Sadettin Tantan: "Türkiye silahsız işgal durumunda"

Genel & Güncel Konular

Sadettin Tantan: "Türkiye silahsız işgal durumunda"

İletigönderen Oğuz Kağan » Cum Eyl 03, 2010 20:32

Türkiye silahsız işgal durumunda

İçişleri eski Bakanı ve Yurt Partisi Genel Başkanı Sadettin Tantan gündeme ilişkin çarpıcı değerlendirmelerini Gazete 5 okurlarıyla paylaştı.

GAZETE 5 / Ceyhun BOZKURT

Türkiye referandum sürecinde artık son bir haftaya doğru girerken, siyasi partiler de tavırlarını netleştirip, çalışmalarını sürdürüyorlar. Referandumda oylanacak Anayasa değişikliği tartışmalarının yanı sıra son dönemde PKK ile pazarlık iddiaları da gündemin baş köşesinde.

Yurt Partisi Genel Başkanı ve İçişleri eski Bakanı Sadettin Tantan hem referandum sürecini hem de terör sorununu Gazete 5’e değerlendirdi.

ABD ile ilişkilerden hukuk sisteminde yapılmak istenene, PKK’nın nasıl siyasallaştığından terör örgütünün nasıl durduruacağına dair çok önemli açıklamalar yapan Tantan, ayrıca çok çarpıcı iddialarda da bulundu. İşte Sadettin Tantan’ın Gazete 5’e yaptığı değerlendirmeler:

- Öncelikle referandum sürecinde şunu sormak isterim. Evet mi diyeceksiniz hayır mı?

İnsanların zihinlerinin tuksak alındığı ve insanların zihinlerinin silahsız olarak kuşatıldığı ülkemizde, ben Yurt Partisi'ne gönül veren insanlara, akıllarını özgürce kullanmaları dışında 'hayır' veya 'evet' diye bir değerlendirme içerisinde asla olmam. Ama benim oyum 'hayır'

- Neden hayır?

Öncelikle Türkiye’nin en büyük sorunu güvenlik. Anayasa değişiklik paketine bakıldığında güvenlik ayağının olmadığını görüyoruz. Ayrıca 'Darbe Anayasası'nı değiştiriyoruz' diyerek referandum yapılıyor, fakat AKP'nin gelecekte yargılanmaktan kurtulması için bu değişikliğin yapılmak istendiğini ortada.

Ayrıca geçtiğimiz günlerde ortaya çıktı. Amerika Birleşik Devletleri’nin Bağdat’a giden Büyükelçisi James Jeffrey, Mart ayında bir toplantıya katılıyor ve toplantıya katılanlardan “evet” oyu vermelerini istiyor. Bir yabancı diplomat sizin anayasanızla ilgileniyorsa “Bu anayasa değişikliğine destek verin” diyerek bir çalışma yürütüyorsa akla binlerce soru gelebilir.

- Bu içişlerine karışmak anlamına geldiği için persona non grata ilanı gerektirmez mi?

Enerji savaşları açısından değerlendirildiğinde ve son yıllarda yaşadığımız bütün olaylar açısından tek tek bakıldığında açık ve net bir şekilde Türkiye’nin tutsak alındığını Türkiye’nin silahsız işgal altında olduğunu, beyinlerin teslim alındığını ve Türkiye’deki kullanılan insanların açık bir şekilde ortaya çıktığını görüyoruz.

- ABD bu referandum sürecine neden müdahale ediyor?

