PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

İletigönderen Oğuz Kağan » Cum Ağu 21, 2009 0:35

PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

Terörün dip yaptığı ülkeye AB-D, İsrail destekli iktidar olacaksınız. Sonra Diyarbakır’ı BOP’un yıldızı ilan edeceksiniz..(!) Erbakan adına çıkardığınız aftan, Baki Tuğ’un muhalefeti uyarmasıyla Öcalan’ın da faydalandığı ortaya çıkınca “pardon, farkında değiliz” diyeceksiniz..(!)

Açılım-saçılım noktasında, “farkına varılmadı” sözünü yeniden düşünmemiz gerekmez mi? Kaldı ki böyle vahim bir yanlışa “pardon” deme lüksü var mıdır?

ABD Konsolosu Edelman Türkiye’ye geldiğinde “Edelman’ın Türkiye’de ne işi var” diye soran akil insanlar oldu. Edelman’ın görev yaptığı birçok ülke parçalandı. Yugoslavya, Rusya gibi…

Bugün geldiğimiz nokta ne? Türkiye’nin bölünme planı uygulamaya konuyor.

Edelman RTE’nin Siirt seçimlerine girebilmesi için neden o kadar yırtınmıştı? Hadi o yırtınmıştı da, Türkiye’de neden birden herkes mutabık olmuştu (!)?

AKP iktidar olunca PKK yeniden niye azdı? Üstelik AKP içinde onca PKK sever adam varken(!) Türk Devletinden maaşlı belediye başkanları PKK’nın ovada rahat hareket etmesini temin ederken, PKK giderek niye kudurdu?

PKK Kürt sorunu mudur? PKK Kürt sorunu diyen ya PKK ile aynı noktalardan besleniyordur, ya da zır cahildir!

İngiliz, Alman, Fransa, ABD, İsrail, Rusya… Ne kadar emperyal devlet varsa PKK sever konumda. Sonra bana diyeceksin ki; “PKK Kürt sorunudur.” Ben de o zaman hoş geldiniz Damat Feritler, Vahdettinler, Ali Kemaller derim.

Güneydoğu’da Kürt problemi değil, insanlık problemi vardır. 2005’de bunları yazdım. O bölge insanı Şeyh-Şıh-Ağa kılıklı insanların elinde köledir. Halk ile devlet arasında bu adamlar vardır. Yıllar önce Güneydoğu’dan bir ağa arazilerini köylülerle birlikte satışa çıkarmıştı. Utanç verici bu insanlık dramı gazete ilanı ile yapıldı. Ağasının sattığı insanları başkaları kolayca satın alamaz mı?

İşin en kepaze yönü ise, hukuk Güneydoğu’da geleneklere teslim oldu. 2 bakanlık bütçesine sahip diyanet bile geleneklere teslim oldu. Çünkü ülkemde din adına bir Ruhban sınıfı ortaya çıktı. Oysa İslam Peygamber’i “ruhban sınıfını kaldırdım” dedi. 2 bakanlık bütçesine sahip diyanet Güneydoğu’da kan davasının günah olduğunu bile anlatamadı. 10 yaşındaki kız çocuğu ile 50 yaşındaki bilmem kaç karılı adamın dini nikahını kim yaptı?

Mardin’e gitmiştim, bir kurumun müdürü ile konuştuğumda;
“Buralarda devlet inanılmaz şekilde suistimal edilmiş. Birçok sağlık ocağı ihale edilmiş, sağlık ocakları yapıldı gösterilip ödeme yapılmış ama aslında böyle bir sağlık ocağı yok. Halk ile devlet arasında hep ağalar var. Vatandaş her işini bu aracılara rüşvet vererek yaptırmış. Zannediyor ki, devlet her işini para ile yapıyor. O yüzden devlete düşman kesilmiş. Burada bir pratisyen hekimin inanılmaz serveti ortaya çıktı.” diye anlatmıştı.

DTP’nin ağası Ahmet Türk bu durumda “asıl sorun” kendisi olmuyor mu? Bu zat mı Güneydoğu sorununu çözecek? Gene Pervin Buldan, eroin baronunun karısı… Bu antidemokratik yapı, beyinlerinde olmayan demokrasiyi istiyorlar öyle mi? Nasıl olsa yemeye dünden razı bir iktidar var.

O bölge insanı ağalara çalışıyor. Çok çocuk iş demek, aş demek, güç demek. Kadınlar kuluçkaya yatmış tavuklar gibi sürüyle doğuruyor. O çocukların birçoğu nüfusa bile kayıtlı değil. Ölse adı yok, kalsa adı yok. Güneydoğu problemi diyenler bunları çözmeye çalışsaydı bir anlamı olurdu. O zaman çözümün ülke yararına, insanlık adına bir anlamı olurdu. Ama bu konuları kimse konuşmuyor.

Ağanın marabalarının adı var mı? Kimliği var mı? Çalıştıkları sürece sadaka ile geçinecekler. Çalışamadıklarında emeklilik yok, güvence yok. 21. Y.Y. da asıl insanlık dramı budur! Bu durumdan bütün siyasetçiler sorumludur! Yıllarca aynı aşiretin fertleri her partiye girip meclise girdi. Kimse bu yapıyı çözmeyi düşünmedi. Bir adam ile çok insanı yönetmek, oy almak, siyaseten kolaylarına geldi. Yöre halkı ise kendilerine problem olan aşiret ağalarını siyaset olarak da karşılarında buldu. Peki bu durumda dertlerini kime anlatacaklar?

