Abdullah Gül Kanlı Pazar'ı tertipleyen 'Kırklar Komitesi'nin üyesiydi!
Araştırmacı-yazar Erol Bilbilik, "Amerikaperestler" başlıklı kitabında, Cumhurbaşkanı Abdullah Gülün hiç bilinmeyen yönlerini anlattı... 1968'de İstanbul'a gelip İktisat Fakültesi'ne giren Gül, kısa zamanda "dinci militan" olarak sivrildi. Gül, sıra arkadaşı Azmi Ateş tarafından önce MTTB Öğrenci Derneği icra Konseyi'ne, ardından "gizli inzibat" olarak da adlandırılan "Kırklar Komitesi"ne üye yapıldı! Komite'nin en önemli eylemi "Kanlı Pazar"!
Araştırmacı-Yazar Erol Bilbilik'in "Amerikaperestler" başlıklı kitabı, Ekim 2008'de Doruk Yayınları'ndan çıktı. Kitapta Erol Bilbilik, dikkatle seçtiği 30 Amerikaperesti, kendi ağızlarından ve bilinmeyen yönleriyle tanıtmış. Aralarında Fehmi Koru, Tansu Çiller, Fethullah Gülen, Cengiz Çandar gibi isimlerin yer aldığı "biyografik" çalışma, bir dönemin de tarihini anlatıyor. Amerikaperestler içinde, öyküsü ve geldiği makam açısından en çarpıcı olan isimlerden biri Cumhurbaşkanı Abdullah Gül.
SOLCULARA KARŞI EYLEMLERİN MERKEZİNDE
Bilbilik, 1969 yılında İstanbul Üniversitesi Öğrencisi olan Abdullah Gül'ün, 'Kırklar Komitesi' üyesi olduğunu yazıyor.
Kırklar Komitesi nedir? Kitapta şöyle tanıtılıyor: "Üniversite ve üniversite dışında dincilerin güvenliğinin sağlanması ve eylemlerin daha etkinleştirilmesi için, başkanlığını Osman Yamukoğulları'nın yaptığı, yönetiminde İsmail Kahraman vb. militanların yer aldığı, 40 kişiden oluşan gizli bir İnzibat (Asayiş) Komitesi." KONTRGERİLLAYLA BAĞLANTILI
Kırklar Komitesi'nin, CIA'nın Türkiye'de halka ve devrimcilere karşı örgütlediği Kontrgerilla hareketiyle bağlantılı olduğu da anlaşılıyor. Bilbilik kitabında şu satırlara yer veriyor:
"Komite'nin kurulmasına, eylemlerde bulunmasına zamanın MİT Müsteşarı Fuat Doğu katkı sağladı. Komite'nin eylemlerinden İstanbul Emniyet Müdürü Şükrü Balcı, Ilgız Aykutlu, Nihat Kaner vb. emniyetçiler haberdardı ve önemli eylemlere de katılıyorlardı... Bu Komite üyeleri solculara ve komünistlere karşı eylemler planlıyor, uyguluyor ve bunların tümünü komandoların üstüne yıkıyorlardı..."
KOMİTE'NİN EYLEMLERİNDEN BİRİ: KANLI PAZAR!
Erol Bilibilik "Amerikaperestler" kitabının 68. sayfasında "Asayiş Komitesi'nin önemli eylemlerinden biri de Kanlı Pazar'dı" diyor.
Kanlı Pazar, 16 Şubat 1969 tarihinde İstanbul'da ABD'nin 6. Filo'sunu protesto etmek için toplanan gençlere yapılan örgütlü saldırı. Saldırı sonunda iki devrimci öldürüldü, 200 kişi de yaralandı.
Erol Bilbilik, Kanlı Pazar eyleminde Mahmut Hoca Cemaatinin (bugünkü adıyla İsmailağa Cemaati) militanlarının kullanıldığını belirtiyor. Tayyip-Gül' ikilisinin iktidara taşınmasında kritik rol üstlenen Cemaatin Kanlı Pazar'daki rolüyle ilgili "Amerikaperestler" kitabında şu satırlara yer veriliyor:
"Komite, Karaköy'den Dolmabahçe rıhtımına kadarki alanda bine yakın militanını toplamıştı. Mahmut Hoca Cemaati de tam kadro oradaydı ve Dolma-bahçe Camii'nde 20 bine yakın sopa depolanmıştı, sopalar buradan dağıtılmıştı."