ABD bütün sistemi kontrol etmek ister. Kontrolden çıkmasını istemez. 1980 öncesinden bugüne kadar yaşadığımız bütün sistemde silahlı ve silahsız örgütsel yapılanmalarda, siyasi, ekonomik ve güvenlik bağlamında bütün uygulamalar ve sıkıntılar açısından değerlendirildiğinde merkezin aynı merkez olduğunu görüyoruz. O açıdan da ABD Türkiye’de siyasetin kontrol altında olmasını arzu eder, siyaset yıprandığı için özellikle 3 Kasım 2002 iktidara gelen parti ve muhalefet partisi açısından değerlendirme yaptığımızda halk, ülke nezdinde siyasetin giderek yıprandığı, halktan koptuğu ve yabancılaştığını görüyoruz. Şimdi ABD Türkiye’de güçlü değil, kullanabileceği bir iktidarı ister. Yani ABD evet çıkacaksa bile yüzde 80 olmasını istemez. Evet çıksa bile bu oranın yüzde 55’te olmasını arzu eder. Sürekli sallantıda tutmak ister. Çünkü enerji savaşları açısından değerlendirildiğinde Ortadoğu, Kafkaslar ve Hazar Havzası kıta eksenindeki politikalarında Türkiye’yi ve Türkiye’nin gücünü kullanmak mecburiyetinde.

- ABD’nin yargı ve güvenlikle ilgili ne gibi düşünceleri var? Mesela yargı ile ilgili sıkıntısı nedir?

Bugün güvenlik sisteminin yeni anlayışlara göre dizayn edilmesi gerekiyor. Yargının da aynı şekilde dizayn edilmesi amaçlanıyor. Hukuk savaşlarına bakın. Anayasanızı böyle değiştireceksiniz, medeni kanunuzu şöyle değiştireceksiniz, ceza ve adalet sistemini, ticaret hukukunu değiştireceksiniz diyorlar.

- Bunlar Afganistan ve Irak’ta da yapıldı. Şimdi bu planı Türkiye’de mi uygulamaya geçirdiler?

Bizim Hükümet dönemimizde hatırlarsanız 15 günde 15 yasa çıktı. Nasıl çıktığını herkes biliyor. Yalan sözler değil söylediklerimiz.

Bu söylediklerim takibe bağlı. Gelişmeleri takip edeceksiniz, analiz edeceksiniz vs. Ben olaylara şöyle bakarım: Osmanlı Devleti’nin dağılış sürecindeki Batı’nın Osmanlı’ya “Azınlıkları biz koruyacağız” dayatmasındaki amaçla bugün “Türkiye’de Kürt sorunu vardır Kürt açılımı yapın” ifadeleri ve Ermeni soykırımı tasarıları benzer.

1999 yılında Alan Makowsky Amerika’da bir üniversitede bir çalışmada “Türkiye’de etnik ve mezhepsel anlamda neler yapılması lazım? Dil bakımından Türkçe’nin yanında diğer dillerin geliştirilmesi, Süryanilerin, Keldanilerin Kürtçe eğitim çalışması yapması, Kürt dilinin olgun hale getirilmesi, televizyonun kurulması, PKK’nın siyasallaştırılması türünden bir konuşma yapıyor. Ayrıca Alevi meselesinin uluslar arası boyuta çıkarılması, Kürt Alevilerinin bir araya getirilmesi, örgütlenmesi, radikal İslamcıların ve solcuların birleştirilmesi. Hatta entelektüel anlamda Kürtçü aydınların bir araya getirilmesi ve uzmanlaştırılması, enformasyon savaşları içerisinde hizmet alanına sokulması.

Bu çalışmalar yapılmış. Şunu anlamaya çalışmışlar:Biz hangi konuları, hassasiyetleri gündeme taşırsak Türk halkını ayrıştırırız.

İşte Hukuk savaşları dediğimiz bu.

Ticaret hukukumuzun, medeni hukukumuzun, ceza hukukumuzun değiştirilmesi gibi dayatmalar da var. Çünkü küresel ekonomik gücün hakim olabilmesi için güvenliğinin sağlanması lazım.

- Hangi anlamda güvenlik?