Batıda elektrik çalan devlet memuru olamıyor, memur ise hırsızlıktan atılıyor. Doğuda %80 elektrik kaçak. Bir ülkenin doğusuna farklı, batısına farklı hukuk uygulayan devlet olur mu? Bizde oluyor. Batılı vatandaşın cebinden çalıp doğuyu beleş aydınlatmanın,ısıtmanın adına siyaset diyorlar. Ondan sonra benden bu çapsız siyasete saygı duymam bekleniyor öyle mi(!)? Yuh ki ne yuh...

Şimdi Irak’ta bir Kürt devleti kurma adına benim ülkemi böleceksin öyle mi? Sizlerin mecburiyetleri Türkiye’nin mecburiyeti değildir!

Mafya yanında bulundurduğu adamları zaaf noktalarından kullanır. Kadın, esrar, kumar gibi… İstihbaratlar kullandığı sivilleri derinliğine göre kirli insanlardan seçer ki, itiraz edemesinler, sorgulama keyfiyetleri olmasın. Dünyanın mafya usulu çalışan derin güçleri de aynı yöntemi izler. Hırslı, ilkesiz insanları yönetmek istedikleri ülkelerin yönetimine getirirler ki, istedikleri her şeyi yaptırsın. Artık o kişiler halkına değil kendini iktidar yapan güce hizmet eder.

PKK Kürt sorunu değildir. PKK kukla bir terör örgütüdür. DTP bir parti değil, emperyal güçler tarafından yönlendirilen PKK’nın siyasi koludur.

Açılım-saçılım filminin senaryosu dışarıda yazıldı, sistemli bir şekilde geliştirildi, gösterime sunmaya çalışıyorlar.

Erdal Sarızeybek kim? Bir asker emeklisi. Terörün en yoğun zamanında Güneydoğuda görev yapmış. Sıcak çatışmalar ve kucağında can veren vatan evlatları. Vatan borcunu ödemiş, emekli olmuş… Artık yapması gereken ailesine olan borcunu ödemesidir değil mi? Ama yapamıyor. Ülke sathını gezip konferanslar veriyor. Niye? Çünkü bu ülke aydınlarının çoğu ya ahdalanmış, mankurtlaşmış, ya da kendini satmış, kiralamış. Muhalefet yeterince muhalefet yapmamış. Üniversiteler suskun, sivil örgütlerin çoğu AB fonlarından gelen paralarla gırtlağından bağlanmış.

Osman Pamukoğlu… Emekli olurken siyasete soyunmak istediğini hiç sanmıyorum ama ülkenin halini görünce çareyi parti kurmakta görmüş.

Darbe diye diye sivil darbe yapıp ülkenin bütün değerlerini küresel sermayenin emrine verenler ciddi bir muhalefet ile karşılaşmadı. Bu vahim durumda muhalefet gerçekten bir endişe duysa bütün ülke sathına yayılıp siyaset üstü bir yaklaşımla halkı aydınlatırdı. Peki muhalefet ne yaptı? Yerel seçim öncesi iktidar partisi kadar bile ülkeyi dolaşmadı. Değerli okur, sizce bu durum garip değil mi?

Muhalefet işini gereği gibi yapsaydı, basın görevini yapsaydı gene aynı durumda mı olurduk? Onların yapmadığı görevi yapmaya kalkanlar Silivri korku tünelinde zorunlu darbe filmi seyrediyor.

Milli eğitim F tipine teslim edilirken Bahçeli ülkü ocaklarını kapatmaya kalktı. Baykal’ın gençlik kolları ortada var mı?

Demek ki muhalefet bizler kadar endişeli değil(!)?

Eleştirdiğim zaman da sevenleri bozuluyor. Oysa yanlışa kör olmak sadece ülkeye değil yanlışı yapanlara da kötülüktür. Yanlışa kör olursanız, yanlışı yapanı hepten körleştirirsiniz.

Muhalefet bütün Anadolu’ya yayılmalı, siyaset üstü yaklaşımla insanlara gerçekleri anlatmalıdır!

Z_eucar@yahoo.com.tr


Zahide UÇAR, 10 Ağustos 2009
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Re: PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

İletigönderen borabey » Cum Ağu 21, 2009 11:36

18 Ağustos 2009



Meşhur profesör konuştu


Org. Başbuğ'un Kürt sorunu konusunda referans aldığı Prof. Dr. Metin Heper de Kürt açılımı tartışmalarına katıldı. İşte Heper'in açılımla ilgili söyledikleri...



Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’un 14 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı yıllık değerlendirme konuşmasında “Devlet ve Kürtler” kitabına atıfta bulunarak referans aldığı Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Heper de, “Kürt açılımı” tartışmalarına katıldı.

Prof. Dr. Heper “İdeolojik, dini ve etnik boyutlarda ciddi olarak parçalanmış ülkelerde demokrasinin yaşama şansı yoktur. Ana dilde eğitim gibi kolektif -grup hakları- ve federasyon gibi siyasi haklar ikincil kimliklerin birincil kimliğe dönüşmesine, bir milletin içinden birden çok milletin ortaya çıkmasına yol açar. Oysa her devletin tek bir milleti olur“ dedi. Prof. Dr. Heper Kürt açılımına ilişkin “Yeni açılımlar, ülkenin milli birliğini ve devletin toprak bütünlüğünü tehlikeye atmamalıdır ve Türkler ile Kürtlerin paylaştıkları idealleri, değerleri ve tutumları azaltmamalı, paylaşmadıklarını arttırmamalıdırlar. Amaç, ‘kültürel çoğulculuk’ değil, kültürel zenginlik olmalıdır” uyarısında bulundu.