ADINI CIA'DAN ALMIŞ
Henry Kissenger'ın dışişleri bakanlığı döneminde CIA bünyesinde kurulan, ABD adına başka ülkelerde girişilen gizli operasyonlara, darbe ve silâhlı müdahalelere karar veren birimin adı da "Kırklar Komitesi". CIA başkanlarından William Colby'nin daha sonra itiraf ettiği Komite'nin başkanlığını Kissenger yapmış. Kırklar Komitesi'nin en ünlü eylemi, Şili'deki Salvador Allende'ye karşı 1970'te yapılan Amerikan darbesi. Darbecileri yönlendiren CIA elemanlarına Washington'dan yağdırılan talimatlar, istikrarsızlaştırma eylemleriyle ilgili belgeler sonradan ortaya dökülmüştü.
ABDULLAH GÜL HUKUKTAN İKTİSAT'A GEÇİYOR...
Abdullah Gül 1968'de Kayseri Lisesi'nden mezun oluyor, aynı yıl İstanbul'a gelerek Kayseri Yurdu'na yerleşiyor. Hukuk Fakültesi'ne yazılan Gül, 2 ay sonra yatay geçişle İktisat Fakültesi'ne kaydını yaptırıyor. Daha önce solcuların hakimiyetinde olan İktisat Fakültesi, giderek "solculara karşı dincilerin savaş komuta karargâhı" haline getiriliyor.
DİNCİ MİLİTAN!
Erol Bilbilik, kitabında "Gül Fakülteye başlar başlamaz böylesine bir çatışmanın içine girdi" diyor. "Gül, üniversite içinde ve dışında sol gruplara karşı sürekli çatışmaya girdi. Dinci militan olarak sivrildi. O kadar ki, 'Faşisttir, okula almayın' yazılı resimleri üniversite duvarlarına asıldı. Ve yasaklı ilan edildi..." SINIF VE SIRA ARKADAŞI AZMİ ATEŞ'LE BİRLİKTE
Abdullah Gül'ü Kırklar Komitesi'ne sokan kişi, Fakülte'den sınıf ve sıra arkadaşı Azmi Ateş. Abdullah Gül, önce İktisat Fakültesi Talebe Derneği yönetici üyesi yapılıyor. Daha sonra Gül, Başkanlığını Azmi Ateş'in yaptığı Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) Öğrenci Derneği İcra Konseyi üyeliğine getiriliyor. Ardından, Gül ve Ateş, Kırklar Komitesi üyesi oluyorlar.
Erol Bilbilik, Azmi Ateş'in Kanlı Pazar eyleminde görev alan kilit isimlerden biri olduğunu belirtirken, Abdullah Gül'ün eylemden haberdar olduğunu, ama üniversite çevrelerinde adı faşiste çıktığı için eyleme fiilen sokulmadığını belirtiyor.
GÜL'E UZUN SAÇ BIRAKTIRILIYOR
Fazla sivrilen ancak "İstikbal vaat eden dinci militan" Gül'e, üniversiteyi kazasız belasız bitirmesi için uzun saç bıraktırılıyor, solcu görüntüsü veriliyor ve eylemlerden uzak tutuluyor. Ancak, 12 Mart sürecinde 1972'de Fatih'teki Vakıflar Yurdu'nda kalırken polisin yaptığı baskınla MTTB mensubu 50 kişiyle birlikte gözaltına almıyor.
"Gül, 1969'da girdiği İstanbul İktisat Fakültesi'nden 1974'te mezun oldu" diyor Erol Bilbilik kitabında, "Üniversiteye gidemediği dönemler ve siyasi eylemleri mezuniyetini geciktirmişti." Necip Fazıl Kısakürek'e yazdığı 3 Temmuz 1969 tarihli mektupta "İslam dünyasının aksiyoneri Büyük Doğu gençliği olarak emrinizdeyim" diyor...