Bunlar hem yaşam güvenliği, hem de yargı güvenliği. Yasal altyapıların buna göre düzenlenmesi isteniyor. Sermayenin sorgulanmaması sorgulatılmaması lazım. Bu çok büyük bir sıkıntı. Bu sadece bizim ülkemiz açısından değerlendirilemez. AB de bu anlamda büyük bir tehdit altında. Anglo Sakson hukuku, Avrupa hukukunu tehdit ediyor. Türkiye’de zaman zaman basında yazılıyor: Adalet Bakanlığı’na bir savcı geldi, o geldi bu geldi diye. Bunları konuşuyorlar. Bu anlattığım büyük bir savaş. Enerji savaşı, ekonomi savaşı, hukuk savaşı, yüksek teknolojiden kaynaklanan savaşlar.

- Yüksek teknolojiden kaynaklanan savaşlar derken neyi kastediyorsunuz?

Gündemde olan konular. Bu savaş bireyleri artık rahatsız ediyor. Telefonlar dinleniyor, fotoğraflar çekiliyor, görüntüler alınıyor. İleri teknoloji savaşı bu.

- Bir dönem Türkiye’deki Tapınak Şövalyelerinden bahsetmiştiniz. Hala aynı kişiler var mı Türkiye’de veya AKP içinde de o tanıma uygun yetkililer var mı?

Bu soruyu yanıtlamadan önce özellikle 3 Kasım 2002’ye giden süreci iyi okumak lazım. Sayın rahmetli Başbakan Bülent Ecevit ABD’ye gitti. Hatırlıyorsunuz. ABD Körfez’e yönelik bir müdahale planlıyordu. Sayın Ecevit buna geçit vermedi. Aradan 9-10 gün geçti, Tayyip Erdoğan ne Başbakan, ne parti kurmuş. Henüz hiçbir sıfatı yok; ama ABD’ye gitti, orada bir takım temaslarda bulundu. Abramowitz’den Grossman’nına, Barkey’inden Wolfowitz’ine kadar çok sayıda görüşme yaptı. Orada Ekonomik foruma katıldı ve geldiğinde “Ben orada mutabakata vardım” dedi. Orada yaptığı konuşmalar son derece önemli. Orada bir takım sözler verildi mi bilinmez. Ama uygulama açısından bakıldığında bazı vaatlerin verildiği gerçeği var. Hatırlarsanız, hiçbir resmi sıfatı olmadan yine ABD’ye gitti ve dünya tarihinde eşi olmayan bir şekilde dönemin ABD Başkanı Bush tarafından kabul edildi. Ben şunu izah etmek istiyorum: ABD Körfez’i hedef almaktaydı. Amacı hak ve özgürlükler getirmek, demokrasi getirmek değildi. Tamamen enerjiye el koymak için geldi ve hakiki bir soykırım ve katliam yapmaktı. Hepimizin gözleri önünde gerçekleşti bu. ABD’nin Türkiye’de bunu kabullenecek bir siyasi otoriteye ihtiyacı vardı. AKP, o sürecin önemli bir parçası oldu. Limanlar ve havaalanları Amerika’ya teslim edildi. Öyle teslim ediyorlar ki, ABD, Karadeniz Havzası’ndan Doğu Akdeniz Havzası’na kadar Kafkasya’dan Ortadoğu’ya kadar Türkiye’yi teslim alıyor. 1 Mart tezkeresinin geçmemesi Allah’ın bir lütfu.

- AKP ne kazandı bu süreçte?

6 ay boyunca AKP bocaladı. 6 ay sonra dikkat edin özelleştirme mantığı içerisinde AKP ve onun şemsiyesi altında bulunan sistemde büyük bir zenginlik hareketi baş gösterdi. O şemsiye altına giren herkes zenginleşti. O zenginleşirken PKK da zenginleşti. Sadece AKP ve onun şemsiyesi altına girenler zenginleşmedi.

- Cemaat ve PKK terör örgütünün zenginliği konusunda var mı bir tahmininiz, bilginiz?