Bilkent Üniversitesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Metin Heper, Kürt açılımına ilişkin görüşlerini Star Gazetesi’nin Açık Görüş köşesinde “Bıji bıratiya turk u kürda“ başlığı altında aktardı. 1920’lerin başından bugüne kadar zaman zaman ‘Kürt sorunu’nun Türkiye’ye çok pahalıya mal olduğunu, şimdi artık bu meselenin çözümlenmesi için önemli ve kararlı adımların atılmasına başlandığını vurgulayan Heper, çözüm sürecinin iki boyutu olduğunu söyledi.

Bunlardan ilkinin süreçte kimlerin ve hangi kurumların rol oynayacağı olduğunu ve devlet, siyaset ve toplum katlarında uygun bir psikolojik ortamın hazırlanması çabalarının sürdüğünü kaydeden Heper, muhalefetin Kürt açılımına tepkisini ise, ”Bu husus ile ilgili aşılması gereken bir durum, Parlamentoda grubu bulunan iki önemli muhalefet partisinden birinin bir günden diğerine konuya bakış açısının değiştiği izlenimi vermesi, diğerinin ise konuya hayli olumsuz yaklaşmasıdır. Umulur ki kısa zamanda bu durum değişir ve sorunun gerektirdiği konsensüse en azından Parlamento düzeyinde varılır” sözleriyle değerlendirdi.

-“İSABETLİ OLMAYAN VARSAYIMLAR ÜZERİNE ÇÖZÜM BİNA EDİLEMEZ”-

Çözüm sürecinin ikinci boyutunun hangi açılımların yapılacağı olduğunu kaydeden Heper, değişik düzeylerde çeşitli öneriler sunulduğunu hatırlattı. Heper, “Sözkonusu varsayımlar şöyle özetlenebilir; Türkler ve ‘onların devleti’ bu hatalarını kabul etmeli, Öcalan’ı, PKK’yı ve veya DTP’yi muhatap almalı, söz konusu kişi ve veya kurumlar ile durumu müzakere etmeli ve Kürtlere kültürel –kişisel- haklar yanında kolektif –grup-haklar -ana dilde eğitim ve çeşitli düzeylerde siyasi haklar- vermeli ve tüm bu haklar Anayasada da tescil edilmelidir.

Bu varsayım kümesi yalnızca ana hatları ile belirtilen çözüm önerilerine yol açmamakta aynı zamanda muhtemelen bazı Kürtlerin ve Türklerin birbirlerini hasım olarak görmelerine yol açmakta ve giderek Türkler arasında da husumet doğurmakta onların da birbirlerini giderek ‘vatan hainliği’ ile suçlamalarına sebep olmaktadır. Bu varsayımların isabetli olmadıklarını, bu nedenle de bunlar üzerine bina edilmiş çözüm önerilerinin sorunun halledilmesine yardımcı olamayacağını, aksine sorunu daha da çözümsüz hale getirebileceklerini düşünüyoruz” dedi.

-“AMAÇ KÜLTÜREL ÇOĞULCULUK DEĞİL KÜLTÜREL ZENGİNLİK OLMALI”-

Türkiye Cumhuriyeti devletinin etnik anlamıyla sadece Türklerin devleti olmadığını ifade eden Heper, Kürt kimliğinin 1930’ların sonları ve 1940’ların başlarında sadece bir grup ‘entelektüel’ tarafından inkâr edildiğini söyledi. Bu yaklaşımın da hiçbir zaman resmi devlet politikası olmadığını belirten Heper, yaşanan süreçte devletin haksız yere suçlandığını Kürtler arasında devlete karşı gereksiz bir husumet yaratıldığını ve bugün adeta ‘devletten hesap sorulma’ raddesine gelindiğine işaret etti. Heper, şunları kaydetti:

“Burada gözden kaçırılan husus şudur; ideolojileştirilmeye veya dinileştirilmeye çalışılan demokrasiler gibi etnikleştirilmeye çalışılan demokrasiler de demokrasi olarak idame ettirilemezler. Çünkü demokrasi son tahlilde bir müzakere rejimidir. Oysa ideoloji de, din de ve etnisite de müzakere edilemez; bu konularda karşılıkla ödünler verilemez ve dolayısıyla konsensüse varılamaz. İdeolojik, dini ve etnik boyutlarda ciddi olarak parçalanmış ülkelerde demokrasinin yaşama şansı yoktur. Ana dilde eğitim gibi kolektif (grup hakları) ve federasyon gibi siyasi haklar ikincil kimliklerin birincil kimliğe dönüşmesine, bir milletin içinden birden çok milletin ortaya çıkmasına yol açar. Oysa her devletin tek bir milleti olur. Yeni açılımlar, ülkenin milli birliğini ve devletin toprak bütünlüğünü tehlikeye atmamalıdır ve Türkler ile Kürtlerin paylaştıkları idealleri, değerleri ve tutumları azaltmamalı, paylaşmadıklarını arttırmamalıdırlar.

