gönderen Ram » Prş Eyl 10, 2009 1:35
Bense şöyle değerlendiriyorum:
Bana göre mesele, Ulubatlı Hasan'ın gerçekte yaşayıp yaşamamış olması veyâhut Şeyh Edebali'nin Gazi Osman'a öğütlerinin uydurma olup olmamasından çok başkadır. Diyelim bunlar yok, uydurma. Fakat, -diyelim ki gerçeği söylüyorsun- bunları öyle bir söylüyorsun ki, bunların üzerine kurulmuş maneviyâtı bir anda yıkıyorsun, sanki kötüymüşçesine palavradır diyorsun, sonra da bu maneviyâtı kuranlara câhil diyorsun. Bunun sonuçlarını düşünüyor musun, insanlardaki ruhsal yıkımını¿? Düşünmüyorsun. Senin gibi umumhaneciler, ancak Hit Lovri gibi Barış! Gönüllüsü CIA hizmetkârı ile hoşbeş eder, açılalım-saçılalım kümesine dâhil olur, belge de belge diye yırtınır ama kaya taşlarına yazılmış milyonluk değerleri safsata olarak niteler, Timur'u dahi Türklükten çıkarır, bir nevi örümceklik yapar.
Mevzuubahs olan; millete saltanatını, hâkimiyetini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız¿? meselesi değildir. Mesele, zaten emrivâki olmuş bir hakikati ifadeden ibarettir. Bu, behemehâl, olacaktır. Burada içtima edenler, Meclis ve herkes meseleyi tabiî görürse, fikrimce muvafık olur. Aksi takdirde, yine hakikat usûlü dairesinde ifade olunacaktır.
Fakat ihtimâl, bazı kafalar kesilecektir!