EXETER'İN ÖZELLİKLERİ
Abdullah Gül, üniversiteden hocaları Amerikancı-İslamcı Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu,
Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş ve Prof. Dr. Amiran Kurtkan'dan, üniversite dışında da destek alıyor.
Gül, hocalarının önerisiyle, 1976-1978 yıllarında Milli Kültür Vakfı bursuyla Exeter Üniversitesi'nde öğrenim görmesi için Londra'ya gönderiliyor. Gül, aynı burstan yararlanan Fehmi Koru'yla birlikte Müslüman Öğrenciler Birliği'nin yurdunda kalıyor...
Exeter Üniversitesi'nin özelliği, İngiliz istihbarat servislerinin yurt dışı görevlere gönderilecek ajanlarının burada eğitim görüyor olması. Exeter'in bir başka özelliği, buradan mezun olan veya doktorasını burada yapan kişilerin, daha sonra özellikle İslam ülkelerinde önemli ekonomik ve siyasi kuruluşların basma veya devlet görevlerine yükseliyor olmaları.
1978 Ağustosu'nda Türkiye'ye dönen Gül, Sakarya Üniversitesi'nde Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu'nun kurduğu Endüstri Mühendisliği bölümünde iktisat dersleri vermeye başlıyor. Bu sırada, 12 Eylül'de "öğrencilere dini propaganda yaptığı" iddiasıyla gözaltına alınıp Metris cezaevine gönderiliyor. Kendisini cezaevinden kurtaran da, Turgut Özal'ı bu iş için devreye sokan da, hocası Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu.
PROF. DR. ZAİMOĞLU: CIA'YLA ÇALIŞTIM!
9 Aralık 2007'de vefat eden Prof. Dr. Sabahattin Zaimoğlu, ölümünden sonra yayımlanan "Bir Ömür Böyle Geçti" başlıklı biyografisinde (İşaret Yayınları, sf. 203-222) "Amerikan derin devletinin" Türkiye'deki adamlarından biri olduğunu, Amerika'ya nasıl hizmet ettiğini Övünerek ve ayrıntılarıyla itiraf ediyor. Erol Bilbilik, 3 Ağustos 2008 tarihli Aydınlık'ta kitabın ilgili bölümlerinden geniş bir özet yayımlamıştı. SUUDİ ARABİSTAN'DA ABD İLİŞKİLERİNİ SIKILAŞTIRDI
İslam Kalkınma Bankası'nın bütün önemli yöneticileri Exeter Üniversitesi'nde yüksek lisans veya doktora yapmışlar. Abdullah Gül de, Korkut Özal ile Prof. Dr. Nevzat Yalçıntaş'ın girişimleriyle İslam Kalkınma Bankasına, diğer Exeter mezunu arkadaşları ile birlikte ekonomi uzmanı olarak gönderildi. Gül, 1983-1991 yılına kadar 8 yıl "çok yüksek maaşla" Cidde'de yaşadı.
Erol Bilbilik, Abdullah Gül'ün bu dönem Suudi Arabistan Kralı Abdullah'la bizzat görüştüğünü, Faysal Finans'ın sahibi Veliaht Prens El Faysal ile de yakın dost olduğunu vurguluyor. Gül, ABD'nin Suudi Arabistan'daki diplomatik misyon şefleriyle, Pentagon ve Dışişleri bakanları ile bu dönem tanışma, görüşme imkânı buluyor, dostluklar, yakınlıklar kuruyor.
Bilbilik, El Faysal'ın ABD yönetimlerine Kral Abdullah'tan daha yakın olduğunu vurguluyor ve şöyle diyor: Gül, Suudi Arabistan'daki görevi sırasında 'ABD'ye rağmen politika yapılmaz' kesin siyaset ve fikir çizgisine gelmiştir. Ve bunu değişmez ilke edinmiştir... Gül bu çizgide Fethullah Gülen'le de buluşmuştur.