Cemaatin zenginliğini Batı basını da yazdı. 25 milyar dolar olarak takdim edildi kamuoyuna. Ama marka değeri açısından bakıldığı zaman bu servet daha da yukarılarda olabilir. PKK’nın 25-30 milyar dolarlık büyük bir serveti vardır. Bundan 5-6 sene önce Avrupalı yetkililer PKK’nın sadece Avrupa’daki uyuşturucu kaçakçılığı gelirinin 1 milyar Euro kazandığını açıklamıştı.

- Bunu neye dayanarak söylüyorsunuz?

Kara para ekonomisi, kayıt dışı ekonomi, kaçakçılık, kumar, fuhuş ekonomisi, yolsuzluk ekonomisi. Bunlarla mücadeleyi OECD istiyor. Türkiye’ye her gelişinde bu ekonomilerle mücadele için gerekli yasal düzenlemeleri çıkarın diyor. Hükümet ise yapıyoruz, ediyoruz diyerek oyalıyor ve gerekli yasal düzenlemeleri bir türlü çıkarmıyor. OECD “Bu yasal düzenlemeyi çıkararak terörün finansmanına el koyun” diyor. Terör örgütü yüksek teknolojiyi kullanıyor. Çok büyük bir parasal serveti var. 2008’de ABD PKK/Kongra-Gel’i uyuşturucu kaçıran örgütler kapsamına aldı. 2009 yılında ABD Hazine Bakanlığı PKK üst düzey yöneticilerinin hem uyuşturucu kaçakçılığı işlerinde olduğunu tespit etti ve dedi ki: Bunların paralarına el konacak, bunlarla iş yapan şirketler de saptanacak, hiç kimse bunlarla ne ticari ilişki içerisinde olacak ne de ticari ilişki içerisinde olacak. Bunu ABD Hazine Bakanlığı söylüyor. Bugüne kadar bir işlem yapılmadı. AKP ABD’den konuyla ilgili bir talepte bulunmadı. PKK’nın Washington’da bir enformasyon şebekesi var. Enformasyon savaşları açısından ele alındığında, orada kendi çıkarlarını savunuyorlar. Ayrıca ABD’de insan hakları anlamında kurulmuş bazı örgütler var ve onlarla bağlantı içindeler. Bu örgütler de bir dizi faaliyet içerisinde.

- Ne tür faaliyetler?

Barış masası adı altında bir takım organizasyonlar yapılıyor. Bu masada PKK’lılar “haklarını” arayabilmek için eğitilecekler. Bunu da hem uluslar arası alanda, hem BM nezdinde, hem ülke nezdinde öyle bir kimlik yaratılacak ki, Türkiye’deki bütün Kürtlerin sahibi PKK’dır. PKK’nın bu sahipliğini yapabilmesi için sosyal anlamda, kültürel anlamda halkla bütünleşmesi gerekiyor. KCK operasyonuna bakın. Toplum Meclisi kurulacak ve burada hastane, okul, eğitim birimi, sağlık ocağı açacak, doktor getirecek vs. Bu çalışmaları yürütüyorlardı. Son zamanlarda yüksek mahkeme PKK’nın propagandasını yasakladı. Türkiye’de maalesef serbest. Önceden PKK’nın propagandası yasaktı. Terörle Mücadele Kanunu’nun içi boşaltıldı ve yasak kapsamından çıkarıldı. ABD’de ve AB’de yasak, Türkiye’de serbest.

- Türkiye’de PKK propagandası serbest mi?

Evet serbest.

- Terörle Mücadele Kanunu’nun içi nasıl boşaltıldı?

