış bir eldir. O kanlı eli sıkan ele de o kanlar kesinlikle bulaşır.
Yıl 2008 ... önemli fırsatlar sunan bir anlam taşımaktadır. Bu maç vesilesiyle yapılacak ziyaretin bölgede yeni bir dostluk ikliminin oluşmasına katkıda bulunabileceği düşünülmektedir. ” Abdullah Gül...
ASALA'nın şehit ettiği TÜRKLER
Ben katledilen insanlarımızdan başka adam göremiyorum...
Cebren ve hile ile aziz vatanın bütün kaleleri zaptedilmiş, bütün tersanelerine girilmiş, bütün orduları dağıtılmış ve memleketin her köşesi bilfiil işgal edilmiş olabilir.Bütün bu şerâitten daha elîm ve daha vahim olmak üzere, memleketin dahilinde, iktidara sahip olanlar gaflet ve dalâlet ve hattâ hıyanet içinde bulunabilirler!
Eğer bir milletin kurtarıcıya gereksinimi yoksa artık millet olmuştur Sakın kurtarıcı bekleme‚ yoksa sana karşı olan vazifemi yapamadım sayarım
Türk milletinin büyük millet olduğunu bütün medeni alem, az zamanda, bir kere daha tanıyacaktır
bir kere aydın ne demek, satılmış ne demek, hain ne demek bunlar ayrılmalı. benim litaretürümde, kendilerine soykırım yapıldığını iddia eden bir milletin, bu iddiasını siyasi platformlarda, ayak oyunları ile parlamentolardan geçirmeleri bir değer taşımaz. o parlementolar, çıkarları uğruna bakarsınız bir zaman soykırımı kınarlar, bir zaman kızılderelileri soykırarlar. demokrasi keserinin ucu kendilerine yontar. timsahtan farksızdırlar. ağlarlar ama öldürmekten geri durmazlar. öncelikle ermenistan denen ülkenin, bu iddiayı tarihsel açıdan ispatlaması gerekir. yani arşivlerini ve tarihi belgelerini açıkça kamuoyuna sunması gerekir. bu aşamada, diaspora, desteklemeyi bırakın, kösteklemeye çalışmıştır tarihi. şimdi, bunu bilip te, özür dileyenlere aydın demek, aydınlara hakaret olur. bunlar a olsa olsa, ya hain yada satılmış denmeli. aydın kelimesini, bu arkadaşlardan bahsederken kullanmak yanlıştır. doğru yanlış önemli değil, önemli olan, kendilerini satın alanlara hizmet! kınamamak lazım. hainler cezalarını eninde sonunda çekerler.