DÖNER DÖNMEZ MİLLETVEKİLİ
Abdullah Gül Türkiye'ye döndüğü 1991 yılında RP'den Kayseri milletvekili seçildi. RP'nin Yeni Dünya Düzeni'ni benimseyip 'Anti Batıcı' söylemini bıraktığı 10 Ekim 1993 tarihli Büyük Kongresinden sonra Gül'ün yıldızı parlamaya başladı.
"Amerikaperestler" kitabında, Gül'ün 1993'te Ankara'da Türkiye Gönüllü Kültür Teşekkülleri 3. İstişare toplantısında yaptığı konuşmadan alıntılar da yer alıyor. Biz bunlardan birini alıyoruz: "Türkiye'nin bütünlüğünü tehdit eden en ziyade tahribat vermiş olan sistemin ilkelerinden birisi de laikliktir."
Gül Erbakan'la birlikte ilk ABD ziyaretini 1994'te RP Genel Başkan Yardımcısı olarak yaptı. Bilbilik, ayrıntılarıyla anlattığı ziyaretle İlgili olarak "Bu toplantıda Gül'ün ABD politikaları doğrultusunda kullanılması konusunda kendisinin ne derece güvenilir olduğunun testi yapılmıştır" diyor. "Gül, 1995'te Erbakan'ın başbakanlığındaki Refah-yol koalisyonun hükümetinde Devlet Bakanı, Hükümet Sözcüsü ve Dışişleri Bakanı olan Tansu Çiller'in İsteği üzerine de Dışişleri Bakanlığına vekalet etmiş; bakanlığın bütün gizli şifre ve yazışmalarına hakim olmuş, Amerikalılarla çok fazla yakınlaşarak onların itimatlarım ve desteklerini kazanmıştır." "ABD'DE BANA 'GÜVENİLİR' DİYORLAR"
Ve 1996. Abdullah Gül, Ankara'ya gelen CIA Başkanı John Dutch'la görüşüyor, görüşmenin ardından ABD'ye gidiyor... 1997'de ABD'ye 10 günlük bir ziyaret daha... 1998'de Grossman ve Abromowitz ile gizli görüşmeler... Bütün bunların ayrıntıları kitapta yer alıyor.
18 Mayıs 2000 tarihinde Milliyet'te yer alan bir röportajından Abdullah Gül, Amerika ziyaretleriyle ilgili şu cümleyi kuruyor: "Ben ayrıldıktan sonra intihalarını öğrendim. Bana 'Güvenilir' diyorlardı..."
2003 Nisan'ında ABD Dışişleri Bakanı ile Abdullah Gül arasında "iki sayfa dokuz maddelik gizli mutabakat" yapılıyor.
2007 Şubatı'nda Abdullah Gül, artık "Condolezza Rice'ı sabah saat 5'te uyandırarak konuşmasıyla" övünmeye başlayacaktır.
"GİZLİ (İKİNCİL) KANALLAR"
Erol Bilbilik "Amerikaperestler" kitabının Abdullah Gül'le ilgili bölümünün sonunda, yukardaki ara başlık altında şu satırlara yer veriyor:
"ABD'nin SSCB'yi yıkarken hayata geçirdiği aşağıdaki gizli kanallar, bugünkü Türkiye'deki değişim-dönüşümü kavramak ve buna karşı durmak için ne derece önem taşıdığını açıkça göstermektedir.
"ABD-SSCB İşbirliği açısından Albert Göre ve Viktor Çermomirdin 'Gizli Kanalı' harekete geçirilmiştir.
"Edvard Şevardnadze'nin Merkez Komitesi Sekreter Yardımcısı Valentin Falin, Şevardnadze'nin Batı Alman sanayicilerinden 'gizlice para aldığını' iddia etti ve Dışişleri Bakanı'nı 'Amerika'nın en güçlü ajanı' olarak suçladı."
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Ey Cankaya'da oturan "Müslüman ve Türk" Zât, secerini ortaliga dökmeyi, bu milletin bir unsurunu hakaret addetmeyi birak, buraya cevap ver
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
orhunefe, ikinci izleme secenegi (google video) ve indirme adresi eklenmistir.