AKP iktidara gelirken halkla paylaştığı yapacağım dediği hususlar, yolsuzluğu ortadan kaldırmak, yoksulluğu ortadan kaldıracak, işsizliği ortadan kaldıracaktı. Bu vaatlerle geldi. Aslında insan hakları açısından bir takım çalışmalar yaptı ama çıkardığı yasalara bakın Kambiyo affı, naylon fatura affı, kaçakçılık kanunun bazı maddelerinde tanım ve tariflerinde bazı noktaların değiştirilmesiyle dosyaların ortadan kaldırılması, topluma kazandırma yasası, yani PKK'lıların ve diğer terör örgütü üyelerinin affedilmesi gibi bir sürü çalışma yaptı. Ceza yasaları ile ilgili bir takım düzenlemeler yaptı. Terörle Mücadele kanunu'nun 8. maddesi o dönem ortadan kalktığı için, o madde kapsamında davaları devam edenlerin otomatik olarak dosyaları ortadan kalktı. Silahlı Kuvvetler, terörle mücadele konusunda yasal yetki isterken özellikle 3713 sayılı 1991 yılında çıkan yasa iki temel alyak üzerindeydi: silahlı örgütler ve silahsız örgütler. 2006 yılında silahsız örgütler güvenlik güçlerinin takip kapsamından çıkarıldı. 2006 yılında Milli Güvenlik Siyaset Belgesi'ne bakıyoruz iki tehdit unsur var: İrtica ve etnik bölücülük. İrtica'yı kim yapıyor. Tabii ki dini kullanan örgütler olarak.

- Bunlar silahsız örgütler kapsamındaydı.

Evet. Bütün dini kullanan, tamamen ticari, din ile gerçek anlamda uzaktan yakından ilgisi olmayan, dini kullanarak halkı sömüren, ülkeyi farklı güçlere teslim eden bir takım sistemler. Bu yeni Bir şey değil. Osmanlı'da da vardı, Türkiye'de de var.

- Bunların hepsi mi art niyetli?

Bunların içinde iyi niyetli temiz olanlar da var elbette. Saf ve samimi olarak hizmet verenler mutlaka var. Ancak başka güçlere hizmet verenler de bulunuyor.

- Nasıl çözülecek bu sorun?

Halk sorumluluk alacak. Halk sorumluluktan kaçtığı için sürekli sopa yiyor. Siyasetçinin halkı tehdit etmesi, halka yabancılaşması, siyaseti bir zenginlik, güç aracı olarak görmesi ve halkı sömürtmesi, tamamen halkın sorumluluk almamasından kaynaklanıyor. Bugün dini kullanıyor? Türkiye kullanamıyor.

- Kim kullanıyor?

Amerika kullanıyor, İngiltere, Almanya kullanıyor. Türkiye ise kullanamıyor. İnsanlar inançsız yaşayamazlar. Allah'ın kuruluş felsefesi hak ve özgürlük üzerinedir, adalet üzerine kurulmuştur.

- Son dönemlerde gündemin en ön sıralarında terör örgütü elebaşı Öcalan ile pazarlık iddiaları da yer alıyor. Adalet Bakanı da devletin görüştüğünü söyledi. Öcalan 1999 yılının başında yakalandı. Sizin bakanlığınız döneminde de İmralı'da yargılandı. Sizin döneminizde neler yaşanıyordu?

Bizim dönemimizde bizim hukuk sistemimiz uygulanıyordu. O dönem bir mahkumla görüşebilmek, ancak mahkeme kararı ile adli soruşturma geçirmek kaydıyla gerçekleşiyordu. Paldır küldür devlet geldi görüştü gibi bir şey olamaz. Bizim dönemimizde Hükümet hiçbir şekilde böyle bir görüşme yapmadı. Yani gidelim, konuşalım, örgüt silah bıraksın gibi bir görüşme hatırlamıyorum.

- Mahkeme kararıyla görüşmeler oldu mu?

Olamaz. Çünkü mahkumiyeti kesinleşmiş.

- Devlet teröristlerle görüşür mü sizce?

Bütün sistem şöyle işler. Devletin temel altyapıları, istihbarat örgütleri üzerine kurulur. Bütün modern ve güçlü devletler istihbarat örgütleri üzerinde yükselir. Hem bu kamu istihbaratıdır, hem de özel sektör istihbaratıdır. İki istihbarat örgütü bilgi paylaşımı yapar. Devletlerin, siyasetin asli görevi halktan aldığı iradeyi eyleme dönüştürmektir.