Amaç, ‘kültürel çoğulculuk’ değil, kültürel zenginlik olmalıdır. Bu nedenle ana dilde eğitim gibi kolektif haklar çeşitli düzeylerde özerklik sağlayacak siyasi haklardan uzak durulmalıdır. Yapılacak yeni açılımlar, dört temel amacı hedeflemektedir; 1) terörün tamamen son bulmasını sağlamak; 2) Kürtlere şimdiye kadar verilmemiş yeni kültürel haklar vermek, 3) süratle bölgenin sosyo-ekonomik bakımdan kalkınmasını sağlamak ve 4) Kürtleri kucaklamak, aksi tür davranışları muhakkak önlemek. Bundan sonraki açılımlar, bu 4 amacı gerçekleştirecek açılımlar olmalıdır. “

-GENELKURMAY BAŞKANI BAŞBUĞ HEPER’İ REFERANS GÖSTERMİŞTİ-

Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ, 14 Nisan’da Harp Akademileri Komutanlığı’nda yaptığı yıllık değerlendirme konuşmasında “Devlet ve Kürtler” kitabına atıfta bulunarak Prof. Dr. Metin Heper’i referans göstermişti. Başbuğ, konuşmasında şöyle demişti:

“Prof.Dr. Metin Heper’in de belirttiği üzere, anılan üç aşamalı etnik çatışma modeli Türkiye için geçerli ise, 1938-1984 yılları arasındaki huzur ve barış ortamını nasıl izah edebilirsiniz? Dolayısıyla bu model, Türkiye için geçerli değildir. Gerek Osmanlı İmparatorluğu gerekse Cumhuriyet döneminde, Kürt kökenli vatandaşlarımıza devletçe sistematik asimilasyon politikası uygulanmamıştır. (...) Sonuç olarak, esas itibarıyla Cumhuriyetin ilk yıllarında yaşanan ayaklanmalar etnik temelli değildir.Türkiye, bazılarının görmek istediği gibi, etnik farklılıkları nedeniyle ayrışmış bir ülke değildir. Vatandaşlarımızın güçlü ve derin bir ortak geçmişi ve umutlu bir geleceği paylaştığını görmekteyiz. Türk milletinin, bir bütün olarak ülkenin ana ulusal konulara bakışında da büyük farklılıklar yoktur."

Anka
Kullanıcı küçük betizi
borabey
Üye
Üye
 
İletiler: 333
Kayıt: Çrş Haz 25, 2008 14:06

Re: PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

İletigönderen borabey » Cum Ağu 21, 2009 11:42

KÜRT MESELESİNİN ÇÖZÜMÜ ÜZERİNE!..
ANAHTAR KELİMELER:
“DEMOKRATİK AÇILIM!” VE “ÜNİTER DEVLET!”

Kürt meselesini çözecek hazır bir formül olmadığının herkes farkında. Ancak, etnik milliyetçi hareketi tatmin edecek bir çözümün de halkın ezici çoğunluğu tarafından reddedileceği göz ardı edilmemeli.
Sihirli bir formül yok, ama problemin ateşini düşürmek için bazı yollar muhakkak ki var. İspanya örneğinde olduğu gibi. 1978 Anayasası ile geniş etnik özerklikler getirdi. Bu, Bask ve Katalan milliyetçiliklerini tatmin etmedi, terörü bitirmedi, ama geçen 30 yılda problemin ateşini düşürdü. İspanyol devletinin terörle mücadelesindeki meşruiyeti güçlendi. Bizdeki DTP’ye benzeyen Batasuna Partisi kapatılırken, terörle ilişkili politikacılara da seçilme yasağı konuldu. Bunları AİHM hukuken onayladı, Batı kamuoyu da vicdanen haklı buldu. Bask bölgesinde de sükûnetle karşılandı. Eskiden olsa kıyamet kopardı.
Evet, sihirli formül yok, ama demokratik açılımlarla zaman içinde ateşi düşürmek mümkün gibi görünüyor.
Evet, bugün hafızamızla değil, tarihi sürece ve yaşadığımız zamana ilişkin yeni bilgilerle düşünmeliyiz. Bu da “demokratik açılım”ı gerektirir diye düşünüyorum.
Kürt milliyetçileri, bugün hafızalarıyla değil, tarihi süreç ve yaşadığımız zamanın verileriyle düşünmelidirler. Evvela, Abdullah Öcalan dayatmasının çözüm yolunu tıkadığını görmelidirler. Bu kadar kan akan bir ülkede hiçbir demokratik devlet, yargılanıp ömür boyu hapse mahkum olmuş bir kişi için (Abdullah Öcalan) “açılım” yapamaz!
Evet, İmralı Sakini Abdullah Öcalan eğer kamuoyunu yumuşatmak istiyorsa, bunun yolu “demokratik cumhuriyet, radikal demokrasi, demokratik ekolojik sistem” gibi kaotik kavramlar değil, PKK’ya “kayıtsız şartsız” silah bıraktırmasıdır.