Türk Genci, devrimlerin ve cumhuriyetin sahibi ve bekçisidir. Bunların gereğine, doğruluğuna herkesten çok inanmıştır. Yönetim biçimini ve devrimleri benimsemiştir.
Bunları güçsüz düşürecek en küçük ya da en büyük bir kıpırtı ve bir davranış duydu mu, "Bu ülkenin polisi vardır, jandarması vardır, ordusu vardır, adalet örgütü vardır" demeyecektir. Elle, taşla, sopa ve silahla; nesi varsa onunla kendi yapıtını koruyacaktır.
Yahu kardesim kazara da olsa hic mi normal siradan bir vatandas yok bunlarin icinde... Cumhurbaskanindan, anayasa mahkeme baskanindan sonra simdide "mülayim cumbaba gül"...
Bunlar mi TÜRK? Yoksa bunlarmi Müslüman? Artik söylenecek bir sey kalmamis Resmen cianin bir örgütü gibi calismislar Nerede Vatan sevgisi bunlarda Dogru, isimleri TÜRK sadece bunlarin. Ne yaptiniz simdiye kadar benim Vatanim icin? Satmayi vede hovardaca yasamayi marifet bilenler bunlar degilmi? Arkadasim söylermisin bana senin misyonun ne? Acikcasi sana kim emir veriyor? Birde bana TÜRKlügünü kanitlamaya calisiyorsun. Müslümanim diyorsun ama yani basimizda 3milyon Müslüman kesiliyor senden cit yok ayip be ayip. Arkadas sen nerede ve nasil bir egitim aldin bilmek istiyorum? Ingilteremi´? yoksa amerikami?
Ha birde almanyada saf ve temiz insanlarimizin dini duygularini istismar ederek bunlari burada soydunuz ac biraktiniz almanlarin gönüllü kölesi yaptiniz Derhal aciklarmisiniz bana milli görüs catisi altinda Türklüge vede ATATÜRKe neler söylediniz! Yoksa bunlari unuttunuzmu? Ben unutmadim " cumhurbaskani!!!" Sayenizde burada gidilecek bir ibadet yerimizde kalmamistir. Herkes 1000 bölünmüs bir durumdadir. Elinize saglik"cumhurbaskani" Sizi sözde Anadolu Kaplanlari sizi...
Arkadas emegin icin tesekkürler...
TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI !!!
EY TÜRK'ÜN BÜYÜK ATASI GAZI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !!!
Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız.
CUMHURBASKANLIGI YEMINI!!! Hatirlayalim vede yasananlarla bi kiyasliyalim.Yazik yazik
Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılâplarına ve lâik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.
TÜRK GENÇLİĞİNİN ANDI !!!
EY TÜRK'ÜN BÜYÜK ATASI GAZI MUSTAFA KEMAL ATATÜRK !!!
Her zaman, her yerde ve her durumda Atatürk ilkelerinden ayrılmayacağımıza, çağdaş uygarlığa geçmek için bütün zorlukları yeneceğimize namus ve şeref sözü verip, kendimizi büyük Türk Milletine adarız.
Türkiye siyasetinin önemli simalarından Yaşar Okuyan ülkücü harekette olduğu gençlik yıllarında yaşadıklarını “O Yıllar” kitabında anlattı. Okuyan piyasaya yeni çıkan kitabında o döneme ilişkin çarpıcı iddialarda bulundu.
Okuyan’ın en önemli hatıralarından biri Türkiye tarihinin en karanlık provokasyonu Kanlı Pazar’a ilişkin yaşadıklarıydı.
Yaşar Okuyan, Kanlı Pazar’a ilişkin anılarını Odatv’ye anlattı. Okuyan’ın iddiasına göre Kanlı Pazar’da şu anda Ankara’nın tepesinde bulunan bazı isimler de vardı.
