Türkiye'deki 60 Bin Hristiyan İçin Bugün Başlayan Dava, Ülkedeki Mevcudiyetleri Açısından Yeni Bir Sorgulama Niteliğinde
1600 yılı aşkın bir süredir, Mor Gabriel Süryani Manastırı'ndan İsa'nın konuştuğu dil olan Aramice ilahiler yükselmekte ve Türkiye-Suriye sınırı boyunca uzanan bal rengi tepeleri kaplamaktadır. Yüzyıllar geçtikçe ilahilerin yoğunluğu azalmıştır: artık bu cemaat sadece üç keşiş, on üç rahibe ve bir patrikten ibarettir. Bu ilk Hristiyanların torunları hâlen Tur Abdin yani "Abitler Tepesi" bölgesinde toplanmış durumdadır. Ancak geçen yıldan bu yana, manastır Türk Devleti ve çevredeki üç köyle bir hukuk mücadelesi içindedir. Türkiye'deki küçük Hristiyan azınlıkları için, Çarşamba günü başlayacak olan dava, mevcudiyetleri açısından yeni bir sorgulama niteliğindedir.Manastırın Sözcüsü Kuryakus Ergün şunları ifade ediyor: "Mor Gabriel İsa'dan sonra 397 yılında inşa edilmiştir. Biz İslam'dan, Osmanlı İmparatorluğundan ve Türkiye Cumhuriyeti'nden önce de buralardaydık. Bu topraklar bize aittir ve bunu kanıtlayacak belgelerimiz mevcuttur."
İsyana Teşvik
Manastırın toprakları tartışma konusudur. Bütün tartışma 2008 yılındaki kadastro güncellemesi sırasında başlamıştır: gerekçesi de manastır çevresindeki ekim yapılmayan 250 hektarlık arazi, "orman" olarak nitelendirilmiş ve kamu alanı içerisine girmiştir. Hazine Müsteşarlığı da üzerine düşen payı istemekte ve Midyat Mahkemesi nezdinde 142 hektarlık komşu köyün arazisini talep etmektedir. Nihayet, çevredeki ahali hayvanlarını otlatabilecekleri alanlar talep etmektedir. Tavukçuluk ve hindicilik yapılan sokakları çamurlu Eğlence isimli köyde, her türlü Hristiyan karşıtı duygulardan sakınılmaktadır. Fethullah Acar isimli köylü, çayını yudumlarken şöyle konuşuyor: "Kadastro gelmeden önce kardeş gibi yaşayıp gidiyorduk. Ama hayvanlarımız için de toprağa ihtiyacımız var."
Odun sobası etrafında toplanan köylüler aynı düşüncede: "Hiç çevresinde bu kadar araziye sahip bir camiye rastladınız mı?" Yaptıkları ilk şikâyette, yalnızca arazi söz konusu değildi. Bu arada, keşişler "Türk karşıtı faaliyetlere", "misyonerliğe" ve "halkı isyana teşvik ederek millî birliği yıkmaya" girişmekle suçlanmaktaydı.
Rahatsız olan ve dilekçeyi imzalayan şikayetçiler bu suçlamalara katılmıyor: "Hayır, hayır, yok böyle bir şey." Zaten mahkeme de bu iddiaları dikkate almamıştır. Ama yine de kafaları karıştıran bir söylenti dolaşmakta: Manastır IV. Yüzyılda bir caminin üzerine inşa edilmiştir. Kayakuş Ergün "Hatta bir savcı geldi araştırma yaptı." diyor. Tabii hiçbir kanıt bulamadı.
Hollanda'da yerleşik Süryani diasporasına bağlı bir sivil toplum kuruluşu olan Evrensel Süryani İttifakı'na göre, bu tartışmalar "onlarca yıldan beri Hristiyanlara karşı uygulanan zulümlerin" bir parçası. Adı geçen derneğin insan hakları bölümü başkanı Daniel Gabriel şunları söylüyor: "Türkiye bugün AB'ye girmeyi arzuluyor, ama uygulamalar bu amaca ters düşüyor." Brüksel her yıl yayımladığı raporlarında Ankara'ya ülkedeki gayrimüslim azınlıkların haklarını iyileştirmesi yönünde baskı yapıyor.
Faaliyetteki Dört Manastır
Muhafazakâr-İslamcı AK Parti'nin 2002'de iktidara gelmesiyle, Türkiye'deki 60 bin Hristiyanın maruz kaldığı baskı bir ölçüde azalmıştır. Hatta çıkarılan Vakıflar Yasası ile Türkiye Cumhuriyeti'nin kurulduğu 1923 yılından bu yana el konulan yüzlerce mülkiyete tazminat ödenmesi, hatta gayrimüslim azınlıkların Devletçe el konan mallarının iadesi yolu açılmıştır. Yaz aylarında, Suriye ve Avrupa ülkelerinden binlerce Süryani, "ikinci Kudüs" olarak gördükleri Mor Gabriel'e akın etmektedir. Diasporadaki onlarca aile de dönmüştür. Bu aileler, son kırk yıl boyunca, devletin husumetinden ve PKK ayrılıkçıları ile ordu arasındaki çatışmalardan dolayı ülkeyi terk etmişti. Ama bu kez de dönüşler ya topraklarına el koyan idarenin ya da yokluklarında mallarını sahiplenen Kürtlerin engeline takılmaktadır. Bir de, 2007 yılında manastırın papazı Mor Yakub'un esrarengiz biçimde kaçırılması aradaki güvenin yeniden tesisine yardımcı olmamıştır.1970'li yıllarda, Fırat ve Dicle arasında yer alan bu Mezopotamya bölgesinde 70 bin Süryani yaşamaktaydı. Bugün ise taş çatlasa iki bin. Yüzlerce manastırdan dördü faaliyet hâlinde. Üstelik, Türkiye, ülkedeki gayrimüslimlerin haklarını düzenleyen 1923 yılında imzalanan Lozan Antlaşması'nı Süryanilere de uygulamayı sürekli reddediyor. Ermeni, Yahudi ve Ortodoks Rum kökenli Türk vatandaşlarının tersine, Süryanilerin hiçbir meşru mevcudiyeti bulunmamaktadır.
İsminin açıklanmasını istemeyen bir genç Hristiyan: "Yine de umudumu yitirmiyorum." diyor. İsveç'e göç eden sekiz kardeşinin tersine "her yıl şişelediği" hafif tatlı şaraptan vazgeçmeye yanaşmamış: "Yaşlılar bu davanın amacının bizlerden kurtulmak olduğunu söylüyor, ben zannetmiyorum. Hükümet, bu rizikoyu göze alamaz, zira bizler bu bölgenin kültürel zenginliğiyiz. Hiç Hristiyan kalmazsa buraya kim gelir?"
[img]http://img89.imageshack.us/img89/9676/figaro.gif[/img]



Bir grup resmi kadastro mühendisi ve Müslüman köylüler,
En büyük engeli ise, nüfusun yüzde 15'ini oluşturan ve özerklik için mücadele eden
Düz ve diğer köylülerin iddia ettikleri suçlardan dolayı Manastırda kimse hakkında soruşturma açılmadı. Manastır yetkilileri, söz konusu iddiaların saçma olduğunu belirtip misyonerlik yapılmadığını, 35 Hristiyan Süryani erkek öğrenciye din konusunda eğitim verildiğini söyledi.
Hristiyan Süryaniler, Mor Gabriel Manastırı'nın İslamiyetten ikiyüzyıl önce kurulduğunu belirtiyorlar.