Türkiye 20 yıl önce hayal edilemeyecek açılımlar yaptı. Bunların hepsi terörün yatıştığı dönemlerde oldu. Yeni demokratik açılımlar da terörsüz ortamda daha kolay olacaktır diye düşünüyorum.
Evet, artık şu da görülmelidir: Zamanımızın ruhu, kimlik ve kültürel hakları, idari ademi merkeziyeti onaylıyor; ama ayrılıkçılığı, etnik milliyetçiliği onaylamıyor. Ahmet Türk’ün “AB kıstasları Kürtler için yetersizdir” sözü, zamanın değil, hafızanın ifadesidir. Türkiye demokratik açılımlar yaptıkça zamanın ruhunu yanına alıyor, Kürt hareketi milliyetçilikte direttikçe zamanın dışına düşüyor.
Hepsinden önemlisi de, özellikle son otuz yılda bu kadar iç içe geçmiş insanları ayrı ayrı iki halk haline getirecek iç sınırlar çizmek korkunç bloklaşmalara, çatışmalara yol açacaktır.
Kürtçe eğitim talebi tartışmaları… Etnik kimliği bastırma gibi niyeti olmayan demokrasilerde de, milli eğitim birliğinin bozulması demek olan değişik resmi eğitim şekilleri, yurttaşların bir bölümünün bir dilden, öbürlerinin öbür dilden eğitim gördükleri sistemlerdir. Böyle bir eğitimin egemen olduğu ülkenin modeli, ona resmen üniter devlet dense bile üniter değildir ve böyle bir sistem ister istemez etnik temelli bir federasyona yol açacaktır.
Yine başka bir husus da, yerel yönetimlere özerklik talebi… Yerel yönetimlerin yetkilerinin belirli bölgesel sorunların çözümlerini kolaylaştırmak için arttırılması mümkündür. Ama bu artışın sınırları nerede duracaktır? Birçok Avrupa ülkesinde değişik uygulamalar yapılmaktadır. Ama burada da dikkat edilecek husus, bir yerel yönetim kendi kaynaklarının değerlendirmesini yapar, kendi kalkınma stratejisini oluştururken, bunun finansmanını kim yapacaktır? “Ben yatırımlarıma, ekonomik girişimlerime kendi başıma karar vereyim, ama sen finanse et!” formülünün ne anlamı ne de geçerliliği vardır. Yerel yönetimde otonominin sınırları biraz daha geniş tutulur ve ülke içinde ülke yaratılır veya ayrı bir federe devlet benzeri birim oluşturulursa, bunun adına federal sistem denir ki, çağımızda hiçbir etnik federasyonun yaşama şansı olmadığı, tam tersine çok acılı ve kanlı olaylar da doğuran parçalanmalara gebe olduğu, yaşanmış olaylarla sabittir.
Kürt kökenli insanlar bu ülkenin vatandaşıdır. O nedenle “Kürt açılımı” tanımı yanlıştır. Meseleyi “demokrasi açılımı” olarak ele almak ve gereğini hızla yerine getirmek gerekir. Mesele, Türkiye’deki demokrasi standardını yükselterek ve bunu bütün vatandaşlarımız için geçerli hale getirerek çözülür. Bölgeler arasındaki dengesizlikleri giderecek ekonomik önlemler alınırsa, kimlik sorunları da daha kolay aşılabilir. İnsanlar rahat, huzur ve güven içinde yaşarlarsa, aşları, işleri olursa ülkelerine daha çok bağlanırlar, devlete daha çok saygı duyarlar. Dolayısıyla demokratik haklar Batı demokrasilerindeki çizgiye yükseltilmelidir.
Ancak şu unutulmamalıdır ki, toplumu ayrıştırmaya götürecek gerçekçi olmayan hak talepleri meselenin çözümünü çıkmaza sokacaktır. PKK’nın silahları gömmesi ve terörün sona ermesi ilk koşuldur. Bu, çözüm sürecini hem hızlandırır, hem de kolaylaştırır.
Son cümle… Evet, bu gerçekleri görüp artık hafızayla değil, yaşanan gerçeğin verileriyle düşünmek ve “üniter devlet”in hayati önemini görmek gerekiyor. Çözüm; devrimci, keskin formüllerle değil, karşılıklı sağduyulu ve hoşgörülü yaklaşımlarla oluşacaktır. Anahtar kelimeler ise, “demokratik açılım” ve “üniter devlet”…
Nail Amudi
Kullanıcı küçük betizi
borabey
Üye
Üye
 