İşte Yaşar Okuyan’ın Kanlı Pazar anılarından çarpıcı açıklamaları:
"Biz o tarihlerde Türkiye Milli Talebe Federasyonu’ndayız. Bu Federasyon, bizim yani ülkücü, milliyetçi diye nitelendirdiğimiz grubun yönetimindeydi. Milli Türk Talebe Birliği o tarihlerde, yani 1968 - 69’lardan bahsediyorum, daha ziyade İslami düşüncenin kontrolündeydi. Biz o tarihlerde onlara “ecmain” ismini vermiştik. Daha sonra bunlar kendilerini akıncılar diye adlandırdılar. Milli Türk Talebe Birliği de onların yönetimindeydi, fakat milliyetçi grup olarak biz de Milli Türk Talebe Birliğinin faaliyetlerine katılıyorduk. İstanbul kongresinde kavga çıktı. Sonra Kayseri’ye aldılar. O zaman Adalet Partisi hükümeti onlara destek veriyordu.
Kayseri’deki kongrede delegeler bile salona alınmadı. Tartışmalar çıktı ve yönetimi kaybettiler. Böyle bir sürecin içerisinde 1968 – 69 döneminde biz, Milli Türk Talebe Birliğindeki faaliyetlerin bazılarına katılıyorduk. Orayı ele geçirmek istiyorduk. O sürecin içerisinde bir gün bir söz ortaya atıldı; “Komünistler yürüyüş yapıyor, Taksim’i işgal edecekler, biz buna karşı eylem yapacağız” deniliyordu. Bu bilgiyi bize getirdiler. Biz de merak ettik. Ne yapacaklar, diye bir inceleyelim bakalım dedik. Cumartesi günü Milli Türk Talebe Birliği de, yine oralardan gelen arkadaşlarımız, yöneticiler, dediler ki, “grup olarak buraya kaç kişi katılır?” Federasyon’dan gelip bize sordular. Ne olacak, niye soruyorlar, dedim.
Sopa balyaları
“Orada kalabalık olunsun” denildi. “Kaç kişiyseniz size sopa dağıtacağız” dediler. Ben bu sefer daha da tedirgin oldum. O zaman arkadaşlara, “beş yüz kişi deyin” dedim. Katılacağımızdan değil de, “ne olacak” diye…
Yanılmıyorsam “cumartesi günü beşte temsili olarak Türk Talebe Birliği’ne gelin” denildi. Bizim arkadaşlardan yedi sekiz kişi gitti oraya. Şeref Efendi sokak var hemen Milli Türk Talebe’nin yanındaki sokaktı. Oraya iki kamyon yanaştı. Orada -sonradan çıktı tabii- sopalar çıktı balyalar halinde. Mavi kurdelalar…
Bizim çocuklara dedim ki, “Sopaları alın. Gitmeyeceğiz, ama gitmeyeceğimizi söylemeyin.” Sonra aynı yerde ayrıca bir mavi kurdele dağıtıldı. Kurdeleler ne olacak, diye sorduk. Dediler ki; bu mavi kurdeleleri Taksim’de komünistler meydana girerken yakanıza takın bu iki şeyi gösterir: Birincisi orada bir kargaşa çıkarsa siz birbirinizi tanımış olursunuz. İkincisi de -polislerin de bilgisi var- mavi kurdeleyi takanlar antikomünistler olacak. Nitekim biz ertesi günü oraya yedi sekiz kişi olarak gittik. Yani ülkücüler olarak katılmadık. Uzaktan bakıyoruz. En az yirmi otuz bin kişilik bir kalabalık vardı. Hatta sabah namazından sonra gelenler vardı. Fikir Kulüpleri Federasyonu da Gümüşsuyu’ndan giriş yaptı. Tam Marmara Oteli’nin önüne doğru geldiklerinde daha önce alanda ellerinde sopalarla bekleyenler, gelenlere hücum ettiler.
Şevki Eygi tahrik etti
Polis bakıyor, mavi kurdela varsa dost dokunmuyor, kurdele yoksa elindeki copla girişiyor. Biz de dedik ki kurdelelerimizi takalım, çünkü uzak olmamıza rağmen bir grup da bize doğru geliyordu.