- Nedir bu eylem?

Halkın, devletin ve kamunun güvenliğini sağlamaktır. Onun görevi PKK terör örgütünü ortadan kaldırmaktır. Devletin bugün PKK'yı süratle ortadan kaldıracak gücü vardır.

- Bugünkü duruma baktığınızda kaldırabilir mi peki?

Kaldıramaz. Çünkü ortada parlamento kalmaz. Açık ve net söylüyorum. Parlamento ortada kalmaz. İki yasa çıkarın, PKK propagandasını AB yasaklamış, ABD yasaklamış siz de yasaklayın. Çıkıyorlar özerklik istiyorlar, Türk milletine hakaret ediyorlar, bayrağımıza, kimliğimize hakaret üstüne hakaret ediyor. Bizi tahrik ediyor.

- Adalet Bakanı'nın PKK'yı yabancı servislerin kullandığı yönünde açıklaması var.

Böyle bir rezalet olabilir mi? Bunu yabancı servisler kullanıyor dediğin zaman sen nerdesin, neden yabancı servisleri Türkiye'de çalıştırıyorsun, neden üzerine gitmiyorsun diye sorarlar adama. Burada yanlışlıklar var.

- O zaman yeniden bu PKK propagandası meselesine gelirsek, terör örgütünün propagandası gerçekten suç değil mi?

Hukuki altyapıda terör örgütünün övülmesi suç kapsamından çıkarıldı. Bu bir polisiye durum değil. Siz insanlara suç işletiyorsunuz. Öbür tarafta bazı insanlar Türk kimliğini savunma ihtiyacı hissettiği zaman ona farklı bir hukuk uyguluyorsunuz.

Terörist cenazelerinin kahraman gibi karşılanması, teröristlerin Habur'da karşılanması, zafer kazanmış bir edayla yansıtılmasını engellemediğiniz zaman otomatik olarak PKK'nın ekonomik hakimiyet gücü, siyasi, idari hakimiyet gücü bütün Türkiye'yi kapsar. Eleman kazanma potansiyeli yükselir. Zaten bütün cemaatlerin, silahlı veya silahsız örgütlerin bütün faaliyetleri eleman kazanmak, güçlenmek üzerinedir. Siz bu tür olayları engellemediğiniz takdirde otomatikman devletin yanında olan, ülkesine sahip çıkan insanları, yabancı servislerin kullandığı, ülkeye zarar veren örgütün tutsağı haline getirirsiniz. Bütün ülke tutsak haline getirilir.


GAZETE5, 3 Eylül 2010
Namık KEMAL:
"Vatanın bağrına düşman dayamış hançerini,
Yok mudur kurtaracak bahtı kara maderini?"


Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK:
"Vatanın bağrına düşman dayasın hançerini,
Bulunur kurtaracak bahtı kara maderini."



http://www.guncelmeydan.com/pano/tayyip-erdogan-a-gonderilen-cfr-muhtirasi-kuresel-ihale-t18169.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/abd-disisleri-abdullah-gul-u-biz-yetistirdik-t23656.html
http://www.guncelmeydan.com/pano/dun-malta-surgunleri-vahdettin-bugun-ergenekon-tayyip-t18151.html

KAÇAMAYACAKSINIZ!
Kullanıcı küçük betizi
Oğuz Kağan
Genel Yetkili
Genel Yetkili
 
İletiler: 12355
Kayıt: Sal Oca 27, 2009 23:04
Konum: Ya İstiklâl, Ya Ölüm!

Şu dizine dön: Genel - Güncel Konular

Kİmler çevrİmİçİ

Bu dizini gezen kullanıcılar: Hiç kayıtlı kullanıcı yok ve 1 konuk

x