İletiler: 333
Kayıt: Çrş Haz 25, 2008 14:06

Re: PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

İletigönderen borabey » Cum Ağu 21, 2009 11:45

Zahide Uçar
Adam Daha Ne Desin..?
28.07.2009
İlk icraatları “Türk” adıyla birlikte Türk Telekom’u Arap’a “aslında İngiliz’e” sattılar, anlamadınız. Adı Türk, kendi İngiliz+Arap olan Türk Telekom’da İngiliz ajanı 3 kişi tespit edildi..(!) Uyanmadınız!
Yunan televizyonlarından birinde Finansbank’ı almaya çalışan kilise bankasının yetkilisine Türkiye’den neden bir banka satın almak istedikleri soruldu. Cevap çok çarpıcıydı: “Biz Türkiye’den toprak alacağız(!)” Soran basın mensubu bu sefer de:”Türkiye’de toprak satışı zaten serbest. Neden böyle bir yolu deniyorsunuz?” Cevap:” Yarın başka bir hükümet gelir toprak satışını yasaklar ama bankanın el koyduğu yere bir işlem yapılamaz(!)”… Yani adamlar niyetlerini saklamadı ama Türkiye’de hükümet edenler için bu niyetlerin bir önemi yoktu. Finansbank’ı Yunanistan’a sattılar.
Şimdi Polatlı’dan bir çığlık geliyor: “Yunanistan savaşarak alamadığını para ile alıyor. Çiftçiler kredilerini ödeyemeyeceği için tarlasına el konuyor..!” Bu banka Trakya’da tarlalarda kredi dağıttı. Ortada hükümet yok..!
Van Ahdamar adası, Ermenilerin Türk kadınlarını götürüp tecavüz ettikleri için "TECAVÜZ ADASI" olarak da anılan adada bulunan Ermeni kilisesi bu fakir halkın cebinden onarıldı. Yetmedi, 24 Ocak "sözde Ermeni Soykırımı" diye söylenen günde kilisenin açılışını yapmaya kalktılar... Tepkiler üzerine bir başka gün açıldı. Kendi milletinin kadınlarına tecavüz edilen biryerdeki kiliseyi onarıp açmaları neyin rövanşıdır demediniz..!! Adamlar daha ne yapsın..??
Şehit babasını bu Başvekil dava etti. Şehit annesi için “ben o kadını mı dinleyeceğim” dedi. Şehit cenazelerine yasak geldi. Şimdi de şehitlerimize kan bedeli “fiyat” biçeceklermiş. Tıpkı Menderes hükümeti döneminde Kore’ye giden Mehmetçiğe ABD’nin biçtiği “23 Sent” gibi. Ne demişti o zaman Nazım:
23 Sentlik asker
Mister Dalles,
sizden saklamak olmaz,
hayat pahalı biraz bizim memlekette.
Mesela iki yüz gram et alabilirsiniz,
koyun eti,
Ankara'da 23 sente,
…..
Türkiye’ de askerlik yapma konusunda ayrım yoktu. Herkes askerliğini yapardı, şöyle veya böyle. Paralı askerlik yapılmasının önünü açanlar askerliği parası olmayanların sırtına yıktı. Yani milli gelirden en az pay alanların sırtına. Böylece, kendi çocuğu yan gelip yatanlar için evladı şehit olan ailelerin acısı da “ırak” oldu.
Yandaş medyada yazan bazı soysuzlar bir gazimizi hedef yaptı. Ülkesi uğruna 2 bacağını vermiş, tekerlekli sandalyeye mahkum olmuş bir gazimizi. Sahip çıkamadık, o da çekip vurdu kendini.
Mustafa Karaalioğlu diye soyadına yakışır “yüreği kinden kararmış” RTE’nin uçağının kadrolu elemanı bir yazarcık(!), abdestini aldıktan sonra şakağına silahı dayayıp tetiğe basan gazimiz için biraz olsun utanmak yerine “tutuklanacağını düşündüğünden kendini vurmuş olabilir” diyordu. Bu adamlar köşe yazacak, bu millet aydınlanacak öyle mi? Bu trajik ölüm karşısında bile ne siyasetin başındakiler, ne de yandaş medyas vicdani bir duyarlılık göstermedi.
Kahramanına sahip çıkamayan bir millet ülkesine sahip çıkabilir mi?