Komünizmle mücadele dernekleri vardı. Onların birlikte organize ettiği bir şey. Bundan günler öncesinden de Mehmet Şevki Eygi diye bir gazeteci var. Gazeteden çağrılar yapıyordu. “Komünistler, Moskova uşakları geliyor, dinimize küfrediyorlar” gibi yazılarla belki 10-15 gün boyunca tahrik etmişti. Toplu olarak sabah namazları organize ediyordu. Böyle bir alt yapı oluşturulmuştu. ‘Kanlı Pazar’da, Hürriyet gazetesinde 6–7 sütunu kaplayan bir resim gözümüzün ödündedir hâlâ...
Bir şahıs oradaki sol görüşlü bir genci elinde bıçakla, polisin gözünün önünde öldürüyor ve polis seyrediyor. Katiyen müdahale etmediler. İki insanımız orada maalesef bu şekilde öldürüldü. Bu tabi çok derin iz bırakan bir olay. Ben Kanlı Pazar’ı kitlesel bir organizasyon olarak değerlendiriyorum ve bundan sonraki süreci çok önemsiyorum. Nitekim o hadiseden üç gün önce de polis 8 üniversiteyi bastı. Vedat Demircioğlu isimli bir kardeşimiz bir iddiaya göre polis tarafından dövülerek üst katlardan aşağı atıldı ve hayatını kaybetti. Bazılarının da kaçarken düştüğü iddiası var ama sonuç olarak polisin orayı basması sonucu maydana gelen bir mücadelede hayatını kaybetmiştir.
Kanlı Pazar’ın bakanları
Bu Kanlı Pazar olayında o tarihlerde acaba Milli Türk Talebe Birliği’nde aktif faaliyetlerde bulunanlardan; Ankara’da en tepe noktalarlarda bulunanlardan kimler var?
Bu sorunun cevabının ortaya çıkması lazım. Ergenekon soruşturmalarında her ne hikmetse her şeye bir bağlantı kurularak soruşturuluyor ama ‘Kanlı Pazar’ın hiç üzerine gidilmiyor.
Ümit ederim ki bu sorunun cevabını –ki bunlar kendilerini biliyorlardır- Ankara’nın en tepe noktalarında görev yapanlar verirler. O organizasyonlara katılmışlar mıdır? O pazar günü Taksim meydanında çağrılara uyarak yasal bir mitingi sabote etmek üzere gelenlere saldıranların arasında yer almışlar mıdır? Bu tornadan çıkmış sopaları taşımışlar mıdır? Yakalarına mavi kurdele takılması için kimlere bu talimatı vermişlerdir?
Mademki ‘Gladio’yu ve geçmişteki bütün olayları ortaya çıkaracağız bu soruların cevaplarının verilmesi lazım. Birazcık düşünülürse bu arkadaşlarımızın kimler olduğu ortaya çıkabilir.
Elbette isim verebilirim…
Ben şimdi 40 yıl önceki bir ismi elbette verebilirim. Ama isim verdiğim vakit karşı tarafın size ilk vereceği cevap “Hayır yalan söyleniyor,” olacaktır. Halbuki hükümetin inisiyatifinin dışında kalan medya bunların üzerine biraz gitse bunu Türkiye’nin gündemine taşımış oluruz. Gündeme taşınırsa da projektörler yanar, aydınlık ortaya çıkar.
Düşmanın uygulayacağı yeni taktiklere hazırlıklı olmalıyız. Onu yakından izlemeli, zekamızı kullanarak başvurabileceği olası yöntemleri değerlendirmeliyiz.
En değerli amaçlara çok zor ulaşıldığını unutmayın. Zafer kolay kazanılıyorsa, kendi isteklerinizin değerli olup olmadığını sorgulamalısınız.
Karşınızdakini kesinlikle küçümsemeyin.
Komutan arkadan gelirse, asla lider olamaz.
Zaferin temelinde, ne zaman ve nerede sorularının yanıtı yatar.