2006 yılında gelişmelere bakarak bir yazı yazdım. Dedim ki: “Milli duygular bilerek kışkırtılıyor. Türkiye’nin bağımsız iç dinamiklerinin, tepkisel gücünün ölçüsü alınıyor. Bu ölçüye göre bir deli gömleği dikilecek, kolları da RTE’ye bağlatılacak..!”
İşte size ERGENEKON deli gömleği… Kollarını kim bağladı? Davanın savcısı RTE…
Adam “ananı da al git” diyor. Adam bu millete marabalığı layık görüyor. Ulus devlet, Atatürk diyenler faşistlikle, gericilikle suçlanıyor. Türk askerinin başına çuval geçirilmesi karşısında biri mantı yemeye devam ediyor, diğeri nota verecek misiniz sorusuna dalga geçerek “müzik notası mı” diye cevap veriyor.
Aslında Adamın tarafı belli, bunu saklama gereği duymuyor. Anlamayan sensin ey Türk Halkı…
Sen fakirleştikçe onlar zenginleşti. Türk kadınları vesika alabilmek için sıraya girerken onlar uçak-ev beğenmedi. Daha ne yapsınlar?
Muhalif her ses “Ergenekon” yaftası ile suçlamalara maruz kalırken ne kadar ajan, provokatör, dış ülkenin maaşlı yazarları varsa sınırsız hoşgörü ile taltif ediliyor. Daha taraflarını nasıl anlatsınlar?
Başvekil’in en yakını, sırdaşı, ilaçlarını bile takip eden zat kim? Diyarbakır milletvekili İhsan Aslan. Ne diyor bu zat? PKK bu ülkenin gerçeği, Öcalan muhatap alınsın diyor. Peki, ortak paydası ve görüşü olmayan insanlar böylesine yakın dost olabilir mi? Bu ikili çok önceleri Ankara’da ortak bir büro kullandı. Daha doğrusu İhsan Aslan’ın bürosunda RTE’nin büyük bir odası vardı. “Bana arkadaşını söyle sana kim olduğunu söyleyeyim.”
Çok agrasif, tahammülsüz bir yapı sergileyen ve “öfke de bir hitabet sanatıdır(!)” incilerini döktüren RTE konu DTP belediye başkanları, DTP’liler, PKK’lılar, AB-D ajanları olunca neden bu kadar hoşgörülüdür? Çıkardıkları bütün “demokratik” açılımlar Türk Halkı’nın değil de neden bu avanenin işine yarıyor?
Türk Devleti’nin bütün değerleri niçin tartışılıyor?
ABD Trabzon’da bir yer isterken, geçmişte Trabzon üzerinde oynanan oyunları da düşünürsek, çay ve fındık üzerinde oynanan oyun nedir? Dünya fındık üretiminin %80’ini Türk üreticisi üretirken İtalya ve Yunanistan lehine Türk fındık üreticisine getirilen sınırlama size ne anlatıyor?
Maden yasası, mayın yasası, GDO yasası kimin işine yarıyor?
Bir vatandaşımız diyor ki:” Bunların ülkeyi yönetme derdi yok, bunların derdi kendi günlük çıkarlarını korumak.”
Şimdi katil Öcalan muhatap alınacakmış. Eroin baronunun karısı Pervin Buldan, Emine Ayna, Leyla Zana gibilerin lideri. Bir tecavüzcü. Apo ve kadınları… Kendi kardeşi Osman Öcalan’ın karısını kullanmış bir manyak..!!
Gizli tanıklarını nasıl tecavüzcü bir PKK’lıdan seçtilerse, koskoca Türk Devleti’ne yol haritası verecek kişi de tecavüzcü bir SAPIK..!!
Mehmet Metiner denilen PKK sever karanlık bir yazar Kanaltürk televizyonunda “Tayyip Bey bu meseleleri 90’dan beri biliyor” diye bir cümle kullandı. Bu ne demektir? RTE bu konuda 1990 yılından beri mi yetiştiriliyor?
Gül ve RTE…Yeniden Milli Mücadele denilen bir grubun üyesi. Neye inanıyor “Yeniden Milli Mücadele” gurubu?“ İngiliz Mandası”na… İngiltere’nin Kürdistan hayali kaç yüzyılın hayalidir? Kürt açılımı denilen açılım için “iyi şeyler olacak” diyen Gül kim? İngiliz Kraliçesi’nin savaş gemisine gidip Kraliçe tarafından nal gibi nişan takılan zat…
RTE'nin Soros'un TESEV'cileri ile özel görüşmeleri...
Yazılarımda "DTP AKP’nin mayın eşeği mi" diye yazdım. O kadar açık bir şekilde gözümüzün önünde ABD, İngiltere, İsrail" in Kürt senaryosu uygulamaya kondu ki… RTE herkese laf yetiştirirken DTP’lilerin “Kürdistan sınırlarını belirledik” deme cüretlerine bir tepki verdi mi? Vermedi..! Adam tarafını daha nasıl belli etsin?
Emekli Albay Erdal Sarızeybek ne diyor? "15 Ağustos bir rövanşın tarihidir. 15 Ağustos’ta PKK büyük bir saldırı yapmıştı. Tarih bilinçli seçiliyor. Bir Kürt Devleti’nin temeli 15 Ağustos’ta atıldı diyebilmek için Öcalan bu tarihi bilinçli seçti" diyor.
Adamlar açık oynuyor, daha ne desinler? Daha ne yapsınlar?
Bazen 35, bazen 42, 47 etnik gurup diyerek Türk Devleti'nin bütünlük şuurunu parçalamaya giriştiler. Bu tanımların Türk Halkına getirisi, faydası ne diye sormadın?
Ülkenin tasfiyesi için tepkisiz halk, etkisiz ordu lazımdı, başarıyorlar. Başörtüsü, din havucu, medya tecavüzü ile halk tepkisizleştirildi, operasyonlarla ordu etkisizleştirilmeye çalışılıyor.
Fare kulağını-burnunu yemek istediğinde önce bir salgı ile uyuşturur, sonra yer. Türk halkı da aynı durumda. Farelerin işgalinde, kulağı, burnu, dudağı kalmadı...
Şehit Mehmetçiğin ailelerine para verelim demiş PKK sever vekiller. PKK’ya kan parası ödemeye kalkanlar, Mehmedimin şehadetine fiyat biçiyor. Biz de Nazım’ın “23 Sentlik Asker” şiirinin son mısraları ile cevap verelim:
Dahası var Mister Dalles,
sizin dilde anlamı pek de belli değilken henüz,
zulüm gibi,
hürriyet gibi,
kardeşlik gibi sözlerin,
dövüştü zulme karşı o,
ve istiklal ve hürriyet uğruna
ve milletleri kardeş sofrasına davet ederek,
ve yarin yanağından gayrı her yerde,
her şeyde,
hep beraber,
diyebilmek için,
yürüdü peşince Bedreddin'in
O, tornacı Hasan, köylü Mehmet, öğretmen Ali'dir.
kaya gibi yumruğunun son ustalığı:
922 yılı 9 eylülüdür.
Dedim ya Mister Dalles, ,
Herhalde bütün bunları sizden gizlediler.
ucuzdur vardır illeti.
Hani şaşmayın,
yarın çok pahalıya mal olursa size,
bu 23 sentlik asker,
yani benim fakir, cesur, çalışkan, milletim,
her millet gibi büyük Türk milleti.
(1953) Nazım Hikmet Ran
Hiçbir ülkede bir devletin varlığı ile böyle oynanmasına izin verilmez. Her devlet basiretsiz siyasiler nedeni ile devletin bekasına gelecek tehlikeyi bertaraf edecek tedbiri alır. O ülkelerde siyasileri eleştirebilirsiniz kimse bir şey demez ama devletin bekası ile ilgili en küçük zaafta yakanıza yapışırlar.
Türkiye'de Türk Devleti'ni askerler kurmuştur. T.C. DEVLETİ'ni sadece savaş zamanında değil, beka sorunu yaşandığı zaman da koruma ve kollama görevi Türk Ordusuna verilmiştir.
Asker artık bu görevi yapmayacak olduğuna göre, ülkenin uçuruma gidişini engelleyecek mekanizma ne olacak? Başka devletlerle bağlantılı siyasiler nasıl denetlenecek, nasıl engellenecek?
Türkiye'de ortaya çıkan boşluk ve problem budur? O nedenle birçok insan emekli olduğu halde Anadolu'yu gezip konferanslar veriyor, halkı aydınlatmaya çalışıyor.
z_eucar@yahoo.com.tr
Kullanıcı küçük betizi
borabey
Üye
Üye
 