Soner Yalçın, “Bu Dinciler O Müslümanlara Benzemiyor” kitabında dünyayı ahtapot gibi saran Opus Dei (Tanrı’nın Eseri)adında bir cemaati anlatırken şunları yazıyor:
“Beş kıtada 475 üniversite ve yüksekokulu, 200 koleji vardı… 604 gazete ve dergiye sahipti… 52 radyo ve televizyon kanalı aralıksız yayındaydı…
Dünyayı böylesine ahtapot gibi saran bu cemaatin adı Opus Dei (Tanrı’nın Eseri) idi ve Madrid’de sıradan bir Katolik papazı olan Josemaria Escriva de Balaguer tarafından 2 Ekim 1928’de kuruldu.
Papaz Balaguer “müritlerini” genelde Katolikliğe sıkı sıkıya bağlı, varlıklı, iyi eğitim görmüş zenginlerden oluşturmaya gayret etti. Cemaat eğitim yoluyla seçkin önder elemanlar yetiştirmeyi hedefledi. Okullar açtı ardı ardına. Yetmedi, taşradaki başarılı çocuklar için yurtlar hizmete sokuldu.. Yetişen müritler devletin kilit yerlerine yerleştirildi.. Ve hep devlet desteği gördüler.. Cemaat için komünistlerle mücadele esastı. Bu nedenle İspanya iç savaşında Cumhuriyetçilere karşı faşist Franco’yu destekledi. Zamanla ülke dışında da “hizmete” başladı. Çünkü soğuk savaş dönemi başlamıştı. 1947’de Balanguer Vatikan’a çağrıldı ve “Papa Hazretleri’nin Yüksek Papazı” unvanı verildi. Opus Dei’nin iki anahtar sözcüğü vardı: “Hoşgörü” ve “Diyalog”!.. Bu iki kavramı kullanarak dünyanın çeşitli ülkelerindeki insanlara yakınlaştılar, konferanslar düzenlediler, okullar açtılar, TV-gazete satın aldılar. Adları duyulmamış aydınları ünlü yaptılar. Opus Dei özellikle İspanyolca konuşulan Latin Amerika ülkelerinde solu ezmek için aktif olarak kullanıldı. Şili, Arjantin, Paraguay, Uruguay ve Peru’da Opus Dei CIA ile hep başrolü paylaştı. Balanguer öldükten sonra azizlik mertebesine layık görüldü! Ancak Opus Dei kamuoyunda hep “Kutsal Mafya” olarak bilindi!..''
Bu satırlar size çok tanıdık birini anımsattı mı?... Hani, CIA ajanları Graham Fuller, Morton Abramowitz ve George Fidas gibilerinin verdiği destekle ABD'de oturma izni alan, 10 yıldan fazla bir süredir ABD'de yaşayan CIA'yla çok sıkı fıkı birini...
Uyanacağız, uyandıracağız... Bilinçleneceğiz, bilinçlendireceğiz... Ne ülkemizin , ne de bölgemizin zenginliklerini küresel haramilere ve onların uşaklarına yağmalatmayacağız, soydurtmayacağız... ENİNDE SONUNDA ALİ KEMALLER DEĞİL, MUSTAFA KEMALLER KAZANACAK...
Bu sabah itibariyle 3 yıldır youtube'da yayınladığım yukarıdaki video kaydı digiturk tarafından telif hakkı iddiasıyla yayından kaldırılarak silindi!
10 yıllık digiturk üyeliğimi iptal etme kararı aldım. Zaten blogspot'u kapattırmasıyla digiturk çok tepki almıştı. Ama yukarıdaki video digiturk platformunda yayın yapmayan bir kanaldan alınma ve arşiv görüntüleriyle digiturk denen platformun hiçbir yasal bağı olduğunu sanmıyorum.
Bence habere konu olan şahsın rahatsızlıkları nedeniyle video sildirilmiş olmalı.
Dediğim gibi digiturk üyeliğimi gerçekten kapatacağım. Yeter 10 yıldır sağıldığım.
Teledünya'ya geçiçem.
Müşteri hizmetlerinden şikayetime yeterli alakayı göremezsem turkcell hattımı da taşiyacağım.