İletiler: 333
Kayıt: Çrş Haz 25, 2008 14:06

Re: PKK Terörü Oldu Kürt Sorunu?

İletigönderen borabey » Cum Ağu 21, 2009 11:48

03 Ağustos 2009



Büyük Türkiye Atılımı ve 4 önemli nokta

Prof. Dr. Deniz Ülke Arıboğan, açılım yerine atılım denmesi gerektiğini savunarak, 'yalnızca Türkiye Atılımı değil, Büyük Türkiye Atılımı olarak önerimi genişletiyorum' dedi ve ön plana alması gereken bazı hususlara dikkat çekti.



Deniz Ülke Arıboğan / Akşam
Büyük Türkiye Atılımı
Hafta sonu yapılan Kürt Çalıştayı'nın temel konularından bir tanesi de sürecin nasıl kavramsallaştırılacağıydı. Kürt açılımı olarak adlandırılan bu yeni politik projenin, daha başlangıç noktasında, ismi nedeniyle bazı eleştirilere hedef olduğu bilinen bir gerçekti. Amacın ne kadar önemli ve kutsal olduğu, üzerine giydirilen kavram elbisesi nedeniyle görünmez hale geliyordu. Ben de Çalıştay'daki sözlerime açılım değil, atılım önerisiyle başladım. Hatta yalnızca Türkiye Atılımı değil, Büyük Türkiye Atılımı olarak önerimi genişletiyorum.
Bu konu neden mi önemli? Anlatayım.
Birkaç senedir Bahçeşehir Üniversitesi Uluslar arası Çalışma Grubu olarak, Vamık Volkan ve Lord John Alderdice ile aynı çalışma grubunu paylaşıyorum. Grubumuz çoğunlukla psikolog ve psikiyatrlardan oluşuyor. Ancak politik psikoloji tartışıyoruz; yani dünyadaki siyasal çatışmaların psikolojik ve toplumsal yansımalarını inceliyoruz. Barış süreçlerinde toplumsal psikolojiyi yönetmenin önemine değiniyoruz. Bu çerçevede Büyük Türkiye Atılımı'nda da ön plana almamız gereken bazı hususlar var.
1- Sürecin bir mağlubiyet-galibiyet ya da zafer-hezimet ilişkisi olarak algılanması büyük bir hata olur. Üretilecek proje tüm Türkiye'nin ortak geleceğine yönelik, hepimizi eşit ölçüde gururlandıran, onurumuzu yücelten bir çerçevede sunulmalı. Kavramlar, üst ideolojiler, tek bir gruba yönelik olduğu müddetçe, diğerleri tarafından reddedileceği için birlikte büyümenin yolu aranmalı.
2- Sürece muhalifler de dahil, tüm taraflar mutlaka katkıda bulunmalı. Diyalog ve görüşme her şeyin başı. En radikallerin bile, sonuçta iyi şeyler olacağına inanmaları halinde pozisyon değiştirmeleri mümkün. Bu açıdan içinde MHP ve DTP'nin olmadığı hiçbir çözüm, sağlam bir zemine oturamaz. Her birimizin ulus tarifi farklılaşabilir ama birlikte bir 'devlet' tahayyül edebiliriz. Nasıl bir devlette yaşamak istiyoruz? Ne yaparsak ne gibi riskler ve fırsatlar doğar? Hangi fırsatlar için ne tür riskleri göz alabiliriz? Bu riski göze almazsak sonra nasıl bir riskle karşılaşırız? Alternatif çözüm önerisi nedir? Tüm bu konuları bir arada tartışmak gerekiyor.
3- Çözüm her zaman görünen sorunla ilintili olmayabilir. Sorarım size, 11 Eylül 1980 gününe kadar binlerce insanını sol-sağ çatışmasında yitiren bir ülkenin insanlarının hangi sorunu çözüme kavuşmuş da 1 günde çatışma bitmiştir? 12 Eylül'den sonra sol ya da sağ gruplara yönelik, ceza vermenin dışında, ne gibi bir çözüm girişimi olmuştur? Ya da bir başka açıdan soralım, 12 Eylül günü Türkiye'nin rotası nereye oturmuştur? İthal ikameci politikalardan açık ekonomiye geçişle, sağ-sol kavgasına çözüm bulmanın ne alakası vardır? Yoksa tek gerçek Türkiye'nin dünya sistemi içinde yeniden konumlandırılmış olması mıdır? Öyledir. Bugün de esas çözüm Türkiye'nin, yeni bir formatla daha güçlü daha etkin bir emperyal güç olarak sistemde konumlandırılmasıdır. Tarihi fırsatı sağlayan şey, uluslar arası sistemde doğan boşluktur. Türkiye yalnızca kendi Kürtleriyle değil, tüm Kürtlerle ilişkisini yeniden tanzim etmek durumundadır. Sorun ya çözülecek, ya çözülecektir; hepimiz için.
4- Yalnızca demokratikleşme paketi ile sorunun çözüleceğine inanmak, entelektüel hassasiyettir. Her şeyi askeri çözümün içerisine hapsetmekten daha gelişkin bir düşünce pratiği olduğu da söylenemez. Elbette demokratikleşme gereklidir ancak, bununla birlikte diğer paketlerin de gündeme getirilmesi şarttır. İletişim ve psikolojik paket, ekonomik paket, kentleşme ve Batı'ya göçe ilişkin paket, dış politika paketi, uyuşturucu trafiği ve organize suç paketi, sorunun rantiyelerine alternatif kazanç paketi, kadın paketi; eğitim paketi, PKK ve onun kadar önemli olan korucuların silahsızlandırılması paketi birlikte açılmalıdır.
Süreç iyi yönetilmezse, risk çok büyüktür. Bu fırsatı kullanamayanlar ve baltalayanlar büyük vebal altında kalacaklardır.
Kullanıcı küçük betizi
borabey
Üye
Üye
 
İletiler: 333
Kayıt: Çrş Haz 25, 2008 14:06


Şu dizine dön: Zahide UÇAR

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x